• Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    1. (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler, Allah'a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin."

    2. Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.(1)

    (1) Tevekkül, tüm tedbirleri alıp, gerekenleri yaptıktan sonra, işin sonucunu Allah'a bırakarak ona güvenmek demektir.
    3. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.

    4. İşte onlar gerçekten mü'minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.

    5. Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.

    6. Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.

    7. Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va'dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.(2)

    (2) Âyette sözü edilen iki taife, Kureyş müşriklerinin Mekke'ye gitmekte olan silâhsız ticaret kervanı ile, Mekke'den Bedir'e doğru hareket etmiş olan Kureyş ordusudur. Müslümanlar, orduyla savaşmak yerine, kervanı basarak ganimet elde etmek istemişlerdi.
    8. Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah'ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.

    9. Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, "Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum" diye cevap vermişti.(3)

    (3) Burada Allah'ın yardımı bin melek aracılığı ile gerçekleşmiştir. Yoksa Allah Teâlâ dileseydi, tek bir melekle ya da aracısız olarak doğrudan doğruya yardım ederdi.
    10. Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    11. Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.

    12. Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına" diye vahyediyordu.

    13. Bu, onların Allah'a ve Resûlüne karşı gelmelerindendir. Her kim de Allah'a ve Resûlüne karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezası şiddetlidir.

    14. İşte şimdi siz tadın onu! Kâfirlere bir de cehennem azabı vardır.

    15. Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).

    16. Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!

    17. (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.(4) Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    (4) Bedir savaşında teke tek vuruşmalardan sonra Hz. Peygamber hücum emri vereceği anda Cibril'in talimatı üzerine yerden bir avuç toprak alıp Kureyş ordusunun üzerine doğru fırlattı ve "yüzleri kavrulsun" buyurdu. Müşrikler gözlerine giren tozları gidermekle meşgul iken Hz. Peygamber orduya hücum emri verdi. Savaş bilinen zaferle sonuçlandı.
    18. İşte durum bu: (Allah, mü'minleri güzel bir şekilde dener). Bir de Allah, kâfirlerin tuzağını zayıf düşürendir.

    19. (Ey inkârcılar!) Eğer fetih(5) istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.

    (5) Müşrikler savaşa çıkmadan önce Kâ'be'nin örtüsüne yapışıp, "Ey Allah'ım! Bu savaşta iki toplumdan doğru yolda olana yardım et, fetih nasip et" diye dua etmişlerdi.
    20. Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur'an'ı) dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin.

    21. İşitmedikleri hâlde, "işittik" diyenler gibi de olmayın.

    22. Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.

    23. Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.

    24. Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'ın ve Resûlü'nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O'nun huzurunda toplanacaksınız.

    25. Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.(6)

    (6) Bu âyette, müslümanların kötülüklere karşı cephe almada duyarlı olmaları emredilmekte, aksi takdirde azabın bütün toplumu kapsayacağı uyarısı yapılmaktadır.
    26. O vakti hatırlayın ki siz yeryüzünde güçsüz ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz.(7) Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz.

    (7) Bakınız: Nisâ sûresi, âyet, 98 ve ilgili dipnot.
    27. Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.

    28. Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.

    29. Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.

    30. Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke'den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.(8)

    (8) Âyetteki "Allah'ın tuzak kurması" ifadesi mecazî olup, "Allah'ın, kurulan tuzağı bozması" veya "tuzak kuranları cezalandırması" anlamını ifade eder. Müşrikler, Hz.Peygamber'in Medine'ye hicret edeceğini öğrenince, ona engel olmak için bir çare bulmak üzere, Dâru'n-Nedve'de toplandılar. Zira hicretin gerçekleşmesi hâlinde Müslümanlığın önü alınamayacak, pek çok menfaatleri bu sebeple yok olacaktı. Toplantıda, Hz. Peygamber'in hapsedilmesi, sürgün edilmesi ve öldürülmesi yönünde teklifler getirildi. Öldürmek kesin çözümdü. Ama Haşimoğulları'nın problem çıkarmasından çekiniyorlardı. Ebu Cehil, şöyle bir çözüm teklif etti: "Her kabileden bir genç seçelim, ellerine birer kılıç verelim, hepsi birden hücum edip onu öldürsünler. Böyle yaparsak, Haşimoğulları bütün kabileleri karşısına alıp bir hak dava edemez." Bu görüş kabul edilince, Cebrail durumu Hz. Peygamber'e haber vermişti. Hz. Peygamber, kendi yatağına Hz. Ali'yi yatırarak Hz. Ebubekir'le birlikte Mekke'den çıkmış ve hicreti gerçekleştirmişti. Âyette söz konusu edilen tuzak, işte müşriklerin bu planıdır. "Allah'ın tuzak kurması" kavramıyla ilgili olarak bakınız: Âl-i İmrân sûresi, âyet, 54 ve ilgili dipnot.
    31. Onlara karşı âyetlerimiz okunduğu zaman, "Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.

    32. Hani onlar, "Ey Allah'ım, eğer şu (Kur'an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir" demişlerdi.

    33. Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.

    34. Onlar Mescid-i Haram'dan (mü'minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah'a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.

    35. Onların, Kâ'be'nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise (ey müşrikler) inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.(9)

    (9) İslâm'a inanmayanlar Mescid-i Haram'da müslümanların ibadetine engel oluyorlardı. Onların bir kısmı kadınlı-erkekli Kâ'be'yi çıplak olarak tavaf ederken, ıslık çalıp el çırparlardı.
    36. Şüphe yok ki, inkâr edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. İnkâr edenler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.

    37. Allah, pis olanı temizden ayırmak, pis olanların hepsini birbiri üstüne koyup yığarak cehenneme koymak için böyle yapar. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

    38. Ey Muhammed! İnkâr edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır.(10)

    (10) Âyette, geçmişte küfre dönenlere uygulanan cezaların onlara da uygulanacağı ifade edilmektedir.
    39. Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.

    40. Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O, ne güzel dosttur; O, ne güzel yardımcıdır!

    41. Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a, Peygamber'e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah'a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir'de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize(11) inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

    (11) Bakınız: Âl-i İmrân sûresi, âyet, 123-124.
    42. Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü'minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    43. Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

    44. Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün işler Allah'a döndürülür.

    45. Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.

    46. Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

    47. Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır.

    48. Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler)(12) görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti.

    (12) Bakınız: Enfâl sûresi, âyet, 8-9.
    49. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, "Bunları dinleri aldatmış" diyorlardı. Hâlbuki kim Allah'a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    50. Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve "haydi tadın yangın azabını" diyerek canlarını alırken bir görseydin.

    51. (Ey kâfirler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir.

    52. Bunların durumu tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini inkâr etmişler, Allah da kendilerini günahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır.

    53. Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    54. Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helâk etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.

    55. Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, inkâr edenlerdir. Artık onlar iman etmezler.

    56. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir.

    57. Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.

    58. (Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik etmesinden korkarsan, sen de antlaşmayı bozduğunu aynı şekilde onlara bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.

    59. İnkâr edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar (sizi) âciz bırakamazlar.

    60. Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.

    61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    62,63. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah'tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü'minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    64. Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü'minlere Allah yeter.

    65. Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.

    66. Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah'ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir.

    67. Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.(13)

    (13) Bedir savaşı sonunda Resûlullah'a yetmiş tane savaş esiri getirilmişti. İçlerinde Peygamber'in amcası Abbas ile diğer amcası Ebu Talib'in oğlu Âkil de vardı. Hz. Peygamber, esirler hakkında yapılacak işlem için ashapla istişarelerde bulundu. Hz. Ebu Bekir, "Bunlar senin kavmin ve akraban. Onları öldürme. Onlardan fidye al. Tövbe edebilirler. Böylece mü'minleri de kuvvetlendirmiş olursun" demişti. Hz. Ömer ise, öldürülmelerini teklif etmişti. Nihayet, fidye alınması ve esirlerin serbest bırakılması benimsendi. Bunun üzerine bu âyet indi.
    68. Eğer Allah'ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye)den dolayı size büyük bir azap dokunurdu.

    69. Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    70. Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    71. Eğer sana hainlik etmek isterlerse, (bil ki) onlar daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı (sana) imkân vermişti. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    72. İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

    73. İnkâr edenler de birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız, yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozulma olur.

    74. İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.

    75. Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah'ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha lâyıktırlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  • *NÜZUL SIRASINA GÖRE KUR’AN’DAKİ EMİRLER VE YASAKLAR* *(207 Madde)*

    1) Kur’an okuyun! (Alak, 1)
    2) Kulluk görevlerinizi yerine getirmenizi engelleyenlere itaat etmeyin! (Alak, 19)
    3) Secde edin! (Alak, 19)
    4) İnkârcılara itaat etmeyin! (Kalem, 8-15)
    5) Sabırlı olun! (Kalem, 48)
    6) Geceleri değerlendirin! (Müzzemmil, 2-4)
    7) Allah'ın adını anın ve tüm benliğinizle O'na yönelin! (Müzzemmil, 8)
    8) Yalnız Allah'a dayanıp güvenin! (Müzzemmil, 9)
    9) Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun! (Müzzemmil, 20)
    10) Namaz kılın! (Müzzemmil, 20)
    11) Zekâtı verin! (Müzzemmil, 20)
    12) Allah'tan af dileyin! (Müzzemmil, 20)
    13) İnsanları uyarın! (Müddessir, 2)
    14) Her türlü pislikten uzak durun! (Müddessir, 4-5)
    15) Allah ile kul arasına girmeyin! (Müddessir, 11)
    16) Allah'ın adını yüceltin! (A'la, 1)
    17) Kur'an'la öğüt verin! (A'la, 9)
    18) Yetimi horlamayın! Yetimin hakkına dokunmayın! (Duha, 9)
    19) Bir şey isteyeni hor görmeyin! (Duha, 10)
    20) Dilenciyi azarlamayın! (Duha, 10)
    21) Allah'ın nimetlerini dile getirin! (Duha, 11)
    22) Sürekli faaliyette olun, çalışkan olun! (Inşirah, 7)
    23) Allah'ı anmaktan yüz çevirenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    24) Dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    25) Kendinizi temize çıkarmayın! (Necm, 32)
    26) Rabbinizden size indirilene uyun! (A'raf, 3)
    27) Allah'tan başka dostlar edinip peşlerinden gitmeyin! (A'raf, 3) 5
    28) Dini yalnız Allah'a özgüleyerek dua edin! (A'raf, 29)
    29) İbadethanelerde temiz ve güzel giyinin! (A'raf, 31)
    30) Nimetlerden faydalanın ama israf etmeyin! (A'raf, 31)
    31) Dualarınızı yalvara yakara, gizlice ve yapın! (A'raf, 55)
    32) Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! (A'raf, 56)
    33) Allah'a güzel isimleriyle dua edin! (A'raf, 180)
    34) Affetmeyi esas alın! (A'raf, 199)
    35) İyiyi ve güzeli emredin! (A'raf, 199)
    36) Cahillerden yüz çevirin! (A'raf, 199)
    37) Şeytandan Allah'a sığının! (A'raf, 200)
    38) Kur'an okunduğu zaman susun ve dinleyin! (A'raf, 204)
    39) Allah'ı benliğinizin içinden anın! (A'raf, 205)
    40) Allah'ı sesinizi yükseltmeden anın! (A'raf, 205)
    41) Allah'tan başkasına dua etmeyin! (Cin, 18)
    42) Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini anın! (Fatir, 3)
    43) Şeytanı düşman bilin! (Fatir, 6)
    44) Namaza sabırla devam edin! (Taha, 132)
    45) Ailenize namazı emredin! (Taha, 132)
    46) Günahkârların nasıl bir sona uğradıklarına bakın! (Neml, 69)
    47) Yeryüzünü gezip dolaşın! (Neml, 69)
    48) Allah'tan başka hiçbir varlığa kulluk etmeyin! (Isra, 23)
    49) Anne ve babaya çok iyi davranın! (Isra, 23-24)
    50) Akrabaya yardımcı olun! (Isra, 26)
    51) Düşküne yardımcı olun! (Isra, 26)
    52) Yolda kalmışa yardımcı olun! (Isra, 26)
    53) Harcamalarda orta yoldan ayrılmayın! (İsra, 29)
    54) Geçim kaygısıyla çocuklarınızı öldürmeyin! (Isra, 31)
    55) Zinaya yaklaşmayın! (Isra, 32)
    56) Cana kıymayın! (Isra, 33) 6
    57) Ahde vefalı olun! (Isra, 34)
    58) Ölçü ve tartıda dürüst olun! (Isra, 35)
    59) Hakkında bilginiz olmayan şeyin ardına düşmeyin! (Isra, 36)
    60) Kibirlenip böbürlenmeyin! (Isra, 37)
    61) Namaz sırasında sesinizi ne yükseltin ne de kısın! (Isra, 110)
    62) Göklerde ve yerde neler var araştırın! (Yunus, 101)
    63) Zalimlere eğilim göstermeyin! (Hud, 113)
    64) Hak dostlarını horlamayın! (En'am, 52)
    65) Dünya hayatının aldattığı kişilerden uzak durun! (En'am, 70)
    66) Dinlerini oyun ve eğlence haline getirenlerden uzak durun! (En'am, 70)
    67) Diğer dinlere ve inananlarına sövmeyin! (En'am, 108)
    68) Üzerine Allah'ın adı anılan şeylerden yiyin! (En'am, 118)
    69) Günahın görüneninden de görünmeyeninden de kaçının! (En'am, 120)
    70) Adil olun! (En'am, 152)
    71) Dini Allah'a has kılın ona kulluk edin! (Zümer, 2)
    72) Allah'tan ümit kesmeyin! (Zümer, 53)
    73) Kötülüğü en güzel tavırla savın! (Fussilet, 34-35)
    74) İhtilaflarla karşılaştığınızda hükmü Allah'a bırakın! (Şura, 10)
    75) Dinde ayrı düşüp fırkalara ayrılmayın! (Şura, 13-14)
    76) Dosdoğru olun! (Şura, 15-16)
    77) Resulullah’a ve ailesine sevgi, saygı gösterin! (Şura, 23)
    78) Allah'a kaçıp sığının! (Zariyat, 50)
    79) Gelecek hakkında kesin hüküm vermeyin! (Kehf, 23-24)
    80) Müminlerin yanlarında bulun! (Kehf, 28)
    81) Bilmediklerinizi bilenlere sorun! (Nahl, 43)
    82) Allah'ın emsallerini aramaya kalkmayın! (Nahl, 74)
    83) Yeminlerinizi bozmayın! (Nahl, 91-94)
    84) Nimetlere şükredin! (Nahl, 114)
    85) Uydurma haramlar icat etmeyin! (Nahl, 116) 7
    86) Hz. İbrahim'in dinine uyun! (Nahl, 123)
    87) Allah'ın yoluna çağrıyı hikmetle, güzel öğütle , güzel tartışmayla yapın!(Nahl, 125)
    88) Haksızlığa karşılık verirken ölçülü davranın! (Nahl, 126)
    89) Kendi ellerindeki parça parça bilgileri tek doğru sananlardan uzak durun!(Müminun, 52-54)
    90) Yalan sözden uzak durun! (Hac, 30)
    91) Allah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihâd edin! (Hac, 78)
    92) Sabır ve namaz ile yardım dileyin! (Bakara, 45)
    93) Sürüye dönüşmeyin! (Bakara, 104)
    94) Hayırlarda yarışın! (Bakara, 148)
    95) Kâbe'yi kıble edinin! (Bakara, 150)
    96) Helal yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    97) Temiz yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    98) Kısası uygulayın! (Bakara, 178-179)
    99) Ramazan ayını oruçlu geçirin! (Bakara, 183-185)
    100) Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin! (Bakara, 187)
    101) Birbirinizin mal varlığını haksız yoldan yemeyin! (Bakara, 188)
    102) Rüşvete bulaşmayın! (Bakara, 188)
    103) Sizinle çarpışanlara karşı meşru savunma hakkınızı kullanın! (Bakara, 190-194)
    104) Sahip olduğunuz nimetleri Allah yolunda paylaşın! (Bakara, 195)
    105) Yaptığınızı güzel yapın! (Bakara, 195)
    106) Kendinizi tehlikeye atmayın! (Bakara, 195)
    107) Barışı hep birlikte gerçekleştirin! (Bakara, 208)
    108) Şeytanın adımlarını izlemeyin! (Bakara, 208)
    109) Müşrik kadın ve erkeklerle evlenmeyin! (Bakara, 221)
    110) Hayızlı(Adetli) kadınlarla cinsel temas kurmayın! (Bakara, 222)
    111) Kadınlara cinsellik için yaklaştığınızda Allah'ın size emrettiği yerden gidin! (Bakara, 222)
    112) Yeminlerinizi bahane ederek iyilikten kaçmayın! (Bakara, 224)
    113) Namazlara özellikle orta namaza devam edin! (Bakara, 238)
    114) Dinde zorlamaya yapmayın! (Bakara, 256) 8
    115) Yaptığınız iyilikleri başa kakmayın! (Bakara, 264-266)
    116) Beğenip almayacağınız şeyleri başkalarına vermeye kalkmayın! (Bakara, 267-268)
    117) Faizden uzak durun! (Bakara, 275-280)
    118) Borçlanma işlemlerini yazıya geçirin! (Bakara, 282-283)
    119) Borçlanma işlemlerinde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    120) Alışverişlerinizde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    121) Şahitlikten kaçınmayın! (Bakara, 283)
    122) Allah'ın elçisine itaat edin! (Enfal, 1)
    123) Savaştan kaçmayın! (Enfal, 15-16)
    124) Allah'a ve Resulüne hıyanet etmeyin! (Enfal, 27)
    125) Cihatta, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın(Enfal, 47)
    126) Düşmanı savaştan caydırıcı önlemler alın! (Enfal, 60)
    127) Barış eğilimlerine olumlu karşılık verin! (Enfal, 60-61)
    128) İnananları bırakıp kâfirleri dost edinmeyin! (Ali Imran, 28)
    129) Hacca gidin! (Ali İmran, 96-97)
    130) Hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü engelleyen ekipler oluşturun! (Ali İmran, 104)
    131) Üzülüp gevşemeyin! (Ali Imran, 139)
    132) Yönetimde istişareyi esas alın! (Ali İmran, 159)
    133) Allah'tan korkun! (Ali Imran, 175)
    134) Savaşa hazırlıklı ve uyanık bulunun! (Ali İmran, 200)
    135) Kendinizi sürekli hesaba çekin! (Haşr, 18)
    136) Cuma namazı kılın! (Cuma, 9-10)
    137) Evlatlıklarınızı öz babalarına nispet ederek çağırın! (Ahzab, 5)
    138) Peygamberinizin şanını yüceltin! (Ahzab, 56)
    139) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Ahzab, 59)
    140) Mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; onları besleyin, giydirin, onlara güzel söz söyleyin.(Nisa , 5)
    141) Yetimleri kollayıp gözetin! (Nisa, 6)
    142) Kadınlarınızdan eşcinsellik yapanlara karşı dört şahit getirin! (Nisa, 15) 9
    143) Homoseksüellik yapan erkeklere eziyetle karşı çıkın! (Nisa, 16)
    144) Size haram kılınan kadınlarla evlenmeyin! (Nisa, 22-24)
    145) İntihar etmeyin! (Nisa, 29-30)
    146) Birbirinizin nimet ve imkânlarına göz dikmeyin! (Nisa, 32)
    147) Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve nihayet onları evden uzaklaştırın! (Nisa, 34)
    148) Araları açılan eşlerin barışmaları için iki hakem tayin edin! (Nisa, 35)
    149) Su bulamadığınız yerde teyemmüm ile ibadet edin! (Nisa, 43)
    150) Sarhoşken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    151) Cünüpken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    152) Emanetleri ehil olanlara verin! (Nisa, 58)
    153) Müslüman idarecilere itaat edin! (Nisa, 59)
    154) Zulme uğrayan insanlar için savaşın! (Nisa, 75)
    155) Şeytan dostları ile savaşın! (Nisa, 76)
    156) Selama kesinlikle karşılık verin! (Nisa, 86)
    157) Size selam verenlere "Sen mümin değilsin!" demeyin! (Nisa, 94)
    158) Hainlerin savunucusu olmayın! (Nisa, 105-107)
    159) Allah'a iman edin! (Nisa, 136)
    160) Peygamberlere iman edin! (Nisa, 136)
    161) İndirilen kitaplara iman edin! (Nisa, 136)
    162) Meleklere iman edin! (Nisa, 136)
    163) Ahiret gününe iman edin! (Nisa, 136)
    164) Allah'ın ayetleriyle inkâr ve alay edildiğinde orada oturmayın! (Nisa, 140)
    165) Zina eden kadın ve erkeği dövün! (Nur, 2)
    166) Zina edenler ancak zina edenlerle ya da müşriklerle nikâhlansın! (Nur, 3)
    167) İffetli kadınlara iftira edenleri dövün! (Nur, 4)
    168) İffetli kadınlara iftira atanların şahitliğini bir daha asla kabul etmeyin! (Nur, 4)
    169) Başkalarının evlerine izinsiz ve selamsız girmeyin! (Nur, 27-29)
    170) Bakışlarınızı denetim altında tutun! (Nur, 30-31)
    171) Irzınızı koruyun! (Nur, 30-31) 10
    172) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Nur, 31)
    173) Mümin kadınlar ziynetlerini yakınlarından başkasına göstermesinler! (Nur, 31)
    174) Hepiniz Allah'a tövbe edin! (Nur, 31)
    175) Evlenme durumuna gelenleri evlendirin! (Nur, 32)
    176) Hz. Peygambere hitabınız birbirinize hitabınız gibi olmasın! (Nur, 63)
    177) Mallarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    178) Çocuklarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    179) Mescitlerde, meclislerde yeni gelenlere yer açın! (Mücadile, 11)
    180) Allah'ın emirlerini tanımayanların getirdiği haberleri iyice araştırın! (Hucurat, 6)
    181) Müminler arası çekişmelere müdahale ederek barışı sağlayın! (Hucurat, 9-10)
    182) Müminler arası çekişmelerde şiddeti başlatan tarafla savaşın! (Hucurat, 9-10)
    183) Birbirinizle alay etmeyin! (Hucurat, 11)
    184) Birbirinize kötü lakaplar takmayın! (Hucurat, 11)
    185) Birbirinizde ayıp aramayın! (Hucurat, 11)
    186) Zandan, önyargılardan kaçının! (Hucurat, 12)
    187) Sizi alakadar etmeyen şeyleri araştırmayın! (Hucurat, 12)
    188) Birbirinizin gıybetini yapmayın! (Hucurat, 12)
    189) Kendinize ve ailenize sahip çıkın! (Tahrim, 6)
    190) Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabileceklere karşı tedbirli olun! (Teğabun,14-15)
    191) Yapmayacağınız, yapamayacağınız şeyleri söylemeyin! (Saff, 2-3)
    192) Allah'ın yardımcıları olun! (Saff, 14)
    193) İyilik ve takva üzere yardımlaşın! (Maide, 2)
    194) Düşmanlık üzere yardımlaşmayın! (Maide, 2)
    195) Haram etleri ve kanı yemeyin! (Maide, 3)
    196) Av hayvanları üzerine Allah'ın adını anın! (Maide, 4)
    197) Namazdan önce abdest alın! (Maide, 6)
    198) Cünüp olduğunuz zaman boy abdesti alın! (Maide, 6)
    199) Allah'a giden yol arayın! (Maide, 35)
    200) Hırsızın elini kesin! (Maide, 38-39) 11
    201) Zorda kaldığınızda Yahudi ve Hristiyanlara sığınmayın! (Maide, 51)
    202) Allah'ın helal bıraktığı şeyleri haram ilan etmeyin! (Maide, 87-88)
    203) İçkiden, uyuşturucudan, kumardan, putlardan, şans oyunlarından uzak durun!(Maide,90-91)
    204) Kâfirlerle olan nikâhlarınızı bitirin! (Mümtehine, 10)
    205) Allah'ın gazap ettiği bir toplulukla dostluk etmeyin! (Mümtehine, 13)
    206) Savaş sırasında bir müşrik size sığınırsa buna izin verin! (Tevbe, 6)
    207) Allah rızası için inşa edilmeyen mescitlerde bulunmayın! (Tevbe, 107-109
  • 1.Abese : “Yüzünü ekşitti.”
    2.Adiyat : Nefes nefese koşanlar
    3.Ahkaf : Yer adı
    4.Ahzab : Hizipler, gruplar, kabileler
    5.A’la : Yüce, büyük, kutlu
    6.Alak : Embriyo, ilgi, pıhtı
    7.A’li İmran : İmran ailesi
    8.Ankebut : Dişi örümcek
    9.A’raf : Cennetle cehennem arası bölge
    10.Asr : Çağ, asır, zaman
    11.Bakara : İnek
    12.BELED : Belde, kent, bölge
    13.BEYYİNE : Kanıt, belge, aydınlık
    14.BÜRUC : Burçlar
    15.CÂSİYE : Çöken, oturan
    16.CİN : Cin, görünmeyen varlık
    17.CUM’A : Cuma, toplanma, topluluk
    18.DUHA : Kuşluk vakti
    19.DÜHÂN : Duman, sis, pus
    20.EN’AM : Hayvanlar, davarlar
    21.ENBİYA : Peygamberler
    22.ENFÂL : Ganimetler, gelirler, vergiler
    23.FÂTIR : Yaratan, varlığın ilkelerini koyan
    24.FÂTİHA : Açılış, açan, özetleyen
    25.FECR : Şafak vakti
    26.FELAK : Tan yeri, yarılma, açılma
    27.FETİH : Fetih, açılış
    28.FİL : Fil
    29.FURKAN : Işıkla karanlığı, doğruyla eğriyi ayıran
    30.FUSSİLET : “Ayrıntılı yaptı”
    31.ĞAŞIYE : Bürüyen, örten, kuşatan
    32.HAC : Ziyaret
    33.HADİD : Demir
    34.HÂKKA : Geleceği kuşkusuz olan şey
    35.HAŞR : Haşir, toplama, diriltme
    36.HİCR : Bir topluluğun adı
    37.HUCURÂT : Hücreler
    38.HÛD : Hûd Peygamber
    39.HÜMEZE : Alaycılar, gıybetçiler
    40.İBRAHİM : Hz. İbrahim
    41.İHLÂS : Samimiyet
    42.İNFITÂR : Açılma, yarılma, parçalanma
    43.İNSAN (Dehr) : İnsan(Zaman)
    44.İNŞİKAK : Yarılma, ayrılma, kopma
    45.İNŞİRAH : Gönül ferahlığı, iç açılması
    46.İSRA : Gece yürüyüşü
    47.KAARİA : Şiddetle çarpan
    48.KADİR : Kadir Gecesi
    49.KAF : “Kaf” harfi
    50.KÂFİRUN : Kafirler
    51.KALEM : Kalem
    52.KAMER : Ay
    53.KASAS : Peygamberlerin hayat hikayeleri
    54.KEHF : Mağara
    55.KEVSER : Kevser havuzu, yoğun güzellik ve iyilik
    56.KIYAMET : Kıyamet
    57.KUREYŞ : Kureyş Kabilesi
    58.LEYL : Gece
    59.LUKMAN : Hz.Lokman
    60.MÂİDE : Sofra
    61.MÂÛN : Kamu hakkı, zekât, vergi
    62.MEÂRİC : Miraçlar, yükselme noktaları
    63.MERYEM : Hz. Meryem
    64.MUHAMMED : Hz.Muhammed
    65.MUTAFFİFÛN : Ölçü ve tartıda hile yapanlar
    66.MÜCÂDİLE : Hakları için savaşan kadın
    67.MÜDDESSİR : Örtüsüne bürünen
    68.MÜLK : Mülk , yönetim
    69.MÜMIN (Ğafir) : Mümin, (Affeden)
    70.MÜMINÛN : Müminler
    71.MÜRSELAT : Görevle gönderilenler
    72.MÜMTEHİNE : İmtihan eden
    73.MÜNAFİKÛN : İkiyüzlüler
    74.MÜZZEMMİL : Örtüsüne bürünen, köşesine çekilen
    75.NAHL : Balarısı
    76.NÂS : İnsanlar
    77.NASR : Yardım
    78.NAZİÂT : Çekip koparanlar, yay çekenler
    79.NEBE : Haber
    80.NECM : Yıldız
    81.NEML : Karınca
    82.NİSA : Kadınlar
    83.NÛH : Hz. Nûh
    84.NUR : Işık
    85.RA’D : Gök gürültüsü
    86.RAHMAN : Rahmeti bol olan
    87.RUM : Bizanslılar
    88.SÂD : “Sâd”harfi
    89.SAFF : Saf tutmak
    90.SAFFÂT : Saf bağlayanlar
    91.SEBE : Sebâ ülkesi
    92.SECDE : Secde
    93.ŞEMS : Güneş
    94.ŞUARA : Şairler
    95.ŞÛRA : Şûra, toplu denetim
    96.TÂHÂ : “Tı” ve “Ha” harfleri
    97.TAHRİM : Haramlaştırma, yasaklama
    98.TALÂK : Boşama, boşanma
    99.TÂRIK : Târık yıldızı, tokmak gibi vuran
    100.TEBBET : “Eli kırıldı.”
    101.TEĞABÜN : Aldatış ve aldanış
    102.TEKÂSÜR : Mal ve evlat çokluğunda yarış
    103.TEKVİR : Büküp dürme
    104.TEVBE : Tövbe
    105.TİN : İncir
    106.TÛR : Tûr dağı
    107.VÂKIA : Olan, ortaya çıkan
    108.YÂSİN : “Ya” ve “Sin” harfleri
    109.YÛNUS : Hz.Yûnus
    110.YÛSUF : Hz. Yûsuf
    111.ZÂRIYÂT : Tozutup savuranlar
    112.ZILZAL : Zelzele
    113.ZÜHRUF : Süs-Püs
    114.ZÜMER : Zümre
    NOT: Sureler harf sırasına göre yazılmıştır.
  • Hadis karşıtları ne yapmak istiyor?

