• Başka hiçbir din, hiçbir tarih ve hiçbir millet böyle bir aileye sahip değildir.Öyle bir aile ki bu ailenin babası "Ali, annesi "Fatıma", oğulları "Hasan ve Hüseyin kızı ise "Zeynep"tir.Bu mükemmel insanların hepsi bir çatı altında, bir asırda ve bir ailede...
  • Bazı kitap karakteriyle ister istemez duygusal bir bağ kuruyor insan; Dan Brown okurken gözlerim nasıl Robert Langdon’u arıyor ise Ahmet Ümit’i okurken de Başkomiser Nevzat’ı arıyor. Onsuz tüm Ahmet Ümit kitapları eksik geliyor bana. Çok özlemişim Başkomiserimi, ne yalan söyleyeyim. “ Beyoğlu’nun En Güzel Abisi “ kitabından bu yana 6 sene geçmiş. Sonrasın da Komiser Ali, Komiser Zeynep, Olay yeri incelemeden Şefik, Janti Cemal, ve Evgenia :)
    Sevgiler 💫 Ahmet Ümit
  • 95 syf.
    Zeynep Aliye öykücü, şair ve çocuk kitabı yazarıdır. Bir çok kitap yazmış olan yazarın eserleri;

    Öykü kitapları
    Yaşamak Masal Değil (1990)
    Aliye'nin Öyküleri (1992)
    Dolunay Vardı (1995)
    Diş İzleri (1998)
    Raylardaki Merdivenler (1998)
    Vahşi Kelebek (2002)
    Çıplak Güvercinler (2005)
    Bekaret Boncuğu (2011)
    Prinkipo Fırtına Burcunda (2014)
    Şiir Kitapları
    Bir Neon Kayması (1999)
    Çöl Kapısı (2008)
    Çocuk edebiyatı
    Sırnaşık (2011)
    Tiki ile Sırnaşık (2013)

    Diş İzleri adlı öykü kitabı 1996 Orhan Kemal Öykü Ödülüne, Raylardaki Merdivenler adlı öykü kitabı 1998 Sabahattin Ali Öykü Ödülüne ve Vahşi Kelebek adlı öykü kitabı 2001 Yunus Nadi Öykü Ödülüne layık görülmüştür.
    Bir Neon Kayması kitabı da kelimelerin inci gibi dizildiği güzel bir şiir kitabıdır.
  • 398 syf.
    Ahmet Ümit'in sanırım en çok severek okuduğum kitaplarından biri oldu.Okurken insanın kalbini acıtıyor,yaşadığımız Dünya'nın ne kadar kötü bir yer olduğunu hissettiriyor bize.Nevzat Başkomser,Ali ve Zeynep komser...Kitabın ana kahramanları.Kitap bize yaşanan çocuk tacizlerinin o insanlara yaşattığı o utanç verici duygunun sonuçlarını hissettiriyor.Küçük bir çocukken yaşanan travmanın,susmak zorunda kalmanın,kullanılmanın verdiği o duygu aslında masumken canavarlaşan bir neslin yetişmesine neden oluyor.Insan kurtulmak istesede o sapkınlıktan kurtulamıyor.Insanliktan utandığım anlar...Ve birde ülkemize gelen Suriyeli göçmenler geçiyor kitapta...Kurtuluş için gelip kirli bir oyunun içinde kendini bulan aciz insanlar.Para karşılığı çocuklarının organlarını satan göçmen aileler...Malesef burdada bedeli çocuklar ödüyor,öyle ki kirli Dünya...Kitapta kendini Körebe olarak adlandıran çocuk tacizcilerini öldüren birde Savcımız var.Çocukken yaşadığı savunmasızlığı üvey babasından gördüğü tacizin bedelini başkalarını öldürerek onlara ödetmeye çalışan bir hastalıklı ruh...Bütün bunlar birleşince kitapta insan insanlığından utanıyor...Çünkü ne öldürmek ne de ölenler bu kirli düzenin son bulmasını sağlamıyor.Şeytanin ben bu kadarını düşünemezdim dediği kötülükleri biz insanoğlu kendi neslimize yapıyoruz,ve sanırım yaşam son bulana kadarda yapmaya devam edeceğiz...Çok söylemek istediğim şey var,ama yazar anlamak isteyene zaten çok şey anlatıyor...Mutlaka okuyun,herkese iyi okumalar...
  • {Eşi Hz.Zeynep islamı tercih etmesinin ardından Ebu'l As'a "Hayat arkadaşını boşa, seni istediğin kadınla evlendirelim!" şeklindeki tekliflerle gelen Mekkelilere:}

