• Evet efendim 19. günün son demlerinde, trenin durmasına 5 dakika kala bitiriyorum bu kitabı. Gerek sınavlar ve başka kitaplar okumam nedeniyle bu kadar uzun sürdü okumam sanırım. Kitabı okumadan önce bazı incelemeleri okudum, diyebilirim ki neredeyse %90'ı kitabı öve öve bitirememiş. Ben de yarım bıraktığım bu edebiyattan yoksun sayfalara tekrar başlama isteği duydum ancak sonuç hüsran oldu.

    Konusuna gelirsek, kahramanımız David Caine'in kumar masasındaki sahnesiyle başlıyor. Alfa deneyi olarak kullanılan Caine'in geleceği görebilme yetisi bazı kişilerin onun peşine düşme ve Ajan Nava'nın onu koruma çabalarıyla hikaye devam ediyor. Neredeyse her bölümde farklı bir karaktere odaklanıyoruz kitapta -biraz film etkisi yaratmaya çalışmış yazar sanki- bu farklı karakterlerin hikayeleri en sonunda birleşiyor tabi ki.

    Velakin basit bir dille yazılmış, sade ve her tür insanın anlayabileceği bu kitabın; kurgusu ne kadar güzel olsa da, bilimsel bazı argümanlarla desteklenmiş olsa da edebi bir değeri olduğunu düşünmüyorum. Zira bir Hollywood filminde hissettim kendimi. Gerek kitaptaki diyaloglar, gerek 007 James Bond filminden fırlamış aksiyon sahnelerinin yazıya dökülmesi bende beklediğim hissiyatı yaratmadı. Ben de çoğu kişi gibi diyorum ki : Alın bu kurguyu filmini ya da dizisini çekin on numara olacaktır. Ama metin üzerinde havada kalan bir hikaye oluyor. Ayrıca kitapta ara sıra sayfalarda yazan hesaplamalar sıkıyor. Sonuç olarak bu 470 sayfalık kitap bana göre bir zaman kaybı oldu.
  • Kitap önerebilir misiniz?
    Macera, aksiyon , fantastik , bilimkurgu, distopya hepsi olur
  • Bu adamın ( Günday yani,bu adam derken saygısızlık olarak algılamayın lütfen,okuduğum her eserinde biraz daha yaklaşıyor,biraz daha samimi oluyor,biraz daha arkadaş olarak görünüyor gözüme ) yazdığı her kitap beni şaşırtmaya,kendisine hayran bırakmaya devam ediyor.

    Kim ne düşünürse düşünsün yazdığı her kitap benim için yazılmış gibi değerli ve öğretici.

    Hakan Günday'la birlikte dolaşmadığım sokak,tanımadığım serseri,öğrenmediğim düşünce yapısı ve hayret etmediğim psikolojik tesbit kalmıyor,birikiyor,sanki Dante'nin Cehennem İlliüstrasyonu gibi kat kat yükselmeye devam ediyor.

    Günday kendisinin ve benim düşüncelerimin anarşisti,aykırı ama peşinden gidilesi adamı olmaya da devam edecek.

    Küçücük bir HİÇ'i koskoca müthiş lezzetli bir romana çevirip gözümüze ve gönlümüze sokan bir yetenek.Günday yazmaya devam ettiği müddetçe benim isyanım,asiliğim,uyanıklığım,öğrenme ve görme arzum katlanarak artacak.

    Hakan Günday'ı hepimiz az çok tanırız eserlerinin hangi sınıfa girdiğine ben hala karar verememiş olsam da (edebiyat ötesi olarak adlandırıyorum kendimce) okumaya hep devam edeceğim,çünkü bu tür yazar ve kitaplara açlığım okudukça artıyor.

    PİÇ romanı yine Psikolojik etkileri ile ön planda,yine derin karakter analizleri var.Bu eserde de yine hepimizin bildiği,gördüğü,çok yakınlarımızda şahit olduğumuz,belki de yaşadığımız hayatları irdeleyerek analiz etmemizi sağlıyor.Emin olun o 4 piç'in hayatı,düşünceleri,başlarından geçenleri okurken yine kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

    Bu romanda diğer eserleri gibi büyük bir ustalıkla,cümle cambazlığı ile adeta eşsiz bir toplum ve karakter analiz kitabı.Psikoloji,sosyoloji aklınıza toplum ve insanla ilgili hangi bilim dalı gelirse içinde barındıran,ama bir o kadar da basit görünen ancak yazılması okunması kadar kolay olmayan bir eser.

    Bu adam neyin nasıl tahsilini gördü ki,herkesin bildiği olayları,karakterleri,hayatları sanki hiç haberimiz yokmuş,hiç duymamışız,görmemişiz gibi analiz edip düşüncelerimizi dürte dürte yazıp yaşatırcasına bizlere sunabiliyor?Nasıl bir beyin yapısı,nasıl bir zekası var anlamıyorum.


