• Sonra da diyeceksiniz ki, “Bana fırsat verilseydi yapardım!” Alın, size o fırsatı ben veriyorum. Bakın yazıyorum buraya; “Fırsat” Hatta birkaç fırsat daha veriyorum size; “Fırsat, fırsat, fırsat, fırsat...” Saçma mı geldi? İşte karşınızda fırsat! Ne bekliyordunuz ki? Nasıl bir fırsat verilmesini istiyordunuz? Kim verecek size o fırsatı? Hiç kimse!
  • Fatih’te Osmanlı’dan kalma bir çok yapı bulunur eski külliye sistemine mensup yapılarda ihtiyaç sahipleri önemli bir yer tutar,karnı aç bakıma muhtaç olan kadınlı erkekli bir sürü insana ev sahipliği yaparlar.Bizim insanımız misafirperverdir,yardım etmeyi çok sever mesela Haliç’e yakın Ali abinin deliler kahvehanesi vardır,toplumun dışladığı anormal gördüğü çoğu insana kucak açmıştır.Hem kim normal kim değil bunun ölçüsünü belirleyen nedir?!

    Bu yerlerden biride Aşıkpaşazade sokağın aşağısındaki adil beyin kahvehanesidir.Zabitlikten emeklidir Adil bey,çok yer görmüş,okumuş,hiç evlenmemiş,kendisine bir uğraş ararken tanıdıkları aracılığıyla bulmuştur burayı.Oldum olası kahve kültürünü sevmez Adil bey,hep aslına hizmet etmeli burası insanları uyandırmalı boş vakit geçirmek için kimse gelmemeli,bir amaçla hizmet etmeli düşüncesiyle kendi kitaplığını içerinin en görünen yerine koyarak,kitap okuyana çay,kahve yarı fiyatına diye ilan asmıştır dükkanın camına,buranın önce adını değiştirmeli aynen Piri Reisin fırtınalar burnu ismini Ümit burnu olarak değiştirdiği gibi,bu yüzden kültür evi ismini uygun görmüş,Fatihteki diğer yerler gibi yardıma ihtiyacı olan herkese kapısını sonuna kadar açmıştır.

    Tabi buranın müdavimleri kendisi gibi hali vakti yerinde çoğu emekli olmuş kimisi çeşitli yerlerde görevlerine devam eden belirli bir sosyal düzeye erişmiş insanlardır,zaten kitap ile ilgisi olmayana sıcak bakmaz Adil bey,çoğu gelen yeni yetmeler kendilerini hemen belli ederler,Dayı bi çay versene mekanda güzelmiş,gençler önce adap öğrenin,en son hangi kitabı bitirdiniz?galiba cin Ali yok Teksas ha ha ha ha ,adil bey her zamanki sakin tavrını koruyup Tolstoy okumadan çay yok hadi güle güle,ne biçim yer arkadaş deyip başları önlerinde çıkarlar dışarı,mekanın müdavimlerinden Murtaza efendi ;böyle yaparsanız başınıza bela edersiniz uymayın efendim,olur mu öyle şey sizde deyip Güler geçer Adil bey,Birgün kapının önünde kırklı yaşlarda birisi belirir buğulu camlardan çok seçilmesede üstü başı çok da düzgün olmadığı anlaşılan sırtında ceketi eğreti duran bu adam ilgi uyandırır oradaki herkeste ,elinde bir kitap köşeye çökmüş okurken Adil bey elinde bir bardak çay belirir,Aralık ayının soğuk ve güneşli bir akşamında kızıllığıyla insanın içini ısıtmasada yavaş yavaş akşamın o kendine has dingin huzuru şehre çökmek üzeredir,birazdan hoca ezanı makamında okuyup,insanların yavaş yavaş evlerine çekilmeye başlamaları, sokakların ıssızlaşması yalnızlık ve sessizlik hakim olur semte.Evlat neden burada oturuyorsun içeri niye gelmedin,Abi zahmet vermeyeyim insanlar benden çok haz etmezler iyiyim böyle ,olur mu öyle kalk bakayım içeri geç otur şuraya karnın aç mı? benimkide soru,sana kaşarlı bir tost yapayım da anlat bakalım nesin necisin......