    -Vallahi de olmaz! Sizin keyfinize göre ben, hayat arkadaşımı bosamam! BENIM ESIM BİR YANA, BÜTÜN KUREYS KADINLARI BIR YANA!
  • 639 syf.
    ·9 günde
    1. Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
    2. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrının Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
    3. Tanrı, «Işık olsun» diye buyurdu ve ışık oldu.
    4. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
    5. Işığa «Gündüz», karanlığa «Gece» adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.
    6. Tanrı, «Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın» diye buyurdu.
    7. Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
    8. Kubbeye «Gök» adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.
    9. Tanrı, «Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün» diye buyurdu ve öyle oldu.
    10. Kuru alana «Kara», toplanan sulara «Deniz» adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
    11. Tanrı, «Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin» diye buyurdu ve öyle oldu.
    12. Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
    13. Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.
    14. Tanrı şöyle buyurdu: «Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.» Ve öyle oldu.

    Tevrat, Tekvin, 1-14.

    Yaratılış üzerine okuduğunuz tahrif olunmuş bu ifadeler, İnce Memed destanını tahrif olmuş İnce Memed 4 üzerine girişi -tekvin de giriş demektir- ve hatta eserin can damarı olan Adem ile Havva tablosuna işaret ediyordu. Okurken aklımdan geçen Tekvin olmuştu.

    Bir gün İnce Memed, Abdüsselam Hoca ile evinin alışverişine çıkar, Abdüsselam Hoca’nın beğendiği tabloların hikayesini baştan sona pür dikkat dinleyen Memed, sıra Adem ile Havva tablosuna geldiğinde bu tablonun da hikayesini dinler. Elmayı yiyen Havva, Adem’e de ikram eder… İşte ondan sonra olanlar olur. İlk insandan söz eden ve ciddi tasvir ayrıntıları içermesi gereken bu tablonun anlatımı burada biter.
    İlk yaratılan insanın bu Dünya üzerinde Hz. Adem olduğunu biliriz. Yeryüzünde cismen onu biliriz, babamızdır, atamızdır. Yeryüzünü yaratan Tanrı, suların üzerinde dalgalanan ruhuyla – ne şiirsel bir anlatım!- ışığa ol emrini vermesiyle ışığı yarattı. –İslam’daki “kün feyekün” anlayışı- Işığın iyiliğini fark eden Tanrı, onu karanlıktan ayırdı. Hz. Adem neslini sürdürdü, insanlar çoğaldı –hayır artmadı.-İnsanlarla birlikte iyilikler ve kötülükler çıktı ortaya.

    Ve Tanrı İnce Memed’i yarattı, sonra Arif Saim’i. Arif Saim’in kötülüğünü gördü ve onu İnce Memed’den ayırdı; yarattığı günün gecesine eş eyledi. Yaratılışı bize bu alemde böyle gösterdi. Keskin sınırlara sahip olan anlayışın naslardan meydana geldiğini işte tahrif olmuş bu din anlayışından rahatlıkla anlayabiliyoruz. Her iyiliğin içinde kötülük, her kötülüğün içinde bir iyilik olabileceğini tek doğru anlayışından sıyrıldığında kuantumla birlikte ifade etmeye çalıştık. Kuantum, Yin-Yang buna ne denirse, bütün bir ağacın tüm dallarından fışkırmış tomurcuk erguvan fikirleri ihtimal dahilinde inceledik, “salt” doğruya değil; çeşitliliğin zenginliğine inandık. Paradigmalar şimdi bize bunu fısıldıyor, paradigmalarımız değişince yeniden buna çekidüzen verecek yepyeni bir anlayış meydana getireceğiz. Belki Küçük Prens’in B-612’sinden RTE-2023’e geçtiğimizde. –Kalbim sıkıştı bir an.-