    Yazar Profesör Dr Mehmet yaşar Kandemir..

    1.Hadis karşıtları Maide Suresi 3 ayeti 'bugün dininizi Kemale erdirdim'i öne sürerek hadise,sünnete ihtiyaç bulunmadığını söylüyorlar.Allahü Teala'nın peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Kuranı Kerimi açıklama görevi verdiğini hadis ve sünnetin bunu yaptığını görmek istemiyorlar.


    2. Allah'ımız Müslümanlara peygambere itaat etmeyi ona uymayı emrediyor,Ona itaatin kendisine itaat olduğunu belirtiyor. Bu ilahi emir, hadis ve sünnetin ortaya koyduğu hükmün Allah Teala tarafından konmuş olduğu gibi kabul edilmesi gerektiğini gösteriyor.


    3.Rabbimiz Peygamberimizi Alemlere rahmet olarak göndermiş, Miraç da ona kudretinin en büyük delillerinden bir kısmını göstermiştir. Efendimiz bir beşerdir ama herhangi bir beşer değildir.


    4.Rabbimiz efendimize Kuran'da olmayan konularda hüküm koyma yetkisi vermiştir. Sünnete sımsıkı sarılmamızı emretmiştir. Bize düşen onu kendimize rehber edinmek ve sünnetine dört elle sarılmaktır.


    5. Hadis karşıtlarının ileri sürdüğü gibi hadis ve Sünnet sonradan ortaya çıkmadı. Ashab-ı Kiram, Peygamberimizin hem sözlerini ezberlediler hem de hayatları boyunca onun gibi yaşamaya, onun gibi ibadet etmeye çalıştılar.


     6.sahabeler nazil olan ayetleri ve Peygamberimizin söylediği hadisleri öğrenip ezberlemeye önem verir,onun yanında nöbetleşe kalırlardı. Kendisinin duymadığını bile birbirlerinden duyup öğrenirlerdi sonra aralarında müzakere ederlerdi. Bir hadisi öğrenmek için uzun yolculuklara katlanırlardı.


    7.Hadisler Kuranı Kerim'de özet olarak verilen bilgileri açıklar,oradaki genel hükümleri belirgin hale getirir, manası kapalı olan ayetleri izah eder.


    8.Hicr suresi 9 ayette 'Elbette Zikri Biz indirdik ve Elbette biz onu koruyacağız' derken zikir hadis karşıtlarına sandığı gibi sadece Kuranı Kerim değildir. 20 ayrı manası vardır Kur'an Şeriati sünnet bunlardan üçüdür. Zikri islam şeriatı diye anlamak daha doğrudur.Çünkü Kur'an ve Sünnet  şeriattır.


    9. Allah'ımız Kuranı Kerim gibi hadisi şerifleri de korumuştur.Kur'an'ın tefsiri olan hadisi şerifler korunmamış olsaydı sahabe neslinden sonra gelen müslümanlar Allah'ın kitabını doğru dürüst anlayamazdı.


    10.Allah'ımız indirdiği 1 ayetin nasıl anlaşılması gerektiğini peygamberine vahyeder, O da bunu açıklayarak ümmetine bildirmiştir.

    Kuran'ı açıklamak bize aittir ayeti kerimesi bunu gösterir(kıyame Suresi 17 19 ayetler)


    11. "Kuranı Kerim ile birlikte Onun bir benzeri bana verilmiştir,cebrail bana geldi ve şunu haber verdi size iki şey bırakıyorum bir Allah'ını kitabı Kur'an diğeri peygamberin sünneti" şeklinde peygamber buyrukları hadis-i şeriflerin de vahiy edildiğini ortaya koymaktadır.


    12.Rabbimiz hadis ve sünneti İslam'ın ilk 3 nesli ve daha sonraki Büyük Hadis alimleri ile korumuştur.kıyamete kadar da hadis ve sünnetin koruyan kullar yetişecektir.


    13.Peygamberimiz bazılarınin kabaca söylediği gibi Postacı değildir. O getirdiği ayeti kerimeleri açıklayan ve müslümanlara dinlerini nasıl yaşayacaklarını uygulamalı olarak gösteren bir rehberdir.


    14.islam alimleri "Allah sana kitabı indirdi hikmeti verdi"ayeti kerimesinde ki( Nisa Suresi 113 ayet)'Hikmet' i sünnet olarak algılanmıştır.Buda Kuranı Kerimde olduğu gibi hadise, sünnete de uyulması gerektiğini gösterir.


    15."şunu iyi bilin ki bana Kur'an ile birlikte onun 1 misli daha verildi". hadisi Şerif'i hadis ve sünnetin Peygamber Efendimize vahiy edildiğini ifade eder.


    16.Peygamberimiz hayattayken Müslümanların arasında çıkan anlaşmazlıklarda hakemdi, vefatından sonra ise onun hadis ve sünnetin hakem olarak kabul edilecektir.


    17.Beni Nadir yahudilerinin kuşatılıp hurmalarının kesilmesi ve Resulü Ekrem'in hanımlarından birine sır vermesi ile ilgili ayeti kerimeler Peygamber Aleyhisselam'ın Kuranı Kerim dışında da vahiy geldiğini göstermektedir.


    18.Rabbimiz şayet peygambere itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz buyurmak suretiyle İslam şeriatını oluşturan ayeti kerime ve hadisi şeriflere itaat edilmesini istiyor.(Nur suresi 54 ayet)


    19.hadis karşıtları hadislerden dini hüküm elde edilmeyeceğini söylerken yine hadise dayanmaları tam bir çelişkidir ve bu sünnetin dinde delil olduğunu itiraf etmek demektir.


    20.Kuranı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde vahiy mahsulüdür.Bu sebeple onların arasında çelişki bulunamaz.


    21.hadisler ya da Kuranı Kerim'deki hükümleri destekler veya Kuranı Kerim'de özet halinde verilen bilgileri açıklar yahutta Kuranı Kerim'in hiç temas etmediği konularda hüküm koyar.


    22."Hükmü ancak Allah verir"ayeti bu konu ile ilgili değildir.Bu ayet bir an önce başlarını azap gelmesini isteyen kâfirlere cevap olarak nazil olmuş ve bu konudaki hükmü ancak Allahü Teala'nın verileceği belirtilmiştir.



    23. Kuranı Kerim'de bulunmadığı halde hadis ve sünnetin ortaya koyduğu hükümler Kuran'a aykırı değildir.


    24.hadislerin kurana arzedilmesini isteyenlerin asıl maksadı birçok hadisi Şerif'i devre dışı bırakmaktır.


    25.Kuranı Kerim anayasa hükmünde genel kaideler ortaya koyar,Sünnet ise Kuranı Kerim'in temas etmediği konulara hüküm verir.Böylece Kur'an ve Sünnet birbirini tamamlar.



    26. Hadis inkarcıları bazı hadislerin zamanla ve mekanla ilgili olduğunu zaman değişince o hadislerin hükmünde ortadan kalkacağını ileri sürmektedirler. Fakat müslümanların peygamber mirası olan hadis ve sünnete dört elle sarılmalları onları vazgeçilmez kılmakta zamanla ve mekanla ilgisini ortadan kaldırmaktadır.


    27.Müslümanlar müşkülleri nihayete erdirmek  için peygamberin sağlığında onun şahsına vefatından sonra da sünnetine başvururlar.


    28.toplumun düzenini sağlamak için Peygamberimizin ortaya koyduğu bir esası yine o kaldırabilir. Onun vefatından sonra zaman değişti diye onun koyduğu bir sünneti kimse kaldıramaz.


    29.Hz Ömer'in "peygamber Aleyhisselam yapmıştır,biz onun bu sünnetini terk etmek istemeyiz" demesi remel sünnetinin zamanla ortadan kalkmayacağını göstermiştir.


    30.Allah Teala erkekleri sakallı olarak yarattığı için onlar rablerinin kendilerine münasip gördüğü şekli benimsemelidirler, peygamber Aleyhisselam de erkeğin kadına benzemesini doğru bulmamış karşı cinse benzeyenleri sert bir dille eleştirmiştir,sakal kesmek Allah'ın yarattığı şekli değiştirmektir. Peygamberler ve diğer İslam büyükleri sakallarını kesmemişlerdir. Sakal yüz derisinin kurumayıp nemli kalmasını sağladığı için de faydalıdır.


    31.İslam dini akla büyük değer vermiş fakat onun başında buyruk hareket etmesine doğru bulmamış aklın dizginini şeriatin idaresine bırakmıştır.Çünkü akıl kendini son derece geliştirirse bilgisine en üst düzeye çıkarsa bile yine de her şeyi bilemez ve kavrayamaz. Mesela Peygamberlere verilen mucizelerini izah edemez,ruhun mahiyetini, meleklerin ve cinlerin nasıl varlıklar olduğunu bilemez.


    32.insanların akılları anlayışları ve kavrayışları birbirinden farklıdır. Hiçbir akıl dayanılmaz değildir.İşte bu sebeple insan vahiy ile beslenen ve kararların dayanılmayan üstün bir kudretin eseri olan şeriata teslim olmak zorundadır.


    33.Kuranı Kerim'in birçok ayetinde belirtildiği gibi hadis ve sünnet aklın değil Vahyin ürünüdür. Zaten Allah'ın resulü de kendisine Kuranı Kerim'in yanı sıra Onun bir benzeri olan hadis ve sünnetin verildiğini bildirmiştir.


    34.Resulullah ileride meydana gelecek Tarihi olayları,keşifleri, ahiret alemi ile ilgili haberleri vermesi aklın çok üstünde olan ilahi vahiy ile beslendiğini gösterir.


    35.peygamber efendimizin en hayırlı insanlar diye övdüğü ashab-ı Kiram tabiin ve tebei tabiin nesilleri hadis ve sünneti hep akıllarının ve şahsi görüşlerinin önünde tutmuşlardır.


    36.Rabbimiz Peygamberimize gaybı bilmediğini ve sadece kendisine vahyedilene uyduğunu söylemesini emrediyor.Bu ilahi emir bile hadis ve sünnetin vahiy kaynaklı olduğunu gösterir. Her Müslümanın da bunu böyle kabul etmesi gerekir.


    37.Medine'li alimler kesinlikle hadis uydurma almışlardır.Zira onların arasında peygamber adına yalan uydurmayı küfür sayan,hadis uyduranların tövbesinin kabul edilmediğini inanan alimler vardır.


    38.Medine'nin ünlü Alim said İbni müseyyeb son derece Mut'taki idi.Emevi Valisi ona pek çok haksızlık yaptı. Buna rağmen o emevilere hakaret ve beddua etmedi, onları Allah'a havale etmekle yetindi. Bu ünlü alimin hadis uydurduğuna dair en küçük bir belge yoktur.


    39.Ehlibeyt hakkında hadis uyduranlar Medineli alimler değil aşırı şiilerdir. Medineli alimler onların bu tutumları ile hep mücadele etmişlerdir.


    40.muhaddisler halifelerin Sarayı'na gidip gelen ve onlardan hediye alan ravilerden hadis rivayet etmezdi. Bazı alimler ise yöneticilere nasihat etmenin alimlerin görevi olduğu inancı ile onların yanına gider sorularına cevap verir ve gerektiğinde uyarılardi 


    41.Emevi ve Abbasi halifeleri bazı şii tarihçiler aksini ileri sürse bile kendi lehlerine hadis uydurtmadılar.İmam Malik, el-muvatta'sini abbasiler devrinde kaleme aldığı halde Emevi Halifesi Abdülmelik İbni mervan'ın bazı hükümlerine bu eserinde yer verdi.


    42.Hadisler ileri sürüldüğü gibi halifelerin Sarayı'nda tedvin edilmedi. Öyle olsaydı zalim halifeleri ahiret azabı ile tehdit eden ve onların karşısında hakkı söylemeye teşvik eden birçok hadis,o hadis kitaplarında yer alır mıydı?


    43.ulul emre itaat etmeyi emreden hadise bakarak bunların uyduru.lduğu söylenemez Zira ulul emre itaat Kuranı Kerim'de de emredilir ayrıca halifeye itaat edilmesi ve fitneden uzak durulması yöneticilerin çok yöneticilerden çok halkın huzuru için gereklidir.


    44.İslam alimlerini yöneticileri memnun etmek için hadis uydurmakla suçlamak edep ve ahlak dışıdır devrin bütün halifelerini de dini umursamayan kimseler olarak göstermek en hafif mana ile ölçüsüzlüktür.


    45.Sahabe,tabiin ve daha sonraki Müslümanlar Ebu Hureyre Radıyallahu Anhayı tıpkı Peygamber Efendimiz'in yaptığı gibi künyesi ile çağırdıkları için onun ismi adeta unutulmuştur.Onun gibi sadece künyesi ile bilinen başka sahabiler de vardır.


