Zaman, pencerenin önünde duran ince bir tül gibi ağır ağır kıpırdandı; düşüncelerim onunla birlikte dalgalandı. bir an, kalbimin en sessiz köşesinde saklanan korkularla yüzleştim, bir an sonra aynı yerde filizlenen umutlara tutundum. hayat dediğimiz şey, işte tam da bu geçişlerde anlam kazanıyordu: insanın kendi iç sesini duyabildiği, kalabalığın ortasında bile yalnız ama berrak kalabildiği o kısa, kırılgan anlarda.