    İnce Memed serisinin son kitabına erişmenin sevinciyle başladığım bu eser de nihayet buldu. İnanılmaz bir duygu yoğunluyla okuduğum bu eseri, abartılı ve efsanevî üslûbuyla birlikte tasvirleri sebebiyle çok sevmiştim. Oluşturduğu ekibi; İnce Memed’i ve hiçbiri figüran kalmayan her biri kahraman denebilecek karakterleri tek tek sevmiştim. İnce Memed 1 için hissetiklerim öyle olumlu ve nahif şeylerdi ki; bunu şöyle ifade etmek isterim:
    İkiye ayrılmış incir gibiydi dudakları, birbirine değdikçe ballanan; incirden akan damla damla sütü kağıda zamk diye iliştirmiş beyaz, bembeyaz kelimeleri bir keramet usulü görüyordum. Görüyordum, bana gösteriliyordu.

    İnce Memed 1 kitabı, İnce Memed 2’den daha iyiydi. İnce Memed 3 ise İnce Memed 1’den. Şöyle formülize edebilirim; İnce Memed 3 > İnce Memed 1> İnce Memed 2.
    E peki, İnce Memed’e n’oldu? Yahut şöyle sormalı; İnce Memed’de ne oldu? İnce Memed’de neler olmadı ki… Bütün normlar kirli birer çamaşır gibi serildi ulu orta, ardından biz –ben, zihnimdeki fikirler, bundan evvel okuduğum ve oturttuğum yüce fikirler, kutsalım.- hayretler içinde bu kadar kara lekeyle karşı karşıya kaldık... Hayret edişimizin sebebi; dünyadan kopuk oluşumuz, insanları bilmeyişimiz; anlayıştan bihaber oluşumuz değildi. İdeal form olarak sunulan İnce Memed’in dahi ideal formun fersah fersah idealden uzak olmasıydı.

    İnce Memed kimdi? İnce Memed, bir eşkıya mıydı? İnce Memed, safi yürek miydi? İnce Memed, uzun ince bir yolda incelikli bir hayta değil miydi? Çakırdikenliğin ortasındaki çelik diken değil miydi? Hani koruyucuydu, saftı; pür-i paktı İnce Memed… Biz öyle düşlemiştik, bize o ruhu vaadetti Yaşar Kemal, vaadinden döndü sonra da. İnce Memed’le birlikte yürekli Anadolu kadını tiplemesinden oldukça uzak bir profil çizimiyle kelam ressamlığına halel getirmediyse de zihnimize bir kara sürdü. Koyu, kara – asla siyah değil- kapkara lekeler sürdü. Çıkarması belki bir iki dileğe, arz-ı hale bakar; ancak daha başka ümitlerimizi de aldı.

    Yaşar Kemal, bir ideolojiden sıyrılıp yazacaktı sandım, zira bana Dünya vatandaşlığından da söz etmişti. Evet, bunlar onun vaatleri, hiçbir saplantılı fikri bir düş gibi anlatmayacak zalimin yanında olacak; sevecek; sevmekten söz edecek; sayacak ve bununla muteber olacaktı. Bunun teberik olduğunu anlatacaktı bize. Hiçbir kutsala dokunmadan, hiçbir kalbi incitmeden hem de. İşte benim başından beri beklediğim de hep bu oldu kendisinden. Ölçüt; vaatler, değerlendirme sonucu; vasatın altı. Ölçüte uyumsuzluk vasatın altını getiriyor. Sola çarpık bir dağılım eğrisi vardı işte bu eserde.