    46.Ebu hureyrenin mükerrerleriyle birlikte 5374 tekrarsız 1579 rivayetinin bulunması,ondan Asaf ve tabiinden 800 kadar şahsiyetin hadis rivayet etmesi, İmam Buhari,zehebi İbni Hacer, El askalani gibi ünlü şahsiyetlerin eserlerinde ondan çokça hadis rivayet edip bahsetmesi bu ünlü sahabinin hayali bir şahsiyet olmadığını gösterir.


    47.Ebu Hureyre Radıyallahu Anhin dünyalık için Müslüman olduğunu söylemek insafsızlıktır. O daha kendi kabilesiydeyken İslamiyeti kabul etti. Medine'ye geldikten sonra da yokluk içinde yaşadı. O dünya malında gözü olmadığını sırf hadisleri ezberlemek için karın tokluğuna Resulullah'ın dizinin dibinden ayrılmadığını söylerken gerçeği dile getirdi.



    48.Ebu Hureyre Hicret'in 7. Yılında Hayber'in fethi sırasında efendimizin yanına geldi 4 yıl boyunca ondan ayrılmadı ve kendisinden duyduğu hadisleri ezberlemeye gayret etti bu sebeple de en çok hadis rivayet eden sahabe oldu. peygamberimiz ile beraber gazveleri katıldı daha sonra yapılan İslam fetihlerinde bulundu ve cihadı hiç bırakmadı.



    49.Peygamber Efendimiz Ebu Hureyreyi bahreyne sürmemiş.Onu ilk defa oraya İslam dininin öğretmesi ve fetva vermesi için, iki defa da oraya toplanan vergileri Cizre'ye getirmesi için göndermiştir.


    50.Ebu Hureyre Peygamberimizin sevdiği ve değer verdiğim Mut'taki ibadete düşkün insanlarla iyi geçinen yumuşak huylu mütevazi bir insandı 



    51.Hz Ömer bütün valilerine yaptığı gibi Bahreyn Valisi Ebu hureyre'nin mallarından bir kısmına el koymuş fakat tahkikattan sonra onun emanete hıyanet etmediğini görmüş malını kendisine iade etmiş,onu tekrar Vali yapmak istemiş,fakat Ebu Hureyre bunu kabul etmemiş.Bu da onun mal ve mevki meraklısı olmadığını göstermektedir.



    52.Ebu Hureyre Radıyallahu Anhayi küçük düşürmek isteyen kötü niyetli kimseler hadis alimlerinin güvenilir bulunmadığı bazı kitaplardaki asılsız haberlere dayanarak onu suçlamaya yeltenmişlerdir.Bu aziz sahabi,Ashabı güzinin ve ehlibeytin değerini bilir ve onlara layık olduğu şekilde saygı gösterirdi.Peygamberimizin evdeki halleri ile ilgili olarak Hz Aişe'nin verdiği bilgileri önemser ve onun bu tür konuları herkesten iyi bildiğini söylerdi.



    53.Hz Ömer'in Ebu Hureyre Radıyallahu Anhayı kamçı ile vurduğuna dair bir Rivayet var.Fakat bu rivayetin senedinde güvenilmeyen biri bulunduğu için rivayet son derece zayıftır.


    54.Hz Ömer hadislerin yanlış anlaşılabileceği endişesiyle çok hadis rivayetine taraftar değildi.İşte bu sebeple çok hadis rivayet edenleri az rivayet etmeye teşvik ederdi. Ebu Hureyre Radıyallahu anh'ın hafızasının sağlam olduğunu görünce onun hadis rivayet etmesine engel olmadı.



    55.bazı  bidatçılar Hz Osman ve Hz Ali'nin Ebu Hureyre radıyallahu anhı çok hadis rivayet etmekten engellediğini uygun,durmuşlardır böyle bir rivayet güvenilir hiçbir kaynakta yoktur.


    56.Abdullah ibni Ömer Radıyallahu anhüma ya tarla beklemesi için köpek beslenebileceği sorulduğunda Ebu hureyre'nin bir rivayeti bulunduğunu söylediler.O da Ebu hureyre'nin tarlası var o bu konuyu daha iyi bilir dedi Ebu Hureyre düşmanları Onun bu sözünü tarlası olduğu için, bu rivayeti Ebu Hureyre uydurmuştur şeklinde nakletmekten utanmamışlardır.Üstelik daha Sonraları İbni Ömer'in bu hadisi Aynen Ebu Hureyre gibi rivayet ettiğini de görmezden gelmişlerdir.



    57.Ebu Hureyre efendimizin vefatından sonra hicri 58 yılına kadar tam 47 yıl boyunca hadis rivayet etmiş ve fetva vermiştir. Hem derin ilmi hem de Resulullah'ın yakın ilgisine Mazhar olması sebebiyle Ashap ve tabiin neslinden üstün saygı görmüştür.



    58. Ebu Hureyre ölçülü şakalar yapardı onu bu yönüyle vurmak isteyenler Ebu hureyrenin ravinin adaletini zedeleyecek ölçüde şaka yaptığını iddia etmişlerdir.



    59.hadis karşıtları Ebu hureyre'yi midesine düşkün olarak göstermek için kötü bir senaryo yazmışlar.Muaviye Bin Ebu Süfyan'ın 'madire' yemeğini yemek için onun yanına gittiğini ama Hz Ali'nin arkasında namaz kıldığını söylemişlerdir. Ne tuhaf ki Muaviye Bin Ebu Süfyan Şamda, Hz Ali'nin Irak da bulunduğunu,hiçbir zaman bir araya gelmediklerini görmezden gelmişlerdir.



    60.Ebu hureyre'nin menfaati için Emevi yanlısı  olduğunu ileri sürenler onun Medine Valisi Mervan İbni hakemi bazı yersiz davranışları yüzünden eleştirdiğini,Ayrıca Emeviler yönetimi ele almadan önce maddi refaha sahip olduğu için emevilerden bir eklentisi olmadığını dikkate almamışlardır.



    61.Ebu Hureyre Ehlibeyt muhibbi olduğu ve Hz Ali'nin faziletine dair hadisler rivayet ettiği bilinmektedir, hal böyleyken onun hz.ali aleyhine hadis uydurduğu iddiası ne kadar doğru olabilir.



    62.hadis karşıtları Ebu hureyrenin emirlerden korktuğu için bazı hadisler rivayet etmediğini söylüyorlar.Hz Hasan'ın dedesinin yanına defnedilmesine İzin vermeyen Medine Valisi mervana sen ve vali değilsin Vali başkasıdır.( Muaviye Bin Ebu Süfyandır) sen onu memnun etmek için böyle yapıyorsun diye çıkışan biri Emevi emirlerinden niçin korksun?



    63.bir kimseye bildiği bir konu sorulunca cevap vermezse kıyamet gününde ağzına ateşten bir gem vurulur hadisi şerifini rivayet eden Ebu Hureyredır ama o bazı hadis rivayet ettiği takdirde fitne ve fesat çıkacağını insanların bundan zarar göreceğini düşünmüş ve tedbirli davranmıştır.



    64.Ebu Hureyre Peygamberimizin yanında 4 yıla yakın bir süre kalmış Bu esnada kendini tamamen hadis rivayetine vermiş duyduğu hadisleri unutmaması için Allah'ın Resul'ünün duasını almış, bu sebeple de çok hadis rivayet etmiştir.


    65.Hulefa-i raşidin devlet işleri ile de ümmetin dertleri ile de uğraştıkları için bir de Ebu Hureyre gibi uzun süre yaşamadıkları için onun kadar çok hadis rivayet edememişlerdir.


    66.Abdullah ibni Amr İbni as, Ebu Hureyre'den çok hadis yazmıştır.Ancak o hadislerin çok rivayet edildiği Hicaz mintikasından uzakta Mısır ve Şam gibi yerlerde yaşamış. Bu sebeple yazdıklarını Ebu Hureyre kadar rivayet etme imkanı bulamamıştır.



    67. İbni Ömer Radıyallahu anhüma ileri sürüldüğü gibi Ebu Hureyreyi çok hadis rivayet etmekle suçlamamış aksine onun herkesten fazla Resulü Ekrem ile birlikte bulunduğunu,hadisi şerifleri en iyi ezberleyen sahabinin o olduğunu söylemiştir.


     68.Ümmi olmak Yani okuma yazma bilmemek Arapların bir özelliği idi. Onlar duyup öğrendiklerini ezberlemeye ağırlık verdikleri için hafızaları son derece güçlenmiştir. Bu da hadis ravileri için kusur değil meziyet olmuştur Ebu Hureyre de bu meziyeti sebebiyle pek çok hadis hafızasında kurmuştur.



    69.Ebu Hureyre Radıyallahu Anha sara hastası olduğu için değil açlık yüzünden zaman zaman bayılmıştır.Peygamber Efendimizin vahiy esnasında yaşadığı ve halini Sara diye göstermeye çalışanlar Ebu hureyrenin rivayetlerine gölge düşürmek için böyle bir iddiayı icat etmişlerdir.


    70.Ebu Hureyre Radıyallahu Anh Yahudi iken İslamiyet ile şereflenen Mut'taki ve sika bir tabiin alimi olan ka'bu'l-Ahbar'dan bazen onun naklettiği bir kıssayı rivayet etmiştir.Peygamber Efendimizin izin verdiği ölçüde diğer sahabeler gibi israiloğullarından da rivayette bulunmuştur. Onun rivayetlerinin hep İsrailiyat kıssaları olduğunu söylemek büyük infazsızlıktır.



    71.Bir müslüman bazı hadisleri anlamakta zorlandığı zaman bu hadisi akla uymuyor diye ona reddetmek yerine insan aklının her şeyi kavramayağacağını hatırlanmalıdır.


    72.Tıp ilmi geliştikçe bazı hadisler Özellikle de sineğin bir kanadında hastalık diğer kanadında şifası bulunduğunu belirten hadisi şerif daha iyi anlaşıldı. Bu tür hadisi şerifleri reddetmek yerine onları ya iyice araştırmalı veya bu hadisleri benim ilahi vahye mazhar olan Peygamberim söylemiştir diye kabul etmelidir. 


    73.şayet İsrailoğulları olmasaydı et kokmazdı hadisi şerifini akıldışı bulmak ve onu rivayet için Ebu Hureyre suçlamak haksızlıktır.Allahu Teala israiloğullarına her gün bıldırcın eti göndermiş ve onu biriktirmemelerini emretmiş fakat onlar eti biriktirdikleri için tabi olarak et korkmuştur.



    74.Havva olmasaydı kadın kısmı da kocasını aldatmazdı" hadisinde cinsel anlamda aldatma söz konusu değildir Bu aldatma şeytanın hilesine kapılıp yasak ağacın meyvesinden yemek için eşine telkinde bulunup onu yanıltması anlamındadır.



    75.az bir yemeğin peygamber efendimizin duası ile çoğaldığında dair hadisi şerifler bütün hadis kitaplarında yer almıştır. Bu hadisleri sadece Ebu Hureyre değil onlarca sahabi rivayet etmiştir.



     76.Allah Teala'nın resul-i Ekrem'e peygamberliğini ispat etmesi için lütfettiği mucizelerden bahseden hadisi şerifleri garip acayip diye nitelemek gerçekten gariptir.Kuranı Kerim'de diğer Peygamberlere verilen mucizeleri kabul eden birinin böyle bir iddiada bulunması anlaşılabilir bir şey değildir.



    77.Allah'ın izin verdiği kimselerin kıyamet günü şefaat edecekleri Kuranı Kerim'de haber verilmişken efendimizin kıyamet gününde ümmetine şefaat edeceğini belirten Sahih Hadisler niçin gerçeği yansıtmamasın?



    78.yöneticiler kureyştendir hadisine dil uzatanlar onu rivayet ettiği için Ebu hureyreyi de suçluyorlar. O devirde Kureyş Kabilesi diğer kabilelere göre en güçlü en iyi itibarlı en şerefli Ve taraftarları en çok olan bir kabile idi Arap kabileleri de bir yöneticide bu özellikleri arıyordu Peygamber Efendimiz güçlü ve huzurlu bir yönetim için bunu gerekli gördüğü yönetimle ilgili sosyolojik bir gerçeği ifade eden bu sahih hadisi Şerif'te Onun ravisi olan Ebu Hureyreyi tenkit etmek tutarsızlıktır.



    79.İmam Buhari bugün Özbekistan Cumhuriyeti'nin sınırları içinde bulunan Buhara'da doğdu. İran asıllı değildi,hadis karşıtlarının ileri sürdüğü gibi o İran İmparatorluğu'nu yıktıkları için Müslümanlardan İntikam almayı düşünen bunun içinde hadis uyduran biri kesinlikle değildi.



    80.Müslümanlar İran'ı fethettiler ama İran halkını zorla Müslüman yapmadılar.İranlılar kendi istekleri ile müslüman oldular ve yine kendi toprakları üzerinde hayatlarını devam ettirdiler.



    81.Buhari'den önce hadisler yazılmıştı, buhari'nin uydurduğu hadisleri bir kitapta topladığı iddiası hiçbir delile dayanmayan bir yalandır. hadisler Peygamber Efendimiz zamanında yazılmaya başlandı. Buhari'den Çok önce bu hadisler derlenip kitaplaştırıldı.


    82. Sahih hadislerde belirtildiği üzere Mehdi Peygamber Efendimiz soyundan Mut'taki bir insandır, ahir zamanda zulüm çoğaldığında ortaya çıkacak ve yeryüzüne adaleti hakim kılacaktır.



    83.İmam Buhari hem senedi hem de metini sağlam olan hadisleri kitabını aldı Kuranı Kerime ve diğer sahih hadislere ters düşen hiçbir hadisi sahine almadı zaten o senet tenkidinde olduğu gibi Metin tenkidinde de uzmandı.



    84.100 sene sonra bugün yeryüzünde olanlardan hiçbiri kimse hayatta kalmayacaktır Hadisi sahihtir.Bu hadis 100 sene sonra Kıyametin kopacağı anlamında değil Peygamber Aleyhisselam'ın zamanında yaşayanların 100 sene sonra hayatta olmayacağı anlamındadır.



    85.İmam Buhari el camiu's sahihini tamamladıktan sonra onu devrin ünlü hadis alimi olan hocalarına sunmuş takdirlerini kazanmış ve daha sonra eseri 3 defa gözden geçirterek ona son şeklini vermiş ve kitabını binlerce talebesini okutmuştur.


    86.İmam Buhari bütün sahih hadisleri derlemeyi değil, sahih Hadislerden oluşan muhtasar bir kitap yazmayı hedeflediği için sahihi Buhari bütün sahih hadisleri ihtiva etmez.


     87.İmam Buhari bir hadis kitabını yazacağı vakit abdest alır İki rekat namaz kılardı.Bu sebeple bir günde ancak 2 hadis yazardı. Bu yöntemle sahihi Buhari 16 yılda tamamladı.


    88.kötü niyetli kimseler uğursuzluğun üç şeyde bulunduğuna dair hadisi ileri sürerek sahihi buharide İslam inancına aykırı hadisler var diyorlar Halbuki İmam Buhari İslam dininde cahiliye halkının inandığı gibi bir uğursuzluk anlayışı bulunmadığını göstermek için bu hadisi kitabını almıştır. Uğursuzluk konusundaki hadisi göstererek peygambere kadına değer vermediğini söylüyorlar. kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum vasiyetimi tutunuz buyuran bir peygamberin böyle bir şey yapması mümkün müdür?



    89.sahihi Buhari ve sahih-i müslim'deki hadislerin sahih olduğu konusunda İslam alimleri görüş Birliği etmiştir bu konuda İcma vardır derken kastedilen budur.



    90.israiliyat denilince akla 3 türlü rivayet gelir uygun olandır.Bir şeriatımıza uygun olandır bunları rivayet etmekte sakınca yoktur, ikincisi Kuranı Kerime ve sahih sünnete aykırı olanlardır,Bunlar kesinlikle rivayet edilemez. üçüncüsü de Kuranı Kerim ve sahih sünnette konu edilmeyen rivayetlerdir  bu rivayetlere de güvenilmez.



    91.Sahîhi Buhari ve sahih-i müslim'de geçen israiloğullarına dair hadisler Kuranı Kerim ve sünnet-i seniyyeye Uygundur.Bu sebeple onları rivayet etmekte hiçbir sakınca yoktur.


    92. İsra ve Miraç hadiseleri İsrailiyat saymak mantıklı değildir.Bu hadisleri rivayet eden 20'den fazla sahabi arasında Yahudi iken Müslüman olan bir kimse bulunmamaktadır.


    93. üç mescid(Mescidi Haram, Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa)ibadet etmek için seyahat edilebileceğini belirten sahihi Buhari hadisinde Mescidi Aksa adı geçiyor diye o hadisin İsrailiyat saymak son derece anlamsızdır.


    94.İsra ve Miraç hadiselerinin birbirleri ile çatıştığı iddiası tamamen asılsızdır. Bu hadisler Buhari ve Müslim gibi en güvenilir kitaplarımızda yer almıştır.Miraç hadisleri Peygamber Efendimizin hizmetkarı Enes Bin Malik radiyallahu anh'den rivayet etmiştir.



    95.Miraç olayını ne zaman meydana geldiği konusundaki rivayetlerin birbirini tutmadığı iddiası da doğru değildir. Miraca dair bütün rivayetler bu olayın bi'setten yani Peygamber Aleyhisselam'ın peygamberlik geldikten sonra meydana geldiğini gösterir.


    96.hadis karşıtları diyor ki; miracın ruh ile veya hem ruh hem beden ile olduğunu söyleyenler olduğu gibi onun uykuda veya uyanıkken olduğunu söyleyenler de var görüldüğü gibi bu rivayetler çelişkilidir"bu iddiada asılsızdır. Miraç olayı Peygamber Efendimiz peygamber olduktan sonra hem ruhu hem de bedeni ile birlikte olmuştur.Bu konuda pek çok rivayet vardır, miracın Sadece Ruh veya uykuda olduğuna dair sahih bir rivayet yoktur.



    97.Peygamberimizin göğsünün yarıldığına dair rivayetler aslında bir çelişki içermez çünkü onun göğsünün birkaç defa ayrılması Pekala mümkündür.Nitekim bu olaylardan biri onu peygamberlik görevini hazırlamak için çocukluk çağında biri peygamber ahlakına ve özelliklerine sahip olması için bu görevi kendisine verileceği zaman üçüncüsü de Miraç için Rabb'inin huzuruna çıkacağı zaman kendisini o önemli buluşmaya hazırlamak için yapılmıştır.



    98.miracın nereden başladığı konusundaki rivayetler arasında bir çelişki yoktur. Peygamber Efendimiz amcasının kızı Ümmü hani'nin evinde uyurken evin tavanı yarıldı, bu evi kastederek evimin tavanı yarıldı buyurdu.melekler oradan indi peygamber AleyhisselamI. alıp Kabe'ye götürdü Sonra da onu burak a bindirdi ve miraca götürdü.



    99.peygamberlerin Kaçıncı kat semada olduklarını belirten rivayetler arasında da bir çelişki yoktur. Bazı rivayetlerde belirtildiği gibi Miraç olayı birkaç defa meydana gelmişse her defasında onları farklı semada görebileceği için bir çelişkiden söz edilmez.Miraç olayının bir defa meydana geldiği kabul edilirse de yukarıda belirtildiği gibi hadis âlimleri bu konudaki rivayetlerin nasıl anlaşılır gerektiğini açıklamışlardır(merak edesen bu kısmı kitaptan oku)



    100.peygamberimizin Miraç'ta nereye kadar Çıktığı konusunda farklı rivayetler bulunmakla beraber bunlar arasında bir çelişki yoktur.sidretül müntehanin 6 semada bulunduğu ama dallarının 7 semada olduğu belirtilmektedir. 


    101.hadis karşıtları Kuranı Kerim'de isradan bahsedildiğini ama Miraç'tan söz edilmediğini ileri sürüyorlar. Yine doğru söylemiyorlar. Necm suresinde efendimizin peygamberliğini İnkar Eden müşriklere cevap verilirken şöyle buyuruluyor onun gördüğü şey hakkında Şimdi siz onlar tartışacak mısınız andolsun ki onu başka bir inişinde de gördü sidretül müntehanın yanında" bu ve benzeri ayetlerde Miraç olayının meydana geldiğini gösteriyor.



    102.Hadis karşıtları diyor ki Kur'an'da gaybi sadece Allah bilir dendiği halde İsra ve Miraç hadisesinde peygamber gayba dair bilgiler veriyor.Fakat şu ayeti kerimeyi hadis inkarcılarının iddiasını yalanlıyor" gaybı bilen Allah'tır O hiç kimseye gayb bilgisi açık bir şekilde bildirmez,ancak seçip bildirmek istediği bir peygamber müstesna (Cin suresi 26-27 ayetler)


    103.Miraç hadisesinin akla aykırı olduğunu ileri sürüyor.Halbuki Miraç'ta yaşananlar sınırlı aklın kavrayamayacağı olaylardır ve  akıl üstüdür.Allah bize aklı gayb aleminde değil şu yaşadığımız şehadet aleminde kullanmamız için vermiştir.Vahyin bize gayb âleminden getirdiği her bilgiye onun akla uyup uymadığına bakmadan bütün kalbimizde iman etmemiz gerekir. Çünkü Miraç'a dair haberler aklın sınırları dışında kalan bilgilerdir.



