• Yazarın ikinci ve son kitabı olan "Alfa ve Omega" adlı eserini okuduktan sonra okumaya karar verdiğim yazar Berk Yüksel ile beraber yazdığı ilk kitabı olan "VITRIOL - Yeni Çağın Şafağı" adlı eseri; yine yazarın/yazarlarımızın engin bilgi, birikim ve hayal gücü ile meydana getirdiği muhteşem bir eser. Kitabın önsözünde belirtildiği gibi bir "B'ilimkurgu" romanı. Bilim ve daha çok ilmin, birbiri ile iç içe geçmesi ile harmanlanmış güzel bir eser. Anlatım; altı farklı bölümden oluşmakta olup, içerik; altı farklı yer ve zamanda geçmektedir. Serinin ikinci kitabı olan "VITRIOL - Siyah Güneş"i merakla beklemekteyim.

    Ve bu kitapta da "Alfa ve Omega" da olduğu gibi birçok araştıracağım ve bende merak uyandıran konu var. Hayatımızda "Ben kimim?" "Neden varım?" "Nereden geldik?" "Nereye gidiyoruz?" gibi sorgu noktasına ulaştığımızda "Hakikat nedir?" "Hakikati arama çabası" gibi olgularla başbaşa buluruz kendimizi. Yazar Arda Öngören'de işte bu aşamada bizlere iki kitabıyla eşlik etmekte olup ve daha nice kitaplarıyla da eşlik edecektir.

    "Arayanları mı bulur 'hakikat'in kendisi?' veya 'hakikat'in kendisi' olduğunu mu bulur arayanlar?"(Alfa ve Omega) Bu soruyu birçok kişiye sordum, aldığım yanıt çok çeşitli oldu. Ben arayanların 'hakikat'in kendisi' olduğunu bulacağına inanan taraftayım. Hakikat'e giden yola, zahiri olanı terkedip batini olana yönelmekle yani iç'e; öz'e yönelmekle çıkılabilecektir. Öz olan "herşey"den "bütün" olan hakikati aramaktır amacı hakikati aramak çabası içinde olanın. Ve "bütün" olan hakikatin, öz olan "herşey"in içinde olduğuda doğrudur. (Bu kısım apayrı bir yorum ve yazı gerekmekte olup, bu kadarı ile yeterli görüyorum.)

    Tekrar kitaba dönecek olursam dil ve anlatım yönünden; yer yer ağır kalıp ve anlatımla karşılaştım, bu okumayı o noktalarda sıkıcı hale getirdi. Altı farklı bölüm içinde altı farklı yer ve zaman, doğal olarak konu ve karakterler açısından da karışık bir hale bürünmesine sebebiyet veriyor. Kitabı okuyacak olanlara tavsiyem; bir kağıda "1-A, 1-B" "2-A, 2-B" gibi bölümler başlığı altında yer, zaman ve kahramanları not etmeleri karışıklığı bir nebze olsun önleyecek ve anlatımı kolaylaştıracaktır...
  • Her namaz kılan ezeli ve ebedi gerçekliğin tek mümkün ifadesine ulaşan davranışı göstermiş oluyor. Her oruç tutan yaratılmış yaratıkların tek mümkün konumunun ne olduğunu belirtmiş oluyor. Her zekat veren dünya hapishanesinden kurtuluşun tek mümkün yolunu genişletiyor. Her kelime-i şehadet getiren Alfa ve Omega arasındaki, ilk ve son arasındaki hakikati ikrar ediyor.
  • Bu meclisi mutlu eden nimet, aşkın ben de hafif veya derin biçimde yazdığı her şeyin alfa'sı ve omega'sıdır.
  • " 'Gerçeklik üzerine düşünmen gerek' dedi Chiram. 'Gerçek ve gerçek olmayanı nasıl ayırabilirsin?'
    'Sanırım ayıramam...'
    'Zaten belki de bir ayrım yok. Bu ayrımı yapan zihin. Ruh ve beden arasındaki köprü olan zihin, hem madde hem de mana aleminde bulunur. Zihinde gerçeklik diye bir kavram olamaz."
  • "İnsan zihni de böyle bir etkileşime girer. Bir zihne 'düş'en 'düş'ünceler ile benzer 'düş'üncelere odaklanmış diğerleri birbirlerini etkilemeye ve dönüştürmeye başlar. Bu etkileşimde birlikte geçirilen süre arttıkça zihinlerin odaklandığı düşünceler de aynı frekanstaki titreşimler gibi eşleşmeye ve 'bir'leşmeye doğru yol alır. Yani aynı ortamda benzer düşüncelere odaklanan kişiler eğer sadece bu düşüncelere odaklanırsa belli bir zaman sonra 'hemhal' olmaya başlarlar. Denir ki; 'hemhal' olan kişiler artık konuşmadan dahi birbirleri ile iletişimdedirler."
  • "Sanatçılar düş kuran, tahayyül eden, hayallerini bir şekilde ortaya somut olarak koyma zorunluluğu hisseden, bir nevi anomali yaşayan insanlardı.