    Toplum naslarından, tahrif olmuş dinin dogmalarından sıyrılamamış ve içindeki kara yılanı susturamayıp sürekli tıslayan bütün karakterlerin diline sirayet etmiş bir şey vardı; İslam dininin kutsallarını bir paçavra gibi ele alışı. Söylediklerim anlaşılmıyor, tahmin ederim. Anlaşılmaktan vazgeçeli epey oldu, dert etmiyorum. Ancak söylemek istediklerim ve belki kendime söylemek istediklerim var. İnce Memed 4’te Yaşar Kemal, kutsal addettiğim değerlerime dokundu. Bilirim, yazarlar köylünün ağzından yazmayı, onları birebir ifade etmeyi; yaşatmayı severler. Okuyucuya onun gözünden bakacak şeyler sunmak isterler. Hatta bunun ifadesini başarıyla sunanlara hayranlıkla bakılır. İslami öğretilerin dogmaların sorgulandığı bir başka eser okumuştum; Orhan Pamuk, Sessiz Ev. Doktor Selahattin ve Babaanne’nin ağzından dinlediklerim de bu öğretileri tanrıtanımaz ve dogmalara sırt dayamış iki kutbu temsil ediyordu, bununla birlikte hiç rahatsız etmemişti. Ancak bu eserde gördüğüm oydu ki eserin başından itibaren din sömürüsü yapılmıştı. Dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz tane ayet yazılı gömlek –ya hu besmeleyi dahil etsen zaten altı bin altı yüz altmış altı tane ayet var, bu ne çeşit bir bilgisizlik-, Hz. Adem ve Hz. Havva tablosu, ağzında mühür olan Allah yazılı bir mübarek at, Ali’nin(!) Düldülü, Muhammed’in (!) bineği Burak… Anacık Sultan’ın mühürlü yüzüğü, ziyaretin duvarındaki Zülfikar, kılıç odur ki Allah diyene el verir kılıçlar… Ayetler, hadisler… İlah benimsenmiş Aliler(!)… İnce Memed’le bir tutulmuş Aliler(!) … Bir sıradan vatandaş gibi “Ali” diye bahsedişler… Bir ocağın odun taşıyıcısı gibi bahsedilen Muhammedler(!) Bu eser, kelime işçiliği mahiyetinde bir şaheserse bile mana itibariyle sömürüyü kabul etmeyen bendeniz için bir felaket. Belki silah doğrultsa belki çıkıp “Allah Allah” nidalarından sonra gayrinizami hareket etse bu denli dokunmazdı. Hal-kal birlikteliğini görmediğim hemen hemen her şeyden Sibirya soğukluğu şiddetinde uzaklaşmam söz konusu olduğu için İnce Memed de Hürü Ana denen o kadın da buna el açan buna gülen Seyran da; bunların işte tam da böyle oluşunu şefkatli bir tabloda anlatan Kemal de… Hepsi birer fiyasko. Vasat demek bile bir derecedir bu artık varta.
    Keşke, daha düzgün bir üslup ile yazılsaydı şu yazılanlar… Keşke, zira şu Hz. Adem ve Havva’nın tablosu üzerine konuşsaydım, hayallerin ürünü olan Hz. Ali figürüne ağlasaydım.

    Şimdi şu din konusunu biraz daha açalım:
    "Peygamberimizin tasviri olmazmış. Onun yüzü ışıktanmış da tasvire gelmezmiş, Abdülselam Hocam söyledi" dedi Memed üzülerek.

    "Öyleyse bana kara kaşlı, ela gözlü Alimin, yavrumun tasviri yeter" dedi Hürü Ana. " Ben bundan sonra hemen namaza başlayacağım, Düldül atın binicisi, eli çatal kılıçlı, savaşa girince Zülfikarı yüz arşın uzayan Alimin huzurunda namazsız abdestsiz duramam. Yaşım da geldi geçti, bundan sonra ben, hele güzel Alimi de bulunca namazımı hiçbir zaman kazaya koymamalıyım."

    Kurnaz kurnaz Seyranla Memedin yüzüne baktı, şefkatle onlara gülümsedi:
    " Siz gençsiniz siz yavrularım, siz de benim gibi bir ayağı çukurda olunca kılarsınız çocuklarım," dedi. Memede döndü, " Sen adam öldürdün," diye yüzünü yere eğerek konuştu, " ama seni Alim bağışlar, namaz kılmasan, oruç tutmasan da bağışlar. Ben onu biliyorum, çok düşümde gördüm Alimi. Düşümde bana hep gülüyordu. İyidir Alim, iyilerin iyisidir. O da çok adam öldürdü, kötü adamları öldürdü. Allah onu bağışladı, üstelik de cennetini ihsan buyurdu. Alim seni bağışlar, cennetini de ihsan buyurur... O da senin gibi fakir fıkaranın ekmeği olmaya uğraşır.
    S.230