    Anadolu’nun bir köyünden gelmiş adı Ahmet’miş aslında yetimhanede büyümüş oradakiler koymuş adını,bu insanların hikayeleri hep aynıdır,yoksulluk,işsizlik ya da zengin olma hayalleri düşleyip tası tarağı toplayıp gelirler koca şehre tabi çoğunluğu hüsranla biter,Ahmet’te Ali beyin yerine gitmiş çoğunlukla aş evinde konaklamış,mendil sakız satmış üç beş kuruş kazanmış tâki buranın önünden geçene kadar,camdaki yazı takılmış gözüne kitap okuyana her şey yarı fiyatına,çok severmiş kitap okumayı Adil bey gibi değişimin okuyarak olacağına inanalardanmış zaten yaradanın ilk emri oku değil mi?! İnsanı oku doğayı oku,kimsin nesin bu dünyadaki amacın ne önemli olan bunların cevabını bulmak değil mi?!

    Adil beye yardımcı lazımdı,Bak Ahmet burayı tek başına idare edemiyorum bana efendi biri lazım buraları toplayıp,düzenleyip kimseyle dalaşmadan işine bakan ne dersin olur mu? Abi Allah razı olsun ben ne diyeyim,tamam tamam hadi bakalım çok işimiz var.Zaman geçtikçe alışıyor Adil bey ve mekanın müdavimleri Ahmet’e çok fazla kalabalık değiller zaten yalnız bir huyu var Ahmet’in ,çok fazla hayal kuruyor,Birgün çok zengin olup yatlar katlar sahibi bir iş adamı olacağını,başka Birgün dünyayı gezen bir gezgin başka Birgün milletvekili,bakan mebus....Ahmet evladım biraz destekli atsan daha güzel olmaz mı?Murtaza amca,siz hayallerinizi ne zaman kaybettiniz ,en son düşlediğiniz neydi ? Evlat hayaller güzeldir ve gerçekleştirebileceğin hayaller muhteşemdir.Sanki biraz desteksiz atıyorsun derken kapıdan takım elbiseli otuzlu yaşlarda saçları dökülmüş birisi girdi,amca çay verirmisin ,hoş geldiniz buranın çayı güzeldir asıl ortamı,evet bende onu farkettim,Kitaplar çok hoş bakabilirliyim,sorman hat tabiki,Bana Ahmet derler buranın sorumluluğu bendedir tabi patron Adil bey,ne güzel ben ali borsa işi yapıyorum bankaya yatırım yapmaya gelirken gördüm burayı....

    Usta bu borsa nasıl bir şey ,çayından bir yudum alıp; belirli hisselere para yatırıp garanti altına alıp daha fazla kazanıyorsun,zarar etme şansın yok mu? Olur mu canım sen garanti şirketlere yatırmazsan tabikide zarar edersin amaç doğru şirketi bulmak bak bana şimdi servetime Servet katıyorum,hadi ya varsa bir miktar ispat edeyim,zenginlik hayalleri ile dolu olan Ahmet kaçırır mı! Ne kadar miktar lazım ? Şimdilik üç beş yeter,bekle bir dakika,küçük bir keseyle geri döner Ahmet’in altı aylık birikmişi alın teri vardır burda,gel benle bankaya kadar gidelim sana önce bir hesap açalım sonra gerisini burda anlatırım,usta biz bir bankaya kadar gidip gelelim,e gidin bari,çok da gözüm tutmadı bu durumu Murtaza sen ne dersin,bilmemki karar onun Adil bey karışmak istemem,Bankadan geri dönen iki kafadar borsa hakkında aydınlatıcı bir konuşmaya başlarlar tabi etraftakilerde kulak kabartır bu olaya merakla ,tamam mı Ahmet kardeş ben yarın gelip ne kazandık ne kaybettik bakıcam hadi eyvallah ,Ahmet yüzünde bir mutluluk ertesi günü zor eder ,Taki Ali kapıdan girene kadar,merhaba beyler nasılsınız,iyidir bunada şükür,bir çay istemeye kalmadan Ahmet yetişir iki bardak çayla ,ben sana demedim mi kardeş bak bugün iki katı para kazandın, al bunlar senin payın,gözlerinin içi parlar Ahmet’in ;abi gerçek mi bunlar,ha ha ha tabi kardeş yarın dört katı yapıcaz İnan bana ,ertesi gün kazanç dört katı sonraki günler sürekli katlanıp muazzam bir paraya dönüşür,Ahmet’in giyimi kuşamı hali tavrı değişir daha bir asalet gelir üstüne,mekandaki diğer insanlar yanlarına gelip bizde katılabilir miyiz derler,tabi geç bile kaldınız,doğru bankaya hesap açmaya.....

