• İlk başta okurken çok sıkıldığım, dilini çok sığ bulduğum bir kitaptı. Ancak 250. sayfalardan sonra hatta 300.sayfadan sonra elimden bırakamadığım çok güzel bir kitap. Türkiye'nin ilk kadın ressamlarından ve nü ressamlarından olan Nazım Hikmet'in eğitimli ve dünyalar güzeli annesi Celile anlatılıyor kitapta. Oğlu Nazım Hikmet 'i açlık grevinden ve hapisten kurtarmak için tüm çabasını ortaya döken anne, ela gözlü pars Celile. Geriye doğru giderek yaşadıklarını anlatan romanın anlatıcısı aynı zamanda romanın kahramanı olan Celile. Kendi hayatıyla beraber 1902 Selanik'inden başlayarak oğlu Nazım Hikmet'in doğumunu, eğitimini, Rusya'ya kaçışlarını, hapis hayatını, Pirayesini, Piraye'yi aldattığı aşkı dayısının kızı olan Münevver'ini, edebi yaşamını ve şairliğini de dinliyoruz Celile 'den. Bir de büyük aşkı, oğlu Nazım'ın şiir hocası Yahya Kemal var kitapta. Nazım Hikmet'in "Hocam olarak girdiğiniz eve babam olarak giremezsiniz." sözüyle Celile'yi terk eden ve Celile'nin acısını bir ömür boyu içinde taşıdığı aşkı Yahya Kemal var. Bunun dışında Osmanlıdan Cumhuriyete sosyal ve siyasi yaşama da ışık tutuyor kitap. Savaşları, göçleri, partileri, Kurtuluş Savaşını, kazanılan zaferleri hepsini bulabiliyorsunuz kitapta. Bir de akrabalık ilişkileri var ki çok şaşırttı beni. Örneğin Oktay Rıfat, Nazım Hikmet'in teyzesinin oğlu. Kurtuluş Savaşı komutanlarından Ali Fuat Cebesoy ise Celile'nin yani Nazım Hikmet'in annesinin teyzesinin oğlu (kuzeni). Benim gibi Nazım severler için müthiş bir kitap. Celile için yazılmış olsa da bir bakıma Nazım Hikmet'i taşıyor içinde kitap. Dilini bir roman için çok sığ bulsam da Nazım Hikmet için bile okunmaya değer bir kitap. Keyifli okumalar :)
  • Kemal Tahir’in Kurt Kanunu adlı eseri Mustafa Kemal Atatürk’e karşı tertip edilen İzmir Suikastını anlatıyor. Okumadım henüz, Milli mücadele ve Kurtuluş savaşımızı anlatan eserler sıraya koydum. Bu da o eserlerden yalnızca biri. O dönemi anlatan yazarlar, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samim Kocagöz, Tarık Buğra, Nazım Hikmet Ran, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Falih Rıfkı Atay, Celal Bayar, Kemal Tahir, Kemal Arıburnu, Reşat Nuri Güntekin, Fazıl Hüsnü Dağlarca..
  • "Biraz uzun olabilir fakat bilmeyenler okumalı. 5 dakikanızı ayırın lütfen."

    1937 yılında genç bir Harbiye öğrencisi, “hayran olduğu üstadı Nâzım Hikmet’i" ziyarete gelmişti. Öğrenci gittikten sonra' Nâzım'ı aldı bir kuşku. O genci polis göndermiş olabilirdi!

    Yoksa kendisine bir tuzak mı kuruluyordu? Heyecanlı yapısıyla hemen telefona sarılıp Emniyet Müdürlüğü'nü aradı. Öğrenciyi boşuna gönderdiklerini, kendisine tuzak kurma oyununun farkında olduğunu söyledi.

    İşte bu telefon, ünlü 1938 Harp Okulu davasının temelini oluşturdu ve Nâzım "Askeri isyana teşvik” suçundan uzun yıllar boyunca hapis yattı. Oysa bu suçlamayla uzaktan yakından ilgisi yoktu:

    Hapishaneden Atatürk’e şöyle bir mektup yazdı:

    "Türk Ordusu'nu ”isyana teşvik” ettiğim iddiasıyla 15 yıl ağır hapis cezası giydim. Şimdi de Türk Donanması’m “isyana“ teşvik etmekle töhmetlendiriliyorum. Türk inkılabına ve senin adına ant içerim ki suçsuzum. Askeri isyana teşvik etmedim. Deli, serseri, mürted, satılmış, inkılap ve yurt haini değilim ki bunu bir an olsun düşünebileyim. Askeri isyana teşvik etmedim.

    Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bîr şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilebilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim. Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu "inkılap askerini isyâna teşvik“ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır. Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizm'den ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına ant içerim ki suçsuzum."

    ***

    Bu mektup yazıldığında Atatürk Dolmabahçe Sarayı'nda son günlerini yaşıyordu. Mektup “Gelen evrak" listesine kaydedildi ve Nâzım'm yakını olan Ali Fuat Cebesoy tarafından Atatürk'e verilmesi ricasıyla, hastanın yanına girip çıkabilen Şükrü Kaya'ya iletildi.

    Ama o mektup hiçbir zaman Atatürk'e verilmedi, zaten bir Nâzım düşmanı olan Şükrü Kaya engel olmasaydı Nâzım büyük bir ihtimalle bağışlanacaktı. Çünkü Mustafa Kemal'in bağışlayıcı bir kişiliği vardı ama Şükrü Kaya'ların acıması yoktu.
    Kolektif
    Sayfa 25 - Bavul Dergisi, Sayı: 36, Zülfü Livaneli: Atatürk ve Nâzım Hikmet
  • Saygıyla sevgiyle anıyorum... 💖💖💖 🌹🌹🌹

    27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa'ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’nin ;

    Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak "Geri çekileni vururum" mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’ın ;

    Kütahya'nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin (Altay)’ın ;

    Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir'e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran miralay Behiç Bey’in ;

    İstanbul'dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa'nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım (Karabekir)’in ;

    İzmit ile Adapazarı'nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi'ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri (Özalp)’ın ;

    Birlikleri ile İzmit ve adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat (Cebesoy)’un ;

    Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılan albay Hüseyin Rauf (Orbay)’ın ;

    İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatı Kuva-yı Milliye'ye kazandıran Mirliva İbrahim Refet (Bele)’nin ;

    İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Müşir Mustafa Fevzi (Çakmak)’ın ;

    Harbiye'de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı'ndaki üst düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından "Hocam" diye hitap edilen, Büyük Taarruz'dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki (Subaşı)’nin ;

    Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’nin ;

    Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’nin ;;

    İnebolu'da bulunan cephanelerin Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye saran, bebeğine de sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’nın ;

    Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’nın ;

    Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’nin ;

    Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’nin ;

    Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engelleyen Yörük Ali Efe’nin ;

    Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’nın ;

    Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen istiklal madalyasını geri çevirerek "Ben madalya için değil milletim içim savaştım" diyen İpsiz Recep’in ;

    Kumardan hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir'deki vatan görevine başlayan İngiliz Kemal lakabıyla anılan Türk ajan Ahmet Esat (Tomruk)’ un ,

    Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’nın ;

    İşkence görmesine rağmen Karakol’un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende’nin ;

    Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’nın ;

    İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal’e;
    Sebahat’ın ;
    Zeliha’ın ;

    Darülfünunlu Saime’in ;

    12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’ın ;

    “Muharebe bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’in ;

    Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’in ;

    Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’nin;
    Nebile’nin ;

    Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe’nin ;

    Ödemişli Fatma’nın ;

    Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe’nin

    Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’nin ;

    Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’nin ;

    Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’nin ;

    Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’nın

    Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’nin ,

    Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’nin ;

    Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan Ayşe Çavuş’un ,

    Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’nin

    Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’un ....

    Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’in

    “Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan Mustafa Kemal’in

    Kutlu Tini şad , uçmağı Tanrı Dağları olsun ...
  • Bugün Büyük Taarruz'un bir gün öncesi. 26 Ağustos'ta başlayan o kutlu mücadelenin anısına...

    27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa'ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’a;

    Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak "Geri çekileni vururum" mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’e;

    Kütahya'nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin (Altay)’e;

    Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir'e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran miralay Behiç Bey’e;

    İstanbul'dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa'nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım (Karabekir)’a;

    İzmit ile Adapazarı'nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi'ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri (Özalp)’ye;

    Birlikleri ile İzmit ve adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat (Cebesoy)’a;

    Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılan albay Hüseyin Rauf (Orbay)’a;

    İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatın Kuva-yı Milliye'ye kazandıran Mirliva İbrahim Refet (Bele)’e;

    İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Müşir Mustafa Fevzi (Çakmak)’ye;

    Harbiye'de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı'ndaki üstü düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından "Hocam" diye hitap edilen, Büyük Taarruz'dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki (Subaşı)’ye;

    Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’ye;

    Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’ye;

    İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarman, bebeğinede sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’ya;

    Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’ya;

    Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’ye;

    Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’ye;

    Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engelleyen Yörük Ali Efe’ye;

    Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’a;

    Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen istiklal madalyasını geri çevirerek "Ben madalya için değil milletim içim savaştım" diyen İpsiz Recep’e;

    Kumardan hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir'deki vatan görevine başlayan İngiliz Kemal lakabıyla anılan Türk ajan Ahmet Esat (Tomruk)’a;

    Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’a;

    İşkence görmesine rağmen Karakol’un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende’ye;

    Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’a;

    İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal’e;
    Sebahat’e ;
    Zeliha’ya;

    Darülfünunlu Saime’ye;

    12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’e;

    “Muhabere bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’e;

    Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’e;

    Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’ye;
    Nebile’ye;

    Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe’ye;

    Ödemişli Fatma’ya;

    Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe’ye;

    Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’ye;

    Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’ye;

    Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’ye;

    Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’a;

    Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’ye;

    Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’ye;

    Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan Ayşe Çavuş’a;

    Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’ye;

    Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’a…..

    Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’e;

    “Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan Mustafa Kemal’e…

    Zafere, Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ne, Atatürk'ün evlatlarına, askerlerine selam olsun.
  • "kim milyoner olmak ister" yarısmasının mülkatında yapılan sınavda sorulan soru; cumhuriyet döneminde yasamış, bir ingiliz kadar ingilizce bilen, ingiliz kemal lakaplı kişi kimdir?
    a) kazım karabekir b) ali fuat cebesoy c)ahmet esat tomruk d) Atatürk e) cevat abbas gürer
    Cvp: C
  • Ali Fuat Cebesoy "Rusya'da yeni rejim kurulduğu sıralarda çarlar tarafından yaratılmış olan Türk-Rus düşmanlığına son vermek ve halklarımız arasında kardeşlik ve dostluk kurmak konusunda epeyce düşündük" diye yazıyordu. Ekim 1919'da Sovyet hükümetiyle gayri resmi ilişki kurmak için Halil Kut Paşa gönderildi.