    Anomali negatif bir anlamda olan kelime değildi ama az olduğundan çok tarafından negatif algılanırdı.

    Tıpkı delilik gibi...

    Sanatçılar, deliler ve veliler aslında toplumdaki anomalilerdi. Aynı kaynaktan beslenirler; ilham, doğuş, vahiy aslında hep aynı kaynaktan gelmekteydi. Normal insan bu kaynağa uzak ve farklı frekansta olduğundan kaynağı algılayamıyordu. Bu durumu algılayarak onu yaşayanlara da farklı sıfatlar altında kimi zaman gıpta ile kimi zaman çekinerek, kimi zaman da alay ederek anomali olarak değerlendirip genel çerçeveye koyuyordu.

    Sanatçı ilham yoluyla kurduğu istemsiz ilişki nedeni ile neredeyse bir hasta gibi yaşardı. İçindeki fırtınaları, kurguları yani 'safra'yı en kısa zamanda atmalı ve dışa vurmalıydı. Bunu yaparken de aç kalması, perişan bir hayat sürmesi, acı çekmesi, toplumdan dışlanması onu asla etkilemezdi.

    Sanatçının zihni ve vücudu, bir nevi üst planlar tarafından araç olarak kullanılan bir obje gibi düşünülebilirdi. Sanatçının bu 'safra'yı atarken herhangi bir amacı, kaygısı ve beklentisi yoktu, olmamalıydı, olamazdı...

    Bu nedenle aslında alkış beklemez, övgüye gerek duymaz, 'safra'ları oluştuktan ve onlarla karşılaştıktan sonra ise bu 'eser'lerin ona doğup, ondan çıktığına inanamazdı. tıpkı bir annenin doğan bebeğini ilk defa görmesi gibi bir duyguydu bu...

    Sanatçılar, deliler ve veliler ayrı gruptadır; yaşadıkları hayat, hikmete ulaşabileme yolları, anlaşılamama, ifade edememe ve anomali olarak değerlendirilmeleri benzerlik gösterse de 'safra'yı dışavurumları farklıydı.

    Sanatçı üst âlemlere, planlara yaklaştıkça maddeden daha fazla kopacak ve manaya doğru seyahati hızlanacaktı.

    Sanatçı maddeden kopabilmek için deliler ve veliler gibi bir süre için onu 'Vesika Piscis' alanına yaklaştıran akıldan da uzaklaşmalıydı. Aslında akıl, aklı ve ötesini anlamak için önemli bir araçtı. Bir noktaya kadar olmazsa olmazdı ancak sonrasında gerçek bir ayak bağı olabiliyordu.

    Sanatçı, yaratıcının frekansına erişebilmiş ve onun sesi olmuş kişiydi. Düşünceleri, eylemleri ve safraları yani eserleri asla kendisine ait değildi.

    İçine doğanlar, ona dile getirenler tamamen yaratıcının sediydi; bu nedenle kadim gelenekte sanatçılar, deliler ve veliler yaratıcının yeryüzündeki temsilcileri olarak görülürdü."
  • "Sanatçı yaratmayı seçmez. Yaratılacak olan eser sanatçıya bir şekilde gelir ve tanrısal güç artık sanatçının zihnindedir."