    Bir hafta kadar sürede bu iş böyle gider gelir diğerlerinin verdiği paralar ikiye üçe katlanır,baktılar gerçekten iyi para geliyor ellerinde ne var ne yok getirip yatırırlar bankaya tabi vekalet Ali’de ,herkesin aklında hayaller yüzünde tebessüm bir sarhoşluk hali alır ki sorma gitsin......

    Zaman geçer Ali uğramaz olur millette bir telaş aman paraları alıp kaçmış olmasın eyvahki eyvah zaten gözüm tutmamıştı bu adamı ulan Ahmet hep senin ve hayallerin açtı bu işi başımıza ,dangalak Ahmet,sersem Ahmet,hayalci Ahmet,abi ben ne yapayım benimde gitti paralarım,bir iki gün sonra Ahmet’te kaybolur ortadan o zaman anlaşılır bunun bir tezgah olduğu meğerse bizi iyi kafalamışlar.....

    Bir zaman sonra ikiside çıkagelir ansızın,Adil bey toplar mısın insanları buraya ellerindeki yüklü çantayı masanın üzerine bırakırken arkalarındaki kamera dikkati çeker,herkes kızgın öfkeli bir homurtu alır başını gider,sessiz olun da konuşsunlar dedi Adil bey,arkadaşlar biliyorum bize çok kızgınsınız işte tüm paranız burada bizler size sosyal deney yaptık ne kadar iyide olsanız çok fazla para kazanma hırsı gözünüzü bürüdü böyle giderse çok kazık yersiniz Ahmet aslında bir tiyatro oyuncusu biz bu işe en iyi onu layık gördük,aranıza çok rahat karıştı,gömleğinin üzerindeki düğmelerden biri kamera,sizi belirli zamanlarda hep gözlemledik hakkınızı helal edin....

    Defolup gidin elimizden bir kaza çıkmadan deneymiş kobay faresimiyiz biz arkadaş ,Alel acele kaçarlar mekandan dayak yemeden

    Bir ay kadar sonra üstü başı perişan elinde eski bir kitap taşıyan birisi abi çay verir misin der içeriye,Adil bey ;biz burda yabancıları sevmeyiz kaybol diye bağırır,Neden acaba.....
  • Sizi temin ederim, gelirler yüzde yirmi azaldı, hayatsa yüzde yirmi pahalandı: alın size yüzde kırk.
    Robert Musil
    Sayfa 11 - AYLAK ADAM 1. BASIM 2018 ÇEVİREN: M. SAMİ TÜRK
  • İnsanların arasına girdiğim zaman herkesten daha alçakmışım ve herkes beni sadece soytarı olduğum için kabul ediyormuş hissine kapılıyorum ve madem öyle, hadi bakalım, alın işte size gerçekten soytarı rolü oynuyorum, çünkü topunuz birden benden daha aptal ve daha alçaksınız.
    Dostoyevski
    Sayfa 125 - can yayınları
  • 1008 syf.
    ·36 günde·Beğendi·10/10
    Ne yazabilirim diye düşünüyorum. Ne yazarak anlatılabilir acaba bu kitap? Bin küsür değil on bin küsur de olsa okunur ve hiç sıkılmadan yaşanırdı zihinlerimizde yaşattığı mekânlarda. O kadar içine alan, o kadar derinden yaşatan bir kitap ki bu kitap, sadece okumak istiyorsunuz, sadece okumak… Ama bitmesin istiyorsunuz.