     104.Peygamber Efendimizin 50 vakit namazı azaltılması için Allahü Teala'nın huzuruna defalarca gitmesin de bir gariplik yoktur. Bu olay efendimizin ümmetine olan şefaatini ve onlara aşırı düşkünlüğünü gösterir.


    105.Cebrail aleyhisselamın efendimizin kalbini yardıktan sonra onu İlim ve hikmet ve doldurmasına itiraz ediyorlar.İlim ve hikmet manevidir bunlar maddi olan tasa nasıl konur diyorlar bunu söyleyenlerin kıyamet gününde sevapların ve günahların terazide tartılacağına dair ayeti Araf Suresi 8 ve 9a inanıyorlarsa buna da itiraz etmemeleri gerekir.



    106. Atmosferde belli bir yükseklikten sonra havanın bulunmadığını bu sebeple Peygamber Aleyhisselam'ın da miraca çıkamayacağını söylüyorlar.Yunus Aleyhisselam'ın balığın karnında uzun bir süre havasız kaldırması,çocuğun ana karnında, balıkların suyun içinde havasız yaşayabildiğine inananların Miraç olayını takılmamaları gerekir.



    107.Allahü Teala'nın kullarına 50 vakit namazın farz kılmasını Peygamber Efendimizin Hz Musa ile görüştükten sonra defalarca Cenabı Hakk'ın huzuruna çıkmasını Ve sonunda namazın 5 vakite indirilmesini hadis karşıtları garip şekilde izah ediyorlar. Bu olayda Her şeyden önce Allah'ın kullarına olan Merhameti, efendimizin ümmetine olan şefkati öne çıkıyor. burada Hz Musa değil 2 peygamberin birbirleri ile istişaresi vurgulanıyor. Bir de Hazreti Musa ümmeti ile yaşadığı acı tecrübelerden söz ederek insanlığın insanların ağır ibadetleri yapamayacağını dile getiriyor.



    108.sahihayn ile diğer sünen ve müsnedler de bulunan şefaat hadisleri sahih ve Mütevatirdir.



    109. kıyamet gününde Efendimiz ile diğer peygamberler ümmetlerine şefaat edecektir.Ayrıca Şehitler salihler okunan Kuranı Kerim ve tutulan oruçlar da şefaat edecektir.



    110.Allah'ın birliğini kabul eden Müslümanlar ebediyen cehennemde kalmayacaktır. cehennemde ebedi kalacak olan kafirler,Müşrikler ve putperestlerdir.



    111.kıyamet gününde Allahu Teala şefaat edecek olanlara şefaat izni verecek onlar da Cenabı Hakk'ın razı olduğu kimselere şefaat edeceklerdir.



    112.Dünyada hiçbir iyi iş yapmamış ibadet etmemiş olan Mümin günahkarlar önce cehenneme girecek günahları ölçüsünde cezalarını çektikten sonra Allah'ın rahmeti ve adaleti sebebiyle cehennemden çıkarılacak ve cennete gireceklerdir.



    113. büyük günah işleyen ümmeti muhammed ebediyen cehennemde kalmayacaktır. Onlar Peygamber Aleyhisselam'ın meleklerin ve müminlerin kendilerine şefaat etmesi ile cehennemden çıkıp cennete gireceklerdir.



    114.Peygamberimiz müminlerin cennete giremeyeceğini söylememiştir.Allah resulü güzellikleri birbirinden farklı çeşitli cennetler bulunduğunu belirtmiş annesine ve babasına karşı gelenlerin akrabası ile ilgisini kesenlerin söz taşıyanların ve benzeri büyük günahları işleyenlerin Firdevs gibi cennetlere giremeyeceğini ifade buyurmuştur.



    115.Kuranı Kerim ve hadis-i şeriflerde müslümanlara yönelik bazı tehditler bulunmaktadır. Fakat Allahu Teala dilerse bu kullarını affetedecektir.



    116.büyük günah işleyenlerin cennete giremeyeceğini belirten ayet ve hadisler vardır.Bu tehditler ile O günahları ısrarla yapan ve yapmakta sakınca görmeyenler kastedilir. Bu ayet ve hadislerde Muhtemelen o günahkarların Cennet kapıları açılır açılmaz oraya ilk gelenlerle birlikte giremeyeceği ancak günahları bağışlandiktan sonra cennete gireceği anlatılmak istenmiştir.



    117.akıl ve duyular ile bilinmeyen konular vardır.Kuranı Kerim bunlara gayb adı verir.iman etmesi şarttır kabir azabı da bu konulardan biridir 



    118.kabirde Kötü insanlara azap iyilere ikram edileceğine dair hem ayeti kerimeler hem de mütevatir derecesine ulaşan hadisi şerifler vardır Bunun için sadece sahihi Buhari ve sahih-i müslim'deki hadislere bakmak bile yeterlidir.



    119. Gaybı Allah'tan başka hiç kimse Hatta Peygamber bile bilemez diyenler her nedense ayeti kerimede ki istisnayı görmezden geliyorlar Halbuki Allah Cin suresi 26-27 ayette seçip bildirmek istediği peygamberlerin galiba haber veriyor.



    120.kabirde azap gören beden değil ruhtur bu da rüyasında güzel şeyler görüp bundan zevk alan veya korkunç şeyler görüp bundan Elem duyan kimseye benzer.



    121. bir ayeti kerimede kafirlerin canını alan meleklerin onlara bugün perişan eden azapla cezalandırılacaksınız diye haber veriliyor başka bir ayeti kerimede melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken onların hali ne olacak duyuruluyor.Demek ki kötülerin azabı daha onlar Can verirken başlıyor.(Enam suresi 93 ayet Muhammed suresi 27 ayet)




    122.ayette firavun ve adamlarını şiddetli Bir azabın kuşattığı onların sabah akşam ateşe sunulduğu Kıyamet kopunca da Elem verici bir azalma uğratılacakları haber veriliyor (Mümin 45 46 ayet)daha Kıyamet kopmadan onlara yapılan Bu Azap kabir azabı değilse Acaba nedir?



    123.zulmedenler için kıyamet gününden önce bir azap daha vardır (Tur suresi 45/47 ayeti kerimesi) kabir azabına işaret etmektedir.



    124.Nuh kavminin Suda boğuldu ardından da ateşe atıldığı haber veriliyor (Nuh Suresi 25 ayette) bu kafirler kabirde değilse nerede ateşe atılmış olabilirler?



    125. Mehdi hadislerinin sahih olduğunu ve Mütevatir derecesine ulaştığını beyhakiki şevkani ve İbni Hacer El Mekki gibi alimler kabul etmişlerdir.Bu hadisleri Ebu Davud Tirmizi ve Ahmet İbni hanbel başta olmak üzere birçok muhaddis kitabına almıştır.



    126 mehdinin çıkacağına dair Kuranı Kerim'de ayet bulunmaması bu konuda kusur sayılmaz.Tam aksine Allah resulü size ne verdiyse onu alın Neyi yasakladıysa ondan kaçının gibi ayeti kerimeler Mehdi hadisleri ne güvenmek gerektiğini gösterir.



    127.Mehdiye dair hadislerin Sahih i Buhari ve sahihi Müslimde yer almaması bir noksanlık değildir.Çünkü İmam Buhari ve imam Müslim bütün sahih hadisleri Kitaplarına almayı düşünmemişlerdir.



    128. Mehdi hadislerine şiilerin uydurduğu söz asılsız bir iddiadan ibarettir.zaten şiilerin mehdisi ile ehli sünnetin beklediği Mehdi arasında hiçbir benzerlik yoktur.

    şiilerin mehdisi onların inancına göre 12 imamın sonuncusu Muhammed İbni Hasan El askeridir.


     

    129.Hadislere sıcak bakmayanlar Mehdiye dair hadislerin akla aykırı olduğunu söylerken tutarsız bir görüş ileri sürüyorlar. Ahir zamanda yeryüzüne zulüm ve haksızlık yaygınlaştığında Peygamberimizin neslinden Muhammed İbni Abdullah adlı bir zatın çıkması yaygınlaşan zulmü ortadan kaldırıp yeryüzüne adalet ve eşitliği getirmesine için akla aykırı olsun?



    130.Hadis karşıtları Mehdi beklentisinin toplumda kargaşaya sebep olduğunu ve insanları tembelliğe ittiğini ileri sürüyorlar.Mehdi inancı yüzünden Ehli sünnet arasında değil şiilerin çeşitli mezhepleri arasında kavgalar çıkmıştır. Mehdi inancı Ehli sünnet vel cemaat mensuplarını hiçbir zaman tembelleştirmemiş onlar İslam düşmanlarına karşı hep diri durmuş ve dinlerini canla başla savunmuşlardır.


    131.Hadis karşıtları Mehdi hadislerini ka'bü'l Ahbar'ın uydurduğunu söylüyorlar. Halbuki güvenilir Mehdi hadislerinden hiçbirini ravileri arasında ka'bü'l Ahbar yoktur.Mehdiye dair hadis uyduran bazı kişiler uydurdukları hadislerin senedine ka'bü'l Ahbar adını ilave etmişlerdir.

    Vehb İbni münebbih i de bu konuda Hadis uydurmakla suçluyorlar.Halbuki Mehdi konusunda rivayetlerden sadece birinde onun adı geçmektedir. Hadisten tenkidinde Üstat olan alimlerimiz vehb  İbni munebbihi güvenilir bir muhaddis olarak kabul etmişlerdir.



    132.İsa(as) ahir zamanda İslam şeriatına uygulayan biri olarak yeryüzüne inecek ve Müslümanların imamının arkasında namaz kılacaktır.


    132. bu konuda 70'ten fazla hadisi şerif vardır.Bu hadislerin önemli bir kısmı da sahihtir. 28 sahabi tarafından rivayet edildiği için bu hadisler Mütevatir derecesine ulaşmıştır. ünlü hadis alimleri bu hadislere dayanarak Hz İsa'nın yeryüzüne ineceğinin hak ve gerçek olduğunu söylemiştir.


    133.Hz İsa'nın usulüne dair muhtelif ayeti kelimeler bulunmaktadır."İsa kıyamet vakti için bir alamettir(Zuhruf 61)Yani Hz İsa'nın yeryüzüne inişinin Kıyamet alametlerinden biri olduğunu açıkça göstermektedir

    "0 ehli kitaptan hiç kimse yoktur ki ölmeden önce İsa'ya inanmış olmasın (Nisa 154 ayeti kerimesi)Hz İsa'nın yeryüzüne inmesinden sonra ehli kitabın ona iman edeceğini kesin suretle belirtmektedir.



    134.müfessirlerilemizin büyük çoğunluğu "seni vefat ettirip kendi katıma yükselteceğim"Ali İmran 55 ayeti kerimesinde geçen vefatın ölüm değil biri olarak semaya yükseltme anlamını anlamında olduğunu söylemişler buna misal olarak sizi geceleyin vefat ettiren( ölü gibi uyutan) odur.Enam 61 göstermişlerdir.



    135. Hz.İsa'nın öldüğünü ve yeryüzüne inmeyeceğim söyleyenler "senden öncede Hiçbir insana ölümsüzlük vermedik sen öleceksin de onlar ebedi mi kalacaklar?" Enbiya 34 ayeti kerimesinden medet umuyorlar.Bu ayeti kerimede hiçbir insanın ebediyen yaşayamayacağı ifade buyrulmaktadır. bu ayetten Hz İsa'nın vefat ettiği anlamı kesinlikle çıkarılmaz.


    136.Hz. İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne ineceği konusu bizim inanç esaslarından biridir. Bu sebeple onun Kıyamet yaklaştığı zaman yeryüzüne ineceğine tereddüt etmeden inanırız.



    137.Cinler ve Şeytanlar alemi gayb konularındandır. Bu sebeple Onlar hakkında sahih hadislerde verilen bilgilere inanmak gerekir.Cin ve Şeytan yoktur diyen bir kimse Peygamberi ve onların gerektirdiği esasları inkar etmiş olur,çünkü hem Kuranı Kerim'de hem de hadis-i şeriflerde cin ve şeytanın varlığı belirtilmiştir.



    138.Allah cinleri çeşitli şekil ve kılıklara girebilecek kabiliyette yarattığı için Onlar insan ve hayvan şeklinde görünebilirler ancak kainatın Rabbi onların Peygamber Efendimizin şekline girmesine izin vermemiştir.



    139.şeytanın yaratılışı hakkında bilgimiz olmadığına göre onun hadis-i şeriflerde belirtildiği şekilde 'boynuzlarının arasından güneşin doğacağı bir görüntü vermesini' de 'insanın kanında dolaşabilecek nitelik kazanmasını' da yadırgamamak gerekir.



    140.şeytanların ilki olan İblis Hz Adem'e secde etmediği için Cennetten kovulduğu günden beri insanın en azılı düşmanı olmuştur. Bu sebeple şeytan insana olan düşmanlığını kıyamete kadar çeşitli şekillerde sürdürecektir.


    141.hadis-i şeriflerde belirtildiği üzere Şeytan insanı ibadetten alıkoymak için uyuyan kimsenin ense köküne üç düğüm atabilir, yiyen ve içen bir varlık olduğu için de namaz kılmayanın kulağına işeyebilir.Ancak o Allah'a içtenlikle yönelen Müslümanlara kötülük yapamaz.


    142.aksırmak ve esnemek fizyolojik bir olay olmakla beraber aksırmak insanın sağlıklı olduğunu gösterir,kulunun sağlıklı olması da Allah-u teâlâ'yı memnun eder. Esnemek ise çok yemekten kaynaklanır. Şeytan esneyen uyuşuk ve tembel kimselere,Allahu Teala ise ibadetlerini canlı bir şekilde yapan kullarını sever.


    143.Allahu Teala şeytanın istemesi üzerine ona insana baştan çıkarabilme fırsatı vermiş, insana da Allah'ı zikretmek ve ona sığınmak suretiyle şeytandan korunma imkanı lütfetmiştir.


    144.yatarken besmele çekmek, su kaplarının yemek pişirilen tencerelerinin ağzını kapatmak, akşam karanlık basarken çocukları eve almak, şeytandan korumayı sağlayan başlıca tedbirlerdir.

    Euzu besmele çekmek, Ayetel Kürsi okumak insanı şeytandan korur fakat insanın tek düşmanı şeytan değildir.