    Namazın toplumdaki algısını gördüğümüz ve normalleştirildiği, üzerine gülüşüldüğü bu diyalogda bir şey daha var: İnce Memed’in Çukurova’ya ayak bastı basalı varlığını hissedip cismine dokunamadığı elini uzatıp elleyemediği o şey: Yaşar Kemal’in zihni vardı, ona bu kitapta İnce Memed dilince diyebiliriz ki “İnce Memed’in kurdu” vardı. Hz. Ali ki şanlı, muzaffer, payidar, ilim kapısı, Allah’n aslanı bir “mücahid”dir. Gelmiş İnce Memed’le bir tutmuş bu kör olasıca kurt. Adı batasıca bu kurdun başka kapı aralayışları da var; oruç tutmasa da olur bağışlayan Ali’dir. Rabb yerine koyduğun kimdir? Yani bir kurgu eser dahi olsa böyle mesnedsiz ifadeler kanımı çekiyor. Ellerim buz kesiyor ve hatta okurken parmaklarım titriyordu. Bunlar bam teli meseleler… İnce Memed’i ünlendiren kaleminden ziyade eserlerini çeviren Tilda Kemal’dir.

    Eserde İnce Memed’in Hatçe’den olma evladı söz konusu bile edilmemiştir. Bütün bir memleketi komün paydada düşünmüş olan İnce Memed kendi öz bir kanından, canından olan evladını adam akıllı iki saat düşünmemiştir. Ancak yıllarını bu memleket için harcamıştır. Aslında eşkıya değil, derdim, İnce Memed. Zira ne çaldı, ne zina eyledi ne başka bir gayrinizami hareket. Ancak eşkıya, çalıp çırpmaktan adam öldürmekten daha başka bir şeymiş. İnce Memed, kendi özüne yabancıymış; içindeki kurtla birlikte. Dağlara çıkışı neden? Bir evlat, bir can için. Kendi evladı neydi ya? Seyran’dan olma evladın da sözü pek edilmedi bu eserde, hoş İnce Memed 5 olsaydı onda da söz edilmezdi bu örgüyle. Yaşar Kemal, bu eserinde girişi ve sonu sabit tutuyor; tema aynı, zalimler değişiyor, mazlumlar değişmiyor. Hatta inanmayan açsın son sayfasına baksın 1,2,3,4’ün.

    Bunca emekle okuyup –vaktiyle- hayran olduğum bu eserin sinemalaştırılmasını çok istemiştim. Bizden evvel el yapmış zaten sinemasını. Kitap sanat evreninde çok geniş bir yer tutar zihnimde. Edebiyat bir sanattır ancak edebiyatsız sinema, sanat değildir. Bu yüzden bunca kelime işçiliğine ve okuma emeğime –özsaygı- saygı duyarak kendi zihnimde bütün karakterleri oyuncularla özdeşleştirerek okudum. Belki böyle benim gibi “o karakter ille de yaşamdan biri olacak” diyenlere bir fikir olur. Bulunamayanlara da fikir önerirsiniz, taşlar oturur.

    İnce Memed- İsmail Hacıoğlu
    Abdi Ağa- Erol Taş
    Kel Hamza- Mustafa Avkıran
    Abi Ağa’nın Yeğeni- Yadigar Ejder
    Topal Ali- Dalyan Topatan
    Yüzbaşı - Hikmet Taşdemir
    Asım Çavuş- Turgut Özatay
    Döne Ana- Fatma Girik
    Ferhat Hoca- Murat Soydan
    Murtaza Ağa- 404 not found
    Molla Duran- Feridun Çölgeçen
    Anacık Sultan- Aliye Rona
    Battal- Halil Ergün
    Kasım-Tanju Gürsu
    Hatçe- Zeynep Çamcı
    Seyran- 404 not found
    Tazı Tahsin- 404 not found
    Zeynullah Efendi- Ali Şen
  • 572 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Ali Harris'e ait çok duygusal ve bir o kadar şahane bir kitap. Konusunu anlatmaya başlarsam spoiler veririm diye korkuyorum o yüzen yorumla devam etmek istiyorum.

    Beni çok etkiledi. Kız karaktere, erkek karaktere tek kelimeyle bayıldım!!! Olaylar da bir o kadar harikaydı. Sevgiyi size ta yüreğinizde hissettirecek çok anlamlı ve güzel dersler vermek isteyen bir kitaptı bence. Hatta ben, yazarın senden önce ben isimi en popüler kitabından bile daha çok sevdim. Ayrıca çok sevdiğiniz insanlara da hediye edilebilecek çok güzel bir kitap.