Bir başkasının varlığının böylesine farkında olmak garip bir şeydi. O kişiye bu kadar yakın, bu kadar acil bir ihtiyaç hissetmek, nitelikleri tanımlanamayacak bir ihtiyaç hissetmek, zevkli olmadığı gibi acılı da değildi. Yalnızca nihai bir ültimatom gibiydi. Dominique'in bu dünyada var olduğunu bilmek önemliydi. Onu düşünmek önemliydi. Bu sabah nasıl uyandığını, nasıl kıpırdadığını, vücudu hala Roark'a aitken, artık ebediyen Roark'a ait olacakken neler düşündüğünü...
Neyi beklediğini tanımlayamıyor, ona bir isim veremiyordu. Bir görüntü mü, bir insan mı, bir olay mı, onu da bilmiyordu. Tek bildiği, o şeyin niteliğiydi... Kirleten, küçük düşüren bir duygunun zevki.
Ne yazık ki pratik hayatta insan her zaman böyle kusursuz tutarlılık uygulayamıyor. Hesap edilemeyen duygu unsuru, insanda her zaman vardır. Soğuk mantık, bununla savaşamaz.
Dürüst bir binanın, tıpkı dürüst bir insan gibi tek parça ve tek inanç sahibi olması gerektiğini, o tekliğin onun hayat kaynağı olduğunu, var olan her nesne veya yaratık için aynı şeyin geçerli olduğunu, ufacık da olsa o fikre ihanet ettiği zaman yaratığın ölmüş sayılacağını anlattı. Dünyada soylu, yüksek ve iyi sayılan her şeyin mutlaka tutarlılığa sahip olması gerektiğini anlattı.
"Nice şeytanlar vardır ki… Meleklerin
kavuşmasına vesile olurlar.
Ve eğer isterlerse... Şeytanlar bile bir meleğe dönüşebilir.
Her şeyin aslı birdir çünkü."