    Günday bazı okur arkadaşlarımız için aykırı gelebilir ama hayatın birebir kendisini yazan,senin benim görmek ve düşünmek istemediğimiz ayrıntılarını büyük bir ustalıkla kaleme döken,bizi düşünmeye,sorgulamaya,merak etmeye iten zamane ve düşünce anarşisti.iyi ki varsın Günday ve iyi ki yazıyorsun.


    Bu Günday incelemesi benim için son,bir daha Günday kitabına inceleme yazmayacağım.Her okuduğum Günday kitabını bitirip arka kapağı kapadığımda yüzü gözlerimin önüne geliyor,adeta pis pis sırıtarak 'Okudun mu bu konuda daha önce böylesini?'diye sorduğunu duyabiliyorum ve hemen düşünmeye başlıyorum.Yokki Abi!Yok O konuda böyle yazan,gelmiyor aklıma.Var mı sizin tanıdığınız,bildiğiniz bir yazar Günday gibi?Çıkarayım şunun karşısına dövüştürelim(aksiyon olur en azından )

    BU SON GÜNDAY İNCELEMESİ! (Umarım....)


    Alıntı :

    Medeniyet duvarla başlar. Duvar örmek çeşitli amaçlar taşır.
    Bu amaçların ilki ayırmaktır: insanları, hayvanları, bitkileri ve
    şeyleri. Daha sonraki amaçlar içeride ya da dışarıda bırakmaktır:
    insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. Duvarlar örülür ve iki
    cephelerinde hayatlar gelişir. Duvarsız bir dünya günümüz insanı için cehennemdir. Medeni insanın ruhsal dengesini sonsuza dek kaybetmesine elektrik, kanalizasyon ya da iletişim sistemlerinin çökmesi değil, duvarların yıkılması neden olacaktır. Bu yüzden duvar ustalığı kapitalist anlamda ilk gerçek meslektir. Var olan en kalabalık, yarı gizli, güç dayanışması eksenli örgütün bu meslekten esinlenerek kendini vaftiz etmiş olması bir tesadüf değildir.Çünkü duvar, sıradan insanın tek garantisidir. Savunulması gereken ilk siperdir. Dünya üzerindeki mevcut düzenin devamı duvarların ayakta kalmasına bağlıdır. Elleri alçılı duvar ustalarından elleri paralı bankacılara kadar, duvarlar dünya nüfusunu gölgelerinde gizler. Ancak duvarın hangi tarafında olunduğuysa, hayat tarzını belirler. Geceyi sokakta geçirenlerse duvarların, dolayısıyla
    medeniyetin dışındadır. Çöp torbalarıyla aynı kaldırımda uyuyanlar duvarları delmek isteyenlerdir. Asla yıkmanın değil, ancak sadece geçebilecekleri kadar bir delik açmanın peşinde olan organik matkaplardır. Çünkü ister Sao Paulo'nun gecekondularında, ister Koumbala'nın ormanında, isterse de Malaga'nın sahilinde yaşasın, her insanın bir duvara ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın devamı ise pencerelerdir. Duvarın diğer tarafındakileri izlemek için inşa edilmiş saydam duvarlar.
  • - İnsanın yüreğinin toprağı daha taşlıdır; insan yetiştirebildiğini yetiştirir ancak.

    - Dr. Louis Creed'in ömrünü geçirdiği Chicago'dan Maine(Ludlow)'e ailesiyle birlikte(Eşi Louis, kızı Ellie ve oğlu Gage) taşınmasından sonra başına gelecek olanlardan habersizdir(Biz de öyle).

    - Taşındıkları ilk günlerde başlarına gelen ufak bir talihsizlikle birlikte sonraları tılsımlı anları birlikte yaşayacağı ve belki de kaderini değiştireceği kişi 'Jud' ile tanışmış olacaklar.

    - Zamanının büyük bölümünü komşusu Jud ile bira içerek geçiren doktorumuz gün geçtikçe daha bi samimi olacak ve belki de hayatında hiç yakalayamadığı kadar sıcak bir dostluğa adım atmış olacak. Dr. Louis bu komşusunun öğütlerini dinleyecek mi ? Yoksa başına buyruk mu hareket edecek?
    Bu soruların cevapları kitabın ilerki sayfalarında okuyacak kişilerin merak konusu olarak kalmaya devam edecektir.