    onu günah işlemeye yönelten Şeytandan daha güçlü etkenler arasında nefsi emmare, hayvan içgüdüleri, dünyaya malı,heva ve heveside vardır….
  • 1) Kur’an okuyun! (Alak, 1)
    2) Kulluk görevlerinizi yerine getirmenizi engelleyenlere itaat etmeyin! (Alak, 19)
    3) Secde edin! (Alak, 19)
    4) İnkârcılara itaat etmeyin! (Kalem, 8-15)
    5) Sabırlı olun! (Kalem, 48)
    6) Geceleri değerlendirin! (Müzzemmil, 2-4)
    7) Allah'ın adını anın ve tüm benliğinizle O'na yönelin! (Müzzemmil, 8)
    8) Yalnız Allah'a dayanıp güvenin! (Müzzemmil, 9)
    9) Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun! (Müzzemmil, 20)
    10) Namaz kılın! (Müzzemmil, 20)
    11) Zekâtı verin! (Müzzemmil, 20)
    12) Allah'tan af dileyin! (Müzzemmil, 20)
    13) İnsanları uyarın! (Müddessir, 2)
    14) Her türlü pislikten uzak durun! (Müddessir, 4-5)
    15) Allah ile kul arasına girmeyin! (Müddessir, 11)
    16) Allah'ın adını yüceltin! (A'la, 1)
    17) Kur'an'la öğüt verin! (A'la, 9)
    18) Yetimi horlamayın! Yetimin hakkına dokunmayın! (Duha, 9)
    19) Bir şey isteyeni hor görmeyin! (Duha, 10)
    20) Dilenciyi azarlamayın! (Duha, 10)
    21) Allah'ın nimetlerini dile getirin! (Duha, 11)
    22) Sürekli faaliyette olun, çalışkan olun! (Inşirah, 7)
    23) Allah'ı anmaktan yüz çevirenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    24) Dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    25) Kendinizi temize çıkarmayın! (Necm, 32)
    26) Rabbinizden size indirilene uyun! (A'raf, 3)
    27) Allah'tan başka dostlar edinip peşlerinden gitmeyin! (A'raf, 3) 5
    28) Dini yalnız Allah'a özgüleyerek dua edin! (A'raf, 29)
    29) İbadethanelerde temiz ve güzel giyinin! (A'raf, 31)
    30) Nimetlerden faydalanın ama israf etmeyin! (A'raf, 31)
    31) Dualarınızı yalvara yakara, gizlice ve yapın! (A'raf, 55)
    32) Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! (A'raf, 56)
    33) Allah'a güzel isimleriyle dua edin! (A'raf, 180)
    34) Affetmeyi esas alın! (A'raf, 199)
    35) İyiyi ve güzeli emredin! (A'raf, 199)
    36) Cahillerden yüz çevirin! (A'raf, 199)
    37) Şeytandan Allah'a sığının! (A'raf, 200)
    38) Kur'an okunduğu zaman susun ve dinleyin! (A'raf, 204)
    39) Allah'ı benliğinizin içinden anın! (A'raf, 205)
    40) Allah'ı sesinizi yükseltmeden anın! (A'raf, 205)
    41) Allah'tan başkasına dua etmeyin! (Cin, 18)
    42) Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini anın! (Fatir, 3)
    43) Şeytanı düşman bilin! (Fatir, 6)
    44) Namaza sabırla devam edin! (Taha, 132)
    45) Ailenize namazı emredin! (Taha, 132)
    46) Günahkârların nasıl bir sona uğradıklarına bakın! (Neml, 69)
    47) Yeryüzünü gezip dolaşın! (Neml, 69)
    48) Allah'tan başka hiçbir varlığa kulluk etmeyin! (Isra, 23)
    49) Anne ve babaya çok iyi davranın! (Isra, 23-24)
    50) Akrabaya yardımcı olun! (Isra, 26)
    51) Düşküne yardımcı olun! (Isra, 26)
    52) Yolda kalmışa yardımcı olun! (Isra, 26)
    53) Harcamalarda orta yoldan ayrılmayın! (İsra, 29)
    54) Geçim kaygısıyla çocuklarınızı öldürmeyin! (Isra, 31)
    55) Zinaya yaklaşmayın! (Isra, 32)
    56) Cana kıymayın! (Isra, 33) 6
    57) Ahde vefalı olun! (Isra, 34)
    58) Ölçü ve tartıda dürüst olun! (Isra, 35)
    59) Hakkında bilginiz olmayan şeyin ardına düşmeyin! (Isra, 36)
    60) Kibirlenip böbürlenmeyin! (Isra, 37)
    61) Namaz sırasında sesinizi ne yükseltin ne de kısın! (Isra, 110)
    62) Göklerde ve yerde neler var araştırın! (Yunus, 101)
    63) Zalimlere eğilim göstermeyin! (Hud, 113)
    64) Hak dostlarını horlamayın! (En'am, 52)
    65) Dünya hayatının aldattığı kişilerden uzak durun! (En'am, 70)
    66) Dinlerini oyun ve eğlence haline getirenlerden uzak durun! (En'am, 70)
    67) Diğer dinlere ve inananlarına sövmeyin! (En'am, 108)
    68) Üzerine Allah'ın adı anılan şeylerden yiyin! (En'am, 118)
    69) Günahın görüneninden de görünmeyeninden de kaçının! (En'am, 120)
    70) Adil olun! (En'am, 152)
    71) Dini Allah'a has kılın ona kulluk edin! (Zümer, 2)
    72) Allah'tan ümit kesmeyin! (Zümer, 53)
    73) Kötülüğü en güzel tavırla savın! (Fussilet, 34-35)
    74) İhtilaflarla karşılaştığınızda hükmü Allah'a bırakın! (Şura, 10)
    75) Dinde ayrı düşüp fırkalara ayrılmayın! (Şura, 13-14)
    76) Dosdoğru olun! (Şura, 15-16)
    77) Resulullah’a ve ailesine sevgi, saygı gösterin! (Şura, 23)
    78) Allah'a kaçıp sığının! (Zariyat, 50)
    79) Gelecek hakkında kesin hüküm vermeyin! (Kehf, 23-24)
    80) Müminlerin yanlarında bulun! (Kehf, 28)
    81) Bilmediklerinizi bilenlere sorun! (Nahl, 43)
    82) Allah'ın emsallerini aramaya kalkmayın! (Nahl, 74)
    83) Yeminlerinizi bozmayın! (Nahl, 91-94)
    84) Nimetlere şükredin! (Nahl, 114)
    85) Uydurma haramlar icat etmeyin! (Nahl, 116) 7
    86) Hz. İbrahim'in dinine uyun! (Nahl, 123)
    87) Allah'ın yoluna çağrıyı hikmetle, güzel öğütle , güzel tartışmayla yapın!(Nahl, 125)
    88) Haksızlığa karşılık verirken ölçülü davranın! (Nahl, 126)
    89) Kendi ellerindeki parça parça bilgileri tek doğru sananlardan uzak durun!(Müminun, 52-54)
    90) Yalan sözden uzak durun! (Hac, 30)
    91) Allah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihâd edin! (Hac, 78)
    92) Sabır ve namaz ile yardım dileyin! (Bakara, 45)
    93) Sürüye dönüşmeyin! (Bakara, 104)
    94) Hayırlarda yarışın! (Bakara, 148)
    95) Kâbe'yi kıble edinin! (Bakara, 150)
    96) Helal yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    97) Temiz yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    98) Kısası uygulayın! (Bakara, 178-179)
    99) Ramazan ayını oruçlu geçirin! (Bakara, 183-185)
    100) Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin! (Bakara, 187)
    101) Birbirinizin mal varlığını haksız yoldan yemeyin! (Bakara, 188)
    102) Rüşvete bulaşmayın! (Bakara, 188)
    103) Sizinle çarpışanlara karşı meşru savunma hakkınızı kullanın! (Bakara, 190-194)
    104) Sahip olduğunuz nimetleri Allah yolunda paylaşın! (Bakara, 195)
    105) Yaptığınızı güzel yapın! (Bakara, 195)
    106) Kendinizi tehlikeye atmayın! (Bakara, 195)
    107) Barışı hep birlikte gerçekleştirin! (Bakara, 208)
    108) Şeytanın adımlarını izlemeyin! (Bakara, 208)
    109) Müşrik kadın ve erkeklerle evlenmeyin! (Bakara, 221)
    110) Hayızlı(Adetli) kadınlarla cinsel temas kurmayın! (Bakara, 222)
    111) Kadınlara cinsellik için yaklaştığınızda Allah'ın size emrettiği yerden gidin! (Bakara, 222)
    112) Yeminlerinizi bahane ederek iyilikten kaçmayın! (Bakara, 224)
    113) Namazlara özellikle orta namaza devam edin! (Bakara, 238)
    114) Dinde zorlamaya yapmayın! (Bakara, 256) 8
    115) Yaptığınız iyilikleri başa kakmayın! (Bakara, 264-266)
    116) Beğenip almayacağınız şeyleri başkalarına vermeye kalkmayın! (Bakara, 267-268)
    117) Faizden uzak durun! (Bakara, 275-280)
    118) Borçlanma işlemlerini yazıya geçirin! (Bakara, 282-283)
    119) Borçlanma işlemlerinde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    120) Alışverişlerinizde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    121) Şahitlikten kaçınmayın! (Bakara, 283)
    122) Allah'ın elçisine itaat edin! (Enfal, 1)
    123) Savaştan kaçmayın! (Enfal, 15-16)
    124) Allah'a ve Resulüne hıyanet etmeyin! (Enfal, 27)
    125) Cihatta, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın(Enfal, 47)
    126) Düşmanı savaştan caydırıcı önlemler alın! (Enfal, 60)
    127) Barış eğilimlerine olumlu karşılık verin! (Enfal, 60-61)
    128) İnananları bırakıp kâfirleri dost edinmeyin! (Ali Imran, 28)
    129) Hacca gidin! (Ali İmran, 96-97)
    130) Hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü engelleyen ekipler oluşturun! (Ali İmran, 104)
    131) Üzülüp gevşemeyin! (Ali Imran, 139)
    132) Yönetimde istişareyi esas alın! (Ali İmran, 159)
    133) Allah'tan korkun! (Ali Imran, 175)
    134) Savaşa hazırlıklı ve uyanık bulunun! (Ali İmran, 200)
    135) Kendinizi sürekli hesaba çekin! (Haşr, 18)
    136) Cuma namazı kılın! (Cuma, 9-10)
    137) Evlatlıklarınızı öz babalarına nispet ederek çağırın! (Ahzab, 5)
    138) Peygamberinizin şanını yüceltin! (Ahzab, 56)
    139) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Ahzab, 59)
    140) Mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; onları besleyin, giydirin, onlara güzel söz söyleyin.(Nisa , 5)
    141) Yetimleri kollayıp gözetin! (Nisa, 6)
    142) Kadınlarınızdan eşcinsellik yapanlara karşı dört şahit getirin! (Nisa, 15) 9
    143) Homoseksüellik yapan erkeklere eziyetle karşı çıkın! (Nisa, 16)
    144) Size haram kılınan kadınlarla evlenmeyin! (Nisa, 22-24)
    145) İntihar etmeyin! (Nisa, 29-30)
    146) Birbirinizin nimet ve imkânlarına göz dikmeyin! (Nisa, 32)
    147) Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve nihayet onları evden uzaklaştırın! (Nisa, 34)
    148) Araları açılan eşlerin barışmaları için iki hakem tayin edin! (Nisa, 35)
    149) Su bulamadığınız yerde teyemmüm ile ibadet edin! (Nisa, 43)
    150) Sarhoşken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    151) Cünüpken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    152) Emanetleri ehil olanlara verin! (Nisa, 58)
    153) Müslüman idarecilere itaat edin! (Nisa, 59)
    154) Zulme uğrayan insanlar için savaşın! (Nisa, 75)
    155) Şeytan dostları ile savaşın! (Nisa, 76)
    156) Selama kesinlikle karşılık verin! (Nisa, 86)
    157) Size selam verenlere "Sen mümin değilsin!" demeyin! (Nisa, 94)
    158) Hainlerin savunucusu olmayın! (Nisa, 105-107)
    159) Allah'a iman edin! (Nisa, 136)
    160) Peygamberlere iman edin! (Nisa, 136)
    161) İndirilen kitaplara iman edin! (Nisa, 136)
    162) Meleklere iman edin! (Nisa, 136)
    163) Ahiret gününe iman edin! (Nisa, 136)
    164) Allah'ın ayetleriyle inkâr ve alay edildiğinde orada oturmayın! (Nisa, 140)
    165) Zina eden kadın ve erkeği dövün! (Nur, 2)
    166) Zina edenler ancak zina edenlerle ya da müşriklerle nikâhlansın! (Nur, 3)
    167) İffetli kadınlara iftira edenleri dövün! (Nur, 4)
    168) İffetli kadınlara iftira atanların şahitliğini bir daha asla kabul etmeyin! (Nur, 4)
    169) Başkalarının evlerine izinsiz ve selamsız girmeyin! (Nur, 27-29)
    170) Bakışlarınızı denetim altında tutun! (Nur, 30-31)
    171) Irzınızı koruyun! (Nur, 30-31) 10
    172) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Nur, 31)
    173) Mümin kadınlar ziynetlerini yakınlarından başkasına göstermesinler! (Nur, 31)
    174) Hepiniz Allah'a tövbe edin! (Nur, 31)
    175) Evlenme durumuna gelenleri evlendirin! (Nur, 32)
    176) Hz. Peygambere hitabınız birbirinize hitabınız gibi olmasın! (Nur, 63)
    177) Mallarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    178) Çocuklarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    179) Mescitlerde, meclislerde yeni gelenlere yer açın! (Mücadile, 11)
    180) Allah'ın emirlerini tanımayanların getirdiği haberleri iyice araştırın! (Hucurat, 6)
    181) Müminler arası çekişmelere müdahale ederek barışı sağlayın! (Hucurat, 9-10)
    182) Müminler arası çekişmelerde şiddeti başlatan tarafla savaşın! (Hucurat, 9-10)
    183) Birbirinizle alay etmeyin! (Hucurat, 11)
    184) Birbirinize kötü lakaplar takmayın! (Hucurat, 11)
    185) Birbirinizde ayıp aramayın! (Hucurat, 11)
    186) Zandan, önyargılardan kaçının! (Hucurat, 12)
    187) Sizi alakadar etmeyen şeyleri araştırmayın! (Hucurat, 12)
    188) Birbirinizin gıybetini yapmayın! (Hucurat, 12)
    189) Kendinize ve ailenize sahip çıkın! (Tahrim, 6)
    190) Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabileceklere karşı tedbirli olun! (Teğabun,14-15)
    191) Yapmayacağınız, yapamayacağınız şeyleri söylemeyin! (Saff, 2-3)
    192) Allah'ın yardımcıları olun! (Saff, 14)
    193) İyilik ve takva üzere yardımlaşın! (Maide, 2)
    194) Düşmanlık üzere yardımlaşmayın! (Maide, 2)
    195) Haram etleri ve kanı yemeyin! (Maide, 3)
    196) Av hayvanları üzerine Allah'ın adını anın! (Maide, 4)
    197) Namazdan önce abdest alın! (Maide, 6)
    198) Cünüp olduğunuz zaman boy abdesti alın! (Maide, 6)
    199) Allah'a giden yol arayın! (Maide, 35)
    200) Hırsızın elini kesin! (Maide, 38-39) 11
    201) Zorda kaldığınızda Yahudi ve Hristiyanlara sığınmayın! (Maide, 51)
    202) Allah'ın helal bıraktığı şeyleri haram ilan etmeyin! (Maide, 87-88)
    203) İçkiden, uyuşturucudan, kumardan, putlardan, şans oyunlarından uzak durun!(Maide,90-91)
    204) Kâfirlerle olan nikâhlarınızı bitirin! (Mümtehine, 10)
    205) Allah'ın gazap ettiği bir toplulukla dostluk etmeyin! (Mümtehine, 13)
    206) Savaş sırasında bir müşrik size sığınırsa buna izin verin! (Tevbe, 6)
    207) Allah rızası için inşa edilmeyen mescitlerde bulunmayın! (Tevbe, 107-109

    Hazırlayan, Ö.Y
  • * ALLAH v&e İLİM *
    ALLAH bu mucizeli kitabın ilk satırlarını bana yazdır dı için ona çok şükürler olsun hamdolsun rabbim olan allahu tealamıza . hayatın şifresini buldunuz da herşeyi çözülücek diyor samet olan allahu tealamız ilim bizi bu akşam başka bi galaksiye götürcek hazırlıklı olmamız gerek koç burcu bugün dünya ya eş değer özelliklerine sahip tabi bu olay siz okumaya başladında gercekleşcek sizlere bu kitapta içimden ve bildiklerimle sizlere sunucam aslında ben bu kitabın yazarı allah olmasını istedim ama olmaz ki dedi ben dünyada diyilim senin görevin bu dedi bakın bu kitabı sizlerle çalışmış olucam hepimiz birbirimize yardım edicez bakın başka bi kitaplarda var bu işin sonunda onlarda allahın bize hediye edicek hepimizin müjdesi 16.09.2013 tarihli başbakanlığa gönderilen kargo kitaplar ilk bunu okuyıcaz sonra onlar bize yol göstericek söz veriyorum size hepimizin eğer ki allaha boyun eğip onun ipine sımsıkı tuta bilirsek rabbimize itatkar bi kul olursak bakın görün hayatımız nasıl güzelleşicek dünyada afedilmiş olucaz ahirete gidip gelmedim :) daha önce ama allahıma güvenim sonsuz orada var bu tüm alemlerin içinde bi uyarıcı varsa demekki bende bu işe baş koyduysam ellerimle kalemi mi tutuysam tutup hata yazdıysam bunları sizlere ulaştırdıysam demek ki herşeyin bi anlamlı kuran olan gün yüzüne cıkmayan kitap var peygamberler var allah var kitaplar var daha acıklanmayan ilim var herşey var isteseydi mevlamız yaratanımız allahımız dünya yı yarattım ahirete gidiceksiniz demez di o varya herşeyi kuşatmıştır bakmayın bu olaylara hepsinin gercekten bi anlamı var gidin önümüz yaz zaten gezin istanbulu o evliyaları zatları mukaddes insanların kabirlerini kuranı kerim de yeryüzünde bi dolaşın eskilerin hali ne olmuş diyo bizim dolaşmamızı istiyor rabbimiz (kuran-ı kerim)de allah de ilk emir sanırım bu sonra kelimeler gene aynı gibi ama allah ki olur birleştirelim deki allah de allah ki allah de ki allah dediki allah deki cıkıyor yüce kitabımız kuranı kerimimiz de bakın bugün günlerden pazartesi 2017yılı haziran ayının 5 deyiz yani 6.05.2017 yılı saat 20.45 size ne göstericem buldum bi buluş nedemek istiyo allahın izniyle bi göz atalım bu arada ramazanınız bayramlarınız herşeyiniz kabul olsun doğum günleriniz de kutlu olsun. kandileriniz mübarek olsun kabristandakiler de huzurla dolsun https://www.youtube.com/watch?v=F_7rYAu9ckw
    (Biz, kaderi, "Allah'ın sırlarından bir sır" olarak görmediğimiz gibi; Hz. Peygamberin de bu konudaki tartışmaları ve kendisine soru sorulmasını ya-sakladığına dair rivayetleri şüphe ile karşılıyoruz. Probleme makul bir izah tarzının bulunabilmesi için, hareket noktasının doğru belirlenmiş olması lazımdır. Kader insanın meselesi olduğuna göre, insandan hareket etmek durumundayız.
    Bu dünyada insan eli kolu bağlı mahkûm bir varlık mıdır? Yoksa çeşitli seçenekleri olan hür bir varlık mıdır? Her şeyi yapıp-eden Tanrı ise, in-san neyi yapıp etmektedir?4 Eğer insan, rotası çizilmiş bir varlıksa onda iradenin olmasına, aklın bulunmasına gerek var mıdır?
    Sorumluluğu olmayan varlıklar gibi, insandan da mihaniki olarak hareket etmesi mi istenmiştir? Ya da varoluşunun gayesini bilinçli olarak yerine getirmesi mi beklenmektedir?
    Mutlak varlık Allah'tır. Ancak, insan da bir varlıktır ve Allah'tan ayrı bir varlıktır. Şahsiyeti, aklı, iradesi bulunan ve sorumlu olan bir varlık. İn-sanı bu şekilde yaratan da Allah'tır. Kâinatta yaratılan her varlığın, kendisi-ne has bir kaderi bulunmaktadır. İnsanın kaderi de iyilik ve kötülük işleyecek tarzda yaratılmış ve kendisine akıl ve irade verilmiş olmasıdır. İnsanın gayesi Allah tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen, bu hedefin gerçekleştirilmesini Allah, insana bırakmıştır. İnsan, aklı, iradesi ve tecrübesi ile bu gayeyi gerçekleştirebilecek imkâna sahiptir. Amacı gerçekleştirip gerçekleştirmemekte insan serbest bırakılmıştır: Yani, insana bu hürriyeti Allah vermiştir5. İnsan Allah tarafından yaratılmış fakat onun tarafından kurulmamıştır. Kısaca, insan; bilinçli sorumlu ve hür bir varlık olup, Allah tarafından yeryüzünde görevlendirilmiştir6.
    Âlemde olan ve olacak olanlar -bunlara insan davranışları da dâhildir- Allah tarafından tespit edilmiş ise, bu aynı zamanda Allah'ı da atıl bırakmaktır. Her şeyin ezeli program dâhilinde cereyan etmesi durumunda, ilahi faaliyet için de imkan kalmamaktadır. Hâlbuki Kuran: "Onu her an yeni bir iş meşgul eder" buyurmaktadır. Ezelde bizim için tespit edilenin dışında davranma imkânımız varsa bu tespitin, yoksa iradenin, hürriyetin ve sorumluluğun anlamı olamaz. Kısaca; klasik kader anlayışı, yalnız insanın varoluşunu anlamsız kılmamakta, ayni zamanda, Allah'ı da atıl hale getirmektedir.
    Allah, insanı kendi elinde oyuncak bir varlık olarak mı, yoksa akıllı ve vicdanlı, yani özgür ve sorumlu bir kul olarak mı yaratmıştır? Bu mesele üzerinde düşünmek gerekir. Kaldı ki, insanın hür ve sorumlu bir varlık olmasını Allah dilemiştir. Eğer insan daha önceden belirlenmiş bir yoldan gidiyor ve "Alemde olup biten her şey Allah tarafından tayin edilmiş" ise, "Allah tarafından tayin edilmiş bir şey başka bir tarzda ve başka bir 'düzende"11 olamayacağından insan için iradi-gayri iradi ayrımının yapılmasına da, Allah'ın kainata müdahale etmesine de gerek kalmayacaktır. Bu durumda, insanın yaptıklarından sorumlu olmasının12 dahi bir anlamı olmayacaktır. Bu neticeyi, Kuran'ın ortaya koyduğu dünya görüşü ile uzlaştırmaya imkan yoktur. O halde, kader kavramının keyfi olarak kullanılmasına Kuran müsaade etmiş midir?
    İslam öncesi Arap toplumunda da kader hususunda değişik görüşler vardı. Ezeli tespit ve tayini benimseyenler olduğu gibi, buna karşı çıkarak insanın hür olduğunu kabul edenler de bulunmaktaydı.13 Aslında, kader konusunda bu iki karşıt kutup, insan topluluklarında her zaman kendiliğinden ortaya çıkmıştır.14 Çünkü insanoğlunun, kendi kusuru neticesi ortaya çıkan en basit şeyleri dahi kadere yüklemesi, onun kolayına gelmektedir. Gerçekten de kader kavramı, aklını kullanmak istemeyene sığınma imkanı vermekte ve insanın kendi kendini hipnotize etmesine yaramaktadır.
    Hz. Peygamber döneminde; kader meselesinin sahabe arasında konuşulduğu, hatta Hz. Peygamberin, kader konusunda kendisine soru sorulmasını ve sahabe arasında tartışma yapılmasını yasakladığına dair haberler nakledilmistir15. Bu yasaklamaya rağmen; kader hususunda Hz. Peygambere isnat edilen ve hadisçilerin "sahih" olarak nitelendirdikleri hadisleri, hadis kitaplarında sıkça görmek mümkündür. Kader ile ilgili birkaç hadisi örnek olarak zikretmek faydalı olacaktır.
    Hz.Peygambere isnat edilen bir hadiste, Hz. Peygamberin, Allah'tan üç şey istediğini ve Allah'ın ikisini verdiğini bildirerek, "Müslümanlar arasında isyan olmamasını istedim, fakat Allah bunu kabul etmedi.16 buyurduğu nakledilmiştir. Keza Hz. Peygamber: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır bir fırka hariç, hepsi cehenneme girecektir."17 buyurarak, İslam ümmetinin geleceğinden haber vermektedir18. Müslümanlara haksızlıklar karşısında tepki göstermemeyi emreden bir hadiste Hz. Peygamber: "...sizler benden sonra bencillik göreceksiniz. Bana ulaşıncaya kadar sabredin."19 Başka bir hadiste; Hz. Adem'i cennetten kovulmasından dolayı kınayan Hz. Musa'ya, Hz. Adem'in: "Allah'ın beni yaratmadan kırk sene önce takdir ettiği bir şey için mi beni kınıyorsun?"20 dediği nakledilmiştir. Başka bir hadiste: "Allah cennet ehlini, cennet ehli olarak babalarının sulbünde yarattı."21 buyrulmaktadır. Diğer bir rivayette de Hz. Peygamberin: "İnsan cehennem ehlinin amelini yapar; ta ki onunla cehennem arasında bir zir'a kaldığında; kitap onun önüne geçer de cennet ehlinin amelini yapar ve cennete girer. İnsan cennet ehlinin yaptığı ameli yapar, ta ki onunla cennet arasında bir veya iki zir'a kaldığında, kitap onun önüne geçer de Cehennem ehlinin amelini yapar ve cehenneme girer."22 Bu durum karşısında, salih amel yapmanın faydasının ne olduğunu soranlara ise, Hz. Peygamberin, "amel yapınız. Herkes ne için yaratıldıysa ona göre işi kolaylaştırılır."23 cevabını verdiği bildirilmiştir. İnsan sorumluluğunu esas alıp, kaderciliğe karşı çıkanlar da hadislere konu olmuştur. Hz. Peygamberin, "Kaderiye bu ümmetin Mecusileridir."24 buyurduğu dahi nakledilmiştir. Ümmetinden kaderi yalanlayacak topluluk olacağını25 bildiren Hz. Peygamberin ". . . Küfrün anahtarı ancak kaderi yalanlamaktır."26 dediği rivayet edilmiştir.
    Yukarıda zikredilen hadislerle insan sorumluluğunu nasıl uzlaştıracağız? Bu tür rivayetlerin Hz. Peygambere isnat edilmesinin arkasında, Hz. Peygamberden sonra Müslümanlar arasında meydana gelen tatsız olaylara mazeret bulma ve farklı görüşlere sahip grupların, birbirlerini suçlama çabalarının bulunduğu sanılmaktadır.27 Hadis külliyatının, genelde, insan sorumluluğunu anlamsız kılan bir yaklaşımı telkin etmesi, Emevi yöneticilerinin kader anlayışı ile paralellik arz etmektedir. Hadislerin yazıya geçirilmediği bir dönemde, böyle bir yönetimin olması, Müslümanın geleceğini de olumsuz yönde etkilemiştir. Bugün, bilebildiğimiz ve elimizde mevcut olan en eski hadis kitabi, imam-i Malik'in Muvatta'sıdır.
    Bu eser Emevi Devleti'nin yıkılmasından sonra toplanmıştır.28
    Sahabe Dönemi'nde de kader konusunda zaman zaman tartışmaların yapıldığı bildirilmektedir. Bu devirde yapılan tartışmalardan birkaç örnek vererek, konuyu biraz daha açmak faydalı olacaktır. Şam tarafını ziyarete giden Halife Ömer, Şam'da veba salgını olduğunu haber alınca şehre girmekten vazgeçerek, buradan uzaklaşılması gerektiğini bildirir. Bunun üzerine Şam tarafında bulunan ordunun komutanı Ebu Ubeyde, kaderi gerekçe göstererek, Hz. Ömer'in uzaklaşma önerisini eleştirir.29 Hatta, Hz. Ömer'e, "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sorar. Onun bu itirazına Halife: "Evet Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçıyorum."30 karşılığını verir: Görülüyor ki; Hz. Ömer'in kader anlayışı ile Ebu Ubeyde'nin kader anlayışı çok farklıdır. Ebu Ubeyde'ye göre, her şey Allah tarafından ezelde tespit edilip, programlandığı için kaderden kaçmak mümkün değildir. Hz. Ömer'e göre ise, ezelde tespit edilenler imkânlar olduğu için veba hastalığı olan yere girenin, bu hastalığa yakalanması da Allah'ın kaderi, bu hastalığın olduğu yere girmeyerek ondan kaçanın kurtulması da Allah'ın kaderidir.
    Nitekim, Ebu Ubeyde ve Yezid b. Ebi Süfyan gibi, birçok ileri gelen sahabe veba hastalığından öldü32. Vebadan kaçan Hz. Ömer ise yaşamını sürdürdü. Müslümanlardan bir grup tarafından muhasara edilen Halife Osman, hilafetten ayrılmasını isteyenlere karşı, kaderi gerekçe göstererek, isteklerini reddetmişti.
    Ancak, ayni gerekçe ile isyancıların halifeyi taşa tutmalarından sonra, Hz. Osman'ın, onların kaderi gerekçe göstermelerini kabul etmediğini görmekteyiz.
    Hz. Ali'nin kader konusundaki düşüncesi daha açıktır. O, Allah'ın emir ve nehiylerinin konusu olan fiillerde, Allah tarafından önceden belirlenmiş bir hususun olamayacağını, aksi halde, Allah'ın kitap göndermesinin, peygamber göndermesinin, emretmesinin, nehyetmesinin bir anlamı kalmayacağını bildirmiştir. Ayrıca, kaderin ancak insanın sorumlu olmadığı konularda olacağını açıklayarak, kader kavramı ile insan sorumluluğu arasındaki ilişkiye de dikkat çekmiştir35. İnsanın sorumlu olduğu hususlarda ise "kader, iyi işi yapmak, kotu işi yapmamakta insanı serbest bırakmaktır."36 Yani, kader insanın neticesinden lehte ve aleyhte sorumlu olduğu fiillerinde hür olması ve istediğini yapabilmesidir. Hz. Hasan da irade hürriyeti ile sevap ve günah arasında bağı kurmuş ve insan fiillerinde önceden tespite karşı çıkmıştır.37 Ona göre, ön tespit irade hürriyetini ve dolayısıyla insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır.
    Halife Ali'ye karşı, kendine has metotlarla; yürüttüğü mücadeleyi kazanan Muaviye, Hicretin 41. yılında Emevi Devleti'ni kurdu38. Emevi yönetimi, kuruluşundaki gayri meşruluğun sıkıntısını, kader kavramının arkasına sığınarak gidermeğe çalışmış ve kaderci düşüncenin gelişmesi için elinden geleni yapmıştır. Çünkü onlar, kaderciliği siyasi geleceklerinin garantisi olarak görüyorlardı. Kaderci düşüncenin gelişip yayılması için ilk adımlar, bizzat devletin kurucusu Muaviye tarafından atılmıştı39 Muaviye'nin, Halife Ali'ye karşı isyanının, savaşının tutarlı dini ve siyasi gerekçesi yoktu. Onun tek sığınağı kader kavramı kalmıştı. Bu kavram öyle bir sığınaktır ki, ona hem zalim, hem de mazlum beraber sığınabilirler. Bir yandan zalimin zulmünün sebebi, diğer yandan mazlumun acizliğinin gerekçesi olabilmektedir.
    Emevi Devleti'nin yöneticilerine karşı gelmek, kadere dolayısıyla Allah'a karşı gelmek olduğundan, karsı gelenin öldürülmesi helal olmaktadır.40 Muaviye'nin oğlu Yezid halka şöyle seslenmişti: "Ey insanlar, sizin uğraşmanıza gerek yoktur. "Allah bir isi beğenmediği zaman onu değiştirir..."41 Allah bizi değiştirmediğine göre, Allah'ın istediğine karşı çıkmaya sizin hakkınız olamaz. Size düşen itaat etmek, Allah'ın iradesine rıza göstermektir.42 Emevi halifeleri, sadece Allah'ın ezelde yazdığı yazıyı, yani, "Allah'ın kaderini infaz" ettiklerini belirtiyorlardı.43