    Sadece bir öykü üzerinden değil, kitapta olan hemen her karakterin bir öyküsü vardı. Sadece tek bir konudan değil bir kaç konudan ilerleyerek anlatılmak istenenleri anlattı üstad. Çok büyük bir eser. Değil bir kere, bir kaç kere okunması gerek. Elden bırakamadan okunan eşsiz çeviriyi de unutmamak gerek. Eğer Karamazov Kardeşler okumak ise niyetiniz Nihal Yalaza Taluy çevirisi olmalı. Yıllar evvel farklı bir çeviriyi okumuştum bu yüzden farkı çok iyi görebiliyorum.

    Belki de Dostoyevski eserlerinin en sevdiğimle yanı budur. Kitabı yazıyor, bizlere okutuyor sonrasında herhangi bir yere bağlamıyor ve ipin ucunu bize bırakıyor. “Artık sen buradan ne yaparsan yap” der gibi bırakıyor hem de. Klasik ve saçma bir karşılaştırma olan Dostoyevski mi Tolstoy mu karşılaştırmasını görüyorsunuzdur mutlaka. İşte bu karşılaştırmada en büyük fark. Tolstoy konuyu mutlaka ama mutlaka bir yere bağlar. Bu ya inanç olur ya din olur ya da aile olur vs. Ama bir yere mutlaka bağlar, bize bırakmaz. Gogol’den örnek verecek olursak -hem farklı bir şey olsun- Gogol eserlerinde sonu tahmin etmek ya da bir yerlere bağlanmasını ümit etmek imkânlı değil. Ne son bellidir ne bağlanacağı yer. Okursunuz ve gözleriniz açılır, ağzınızdan bir sürü a harfi çıkar.

    Karamazov Kardeşler, uzun bir kitap olmasına karşın sürükleyiciliği ve akıcı çevirisi sayesinde su gibi akıyor. Kitabı okumuyor sanki içiyorsunuz. Hatta sonlara doğru ara vermek istiyorsunuz bu güzel kitap bitmesin diye. Belki abartı gelecek ama on cilt daha olsa bu konu üzerinde okumaya devam ederdim. Sadece bu ciltten bile Dostoyevski belki on kitap çıkartabilirdi. Ama bunu tek bir kitapta toplayarak bizleri mest etmeyi tercih etmiş.

    Karamazov Kardeşler Dostoyevski’nin okuduğum en iyi romanı diyebileceğim bir eseri. Herhangi bir şekilde sıralama yapma ihtiyacı duyulursa en başa alınması gereken eşsiz bir kitap. Kitapta sadece insanlarıni hayatlarına girişiniz değil, aynı zamanda insan psikolojisine, hayatın etiklerine, yazıldığı dönem Rusya’sına, ilişki ağlarına, inanca daha doğrusu yaşamda karşınıza çıkabilecek her tür olguya girmiş oluyorsunuz. Bunu yaparken ne bir sıkılma ne bir daralma ne de bir ders alıyormuş tadı alıyorsunuz. Dostoyevski size sadece bir gezinti temenni eder gibi dolaştırıyor. Sadece bir gezinti, hepsi bu. Sonrasında ne çıkartırsın ne düşünürsün bunlar sana kalmış…

    Belki de Dostoyevski eserlerinin en sevdiğim yanı budur. Kitabı yazıyor, bizlere okutuyor sonrasında herhangi bir yere bağlamıyor ve ipin ucunu bize bırakıyor. “Artık sen buradan ne yaparsan yap” der gibi bırakıyor hem de. Klasik ve saçma bir karşılaştırma olan Dostoyevski mi Tolstoy mu karşılaştırmasını görüyorsunuzdur mutlaka. İşte bu karşılaştırmada en büyük fark. Tolstoy konuyu mutlaka ama mutlaka bir yere bağlar. Bu ya inanç olur ya din olur ya da aile olur vs. Ama bir yere mutlaka bağlar, bize bırakmaz. Gogol’den örnek verecek olursak -hem farklı bir şey olsun- Gogol eserlerinde sonu tahmin etmek ya da bir yerlere bağlanmasını ümit etmek imkânlı değil. Ne son bellidir ne bağlanacağı yer. Okursunuz ve gözleriniz açılır, ağzınızdan bir sürü a harfi çıkar.