    - Kitabın ilk sayfaları gayet akıcı bir halde şen şakrak aile ortamı, komşular, tanışma faslıyla geçerken doktorumuzun yeni taşındığı işyerindeki ilk gününde talihsiz bir olayla karşılaşmasıyla ortalık gerilmeye başlıyor. O sayfalar gerçekten beni de germeyi başardı doğrusu. Kitabın kalan bütün sayfalarını kapsayacak olan olaylar zincirinin her halkasında nefesinizi tutarak sayfaları çevireceğinizden emin olabilirsiniz. Zira ben öyle yaptım. Özellikle Hayvan Mezarlığında.

    - Oraya gittiğim ilk zaman fazla etkilenmedim ama yine de içten içe bir ürperti hissettim. Taa ki kahramanlarımızın daha ilerisine, eski Kızılderili mezarlığına gitmeye cesaret edene kadar. Oralarda tamamen bir tırsma bana hakim oldu diyebilirim. Ormanda yürürkenki kuru otların çıkardığı sesi duyuyor, dallar benimde kollarıma çarpıyor gibi hissediyordum. Yazar kendi hayal dünyasının göbeğine bizi de çekmeyi başarıyor. Bazı yerlerde gecenin sadece sayfaların içinde değil de benim de içime çöktüğünü hissettim. Bir an önce karanlıktan kurtulmalıyım diye düşündüm.

    - Kitabın son sayfalarına yaklaştığımızda finali getirecek olan olay bizi gerçekten derinden etkileyecek bir duygusallıkla işlenmiş. Böyle sayfaların olmasının, bende kitabı okurken daha fazla heyecan uyandırdığını fark ettim. Hiç beklemediğiniz bir anda bütün iskambil kağıtları yıkılıyor.

    - Kitabın dili sade ve akıcı. Kitabın bendeki baskısının kapağı bile içimi ürpertmeye yetmişti zaten. Bununla birlikte yazar bizi tatmin edecek derecede duygusallık, heyecan, aksiyon, korku ve dostluk serpiştirmiş kitabın içine. Keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Herkese tavsiye ederim.

    Bonus: İncelememi yazarken bir foto paylaşmak istedim.

    https://i.hizliresim.com/mMl274.jpg
  • İslâm, hayatî ihtiyaç ve vazifelerimizi, ahlâkî ve amelî diye ikiye ayırmaya kat'iyen müsaade etmez. İki şeyden birini seçme zaruriyeti vardır: Ya hak, ya bâtıl! İkisi ortasında bir durum veya derece yoktur. Bu sebeple İslâm, amel ve aksiyon üzerinde çok ısrar eder. Çünkü amel, ahlâkın ayrılmaz bir parçasıdır; ondan vazgeçilemez. Her Müslümanın, çevresinde olup bitenlerden kendini mes'ul tutması; her zaman ve her yerde hakkı ayakta tutmak ve bâtılı ortadan kaldırmak için cihadı kendine bir vazife telâkki etmesi gerekir.
  • Bu kitabın o kadar çok tanıtımı yapıldı ki artık okumak şart olmuştu. Beklentim de yüksekti açıkçası. Ancak hayal kırıklığına uğradım. Yazarın ilk kitabı olmasından dolayı mı bilmiyorum ama o aksiyon bir türlü gelmedi. İlk 300 sayfa o kadar ağırdı ki sayfalar ellerime yapıştı. Yani ilk 300 sayfa şöyleydi: "Ben bir katliamdan sağ kurtuldum moralim bozuk hadi Wild Turkey içelim." "Geçmişimi hatırlamıyorum hadi sevişelim." ya da "Lanet olası Çam Ev." Son 100 sayfa ise nispeten daha hızlıydı ve katil beklenmedik biri çıktı. Ama onun da cinayet işleme nedeni yeterli değildi. Konsantrasyonu yetersizdi. Belki beklentim çok yüksek olduğu için böyle oldu bilemiyorum.
    Kitabın konusuna gelince farklı zamanlarda ve yerlerde işlenmiş 3 katliamdan sağ kurtulan 3 farklı kadından biri birgün evinde ölü bulunuyor. İlk izlenim bunun bir intihar olduğu yönünde. Hikaye bu şekilde başlıyor.
    Meraklılarına tavsiye ederim tabi ama ben istediğimi pek alamadım.
  • Adam Fawer olay kurgularında bilimsel bilgi vermekten hoşlanıyor. Bu tutumu yer yere ilgi çekerken yer yer de insanı olaydan uzaklaştırıyor. Bu kitabında ben daha çok kurgudan koptum çoğu fizik kuralını anlamadan okudum. Buna rağmen beynen gerçekten yoruldugumu hissettim. Öte yandan kurgu çok güzel. Sonu gerçekten şaşırtıcı ve etkileyici. Sayfa sayısı bilmsel ve felsefik diologlardan bir nebze arındırmış olsa çok daha etkileyici olacağını düşünüyorum. Aksiyon sevenlere tavsiye ederim.