    Emevi yöneticilerinin kader kavramına sığınma taktikleri, Müslümanlar arasında değişik tepkilerin doğmasına sebep oldu. Ma'bed b. Halid el-Cühem, Gaylan ed-Dimeşki ve Yunus el-Esvari gibi düşünen alimler, yönetimin desteklediği düşünceyi yüksek sesle eleştirerek; Emevilerin tanımladığı kaderin olmadığını, yapılan zulmün Allah'tan değil, idarecilerden kaynaklandığını ve halkın bu zulmü ortadan kaldırabileceğini, belirttiler44. Nitekim bu düşünce halk arasında yayıldı. Emevi yöneticileri; başta yukarıda zikredilen alimler olmak üzere, kendileri gibi kaderi anlamayanların ileri gelenlerini katlettiler.45 Kaderci düşünceyi kabul etmeyenler, olaylarda insan sorumluluğunu benimsediklerinden, siyasi idare için tehlike teşkil ediyorlardı. Çünkü "Kader Doktrini" politikayla yakından ilgiliydi.46
    Hasan el-Basri de kader konusunda Emevilerin destekledikleri düşünceye karşı çıkmıştı. Fakat kendi düşüncesini açıkça ortaya koymamıştı.47 Şehristani, Hasan Basri'nin kader hususundaki görüşlerinin, kaderi kabul etmeyenlere benzediğini, bildirmektedir48.
    Emevi halifelerinin istediği şekilde kader kavramını yorumlayan Ca'd b. Dirhem, Cehm b. Safvan gibi yazarlar da vardı. Bunlara göre, "bütün fiillerde cebir olduğu gibi mükâfat ve ceza da cebirdir."49 Bu düşünceyi savunan ekole Cebriye Mezhebi, denmektedir. Bu mezhebe göre, hiçbir şeyden kaçınma imkânı yoktur. "Ne kadar çalışılırsa çalışılsın meydana gelecek bir şey önlenemeyeceği gibi, meydana gelmeyecek olan bir şey de meydana getirilemez."50 Cebriye'den Hüseyin b. Muhammed en-Neccar: "Allah; kulun hayır, şer, güzel ve çirkin amellerini yaratandır. Kul da o amelleri kesbeder",51 fikrini ileri sürerek; mezhebinin görüşlerini biraz yumuşatmıştır. Cebri düşüncenin, zamanla diğer mezheplere de sirayet ettiği görülmüştür. Bu düşünce şekline göre, olayları izah etmek çok kolaydır. Sahabe arasında siyasi çıkar çekişmelerinden doğan tatsız olaylar dahi, Allah'ın ezeldeki yazgısının yerine gelmesi olarak açıklanmıştır.52 Bundan dolayı da onların hatalarının araştırılmaması istenmektedir.53 Çünkü, onların bir kusuru yoktur. Allah'ın, ezelde takdir ettiği kaderi yerine getirmişlerdir.
    İslam ümmetinin en büyük şanssızlığı, hadislerin toplanarak kayda geçirilmediği bir dönemde, meşru yönetimi isyan sonucu devirerek kurulmuş bir yönetimin, kaderci düşünceyi desteklemesi olsa gerektir. Hadis külliyatının kaderci karaktere bürünmesinin arkasında bu olgu yatmaktadır. Düşünen Müslüman, Peygamberi ile karşı karşıya getirilmiştir. Hadisçilerimiz ise nakledilenleri değil, nakledenleri araştırmakla meşgul olmuşlardır: islam kültürünün teşekkül devrinde meşruluk sıkıntısı çeken siyasi yapının, islam ümmetinin geleceğini de ipotek altına alması bu hadisçilerin sayesinde gerçekleşmiştir. Bugün Müslümanlar hadis problemi ile de karşı karşıyadırlar. Müslüman'ın dünya görüşünün ortaya konması için tek olgu olması gereken Kuran-ı Kerim'in karşısına, hadis yedek bir olgu olarak çıkarılmış, hatta onun gibi bir olgu olduğu dahi ileri sürülebilmiştir54. Böylece, Kuran olgulardan biri durumuna düşürülmüştür. Olgular çoğalınca da İslam’ın hayata intibak esnekliği kaybolmuş ve hayata alternatif bir dünya görüşü halini almıştır.

    Kur'an'ın muhatabı insan aklıdır. Bundan dolayı insandan düşünmesini istemektedir.55 Kur'an'ın anlaşılmasında kültür seviyesi de önemlidir. Herkes kültürü nispetinde ondan istifade edebilir. Onu şartsız okumak, yararlanma imkanını artırmaktadır. Ancak, genelde Müslümanlar, Kur'an'ın ne dediğinden ziyade, kendi düşüncelerini doğrulamak için Kur'an'dan deliller aramışlar, neticede her birinin dayanağı Kur'an olduğu iddia edilen birbirine zıt görüşler ortaya çıkmıştır. Mesela, kaderciliği savunanlar da, insanın sorumlu olduğu fiillerinde ezeli tespitin olmadığını belirtenler de, bunların arasında uzlaşmacı bir tavır takınanlar da görüşlerinin doğruluğunu ortaya koymak için, Kur'an'ın ayetlerini delil getirmişlerdir. Kur'an'ı bir bütün olarak ele almayı düşünmemişlerdir. Hatta, bir konuda ayetlerin azlığına ve çokluğuna göre; çoğunluğun telkin ettiğini sandığı anlamdan yana tavır aldıklarını ileri sürenler dahi vardır56.
    Kur'an'ın ayetlerini, hiçbir insanın kendi arzusuna göre anlamaya hakkı ve yetkisi yoktur. Her insanın, Kur'an'ın muhatabı olması keyfiyeti, insana onun ayetlerini istediği doğrultuda yorumlama yetkisi vermemektedir. O halde, insan Kur'an ayetlerini nasıl anlayacaktır? Bu konuda ölçüleri neler olmalıdır? Kur'an'ın bir ayetini anlamak için; A-Ayet çerçevesini, B-Siyak-Sibak çerçevesini, C-Kur'an'ın Bütünlüğü çerçevesini,57 D-Kainattaki Fiziki ve Sosyal Kanunlar çerçevesini,58 E-Akli Selim çerçevesini59 göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Yani, bir ayeti anlamak için bu beş esasa dikkat edilmelidir. Anladığımız mananın, bunlardan hiçbirine aykırı olamayacağını bilmemiz lazımdır. Burada bir noktaya da işaret etmek gerekmektedir. Kur'an ayetlerini, yukarıda belirttiğimiz beş ilkeye dikkat ederek kavramaya çalışırsak; "herkese göre Kur'ani doğrular yerine, Kur'an'ın kendi doğrularını"60 ortaya koyma imkânını elde edebiliriz. Bu düşünce doğrultusunda kader problemine Kur'an'ın yaklaşım tarzını tetkik etmeye çalışacağız.
    Kader kelimesi, Kur'an'da; ölçme, güç yetirme, kudret, ölçerek takdir ederek tayin, rızkı daraltma, Allah'ın irade ettiği külli hüküm ve önceden ölçüp-biçip hüküm verme manalarında kullanılmıştır.61 Bu kelimeye bu anlamların dışında; her şeyin olduğu gibi kılınması, kaza ve hüküm manaları yüklenmiştir62. Son iki anlamın Kur'an'da kullanılmamış olması, kelimenin bu iki anlamı sonradan kazanmış olabileceğini düşündürmektedir.63 Kader kelimesinin yerine kaza kelimesi de kullanılmaktadır. Kaza kelimesi Kur'an'da on anlamda kullanılmıştır64; Istılahda; "Kaza; Allah'ım ezelde bütün eşyanın gelecekte ne şekilde olacağını bilmesi, kader ise, bu eşyanın Allah'ın ezeldeki eşya ile ilgili ilmine uygun olarak icat edilmesidir."65
    Kur'an'ın birçok ayetinde geçen kader kelimesi ve bu kelimenin müştaklarının mihverini, "bir olgu dahilinde tayin etmek, her şeyi bir olgu ve nizama göre tanzim"66 etmek teşkil etmektedir. Kader kelimesinin geçtiği ayetlerden hiçbiri, insanın sorumlu olduğu fiillerinin, alın yazısı manasında, ortaya çıkmasından önce takdir edildiği anlamını taşımamaktadır. Kader konusunda yapılan tartışma, Allah'ın kainati belli bir düzen dahilinde yaratmasında değil, işlediği fiillerinden lehte veya aleyhte sorumlu olan insanın, bu yaptıklarının Allah tarafından ezelde tayin ve tespit edilip-edilmediğinde yoğunlaşmaktadır. Eğer kader, "Bu kâinattaki ilahi kanunlardır."67 şeklinde anlaşılsaydı, bu hususta hiçbir tartışma olmayabilirdi. Kâinattaki düzenlemeyi insan fiillerine de teşmil edince, insan hürriyetinin anlamı kalmamaktadır. Hâlbuki insani hür bir varlık olarak yaratan Allah'tır.
    Hürriyet, hem iyiliğin hem de kötülüğün kaynağıdır. Kötülük yapma imkânı olmayanın iyilik yapmasından bahsetmek abes olur. Çünkü; bu durumda iyilik mecburi istikamettir. Seçeneği yoktur, Kader problemine çözüm bulmak için, Allah’ın ilminden değil, insan sorumluluğundan ve dolayısıyla insan hürriyetinden hareket etmek zorundayız.
    Bu konuda hareket noktamız sorunun çözümünde bize yardımcı olacaktır. Önceden tespit, irade konusu olmayan ve insanın sorumlu olmadığı alanlarda olabilir. İnsana bırakılan alanlarda ise kaderi, insanın davranışları belirlemektedir. Yani, insanın sorumlu olduğu hususlarda kaderi insan çizmektedir. Kur'an bu duruma işaretle, "...Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez..."68 "insan ancak çalıştığına erişir"69 buyrulmaktadır.
    Kader konusunda, insanın iradesini ilgilendiren nokta ile tabii ve kevni hadiseleri ilgilendiren ciheti birbirinden ayırmak lazımdır.70 İnsanın dışındaki varlıkların mukadderatlarının tayin ve tespitinde, sorumlulukları olmadıklarından dolayı, bir sakınca yoktur. Ancak, insan sorumlu bir varlıktır. Kur'an bunu şöyle açıklamaktadır: "Doğrusu biz, sorumluluğu göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir."71 O halde, sorumlu olması cihetiyle diğer varlıklardan ayrılan insanın, sorumluluğu oranında hürriyetinin olması, sınırları Allah tarafından çizilmiş sahada insanın kendi kaderini kendinin belirlediği ortaya çıkmaktadır. İnsan kendi kaderini belirlerken Allah, ona yol göstererek yardımcı olmak için, peygamber ve kitap göndermektedir. Yani; insanın özgür iradesi olduğu için, Allah kuluna teklifte bulunmaktadır. İradenin mecburiyeti demek, irade yoktur demektir. Çünkü mecburiyetin olduğu yerde iradeden söz edilemez. Buna göre, insanın kaderi, iyiliği veya kötülüğü yapacak şekilde yaratılmış olmasıdır.
    Zemahşeri, Furkan suresinin ikinci ayetinin yorumunda Allah'ın takdiri konusunda,"... gördüğün gibi, Allah insanı takdir ettiği bu düzgün şekilde yarattı. Yaratılmasını takdir edip de yarattığı her şeyi farklı olarak yaratmadı."74
    Bu görüşe göre, takdir insanın sorumlu olmadığı alanları kapsamaktadır. İnsanın sorumlu olduğu fiillerinde ise birey, en az iki seçenekten birini tercih edebilecek şekilde hür bırakılmıştır75.
    Kader kelimesi ve müştakları geçmediği halde, kaderci görüşü benimseyenlerin insanın irade hürriyetini kaldırdığını anladıkları ayetler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi; "Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz,"76 Bu ayet, Onlara göre, insan iradesinde cebrin olduğunu ortaya koymaktadır77. İradedeki cebir ile fiildeki cebir arasında pek fark olmadığından, iradede cebrin olduğunu ileri sürenlere de "Cebriyeci" demekte bir sakınca olmasa gerektir. Eş'ari: "Kullar fiillerinde, hür, ihtiyarlarında (seçimlerinde) mecburdurlar."78 görüşündedir. Bazı yazarlara göre, "irade ve seçimdeki mecburiyet, fiillerde de mecburiyeti gerektirir."79
    Bundan dolayi Eş'ari'nin, "katıksız cebri" olduğu belirtilmiştir80. Gerçekten, söz konusu ayetten insan iradesini selbeden, yani, ortadan kaldıran bir anlam çıkarılabilir mi? Meşiet ile irade aynı manaları taşıyan iki kelimedirler81.
    Bu ayeti, Allah'ın "Sizin dilemenizi dilemesi, iradenizi irade etmesi ile diliyorsunuz."82 şeklinde anlamak lazımdır. Eğer; Allah insana dileme imkânını vermeseydi, insanın dileme hürriyeti olmazdı.
    Size verilen bu irade, Allah'ın size verdiği bir lütfudur. Aksi halde, bir irade hürriyetinden söz edilemezdi.83 Ayetin sibakını da dikkate alırsak, bu anlamın doğruluğu ortaya çıkmaktadır; "Ey insanlar nereye gidiyorsunuz? Kur'an, ancak aranızdan doğru yola girmeyi dileyene ve âlemlere bir öğüttür. "Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, sizler bir şey dileyemezsiniz."84 Yukarıda da belirttiğimiz gibi, burada ifade edilen husus, insana dileme hürriyetinin Allah tarafından verilmiş olmasıdır.
    Kur'an'ın bir konudaki görüşünü ortaya koymak için, o konu ile ilgili tüm ayetleri dikkate almak lazımdır. Kur'an'da "şae" ve müştaklarının geçtiği birçok ayet bulunmaktadır. Allah'ın dilemesine, cebrî anlam yükleyen müşriklerin gerekçelerini Allah kabul etmemiştir. Onların kabul edilmeyen gerekçelerinin, bazı Müslüman yazarlarca benimsenmesi, din açısından hayret uyandıracak bir tavır olsa gerektir. Allah, puta tapanların, "Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık." demelerini; "...siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz..."85 buyurarak reddetmiştir. Bir sonraki ayette de; "...0 dileseydi, hepinizi doğru yola eriştirirdi."86 buyurmaktadır. Yunus suresindeki bir ayette, Allah'ın dilemesinin hangi anlama geldiği açıkça ifade edilmektedir. "Ey Muhammed, Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı, öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?"87 Allah, insanları zorlamadığına göre, yani, onlara hürriyet verdiğine göre, insanları zorlamaya hakkın yoktur. ".. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin."88 Görülüyor ki, bu ayetler insana dileme hürriyetinin verildiğini ortaya koymaktadır
    İnsan yaratılmadan önce, insan fiillerinin takdir edildiğine delil olarak gösterilen diğer bir ayet de [Hadid,22] ayetidir. Bu ayette şöyle buyrulmaktadır; "Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce o, kitapta bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır." Burada "kitap"tan anlaşılması gereken mana nedir? Bir başka ayette "...Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır."89 Yaş ve kuru her şeyin bir kitapta olması, onların varlıkları değil, varlık alanında tabi olacakları kanunlar, kurallar olsa gerektir. Kitap kelimesi bu anlamda başka ayetlerde de kullanılmıştır.90 [Hadid, 22] deki ayeti Zemahşeri, musibetleri yaratmadan önce, hangi durumlarda insanların başına musibet geleceğini tespit etmişizdir, anlamında olduğunu belirtmiştir91 Diğer bir ayette: "Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle, işlediklerinizden ötürüdür.." Bu ayete göre, insanın başına gelen musibetten, insanın sorumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. Eğer, insanın başına gelen musibet önceden takdir edildiyse, bunda insanın sorumlu olmasını bir manası olamaz. Ya da cebri görüşü benimseyen bir kimsenin ileri sürdüğü gibi, "Bunu böyle Allah yapıyor, fakat bir şey diyemiyoruz."93 şeklinde düşünmemiz gerekir ki; bu da insanın robot olduğunu kabul etmek demektir.
    İnsanın başına iyi veya kötü bir şeyin gelebilmesi, önceden tespit edilen kurallara göredir. Yani; Allah musibetleri yaratmadan, bunları insanlara verirken, hangi esaslara göre vereceğini belirlemiştir. İnsanın başına kendi fiili neticesi felaket gelebildiği gibi, kendi kusuru olmadığı halde de musibet gelebilir. Hatta, Kur'an, Allah'ın denemek için dahi çeşitli musibetler verdiğini bildirmektedir.94 Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan; her şeyin ölçüsünün, kanununun ve nizamının Allah tarafından konulduğunu, bu kuralların bir kısmının insan tarafından da bilinebileceğini, bundan dolayı hür iradeli faillerin bu kurallar çerçevesinde hareket etmeleri istenmektedir. Netice olarak, insanlar tarafından bilinebilecek hususların Allah tarafından belirlendiğini ve kanunlarının tespit edildiğini, insanlarca bilinemeyeceklerin ise insan faaliyetleri neticesine göre kaderlerinin insan tarafından çizildiğini ifade etmek mümkündür.

    Kader konusunda karşımıza çıkan önemli husus, Allah'ın ilmi meselesidir. Kainatın nizamını ve ondaki kanunları, Allah'ın, önceden tespit ettiğini ve bunlarda bir değişiklik olmadığını ve olamayacağını Kur'an bildirmektedir. "...bütün tabiat, Allah'a "otomatik bir irade" ile itaat eder."96 Acaba insan da buna dâhil midir? İrade verilerek diğer varlıklardan ayrılan insanın, sorumlu olması hasebiyle de başka varlıklardan ayrıldığı bilinmektedir. Tartışma, önceden tespit edilenlerin içine, iradeli ve sorumlu varlık olan insanın fillerinin girip-girmeyeceği meselesidir. Başka bir ifade ile kâinattaki nizamın, insanın iradesine ve fiillerine teşmil edilip edilemeyeceğidir. İnsanın sorumlu bir varlık olduğu inkâr edilmeden, bu düzenlemenin insan fiillerine teşmil edilmesi mümkün değildir. İnsanın sorumlu bir varlık olduğu veri olduğuna göre Allah'ın yasası, insan cinsi için ezelde çizdiği sınırlar içinde ferdin hür olmasıdır. Bu anlamda, insan için yalnız Allah'ın çizdiği kaderden değil, kendisinin, ailesinin milletinin ve diğer milletlerin çizdiği kaderlerden de bahsetmek mümkündür. Ancak, insanlar tarafından çizilen kaderleri, insanın aklını kullanarak değiştirmesi de söz konusudur. İnsanlar tarafından çizilen kaderlerin, çeşitli sebeplerden dolayı, Allah'a yüklenmesi, kader kavramının keyfi olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır.
    İnsana irade veren ve onu hür kılan Allah'tır.97 Allah, hür iradeli insanı yaratmakla; kendi iradesini, insan davranışları konusunda kısıtlamıştır. Eğer Allah, insanı özgür kılmak için, insan davranışları hususunda, iradesini sınırlandırıyorsa; ona kendi "plan ve projelerini hazırlama imkanı vermek için bilgisini de sınırlıyor demektir."98 Kaldı ki Descartes (Dekart) da Allah'ın bilmesini ve irade etmesini bir ve aynı şey saymaktadır.99 İnsan için sorumluluk esas ise hürriyet de esastır. İnsan hürriyetini korumak, en azından Allah'ın ilmine zarar gelmesin endişesi kadar önem arz etmektedir. "İnsan hem mecbur hem de mesuldür. Bu iki durum arasında görülen çelişki kaderin sırrı olarak kalacaktır."100 tarzındaki bir düşünceyi, Kur'ani esaslarla uzlaştırmak mümkün değildir.101 Allah'ın, hem insanların düşünmelerini hem de aklını devre dışı kalmasını istemesini izah etmek mümkün olmasa gerekir.
    Allah'ın, insanın neticesinden sorumlu olduğu davranışlarını önceden bilmesi, insanın hürriyetine, bilmemesi ise Allah'ın ilmine zarar vermektedir. Allah'ın ilminin cebri gerektirmediğini ileri sürmek, problemi çözmemektedir. Hatta bazı yazarlar, cebrin Allah'ın ezeli ilminden kaynaklandığını belirtmektedirler.103 Fikirlerimizi ortaya koyarken tutarlı olmak zorundayız. Aklın ilkelerine aykırı bir şeyin, Kur'an'a uygun bir görüş olacağını düşünemeyiz. "Söz gelişi, insanın fiilleri de dahil olmak üzere her şeyin önceden bilindiğini, kesin olarak tayin ve tespit edildiğini öne süren bir görüşle, insanda irade hürriyetinin varlığını öne süren görüşü bir ve aynı anda savunamayız. Ortada giderilmesi gereken bir tutarsızlık bulunmaktadır."104 Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur'an'ın ayetleri gibi akıl da Allah'ın ayetidir. Allah'ın ayetlerinin birbirini nakzetmesi düşünülemez. Nitekim Kur'an-ı kerim'de 275 yerde, "düşünmüyor musunuz? Akıl erdiremiyor musunuz?" diye sorulmakta; 200 yerde de bizzat "düşünme ve tefekkür" emredilmekte 12 yerde "dolaşarak, araştırıp ibret alma" önerilmekte ve 670 yerde de ilme teşvik yapılmaktadır.105
    Bilmenin olabilmesi için fiili bir durumun olması lazımdır. Ortada fiili ve gerçek bir durum olmadığı zaman bilmenin olmaması Allah için bir eksiklik olur mu? İnsanın iyilik veya kötülük işleyecek tarzda yaratılmış olması, insan fiillerinin planlanamayacağının kanıtı olamaz mı? Hürriyet verilerek diğer varlıklardan ayrılan insanın, neticesinden sorumlu olduğu davranışlarında da Allah'ın ilminde istisna olması düşünülemez mi? İnsan davranışları ile Allah'ın ilmi arasında ilişki kuran Mutezile'den Muhammed b. Numan: "Allah, ancak takdir ve irade ettiği şeyi bilir. Takdirden önce bir şeyi bilmesi imkânsızdır. Eğer kulların fiillerini bilmiş olsaydı, onları imtihan etmesi ve denemesi imkânsız olurdu."106 görüşünü ileri sürmüştür.
    Yine Mutezile'den Hişam b. Hakem Bakara-143. Al-i imran-140,142. ve 167. Tevbe-16. Hadid-25. Ankebut-3 ve 11. Muhammed-31. Cin-28. ayetlerini delil getirerek, "Allah Teâlâ hadisatın hudusunu ancak vukuu anında bilir, Çünkü bu ayetler Allah’ın bu şeyleri ancak hudusu sırasında bildiğini ifade ediyor."107 demiştir. Farabi ve İbni Sina gibi Müslüman filozoflara göre, Allah'ın ilmi, objesini var kılan bir bilgidir. Yani, "Allah'ın bilmesi yaratması demektir"108
    Bu konuda Muhammed ikbal de; ilahi bilgide suje-obje ilişkisi yoktur. Allah'ın bildiği şey olur. Allah'ın bilgisinin, "kendi objesini yaratan bilgi" olduğunu söylemektedir.109 Görüldüğü gibi, beşeri bilgi ile ilahi bilgi mahiyet itibariyle de farklıdır. "İlim, ma'luma tabidir"110 görüşü insan bilgisi için söz konusu iken, ilahi bilgi için geçersizdir.
    Kader meselesine Allah'ın ilmi açısından değil, insanın sorumluluğu cihetinden bakmalıyız. Allah yüce bir değerdir. Fakat insanın bizzat kendisi de bir değerdir. Allah'ın çizdiği sınırlar dahilinde insan serbestçe hareket etmektedir.111 Bu açıdan baktığımızda "kader, bir şeyin kendi içinde var olan güç, onun yaratılışının derinliklerinde saklı bulunan ve gerçekleştirilebilecek olan imkanlardır."112 Ezeldeki tayin ve tespitin değil insanın hürriyetini, ilahi faaliyet imkanını da ortadan kaldığını ileri süren İkbal, Rahman suresinin 29. ayetini delil getirerek, Allah' her an bir işin meşgul ettiğini, bildirmektedir.113 İlahi hayatta "yeniliğin" söz konusu olduğunu belirten İkbal, "her yaratma fiilini, önceden tespit ve tayin edilmiş bir fiil olarak değil, yeni bir hadise olarak görür."
    Kader problemi ile yakından ilgili olan bir diğer konu da kulun fiilinin yaratıcısı olup-olmaması meselesidir. Bu tartışmanın temelinde "yaratma" kelimesine yüklenen değişik anlamlar yatmaktadır. İnsanın yaptıklarından sorumlu olduğu gerçeğinden hareketle Mu'tezile; "kul fiilinin yaratıcısıdır." Görüşünü benimsemişti. Maveraünnehir alimleri, bu görüşünden dolayı Mu'tezile mensuplarının, Mecusilerden daha şiddetli kafir olduklarını iddia etmişlerdi.115 Kendileri ise kulun fiilini, kulun Allah ile birlikte yaptığını söylüyorlardı116. Maturidi'ye göre de kula, fiilinin yaratıcısı denemez117. Maturidi Mezhebini benimseyenlerin, fiilde kulun sorumluluğunu ortaya koymak için, irade-i cüz'iyyeye ağırlık verdiklerini ve cüz'i iradenin mahluk olmadığını ileri sürdüklerini görüyoruz. Cüz'i iradenin mahluk olmadığından neyi kastettiklerini anlamak mümkün değildir. Acaba cüz'i iradenin olmadığını mı ifade etmek istemişlerdir?
    Eğer böyle bir irade varsa, bunun Allah tarafından yaratılmış olması gerekmektedir. Eger cüz'i irade yoksa, Maturidiler insan sorumluluğunu nasıl izah edeceklerdir? Bu, izaha muhtaç bir mesele olarak durmaktadır.
    Es'arilerin durumu daha açıktır. Kullar iradelerinde mecburdurlar.119 Bu düşünceye göre insan sorumluluğunu ispatlamak da mümkün olamamaktadır.
    Kur'an'a göre, "yaratma" kelimesini insan için kullanmak mümkün mü? Bu kelimeyi Kur'an'ın, Allah'tan başka varlıklar için kullandığını görüyoruz. [Maide/110] de; Hz. İsa'ya hitaben, "...sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yaratmış, ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu..." buyrulmaktadır. [Ankebut/17]de, "...aslı olmayan sözler yaratıyorsunuz..." [Mü'minun/14] de; "yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur." [Saffat /125] de ise, "Yaratanların en güzeli olan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı tapıyorsunuz." buyrulmuştur. Kula yaratmanın verilemeyeceğini ileri sürenler de [Zümer/62]de: "Allah her şeyin yaratanıdır"120 [Saffat/ 96] da "Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır"; [A'raf /54], “..bilin ki, yaratma da emir de Allah'ın hakkıdır." buyrulmasını delil getirmektedirler. Hiçbir Müslüman'ın, Kur'an'ın bir ayetini, diğer bir ayetine karşı olacak şekilde anlamaya ve yorumlamaya hakkı yoktur.
    Bunu bizzat Kur'an'ın ayeti yasaklamaktadır. Böyle bir anlayış, Kur'an'ın Kur'anlığını tartışma konusu yapmak demektir. [Nisa /82] de: "Kur'an'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer O Allah'tan başkasından gelseydi, Onda çok aykırılıklar bulurlardı." buyrulmaktadır. "Kur'an'da ihtilaf olmadığı için, bizim Kur'an'ın ayetlerini birbirine aykırı olacak şekilde anlamaya yetkimiz olmasa gerektir.
    Yaratma (Halaka) kelimesini, yukarıda zikredilen her iki grup ayetlerin anlamlarını kapsayacak şekilde yorumlamak mümkündür. Kelimenin sözlük manası bize bu imkanı veriyor. Yaratma kelimesi; yoktan var etme ve vardan var etme anlamlarına gelmektedir.121 Ham maddesi, malzemesi bulunmayan şeyi var kılmak olan "yoktan var etme" gücü yalnız Allah'a aittir.122 "Vardan var etme"nin ise yapma ile karşılanabileceğinden, bunun yoktan var edilmiş şeyler üzerinde bir tasarruf, bir şekil değiştirme olduğunu, insanın yaratmasından bunun anlaşılacağını, dolayısıyla insanın gücü içerisinde olduğunu123 kabul etmek mümkündür. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur'an'ın ayetlerini bir bütün olarak ele almadığımız zaman; yanlış neticelere varmaktayız. Görülüyor ki, Kur'an Allah'ın dışında yaratmayı kabul etmektedir. Bu durumda, kul fiilinin yaratıcısıdır, demekte bir sakınca olmasa gerektir.
    Allah ile kulun ortaklasa kulun fiilini gerçekleştirdiğini benimsemekten, insanın, fiilinin yaratıcısı olduğunu kabul etmek daha tutarlıdır. Kulun kendisinin yaratılması başka şey, fiilinin yaratılması başka şeydir: Davranışlarında hür bir varlık yaratmak; davranışları da programlı robot bir varlık yaratmaktan daha zor olsa gerektir. Bundan dolayı, kendi fiilini yaratacak kulu yaratmak, ilahi kudretin şanına daha çok layıktır. İslam'ın teklifleri irade hürriyetine ve imkana dayanır. Allah insana bir güç vermiştir. Bu gücün iyiliğe veya kötülüğe kullanılması insanın elindedir, iyiliğin veya kötülüğün yapılabilmesi imkanı kaderdir. Hürriyetin olabilmesi için çeşitli imkânlar olmalıdır. "Hürriyet, insana Allah tarafında verilmiş bir haldir. Neden Allah yaratıklar arasında insana hürriyet tanımıştır? sorusu Mutlak Varlığın fiiliyle ilgili olduğu için, insan tarafından cevaplandırılamaz."124 Ancak, "insan hem mecburdur hem de mesuldür. Bu iki durum arasında görülen çelişki kaderin sırrı olarak kalacaktır."125 tarzındaki yorumlara katılmamız söz konusu olamaz. Çünkü, İslam’da hiçbir konuda insan aklına aykırı izahların yapılmasına imkan yoktur. İnsanoğluna akıl denen nimeti veren de Allah, insandan düşünmesini, aklını kullanmasını isteyen de Allah'tır. "Gayba iman"ı aklın ilkelerine aykırı şeylere inanmak olarak anlayanlar da bulunmaktadır. Hâlbuki Kur'an gayba imanı isterken, insandan aklını kullanmasını da istemiştir.126 İnsanoğlu Allah'ın yarattığı bir varlık olup127 onun yanında bir değeri vardır. Dünyayı imar etmekle görevlendirilmiştir.128
    Kur'an'ın şartlı okunması birtakım yanlış değerlendirmelerin yapılmasına, yol açmaktadır. Mesela Gurabi; "Kur'an'da bazı ayetlerin cebre ve bazı ayetlerin de hürriyete delalet ettiğini "129 ileri sürmektedir. Hüseyin Atay da aynı görüşe katılarak; "insana tam sorumluluğu yükleyen ayetler olduğu gibi, her şeyi Allah'ın yaptığını bildiren ayetler de vardır."130 demektedir. Muhtemelen bu hatalı anlayışların sebebi, Kur'an'ın ayetlerinin, Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi esasından hareket edilmemesi olsa gerektir. Kur'an'ın bölünerek anlaşılmasına131, ayetlerinin birbirine zıt olacak şekilde yorumlanmasına132 bizzat Kur'an karşıdır. Kader konusunda da birbirlerine zıt ayetlerin olması düşünülemez. Allah'ın insana kitap ve peygamber göndermesi; emretmesi, nehyetmesi insanın hürriyetinin olduğunun en açık delilidir. "İnsan iradesini inkâr ederek, Kur'an'ın mutlak insan davranışının cebrini savunduğunu ileri sürmek, yalnız Kur'an'ın tümünü reddetmek değil, aynı zamanda, bizzat temelini de yok etmek demektir."133
    Takdir ile yakından ilgili bir diğer husus da "kötülük meselesi" olsa gerektir. Bu problemin de ortaya çıkış sebebi, insan sorumluluğu esas alınmayıp, Allah'ın "kudretinden hareket edilerek, bunun da yanlış değerlendirilmesi olarak görülmektedir. Allah'ın, insanı iyilik ya da kötülük yapacak şekilde yaratması; Allah'ın iyiliği veya kötülüğü yaratması olarak değerlendirilmiştir. Hâlbuki Allah, iyiliğin de kötülüğün de kanunlarını koymuş, iyiliğe gidecek yolu insanlara tavsiye etmiştir. Kâinat nötrdür. İyi veya kötü, dış âlemde var olan şeyler değil, insan davranışlarının ölçüleridir. İslam'ın dualizmi, insanın kendi içindedir.134
    Kainatta tek bir esas, Allah'ın kanunları caridir. Maturidi; "Şerrin takdiri şer değildir" görüşünü ileri sürerek, bu noktaya işaret etmek istemiştir. Bu durum, Kur'an'da açıka belirtilmektedir. Nisa suresini 78. ve 79. ayetlerinde: "...Onlara bir iyilik gelirse: "Bu Allah'tandır." derler, bir kötülüğe uğrarlarsa "Bu, senin tarafındandır" derler. Ey Muhammed de ki: "Hepsi Allah'tandır." Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük gelirse kendindendir..." buyrulmaktadır, İyinin Allah'tan kötünün ise nefisten olması esası; iyiliği Allah'ın, kötülüğü ise nefsin telkin ettiğini ortaya koymaktadır. Hepsinin Allah'tan olmasına gelince, iyiliğin ve kötülüğün reel varlıklarının değil, kanunlarının Allah tarafından konulduğunu ifade etse gerektir. Kur'an'da bu tür ifadelere sık sık rastlamak mümkündür. Mesela: Rahman suresinin 21. ayetinde: "Denizde yürüyen dağlar gibi gemiler Allah'ındır." buyrulmaktadır. Gemilerin Allah'ın olması ne demektir? Bu soruya Lokman suresinin 31. ayetinde açıklık getirilmektedir. "Gemilerin denizde Allah'ın lütfuyla yürüdüğünü görmez misin?" Yani Allah'ın kanunları sayesinde o gemiler denizde yürümektedirler. Demek ki, gemiler Allah'ın koyduğu kanun sayesinde denizde yüzebiliyorlar. Zümer suresinin 7. Ayetinde Allah'ın, kullarının inkârından razı olmadığı bildirilmektedir. Allah'ın razı olmadığı fiilin, kullar tarafından yapılmasını nasıl izah edeceğiz? Razı olmadığı fiili Allah niçin önlememektedir? Hâlbuki insanlara iyiliği emretmelerini, kötülüğü nehyetmelerini bildirmiştir.136 Allah, kendi yapmadığı şeyi niçin bizden istemektedir? Yoksa, "kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor?" "Gücü yetiyor da önlemek mi istemiyor?"137 diye düşünülebilir? Bu tür sorulara tutarlı cevap vermek için hareket noktamızı iyi tespit etmemiz lazımdır. Önce, iyilik ve kötülüğün ayrı ayrı yaratılması ile, iyiliği veya kötülüğü yapabilecek kabiliyette bir varlığın yaratılmasının; hangisinin daha büyük bir kudretin işi olabileceğine karar vermek gerekir. Şüphesiz, her ikisini de yapabilecek varlığı yaratmak, daha büyük bir kudretin işidir. O halde Allah insanı nötr olarak yaratmıştır.138 İyilik ve kötülük, insanın hür iradesi ile işlediği fiiller neticesinde ortaya çıkmaktadır. İmtihanın gereği de budur.139 İnsanın kaderi, onun bu kabiliyette yaratılmış olmasıdır.140
    Kader konusu içerisinde müzakere edilen bir diğer mesele de "ecel" olayıdır. Hiçbir insanın sonsuza değin yaşama imkanı yoktur.141 Her nefis ölümü tadacaktır.142 İnsan cinsi için dünya hayatı sürelidir. Bu süre ne kadardır? Bu sure nasıl sona ermektedir? Her insan için bu süre farklı mıdır? Maktul eceliyle mi, yoksa ecelini doldurmadan mı ölmüştür? Eceliyle öldüyse, katilin suçu nedir? gibi sorular insanları meşgul etmektedir. Bunlara da daha önce belirttiğimiz esaslar dâhilinde kısaca temas edeceğiz.
    Ecel kelimesi, lügatte müddet; süre gibi anlamlara gelmektedir.143 Ecel kelimesi ve müştakları birçok ayette geçmekte olup, bu kelimenin mihverini, sözlük manasına uygun olarak "süre, müddet" anlamları teşkil Bu ecel kavramı yalnız insanlar için değil, milletler için, Güneş ve Ay için, hatta, yer ile gök arasında bulunan her şeyin belli bir eceli olduğunu147, kısaca, her şeyin vakti ve suresinin belirlendiğini148 ifade etmek için kullanıldığı görülmektedir. Kelimenin bu kullanım alanları, insan ecelinden neyi anlamamız gerektiği konusunda bize ipuçları vermektedir. Tartışmanın özünü, Allah'ın, insan cinsi için bir ecel mi, yoksa her bir insan için ayrı ayrı eceller mi tayin ettiği sorusuna verilecek cevap oluşturmaktadır.
    Tespit edilen ecel, herhangi bir müdahale olmadığı zaman, insanın yaşayabileceği zaman dilimidir. Dünyaya gelen her insanın, yaşaması gereken sureye "ecel" yani, tabii ömür diyoruz. Bu, insan cinsi için takdir edilmiştir. Ragıp İsfehani; insanın ecelini, Allah'ın dünya hayatında hiçbir insanı, daha fazla bırakmadığı sınıra ulaşması olarak belirtmektedir. Ayrıca, kılıçla kesilme, boğulma ve yanma gibi illetlerle bu surenin kısaltıldığını ileri sürmektedir.149 Doğan her insanın, bu süreyi yaşama imkanı vardır. Çeşitli sebeplerden dolayı, bazı insanların ecelleri kısaltılmaktadır. Bunun kuralları da Allah tarafından konulmuştur: Fatır suresinin 11. ayetinde: "...Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz kitaptadır..." buyrulmaktadir150.
    İnsan ölümsüz olmadığına, yani, her insanın mutlaka öleceğine göre, bir insanı öldüren niçin bu fiilinden dolayı sorumludur? Zaten ölecek olan insanı öldürmek neden suç olsun?
    Kur'an'a göre, insan öldürmek büyük bir suçtur.151 Bu durumda, insan öldürmek fiilinin suç olması Kur'ani bir veridir. O halde, fiildeki insan sorumluluğunu nasıl izah edeceğiz? Burada Kur'an'da belirtilen ecel kavramından hareket ederek, meseleyi kısaca ortaya koymaya çalışalım: Acaba insan, Allah'ın insan cinsi için belirlediği sureyi kısaltabilir mi? insana bu imkân verilmiş midir? Birçok ayette; belli bir süreye kadar ertelemeden söz edilerek, bu surenin sonunda artık insana ilave bir sürenin (yaşama imkânının) verilmeyeceği buyrulmaktadır.152
    Kur'an'da: "Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir sureye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler."153 buyrulmaktadır. Sürenin bitiminde uzatma yapılamayacağını anlıyoruz. Fakat ecelin öne alınmamasını nasıl anlayacağız? Demek ki, Allah insanın ecelini öne de almamaktadır. Bir kısım insanların doğal ömrünün tamamlanmasını engelleyen Allah değildir. Bundan dolayı, insanın ecelini tamamlaması için gerekli tedbirlerin alınması mümkün olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ortalama ömrün uzun, az gelişmiş ülkelerde kısa olması olgusu; bunu açıkça ortaya koymaktadır. İnsanın ecelini tamamlamasını engelleyen maniler keşfedildikçe ve gerekli önlemler alındıkça, Allah'ın insan cinsi için belirlediği sureye ferdin daha çok yaklaşması mümkün olacaktır. Görülüyor ki, maktul ecelini tamamlamamıştır. Öldürme fiili katile aittir. Bu fiile Allah'ın karışması söz konusu değildir. Kul, Allah'ın kendisine verdiği hürriyet sayesinde fiilini işleyebilmektedir. Ca'fer es-Sadik'ın; "Kulu yaptığından dolayı kınayabildiğin, kulun kendi fiilidir. Kınayamadığın ise Allah'ın fiilidir."154 dediği bildirilmiştir. Bu görüşün isabetli olduğu görülmektedir. Çünkü Allah'ın katıldığı fiilde, onun yarattığı kulu sorumlu tutmak tutarlı bir izah olmasa gerekir. Allah'ın takdir ettiği hususta kulun sorumlu olmasının bir anlamı olmadığı gibi, kulun tedbir almasına da imkan yoktur. Bu konuda Allah'ın kaderi, kulun fiillerinde hür olmasıdır. Aksi halde; insanda akil ve iradenin bulunmasının bir manası kalmayacaktır.)
    evet okudu allah bizlere ne mucizeler yaratıyor bu okudum yazı mucizesiydi hayat gercekten anlatılmıyor ama emin olun ki başbakanlığa gönderilen kargo 2 koli siyah poşet olan sayın cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan adına gönderilmiştir gercekten ben ne yazı yazardım arapca nede kitap okurdum allah kuranı kerim ayetinde böyle buyuruyor. sizlere böyle bi kitap yazıcamı aktarıcamı hiç sanımıyordum benim amacım sizlerden bi üçret almak diyil hakkı haykırmak onu cardığı yola davet etmek yol göstermek allah gösteriyorum benim bi mucizemde kolumda damarlarımda yazıyor zalim yazıyor kuranı kerimi cize biliyorum oda benim mucizem rabbimin verdi bi ilat latinceden cevrilmiş harfleri kelimeleri yazıları ilme aktarıyorum rabbimin izniyle ilim ve bilim üzerine çalışıyorum allahu teaLA cok iyi bi allah cok düşüncsel cok da yüce ve büyük sonsuzdur o yaaa bence zatınla bakiymiş zatını cok merek ediyorum kendini ders calışırken evimde kendini gördüm hata görmeden önce nete araştırma yapıyordum senin evine 2 kitap bide cd bıraktık diyordu evet cd buldum sanctum diye bi fillim esa-ala mağarası bunun projesini de sayın kırgın çiçekler deki dizi adı songül gercek adı gökçe akyıldız kardeşime yoladım allah onada bi hediye verdi insan beyyni ilim bilim ışığı allahın indirdi kırmızı bi kitabı o coğaltacak yani allah hepimizi kapsayan bi ilim ayırtmış yani kendine stok deriz ya hani oda bu ilmi kılavuz olarak kulanıyor. ben bu kitapları ve nete söylenen cd leri ne oldunu araştırken rabbimizi gördüm vallahi de billahi de allahımızı gördüm arada bi gözlerimi kaptıyorum o geliyo direk gözümün önüne 0.9.07.2013 salı akşam 9.30 sularından beri hep allahımızla konuşuyorum onla aramız cok iyi hep beni kendime darma dumandım önceden benimde herkez gibi yanışlarım oldu pişmanım evet cezamı cektim şimdi aslanlar gibi görevimin başındayım sizleri kurtarmam rabbime giden yolu göstermem boynumun borcu sizleri ilk böyle uyarmak istedim rabbim cok başka kitaplar indirdi ve bu kitapların içeriyi ilim ve bilim . . . .
    kuran da furkan süresine yorunlaştım ramazan ayında 2013 yılı 10.09.2013 bedir savaşından bi gün sonra vede size şöyle bi ayet söyliyim onunda diyor evet 10.09.2013 tarihinde çarşamba günü kadir gecesiydi ben bi yalan sayesinde buralara kadar geldim bu yaşanmış hikayenin devamı 2013 yılında başbakanlığa gönderilen üstünde allahu teala araştırmanızı istyor 2 4 kilo 2 siyah peşetteki usp flaş beleyin içinde yazılı bulucaksınız ben genede size burda içinizi kalbinizi yüreğenizi ferahlatmak istiyorum iylik hermzan gelir bulur senin yanına ne zaman ne yapsan hep cıkar karşınıza evet sizlere için varım ama unutmayın sizi benden önce rabbimiz hatırlamak vede kendini tanıtmak istedi gördünüz ya -allahı işte o böyle şefkatli böyle merhametli bir yaratan samet semih olan herşeye kadir olan yaratıcı eşi benzeri yok o sonsuz ama artık bişeylerin akla çarpması gerekti oda gizli bi hazineydi bilinmek sitedi furkan süresin başında tüm alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna furkanı indiren diyor allah evet oo furkan musa aleyhiselama da verilmiş bu kitabın şifresi var 387526 bakın telefon tuş takımınıza furkan cıkıyor allahın indirdi kitaplar böyle bi akıl yaratmış size kitapların içindekilerden bahsedeyim en azından ben öbürlerini coğaltırken sizde bu kitabı okuyor olursunuz zaten size bi adres de vericem benim hikayemi ordan da takip ede bilirsiniz ilerleyen satırlarda evet şimdi geldik sizin hayatınıza benim hayatım 4 senedir değişti emin olun bu yazı olan kitapta sizi cok etkilicek cunku ön calışma ön test herkez bu kitapda denencek sonra rabbimin kayıp kitapları gün yüzüne cıkıcak bende haber bekliyorum sayın cumhurbaşkanımızdan bütün yaptım işleri kendisine bizat sunuyoruz allah la beraber sakın ola hayal kırıklına uğramayın cunku o cok başka bişey bu allah ve ilim kitabı SİZİ hayatınızı değiştirceği için sizlere aktarıyorum rabbim olan allahu teala tarafından coğu alimlerimiz hala var allahımıza cok şükür onlar da gerekli calışmaları yapıcandan eminim zaten allahu teala sayın cumhurbaşkanımıza usp flaş beleğin içine yazdı gereken herşeyi bide sayın nihat hatipoğlu hocamızada 2016 yılı ramazan ayında ilk sahur günü bi güvenlikle kendisine iletim 2 gün sonra gene gittim allah ona altan çizgili dosya kağıdına 10 satır altan başalayarak üst 10 çizgiye kadara allahımız bizat kendi yazdı bütün herşeyi gün yüzüne cıkıcak zaten bu kitabıda delil olsun diye canlı yayında acıklıcam umarım herşeyiniz düzelir bide size ilk müjdeyide vermem gerek herhalde allah gene dirilticek ama sonra ailelerimiz ne olur bilmiyorum cünkü okudumuz evlerimiz deki duvarlarda olan takvim de okumuştum 1.bucuk sene önce sanırsam biri kalktın mı hepsi kalkar diyor eve allahın herşeye güçü yeter kuran-ı kerim de allah de yazıyor sa dirilmeyle ilgili surelerin için de yazılı bulunuyor hem öldüren hem dirilten diyor buna da gücü yeter oooo dört mevsim yaratmış mevsimleri bile düşünmüş harbiden helal olsun cok başarılı bi şekilde tabiyatı kurmuş bu iklimler farklı ama her yeni bi sene ,işte gördünüz şu zaman kadar hata duydunuzda cok beklemiş bu gariplimiz o yoksa biz nasıl var ola bilirdik imkansız bakın size ne aktarcam sadece izleyin ve de alt yazıyı okuyun lütfen nasıl bi allahımız var biz düşünmemiz gerekcek artık.
    ( https://www.youtube.com/watch?v=eRGs-mlnLkE )
    furkan bi ayrım ama ne ayrımı sadece ilim üzerine mi kurulmuş çünku kitapta yazıyorki indirdi kitapların birinin içinde sen insan olan bi robotsun diyor bakın ben size onun aktarımını birazda olsa önceden yazıp türkiyedeki tv kanlarına yoladım gercekleşen hikaye sizede aktarıyım bide orayı okuyun ! vede yaşanmış anlatım izleyin https://www.youtube.com/watch?v=kYL7rlZDQmE
    selam tüm kainataki insanlar ben istanbul esenyurt semtin de ikamet etmekteyim ramazan ayı 08 .07.2013 pazartesi tarihinden beri allahu tela tarafından ilim ve bilim üzerine calışıyorum kuranı kerim vede din kitaplarının şifrelerini çözüp sayın cumhurbaşkanımız vede sayın eski başbakanımız ahmet davutoğlu vede sayın başbakanımız binali yıldırıma gönderiyorum kısacası allahu tealamızın kitap dalgıcıyım çok önemli bi konu var yüce rabbim yazmamı istedi efendim bildiniz gibi son 3 senedir ülkemiz ve kainatımızın düzeni değişti iklimler gibi bir çiçek acar sonra onu koklayıp şifa bulursun ya hani bizde şifaya huzura rahatlığa kavuşa bilmemiz için allahu teala kitaplar indirdi allahın saklı kitapları başbakanlığa gönderilen kitaplar hem benden öncekiler hemde bana indirilenler /KURANI kerimde iki ordunun bir biriyle carpıştı gün kulumuza indirdiklerimizi iman edin diyor allah evet ramazan günü bedir savaşı bildiniz gibi furkan süresinin indi tarih öncelikle tüm ekibinize başarılar dilerim gecmiş bayramlarınızın doğum günlerinizi kutlar mübarek olsun dilerim herkeze allahın selamını iletiyorum sevgili değerli Okurlar bu kitaplar bi kitap amerikadaki AHMED HULİSİ adına indi kitabın ismi İNSAN BEYYNİ İLİM VE BİLİM IŞIĞINDA AHMED HULİSİ ADI YAZIYOR kırmızı Bİ KİTAP KİTAPIN İÇİNDE 120 gün sonra beyyin ölümün olcak diyor adam sigaraya öyle bi bağlanmışki bırakamıyor diyor sen elektironik beyinsin sen insan olan bir robotsun nefsime uydum yazıyor kitabın şifresi 387526 furkan cıkıyor telefon tuş takımınıza bakınız tüm kainattaki insanlar hayvanlar sayıp sayamıcamız evrendekiler! allah din ceza hikmet ilim bilim şerif ve yeni bi kuranı kerim vede hüküm af ve ceza kitapları indirdi hata size kurandan söyliyim allahın birinci delili olsun hem sana hemde senden önceki indirdiklerimize iman ederler / furkan süresinin girişinde kısacası 1/ayetinde furkan'ı tüm alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna indiren (Allah) ne yücedir ' 2.cisi furkan süresinin 77.inci ayetinde de demekki inanmadınız cekin azabı diyor bana inanmıyolar ben cok tebliğlik görevimi yaptım ve vefat edene kadarda dinimize hizmet edicem bakın o kitaplara inanmamalarından dolayı başımıza gelenleri bilip görüyoruz yaşıyoruz inşallah kainatca iyi gideriz allahın indirdi kitapları ben başbakanlığa yoladım size tatbin edicem yurt içi kargo gönderi kodu 102672825530 seri sıra no C105547 şuhan kitaplar cumhurbaşkanında acilen ahmed hulisi amcaya haber ucurmamız gerek bismillahirrahmanirrahim Allahu teala hikmet sel bi kitap indirmiştir bu kitabın ismi insan beyyni ilim ve bilim ışığın da kırmızı bi kitap üstünde AHMET HULİSİ YAZIyor ramazanın 11 de bu kitabı anannemin şehremindeki evin vitrinin üstünde buldum kitabın indirilmesi ve için dekiler tamamiyen allahımızın sözleri ve kendi yazmasıdır. kitabın iceriyinden biraz bahsediyim birincisi kırmızı hayvan derisinden yapılmış indirilen bütün kitapları allahımız 3 asırda yazmış 120gün sonra beyin ölümün gercekleşcek diyor nefsime uydum yazıyor sen elektronik beyinsin diyor insan olan bir robotsun diyor kitabın şifresi 387526 her hangibi telefonun tuş takımından bakın furkan cıkıyor şifre bu kitap yüce kitabımız Kur'an'ı kerim de iki ordunun birbiriyle carpıştı furkan günü bedir savaşı günü kulumuza indirdiklerimize inanın diyor allahu tealamız kainatın resulullahın doğum günü peygamberimize allah peygamberlerin sonuncusu diyo bakın kuran-kerim dikkat çekiyor sonu demiyo sonuncusu diyor sonu deseydi bitmiş bidaha uyarıcıda resul de nebi de peygamberde gelmicek demektir sonuncusu diyo nediyo kuran kerim de isteseydik her kavime köye bi uyarıcı gönderirdik madem biz seni sectik evet iki cihanada peygamberimiz için yaratılmıştır nediyo kuranda allah hanginizin daha güzel amel işlicek diye ölümü hayatı yaratım diyor bakın allahın yaratı hiristiyan ve yavudiler kısacası allahımızın yaratı insanlar allah son peygamberi tüm islam alemine diyil her kavmin peygamberi her alem icin yaratmıştır bakın bunu biyerden sizlere kanıtlıcam furkan süresi 1/ayetinde kuluna tüm alemlere bi uyarıcı olsun diye furkanı kuluna indiren Allah'ın Şanı ne yücedir diyor kuranı kerim alak süresinde insanı (embiyodan)kan pıhtısından yaratan diyor kuran allah bize cok şey öğrenin aklınızı kulanın diyor allah akıl vermiş bi cok kisiye ama onlar aklını kulanmaz diyor mavi bi kitapta sen ananın karnında yedi maddeden dolayı zehirlenip şuursuz doğdun için biz seni sectik diyor allah önceki kavimlerin peygamberlerine bana ve tüm kainata indirmiş oldu kitapları zamanı gelince duyurucak... bu yazıda hepimize delil olucak ben allahımı seviyorum allahın ve insanın allahı allahında insanı sevmesi banbaşka bişey allahın sevip yarattı sevmeyipte gene yaratmasında da büyük bişey çünkü her insan dünyada birkezde olsa iylik yapmıştır . bana allah annannem hastandedeyken cıkış kapısına giden yolda böyle söyledi demeki o iyliği karşılında allah yaratıp seviyo insan doğa üstü bir varlık insan tüm canlı ve cansız için (çalışıyor).bunun bilmeniz gerek rahman olan allahta bizler için yaratıyor bu kitapları indirme nedeni yapmamız ve yaşadıklarımız ve yaşayacağımız mavi galaksimiz de olucak olan olaylar karşımıza çıkıyor bu kitapları sayın T.C cumhurbaşkanımıza allahu teala tarafından yoladım yolamadan önce başımda cok olaylar gecti 71+5 gün de okumuşlum var temel bilgiler kitabını toplam 76 gün hikayem sürüyor 16.09.2013 pazartesi tarihinde başbakanlığa yoladım sayın cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğanımıza 2013 yılında başbakan dı şimdi ise dünyanın konuştu başkan oldu ... bizim milletimiz daima diri daima şafaklanan ay yıldızlı bayramız var bu ülke herşeye değer o büyük Allahımız böyle bir müslüman olan coğrafiyemizin bin kaç kıtalı türkiyemize kitaplar indirmiştir ... bu kitaplar gün yüzüne cıkıcak ozaman bu yazıyı delil olarak kulanın ... hocam acı sesizlikten cıkma vakti geldi ALLAH kitaplar indirmiştir 2013 yılında şuhan da T.C cumhurbaşkanındadır. 16.09.2013 pazartesi tarihin de allahu teala tarafından YURT içi kargoyla gönderildi kodu 102672825530 seri sıra no C105547 17.09.2013 salı günüde funda cetin erdiye bi bayan teslim almış sayın recep tayyip erdoğanımıza kitaplar usp flaş belek allahın yeni indirdi kuranı kerim filim cd leri kitaptan cıkardım ilimler bilimler hikmetler hepsi 2 poşet yoladım siyah bi poşettir üstünde allahu teala araştırmanızı istiyor yazan kargo poşeti olan içinde bi cok kitaplar var benim büyük bi hikayem var ben kuranı kerimdeki furkan süresin deki furkanım https://www.youtube.com/watch?v=dwN3zQKy0i8 rabbimden vahy alarak size bu mesajı yazıyorum adım furkan can topaloğlu t.c nom 16775737812 allahın kitaplarını başlama noktası zaman ve biz mavi bi kitaptan başlayın kitap faturası saygı değer nihat hatipoğlu hocamızdadır ramazan da bi güvenlik müdürü tarafından ona yoladım allah sultanahmet meydanına göndermişti 2016 yılının ramazan ayında ''Allahu tealamız gecmişe dayanarak bi konu arz etmek istiyo önceki Yıllar da bugünün geleceyini düşündü için 10.07.2013 ramazanı şerifi mübarek ramazan gününde kitaplar indirmiştir indirdi kitapları t.c sayın cumhurbaşkanı recep tayyip ERDOĞANA allahu teala tarafından yurt ici kargoyla gönderilmiştir 16.09.2013 tarihinde çapa da yurt ici kargo şubesinden 17.09.2013 salı sabahı başbakanlıktaki funda cetin ER adlı bi bayan teslim almış allah bu kitapları ramazanı şerif yani kısacası ramazanda indirdi 2013 yılı allahımız bu ki
  • İYİLİĞİN KARŞILIĞI NEDiR? "Merhametten maraz doğar" sözü atasözü olarak geçiyor. Atalarımız demek ki bizim gibi geçmişte kime iyilik yaptıysa kötülük buldu ve ortaya bu söz çıktı. Ancak bu söz tarihe geçen, kaderimizi etkileyen kara bir yazıdır. Şeytan da atalarımızı etkilemiş olmalı ki beyinlerinde bu bilinç oluşmuş.

    Bu sözün üzerinde niye bu kadar duruyorum Çünkü bu söz kadere karışmaktır. Birincisi geleceği tahmin etmiyor, buna son derece inanıyorsun. Yani iyilik yaptığında başına bir kötülük geleceğine,  canının yandığına inandırılmışsın.

    Oysa kaderimizi, geleceği Allah bilirken bu konuda net bir fikre sahip olmak, başına neler geleceğini bildiğini iddia etmek sence doğru mu?

    Allah bizim isteklerimizi bize verir, bizim içimizde iyilik yaptığımızda başımıza kötülük gelmesine dair yüksek bir inanç ve enerji varsa bunu elde edeceksin!

    Hem kadere karışıyor, hem de farkında olmadan bu inancı besliyorsun farkında misin?

    İkincisi ise iyilik yapıyor ama karşılığını kuldan bekliyorsun. Asıl sorun da bu!

    İyiliği niçin Allah'tan beklemiyorsun? Sonuçta insan Allah rızası için iyilik yapar, karşılığını beklemek için yapılan iyilik zaten iyilik değildir öyle değil mi?

    Şayet sen yaptığın fedakarlığın karşılığını Allah'tan beklersen Allah zaten iyilik yaptığın insanın kalbine sana karşı güzel duygular verir. Yani demek ki bizim bu konuda da Allah'a koşmamız gerekiyor. Önce Allah'a git ki, Allah da, yüce dost da sana ikramda bulunsun. Karşına güzel insanlar çıkarsın. Hayırlar nasip etsin.

    Oysa Allah iyiliği emreder. İyilik yapma bak kötülük bulacaksın diye sizi kodlamışlar bugüne kadar. Buna inandığınız için de hep aklımıza gelen başınıza gelmiş!

    Allah'ın iyiliği buyurduğuna dair ayetleri de paylaşayım ki kafama göre konuşmamış olayım:
    "Sen, Allah tarafından bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın,  onlar etrafında dağılıp gitmişlerdi bile." (Âli İmran 159) "Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır" (Yunus 26) "İyiliğin karşılığı yalnız iyiliktir" (Rahman 60)