    Karamazov Kardeşler, uzun bir kitap olmasına karşın sürükleyiciliği ve akıcı çevirisi sayesinde su gibi akıyor. Kitabı okumuyor sanki içiyorsunuz. Hatta sonlara doğru ara vermek istiyorsunuz bu güzel kitap bitmesin diye. Belki abartı gelecek ama on cilt daha olsa bu konu üzerinde okumaya devam ederdim. Sadece bu ciltten bile Dostoyevski belki on kitap çıkartabilirdi. Ama bunu tek bir kitapta toplayarak bizleri mest etmeyi tercih etmiş.

    Kitabın herhangi bir özetini yapmak istemiyorum. Kabaca değinmek istiyorum sadece. Sizlere konu hakkında üstün körü bir bilgi vermek ve ilginizi çekmek adına. Adından da anlaşılacağı üzere kardeşlerin hikâyesi bu kitap. Birde baba var tabi. Her ne kadar baba desek de siz bakmayın tam olarak babalık gereklerini yapmayan bir baba. Kardeşlerden biri babası gibi kadın düşkünü, bir diğeri nihilist, en küçük kardeş ise dini bütün bir insan. Bir kardeş daha var esasında ama bu konuya girmiyorum. Çünkü o gayrimeşru bir çocuk. Fakat hikâyede yeri çok büyük.

    Sadece kardeşler değil elbette daha birçok karakter daha var. Kardeşlerin âşık olduğu kadınlar, kitabın çıkış noktası olduğunu düşündüğüm İlyuşa, çiftlikteki kâhya, handaki kumarbaz Polonyalılar ve küçük kardeşin keşiş hocası… Çok geniş bir karakterler zinciri ve bu zincirin tüm halkaları bir şekilde birbirleri ile bağlı. İşte kitabın en sevdiğim yeri de bu oldu. Bu karakterlerin hepsinin bir hayatı var ve biz bu hayatlara tek tek değiniyoruz kitabı okurken. Üzerinden bir betimleme ustalığı ile geçmek yerine, derinlemesine bir karakter analizine giriyoruz.

    Kitabı okurken bu karakter neden böyle yaptı şimdi? Diye sorduğum çok yer oldu. Tam bu soruyu sorduğumda Dostoyevski, “şimdi siz soruyorsunuz neden böyle bir davranış sergiledi, çok hatalı bir hareket bu diye. Ama bir bakalım neden böyle yapmış” diyerek o karaktere giriyor ve bir bakıyoruz konunun bizim tahmin dahi edemeyeceğimiz bir yönü varmış. İşte bu kitapta en fazla etkilendiğim bu oldu. Kitabın yazılışına olan hayranlığımı belki on misli kuvvetlendiren bu durum, kitabı okurken büyük bir keyif verdi.

    Çok fazla uzatılabilecek bir konu ama dediğim gibi burada zaman kaybetmeden hemen alın ve okumaya başlayın. Ama unutmayın herhangi bir çeviri değil bu çeviriyi tavsiye ediyorum. Çünkü inanın çeviri çok ama çok önemli. Özellikle klasik eserlerde buna dikkat etmek size bir klasik eseri sevdirir ve güzel bir okuma yapmanızı sağlar.

    İyi okumalar.

    Metin Yılmaz duygularımızın tercümanı olmuş.
  • hayatı çalışmak yoluyla sevmek hayatın en derin sırrına ermek demektir. fakat eğer ıstırap çekerken, doğduğunuz güne lanet edip bedeninizin yükünü taşımayı alnınızın kara yazısı sayıyorsanız, o zaman size cevabım şudur: yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir.