Eğer edebiyatın herhangi gizemli bir gücü varsa, işte bu kesinlikle oydu bence. Bir okuyucunun farklı bir dönemden, farklı bir ülkeden, farklı bir milletten, farklı bir dilden ve farklı bir kültürden gelen bir yazarın eserlerinde kendine ait duyguları okuyabilmesi. Heine'nin yazdığı, benim çocukluğumda morgda şekerleme yaparken hissettiğim duygunun ta kendisiydi.
Kendime diyorum ki: "İşte edebiyat budur!"
Bu, benim hayatımda çok önemli bir andı. Bundan önce ışığın insan sesinden daha uzağa, sesin de vücut sıcaklığından daha uzağa yayıldığını sanırdım. Fakat yirmi dokuz yaşımın o gecesinde yanıldığımı anladım. Halk bir araya geldiğinde, sesleri ışıktan çok daha uzağa, vücut sıcaklıkları da seslerinden çok daha uzağa yayılabiliyormuş. Ve sonunda "Halk" sözcüğünü gerçekten anlayabilmiştim.
Bir insanla bir sözcüğün gerçekten buluşması için kimi zaman bir fırsata ihtiyaç vardır. Demek istediğim, her insan hayatında birçok sözcükle karşılaşır, bazı sözcükleri gördüğünüz ilk anda onu hemen anlarsınız, kimilerini ise bir ömür iyi geçinmenize rağmen hiç anlamamışsınızdır.
Kültür Devrimi'nden bugüne kadarki kırk yıllık sürede "Halk" sözcüğünün içi boşaltılmıştır Çin gerçekliğinde. Şimdi, Çin'de popüler olan ekonomik terminolojiye göre "Halk" sadece bir paravan şirkettir ve Çin farklı dönemlerde farklı içeriklerle onu kullanarak pazara girer.