• Adalar bütünüyle gene Balkan Savaşı’ndan sonraki statüde, Türkiye dışında (ikisi hariç) kaldı. Ege’nin kuzey adaları Yunanistan’ın elindedir. On İki Ada ise İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu bekleyecek ve neticede hiçbiri bize verilmeyecektir; vermek isteyen Nazi Almanyası’dır ki bunu kabul etmek Müttefikler ve Sovyetlerle karşı karşıya gelmek olurdu. Dolayısıyla Alman hediyesini reddeden İsmet Paşa dış politikasını tenkit etmek doğru değildir.

    Şimdi bazı bilgisiz kesimler diyor ki, “Lozan’da On İki Ada’yı vermişiz." On İki Ada Balkan Savaşı’nda zaten İtalyan işgali altındaydı. Lozan’da kimsenin oraları verdiği de yoktu. Nitekim kime ait olacağı İkinci
    Dünya Savaşı sonunda belli oldu. Kuzey Ege Adaları ise Balkan Savaşları’nda zaten işgal edilmişti. Onlar Yunanistan’da kaldı.


    - "... 1930 yılında mübadele meselesi olmuş, Türkiye’den 1 milyon insan gitmiş oradan 300-400 bin insan gelmiş ve bunların sorunları var. Yani bir şeylerin konuşulması lazım ama konuşulmuyor. Başbakan Venizelos ülkeye çağrıldı ve kral protokolüyle karşılandı. Türk-Yunan dostluk anlaşmaları imzalandı. 1930’lu yıllarda Türkiye Yunanistan’a taviz üstüne taviz verdi. Lozan’da verilen taviz, Batı Trakya’nın bırakılması ki yüzde 70’i Müslüman Türk’tür. Yüzde 70’i Türk olan bir yer bizim sınırlarımız içine değilse Misak-ı Milli ne oluyor o zaman?
    1936 yılında Yunanistan, Bakanlar Kurulu kararıyla Ege’deki karasularını 3 milden 6 mile çıkarıyor. Bu 6 mil bizim kara sularımızın içine kadar giriyor, hatta geçiyor. Türkiye 1936 yılında buna tepki vermiyor çok ilginç. 1936’dan 1964 yılına kadar ses yok Türkiye’den. Ege ve Kıbrıs konusunda arka arkaya o kadar yanlış yapıldı ki Türkiye şu anda o yanlışlardan bir doğru çıkarmaya çalışıyor. Kolay bir mesele değil.
    2. Dünya Savaşı başladı, bu tarihte 12 Ada İtalyanların elindeydi. Türkiye’ye teklifte bulundular İtalyanlar “bunları biz sizden almıştık, gelin İngilizler işgal edeceğine siz alın” dedi. Ankara’dan verilen cevap bizim “yabancı topraklarda gözümüz yok” oldu. Hitler baktı ki Ege’de üstünlüğü İngilizler ele geçirecek, bunun üzerine komandolarını gönderdi ve 12 Adayı onlar işgal etti. İtalya gidiyor, Almanya geliyor komşu değiştiriyoruz ama bizden çıt yok. Bu sefer ne oldu, Alman adaları oldu 2 yıl. 1945 senesinde de Hitler yenilmeye başlayınca bize teklifte bulundu. Bu sefer Almanlar “gelin biz gidiyoruz bunlar sizin. Siz İtalyanlara vermişsiniz onlar da yok gelin bunları İngilizler ve Yunanlar almadan siz alın size devredelim” diyor. Ankara’dan yine aynı cevap “bizim yabancı topraklarda gözümüz yok.”
    İnönü konusu bitmez, kapağı daha yeni açılıyor. Üzerinde düzgün bir çalışma yok. Şevket Süreyya’nın 3 ciltlik “İkinci Adam” adlı kitabı dışında doğru düzgün bir çalışma yok. İnönü dosyası epeyce kabarık olmakla birlikte, yeterince işlenmiş ve yoğrulmuş bir konu değil. Bu kadar yakın bir dönemde yaşamasına rağmen malzemeleri toparlayamıyoruz. Kitapta 1. Dünya Savaşı’nın sonunda ki Birüssebi yenilgisinden başlayarak, İstiklal Savaşı yıllarındaki başarısızlıkları, arkasından Lozan ve Lozan’daki tereddüt, beceriksizlikleri, başbakanlığı ve daha sonra cumhurbaşkanlığı döneminde yaşananlar, 1946 seçimleri, Boraltan Köprüsü faciası ve ondan öncesinde Nazilerin Sovyetlerden esir aldığı Türkiye’ye sığınmak isteyen Türk soydaşlarımızın içeri alınmaması ve Stalin’e teslim edilmesi olayından vefatına kadarki dönemi anlatmaya çalıştım..."(Ketebe Yayınlarından çıkan yeni kitabı "Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği")
    (Mustafa Armağan ile Mülakat-4 Şubat 2019

    YAZIMIZ MÜSVETTE AŞAMASINDADIR.
  • 384 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İyiki okudum dediğim kitaplardan oldu ve en'lerim arasına hızlı bir giriş yaptı.
    Kesinlikle her anne baba okumalı..

    Hatta size bu konuda ufak bir önerim var, tabiki öncelikle siz alın ve okuyun.
     Sonra hani yeni evlenen yada hamile bir arkadaşınıza,hayırlı olsuna giderken yada bir davete  'aman elim boş gitmeyeyim şuradan bir kilo tatlı yada mutfak eşyası alayım'cılardansanız artık tatlı,hediyelik eşya yerine şu kitabı götürün derim...

    Belkide o evdeki yavrucağın namazların da sizinde iziniz olur

    Ne demişti Efendimiz(sas);
    “Kim hidayete çağrıda bulunursa, kendisine tabi olanların sevapları kadar ona sevap verilecek ve tabi olanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmeyecektir. Kim de dalalete davet ederse, kendisine tabi olanların günahları kadar günah ona verilecek ve tabi olanların günahlarından da hiçbir şey eksilmeyecektir.”


    Gelelim uzuuunn özetime(kitap 383 sayfa olunca o kadar uzun değil aslında)


    Namazla büyüyen bir çocuk istiyorsak;








    DAHA ÇOCUĞUMUZ OLMADAN ÖNCEKİ NAMAZ EĞİTİMİ


    Ilk namaz eğitimimiz duamızdır.

     Daha doğmamış olan çocuğun ibadet terbiyesi önceki neslin duası ile başlar.



    Hatta eş seçerken dindar ve ahlaklı olanını seç diyen Resulullah'ın dediği gibi taa eş seçiminde dikkat etmeliyiz..



    Unutmayalım neslimizi ya namaz nesli olacak ya da namazı zayi edip şeytanın ve arzularının peşi sıra giden bir nesil olacaktır.



    Bir namaz kahramanı yetiştirmek istiyorsak daha o bebeği taşırken seccade başındaki zamanlarınızı kıymetini bilmeliyiz. Onun ilk tanıştığı namaz; bizim karnımızda yaptığımız Rüku ve secde ile başlar ve bu ölene kadar devam eder.

    Sonra her Yaşın Ayrı ayrı terbiyesi vardır.


    Neyi nasıl öğretmeliyiz önce  bunu öğrenmemiz gerekir;

    İlk olarak inanç eğitimi.

    (Çocuğa inanç eğitimi verirken kısa net cevaplar, ilimden çok inanç içerikli cevaplar vermeli, daha soru oluşmadan önce, çocuğa Allah'ı doğru bir şekilde tanıtmaya çalışmalıyız.) Bunu için önce kendi heybemizi doldurmaliyiz..



    Unutmayalım;Allah hakkında doğru bilgileri biz öğretmezsek, çevremizdeki herhangi biri ona inanç hakkında yanlış bilgiler öğretmekte gecikmeyecektir. 

    (Yeter ki koyunun başı başı olsun çobanlık için herkes sıraya girer)



     Ve unutmayalım ki örnek biziz. Eğer bizim gözlerimiz Allah dendiğinde parlamıyor da, para dediğinde ya da şöhret dendiğinde parlıyorsa çocuğun Allahı tanıması çok zordur. Daha evladımız doğmadan gözlerimizin neye parladığını kontrol etmeliyiz?



    Ebeveyn olarak doğru hedef koymalıyız. Hem kendimize hem de çocuğumuza…



    Dikkat etmemiz gereken husus; çocuktan önce kendimize düzeltmek olacak yoksa Allah'ı yanlış tanımaya sebep olabilecek bazı unsurlara onları itebiliriz. Bunlar aşırı zenginlik hayalleri, Şöhret akıntısı ve bitmek bilmeyen-olmadık isteklerdır. Çünkü vaktinde çocuğun içindeki Allah'ı arayan manevi açlığı doldurmazsak ilerde cocuk bu açlığı aşırı zenginlik veya şöhret hayalleri ile doldurmaya çalışılır.



    Sözlü akait eğitimi için çocuğa Rabbin kim? Dinin ne? Seni kim yarattı? niçin yarattı? bu soruları sorup cevaplamalıyız.(Bu konularda olası sorulara hazırlık yapmalıyız)



    Akaid eğitiminden sonra ibadetler ve namaz geçmeliyiz.



    Namaz eğitimi sırasında aşırı serbest ve ihmalkar olmamalıyız.

    Unutmayalım  anne-babalar olarak biz hayatımızda neyi eksik bırakmışsak, çocuğumuz o konuda eksik kalacaktır.

    Sonrasında ise bu çocuk niye böyle diye yakınmak hiçbir şeyi değiştirmez… çünkü bunun kaynağı ihmalimizdir. (Yani bizim çocuksuzken ki halimiz, ibadetlerle ilişkimiz bile çocuğumuzu etkileyecektir)



    Rad Suresi 28. Ayette; 'onlar iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olan kimselerdir. Bilesiniz ki Kalpler ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur' ayeti çocuk yetiştirirken de bize örnek olmalı çocuğun her dönemde zikirle muhatap etmeliyiz.(taa karmızdayken başlayarak)





    0-3 YAŞ DÖNEMİNDE NAMAZ EĞİTİMİ


    Yeni doğan bebeklere; ezan okuruz. Bu ona secde eğitiminde hayatı boyu rehberlik ediyor.

    Bu ezanla "ey küçük bebek Sen dünyaya ne için geldin biliyor musun? Sadece bu çağrıya icabet etmek için geldin, başka bir gayeye bunun önünü asla geçirmeyesin, başka şeyler için namazını asla terk etmesin, Allah'ın arzusu önünde başka Arzuları geçirmesin" demektir..



    Daha sonraki yeni doğan sünnetleri; tahnik,Akika kurbanı,saç tıraşı ve ağırlığınca altın, isim koyma, emzirirken duygularımıza ve yiyeceklerimizde haram karıştırmama ve bol bol dua..




    0-3 yaş döneminde; çocukların etrafı keşfederken bazen zarar verebilecek unutulmamalı, çocuğumuzu korumalıyız, onun ritmine ayak uydurmalıyız, yapabileceği işlerde desteklemeli zararlı örneklerden korumalıyız.



    Kendimizi güzel örnek yapmalıyız, yanında dedikodu ve ahlaksızlık içeren hiçbir konuşmaya yer vermemeliyiz.

    Bu açıdan televizyona çok dikkat etmeliyiz.



    Çocukların ibadetlere karşı isteksiz ve gevşek insanlarla vakit geçirmemesi için elimizden geleni yapmalı bu konuda tedbirler almalıyız.



    Eğer çocuğun yakınlarında olumsuz etki bırakmasından endişe ettiğimiz biri varsa o zaman çocukla kuracağımız yakınlık dozunu daha fazla artırmalıyız.

     Burda yeterince iyi olursak, çocuk sevinç ve coşkuyu anne ve baba ile hissettiği sürece dışarıdaki olumsuz etkiler zaman içerisinde önemini kaybeder.



    Çocuğumuzu eğiten bizim duygularımızdır.

     Yani sen sevinçle namaza gidip, huşu içinde namaz kılıyorsan, Ramazanı sevinç havasında yaşıyorsan, zikrederken evladını seni görüyorsa bunlar ona çok güzel duygu geçişleridir.


    Çocuk ilk konuşmaya başlayınca eğitimde başlamalıyız.(la ilahe illallah?Allah ismi,esma-ül Hüsna önceliğimiz olmalı sonrasında Allah'ın rahmeti gördüğümüz her şeyden örneklendirerek Tefekkürü öğretmeli, yine beğendiği şeyler üzerinden Allah hatırlatmalıyız.

    Allah'ın sınırsız gücüne dikkat çekmeliyiz.

    Burada dikkat etmemiz gereken bir husus biz Allah'ı doğru temsil edemezsek çocuk Allah'ı yanlış tanıyabilir. Ve Allah'ı yanlış tanımak başkalarına yanlış tanımaya da benzemez bunun için Lokman Hekim'in oğluna nasihatleri bizim için çok güzel örnektir.)





    3-6 YAŞ DÖNEMİNDE NAMAZ EĞİTİMİ


    3-6 yaş döneminde; bu yıllar onun kişiliğinin şekillendiği yıllardır.

     O yüzden buradaki kusurlar geri dönüşü olmayan zararlar doğurur.

    Bunun için ailemizde belirgin bir İslami atmosfer olmalıdır.

    Çocuğu Kur'an'a özendirmeliyiz,evladımız bizi 5 vakit nafile ve gece namazları kılarken görmeli.



    Bebeklikten başlayıp 6 yaşa kadar dönemde çocuk sevgiye doyurulmalı.

    Sevgi, bağlanma, saygı gibi asli duyguları düzgün yerleştirmeliyiz ki ileriki yaşamında bütün hayranlık ve ilgisini Allah'a yöneltebilsin..

    Bunun için sevdiğimizi açıkça söylemeli, kucaklayıp öpmeli, başlarını okşamalıyız.



    6 yaşına kadar öğrendiği şeyler sonraki hayatının binasının temeli olacağı için bilinçaltı çok güzel doldurmaliyiz.



    Bizim kıldığımız namazlar izletilmeli,bunları bilinçaltına kaydetmesine izin verilmeli, yanında dualar, cemaat ve  huşu içinde kılınan namazlar, abdest ve namaza konu alan çeşitli kitaplar, namaz içerikli hadisler için yazılan defterler, oyunumuzda namaza önem veren oyunlar, namaz içerikli şiirler ile çocuğun bilinçaltı doldurulmalı.


     


    İlk konuşmaya başlayınca la ilahe illallah sonrasında kur'an-ı Kerim'den İsra 111 ayeti ezberletmeliyiz.



    Ibadet eğitiminde önce kime ibadet edileceği öğretmeliyiz ve burada yavaş ama temkinli ve sağlam adımlarla gitmeliyiz. Bir seferde bütün bilgileri yüklememeliyiz.



    İlk eğitim " la ilahe illallah"tan başlamalı dedik yani çocuğumuz;

     Allah'tan başka yaratan rızık veren ve gözetip idare eden olmadığına inandırmalıyız(yani rububiyetin sadece Allah'a ait olduğunu bilmeli)


    Yaratan Allah olduğuna göre bütün hayatımızı onun istediği gibi yaşamak zorunda olduğumuzu başka seçeneğimiz olmadığını bütün hayatımızın ibadet olduğunu bilmeli(Yani uluhiyetin Allah'a ait olduğunu kabul etmeli.)

    Esmaül Hüsna ile Allah'ın bütün isimleri sıfatları örneklendirilmeli.

    Burada Peygamberimizin yeğeni olan Abdullah ibni Abbas adındaki çocuk sahabe ile yolculuğundaki hadisi şerifi rehberimiz olmalı.

    Öncelikle Emir ve yasaklara mutlaka riayet etmesi gerektiğini öğretmeliyiz.

    Yani; eğer Allah sana bir nimet vermeyecekse bütün insanlar bir araya toplansa da onu elde edemeyeceğini,ne beklersen Allah'tan beklemelisini ve sadece Allah'tan korkmalısını, Allah dilemedikçe kimsenin zarar veremeyeceğini sürekli hatırlatmalıyız. Ayrıca Ümit sevgi ve korku bunları önce kendimizi iyice anlayıp sonra çocuğa bunları güzelce aktarmalıyız.



    Evde abdest ve namaz içerikli piyes ve dramalar oynamalı,Kur'an öğretme, evde peygamber ve sahabe sevgisi ile karakterlerinin oturmasını sağlanmalıyız.

     Akıllı telefon ve tabletlerden uzak tutmak ve evimizde sürekli açık duran sohbet dersleri çocuğun eğitimi için çok önemlidir, unutmayalım.


    Bu yaşta ayrıntıya girmeden her şeyin genel hatları öğretmeliyiz.

     Kısa açıklamalarla telkin yeterlidir. Gün içerisinde sık sık namaz bizim en önemli görevimizdir,müslüman olduğumuz için namaz kılarız gibi kısa cümleler kurarak kesin mesajlar göndermeliyiz.


    Çocuğun bir oyun gibi bizi taklit yeteneğinden namazda abdest ve diğer ibadetlerde faydalanmalıyız..


    Onunla namaz içerikli oyunlar oyun oynamalıyız tek başına oyuna terk etmemeliyiz.



    7-9 YAŞ DÖNEMİNDE NAMAZ EĞİTİMİ


    7-9 yaş arasında;

     rol model olmalıyız. Çünkü bu yaşta çocuk etrafta olup biteni ilk kez anlamaya başlar.

    7 yaşında ilk namaz ile tanıştırmalıyız.

     Bunu yaparken namaz günü adıyla yaş pastalı özel bir kutlama ilanı yapılmamalı.

    Çünkü namaz tek kişilik bir eylemdir ve iç alemde beslenir. Namaz günü yapıldı diye namaza ihtimamı gösterilmesini beklememeliyiz. Ayrıca çocukta anlık oluşturulacak doyum onun namaza ihtimam göstermesine mani olabilir,gelen davetliler tarafından henüz hak etmediği takdiri gören çocuk iç doyuma ulaşabilir ve namaz günlerinde abartılı takdir ve şişirilmiş itibar egoyu dengesiz bir şekilde besler.Bu da çocuk için doyum olabilir.

     Çünkü namaz 1 günlük pasta toplantısı olmanın çok uzağında Ömürlük bir eylemdir.



    Ilk namaz olarak sabah namazı olabilir.Çünkü güneşin doğuşuna yakın olan vakitler en kıymetli vakitlerdir.Bu yüzden bu uygulama faydalı bir uygulama olur.


    Erkek çocukları için ilk namaz camide kaldırılması da güzeldir.


    Çocuğa namaza götüren şey şölen ya da etkinlik değil namaz kılan ev halkını görmesi ezanın dinlenmesi ve cemaat olmalıdır.


    Çocuğumuza sağ ve solundaki meleklerin tanıtmalıyız.



    Anne-baba olarak  çocuğun ibadete ihtiyacı olduğunu unutmamalı ve ertelememeliyiz..



    Çocuğumuza gününün nasıl geçtiğini anlatmayı adet haline getirtirsek, sonrasında Allah'a tekmil vermeye alıştırılır. (Yani çocuk namazla Allah'a ifade vermelidir.)



    8-11 YAŞ DÖNEMİNDE NAMAZ EĞİTİMİ



    8 -11 yaş arasında;

    Artık Çocuklar namaz kıl çağrısından çok namaz kılış şekli ile ilgili bir yaşa gelmiştir.


    9 yaş çocuk eğitiminde kilit yaştır. Eğer anne baba olarak biz  ibadette aksaklık yaparsak,çocuğun manevi dünyası tamamen sarsılır.

    Anne baba olarak en büyük derdimiz namazsa çocuk da bunu dert edinir…



    10 yaş çocuğun gördüğü ve seçip beğendiği değerlere sıkıca bağlanma yaşıdır artık soyut işlemlere geçilmeliyiz.


    Cennet cehennem melekler gibi görünmeyen alemde ki bütün her şeyi yeniden anlatmanın tekrar bilgilendirmenin faydası olacaktır.Çünkü bu yaşta daha iyi anlayacaktır. Niçin namaz kıldığını,kılmayan kimsenin nasıl bir sonuna karşılaşacağını önceki anlatımlardan daha gerçekçi bir üslupla anlatmamız gerekmektedir.



    Anne baba olarak henüz mesul değil yanılgısına kapılmamalıyız.

     Çocuğu doğduğu andan itibaren ibadet aşkıyla büyütmeliyiz.



    Nasıl olsa büyünce kılacak gibi bir yanılgıya da asla düşmemeliyiz.

     O büyüyünce kılacak peki sen ne yapacaksın?Senin anne babalık görevini ne olacak?

     


    10 yaşa özel tavsiyeler;

    Öncelikle sınırsız sevgi ve merhamet yani sağlıklı iletişim kurmalıyız. Çünkü Rahman'a itaate çağırmak ancak rahmetle olur.



    Namaza çağırırken kullanılan ses tonu ile dikkat gerekir sabırla davranmalıyız.

    'Kalk hemen namazını kıl' yerine 'Vakit girdi yavrum haydi namazımızı kılalım'.

    'Senin namaz kılacağın yok ben hatırlatmasam,geçip gidiyor' yerine 'bakalım namazı ilk hangimiz hatırlayacak?'

    ' Aklın başında bile değil namaz vakitlerini bile bilmiyorsun' yerine 'namaz vakitlerini bilmemen çok normal Ben de senin gibi iken bilmezdim ama ara sıra saate bakıversen bence benim öğrendiğim yaşlardan daha önce öğrenebilirsin'tarzında daha olumlu yaklaşımlarla namaza sevk etmeliyiz.



    Disiplini elimizden bırakmamalıyız. Ne gevşek ne de çok sıkı bir disiplin olmalı bu.



    Doğru disiplin yönteminde; ne sürekli kontrol edici bir baskı vardır nede kuralsızlık ve aşırı özgürlük..

    Çocuk sorumluluklarını bilir, evde kendisini ne patron olarak hisseder ne de silip kalır.

    Disiplin otorite değil rehberliktir,kurallar belirlenmeli çocuk uygulama konusunda fikir vermelidir,çocuğa aile içinde görev ve sorumluluklar verilmelidir, çocuğun öğrendiği doğrulara kendisinin sahip çıkmasına teşvik edilmeli ona serbest alan verilmelidir, rehberliğe devam ederek tabii ki çocuğa olduğu gibi sevilip kabul gördüğünü anlamalı ki anne babasının kendisini yönlendirdiği kurallar konusunda anne babaya öfke duymasın..

     Çocuk yaptığı hataların sonucu ile yüzleştirilmekten kaçınılmalı.

     Gün içerisinde çocukla mutlaka en az 20 dakika birebir sohbet edilmeli  özel anlar yaşamaya dikkat edilmeli, düzenli olarak birlikte yaşına uygun oyunlar oynayıp aktiviteler yapmalıyız.Çocuğun bize  öfke biriktirmesini fırsat vermemeliyiz.



    Çocuğun manevi gelişimi için ilk şart aile içi uyumdur. Unutmayalım; büyük ağaçları ancak büyük sarsıntılar yıkabilir ama taze fidanlar küçük rüzgarlarla yıkılabilir. Hatta kökünden bile kopabilir.



    Düzenli kılacağı namazlara hazırlanmak için abdesti çok güzel anlatmalıyız.


    Çocuğumuza kıldığı namaz için ödül vermemeliyiz.Çünkü ödülü Allah verecektir. Ödülle namaza alışan çocuk ödülden vazgeçildiğinde namazdan davaz geçebileceğini sanabilir..



    Çocuğa namaz kahramanı olduğunu hissettirmeliyiz.



    Namazı ezan okunur okunmaz kılmaya ve kıldırmaya gayret etmeliyiz.


    Çocukta zaman bilinci oluşturmak için onu ara sıra saati sorup zamanla ilgili göndermeler yapıp gün içerisinde yapacağımız belirli bir etkinliği namaz vaktine göre ayarlayabiliriz,saat kullanımına, kendi saatine, değişen namaz vakitlerini takip etmesine yardımcı olacak takvim yaprağı gibi şeylere dikkat ederek zaman bilinci oluşturabiliriz.



    Çocukların rutin işlerini belli bir namaz vaktine ekleyerek, her vakit namazı belirli bir eyleme bağlayabiliriz.

    (Okuldan geldikten sonra ellerini yıkamak için girince abdest almayı öğretmek ve Cemaatle namaz kılmak şu vakit namazdan sonra şunu yapacağız gibi)



    Evin her köşesinde namaza vurgu yapmalıyız. Belirli görseller tesbih seccade namaz başörtüsü takkesi gibi namaz sembolleri ile hafızalarına kazanmalıyız.

     Günlük namazlarımızı çocukların güleceği yerde kılmalı, namazı kenar köşe ibadeti olmaya mahkum etmemeliyiz.



    Anne baba olarak namazımızı takip ettiğimizi çocuklara sezdirmeliyiz..



    Ev içi etkinlikleri namaz saatine göre ayarlamalıyız.



    Çocuklara özel bir Mescit yapabiliriz.



    Her gün mutlaka bir namaz kahramanı hikayesi okuyup, hatta kendimiz bir hikaye oluşturabiliriz.Normal bildiğimiz hikayeleri de bu şekilde şekillendirebiliriz.



    Çocuk namaza iyice alıştıktan sonra bu evin içerisinde yoğun bir namaz gündemi oluşturmalıyız.

     Özellikle 40 gün hadisine dikkat etmeliyiz.



    Evden çıkarken çocuklara namazı tembih etmeli,onu dualarla uğurlamalıyız, çantasına namazı hatırlatıcı eşyalar koyabiliriz.



    Namazla ilgili ayet ve hadisler ezberleyebiliriz. Bunlara örnek;

    1.Namaz dinin direğidir terk eden dininin yıkmış olur.

    2.namaz her hayrın her iyiliğin anahtarıdır.

    3.müminin nuru ve beyazlığı abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.

     4.bizimle kafirler arasındaki temel fark namazdır namazı terk eden kimse küfre düşer.

     5.namazın farz olduğuna inanıp eksiksiz kılan cennete gider.

    6. Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.

    7.Dua rahmetin abdest Namazın Namaz cennetin anahtarıdır.

    8.namazın yeri vücutta başın yeri gibidir.

     9.Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır, namazı düzgün ise diğer amelleri kabul edilir, namazı düzgün değilse hiçbir ameli kabul edilmez.

    10.kim sabah akşam camiye gider gelirse,her gidip gelişinde Allah o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.




    Evde Cemaatle namaz kılmaya dikkat etmeliyiz. Çünkü çocuk tek başına kıldığı namazda yakalayamadığı bazı duyguları cemaatte hissetmeye başlar.



    Erkek çocuklarına Cami alışkanlığı kazandırmalıyız.


    Namaz kılmayan kişilerle mesafeli durmalıyız.


    Dışarıdan alınacak desteği hafife alma almamalıyız. Çünkü çocuk evdeki gündemin devamını dışarıda da bulmalıdır.

     Mesela gençliğe adım atmak üzere olan çocuklar sık sık izledikleri filmlerden, telefonlar vesilesi ile her gün izlemeye maruz bırakıldıkları videolardan eğitimlerini alırlar.Siz bunları zararsız görebilirsiniz ama çocuğun beyni bunların en zararlı kısmı ile şekillenir.



    Yatsıdan sonra uyumayı alışkanlık haline getirmeli ve uyanmak için uyumalıyız.



    Abdest eğitimine küçük yaşlarda başlayıp, elini yüzünü yıkamaya giden çocuğa eğlenceli bir abdest merasimi yapabiliriz.Gece yatmadan önce abdestli yatmaları tavsiye etmeliyiz, abdestsiz namaza teşvik etmemeliyiz.



    Ezanı duyduğumuz zaman hep beraber dinlemeli ve faydaları hakkında konuşmalıyız. Çünkü Ezanı dinlemek görülmeyen imanla alakalı bir faydadır,ezan sonunda dediğimiz La havle vela kuvvete illa billah; "Allah'ım sen beni önemli bir göreve çağırıyorsun, ben de bu görevi mutlaka yerine getireceğim. Fakat Bütün güç ve kuvvetler senden olduğu için bu çağrıya icabeti kolaylaştıracak da sensin, bana bu çağrıldığım vaktin namazını eda etme imkanı ve kolaylığı ver" demektir..

     Bunu konuşmalı ve gündem yapmalıyız..



    Biz ezana özen gösterirsek bu çocuğun dikkatinden kaçmaz.



    Ezan duası ve manası hakkında konuşmalıyız.





    "Çocuklarınıza 7 yaşına geldiklerinde namazı öğretiniz,Eğer 10 yaşına geldiği halde kılmazlarsa onlara dövünüz" hadisi şerifini uygularken buradaki dövmenin; 

    -eline ya da kaba etine hafifçe vurmak şeklinde olduğunu ve 

    -ancak bebeklikten itibaren kendisine inanç eğitimi verilmiş, 

    -7 yaşında namaza başlatılmış ve 

    -10 yaşına kadar düzenli bir şekilde namazı takip edilmiş,

    -alışması sağlanmış çocuklar için geçerli olduğu unutulmamalıyız.!!!!


    -Bu uygulama 7 yaşındaki alıştırma döneminde sert ve baskı ile namaz öğretilmiş kendisine namaz sevdirememişsek,doğru bir şekilde anlatılmamışsak  bu hadis bizim için geçerli değildir.


    -Namaz asla dayakla ve sert musluklu öğretilmez.


    - Bu uygulama çocuğu hem dünyasını hem de öteki alem için karşılaşacağı daha büyük cezalardan koruma maksadı taşır bunu unutmamalıyız.


    -Bu hadis anne-babalara namazın ehemmiyetini tam anlamıyla kavratan bir hadis olmalıdır.


    -Basit meselelerden dolayı dayak yemiş bir çocuk buradaki uyarıya hiçbir anlam yüklemez..


    -Buradaki dövme hakkında;

     7 yaş öncesi çocuğa vurulmaz,

     dayak eğitim maksatlı olmalı,

     öfke boşalması şeklinde değil..

     Eziyet ve yaralama olmamalı, kasıtsız ve unutarak yaptığı davranışlar sebebiyle çocuk dönmemeli, vurulacak yerler çok sınırlı;baş yüz karın ve kasıklarda asla vurulmaz haramdır.

    üçten fazla vurulursa kısas gerekir. hafifçe ya da bükülü mendille ya da ince bir çubukla dövmeye müsaade vardır.


    -Döverim de severim de mantığı, bizim çocuğumuz da olsa bir şeyi değiştirmez.

     Allah onları bize vermişse emanet olarak vermiştir bunu unutmamalıyız.


    Çocukla hakaret,eleştiri ve aşağılama yerine motive edici şekilde konuşmalıyız.



    Aceleci olmamalıyız, tutarlı olmalıyız, yorulmadan çağırmaya devam etmeliyiz. Namaz hakkında konuşmak için ortam göz etmeliyiz.



    Nasihat  etmeliyiz ama kısa konuşmalar halinde.

    -Nasihat verirken çocuğun dinlediğinden ve tüm kalbiyle sizinle olduğundan emin olmalı, nasihat ederken dozunu kaçırıp süreyi uzatmamalıyız. Çocuğun kalbi ve kulağı başka yerde iken nasihata devam etmemeliyiz. Çocuğun nasihat alacak kişi sevmesini sağlamalıyız.

    Öncelikle Biz nasihatımıza inanmalıyız ve kendimiz uygulamalıyız.

    Nasihat ettiğimiz şey 3 cümleyi geçmemeli,nasihat somutlaştırılmalı,

    0-6 yaş döneminde konuşmaktan faydalanmalı,

    nasihatlerimizi nedeni açıklanarak söylenmeli ve çocuğun aklı nispetinde açıklanmalıyız.

     Çocuğa fikirleri sorulmalı, hemen sonuç beklememeli çok fazla uyarmamalı, emir vermemeliyiz…


     Ve unutmamalıyız ki çocuklar da bize nasihat eder onları dinlemeliyiz.



    Sürekli şunu  söylemeliyiz; senin ilk görevin kulluk. Sen Allah'ın kulusun ve kulluk için yaratıldın.

     Çocuklar bunu anladıktan sonraki aşama 'evladım daha iyi ibadet etmek için yeriz, ibadet için gerekli olan sağlığımızı korumak amacıyla evler ediniriz, bütün bu dünyevi işler Allah'a kulluğumuza hizmet ettiği sürece faydalıdır,değilse dünyaya kulluk etmeye başlarız,Allah muhafaza' demeliyiz.



    Çocuklara 'büyüyünce ne olacaksın?' sorusu yerine 'ne için yaşıyor ve ne için büyümek istiyorsun?' diye sormamız lazım.



    ÇOCUĞUN İRADE GELİŞİMİ (nefis terbiyesi) için ona yardımcı olmalıyız.



    Günahlardan kaçınmalı ve çocuğumuzu buna şahit etmeliyiz.


    Kendi istek ve arzularımızı dizginlemeli ve buna da şahit etmeliyiz.


    Her canımızın istediğini yememeliyiz.Oruç tutmaya özen göstermeliyiz.


    Her gün yapılan şeyleri bazen terk edip çocuğu da buna alıştırmalıyız.


    Zoru başarmak gibi bir hedefimiz olmalı ki irademiz kuvvetlensin.


    Tefekkür, düşünme, iradeyi kuvvetlendirir.

     Her fırsatta tefekkürden yararlanmalıyız.



    İrade eğitimi doğumla yani bebeklik döneminde başlar. Anne bebeğin ihtiyaçlarını karşılarken bunu ertelemeden, zamanında ve güler yüzle yapmalıdır,çocuk 0-3 yaş döneminde yapmak istediği basit işlerde engellenmelidir,evde katı olmamak şartı ile beraber bir disiplin olmalıdır..



     

    Çocuk 7 yaş öncesinde kıldığı namazlarda hissettiği coşkuyu hayatının sonraki her döneminde hatırlar. Çünkü kendi iradesini kullanarak namaza gelmiştir artık. Ama 6 yaşına kadar namazı sevmez ve kılma isteği duymazsa bu onun ibadet eğitimi için bir eksikliktir ve eğitim boşluğundan söz edilir.



    Çocuğun kendi iradesi ile ömür boyu namaz kılması için şunlara dikkat etmeliyiz;

    1.Bütün duygusal ihtiyaçlarını karşılamalı, koşulsuz sevgi ve gerekli aile bağını kurmalıyız.

    2. ibadetin içerik ve ruhunu öğretmeliyiz.

    3.kıldığı namazlar için ödül vermemeliyiz. 

    4.çocuğa ev içinde görev ve sorumluluklar vermeliyiz ki Zaman zaman kendi başına iş yapmasını alışsın tek başına namaz kılmaya teşvik edilsin.

    5. çocuğa verdiği nimetlerden dolayı Allah'a şükretmeyi öğretmeliyiz.

    6.Televizyon ya da bilgisayar oyunlarına dikkat etmeliyiz. Henüz bağımlılık oluşmadan engel koymalıyız.

    7.çocuğun basit kararlar almasına izin vermeliyiz.

    8. ona aktif roller vermeliyiz.



    Namaz kılanların cömert, Allah korkusu dolu, İffetli, emin, istikrarlı kişiler olduğu olması gerektiği çocuğa anlatmalı ve hissettirmeliyiz.



    Çocukta namaz kılmaya karşı bir inatçılık varsa ailesi ile güven bağı oluşturulmamış demektir.

    Bu yüzden çocukluk döneminde çok fazla vakit geçirmeye ve eleştiri ve nasihat içermek sizin birkaç saat sohbet etmeye,sık sık kucaklayıp öpmeye, yakın temas kurmaya, özel aktiviteler ve geziler düzenlemeye dikkat edilmeliyiz.


    Çocuk da namaza karşı inatçılık oluşmuşsa bilinmelidir ki bu namazda ilgisi olmayan bir şeydir.

     Namaz hiçbir zaman temel problem değildir. Temel problem ne ise onu bulup çözmek lazımdır.


    Bazı durumlarda yardım almak gerekir, uzman kişiden yardım almaktan çekinmemeliyiz.



    Namazlarımız da öncelikle kendiniz huşuyu yakalayıp çocuklarımıza da huşu hakkında sohbetler etmeliyiz.İlk Fatiha suresini öğrenmek ve Fatiha hakkında konuşmak olmalıdır.


    Huşu ile kıldığımız namazların model etkisi olduğunu unutmamalıyız.


    Huşuya mani bir sebep; iç huzursuzluğudur. O yüzden kaygı endişe ve huzursuzluğu ortadan kaldırmamız gerekir.

    -Bunun için Bebekken her acıktığında fazla ağlatmadan doyurmalı, korku duyacağı ortamlardan korumalı, yalnız bırakmamalı, toplum içerisinde küçük düşürmemeli, hakaret ederek onu rencide etmemeli, o üzülürken sevinir gibi bir tutum sergilememeli, bir uyarı veya ikaz anında ezici bir bakıştan kaçınmalı,başkalarıyla  konuşurken çocuğun ortaya koyduğu becerileri küçümsememeli, alaya almamalı, ortamlarda yaşıtı olan birini fazlasıyla övmemeli, toplum içinde hak ettiği itibarı sağlamalı, sevmediği şeyleri yemeye ve içmeye zorlamamalı, kardeşler arasındaki haksızlığa dikkat etmeli,adaleti öne çıkartmalı, kötü bir vasıf veya ahlakla yaftalamamalı, kazandığı herhangi bir başarı karşısında onu aşırı yüceltip,başarısızlık karşısında dışlayıcı ve küçültücü tavırlar sergilememeliyiz.



    Huşu ile namaz kılmak için gece namazlarına ve abdeste çok dikkat etmeliyiz.


    Anne baba olarak henüz anne karnına yerleşmeden ruh terbiyesi ve niyetimiz ile işe başlamalıyız.(Hz Meryem'in adanmışlığı gibi)



    Ama çocuğumuz doğmadan önce böyle bir niyet etmediysek,  her gün 'çocuğum daima ibadetlerine düşkün olsun, Allah'a karşı sorumluluklarına çok titizlik göstersin,müslümanlara önderlik etsin' diye ıçimizden geçirmeliyiz (sessiz bir şekilde)

    çocuklarımıza her bakışta bu dua ile bakmaliyiz.

     İnanın çocuk bazen sözlerle, bazen de gözlerle terbiye edilir. 



    Çalışmalı, gayret etmeli ve görevi hakkıyla yerine getirdikten sonrasına artık Allah'a bırakıp tevekkül etmeliyiz.



    Evlat yetiştirmeye  dua ile başladığımız gibi her zaman, her daim ve sonunda da duaya sarılmalıyız.


    dua mahallenin küçük çocuğunu bir ümmete önder yapar unutmayalım!


    Unutmayalım duamız olmasa Rabbimizin katında ne ehemmiyetiniz olurdu ki?(Furkan 77)
  • 416 syf.
    ·13 günde·Beğendi·8/10
    Yıllar yıllar önce Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ile tanışma fırsatı bulduğum Peyami Safa ile tekrar buluşmak bugüne nasipmiş. Okuduğum ikinci Peyami Safa kitabı Yalnızız.
    http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
    Çoğu kimse için bu kitap belki de pembe dizi tadında hikayesi olan bir kitap olarak algılanabilir. Fakat Türk ve dünya klasiklerinde sadece bir hikayeyi okumuş olmasınız, bir hikayenin yanında bir toplumu, bir fikri ve bir devri okumuş olursunuz kanımca. Bu kitapta bir klasik olarak bu görevini yerine getirmiş.
    Ne desem boş. Kitapla ilgili düşüncelerimi iki kere yazdım, iki kere sildim. Her yazışımda aynı noktaya geldim. Nasıl batılılaşmalıyız? İzlediğimiz Amerikan filmlerindeki gibi kızlarımızı ve erkeklerimizi sokaklara salıp gerisini kızımızın, oğlumuzun özgür iradesine(!) mi bırakmalıyız. Yoksa onları sürekli türlü kötülüklerden korumaya mı çalışmalıyız. Kötülük deyince aklımıza ne gelir? Birileri için kızının evlilik dışı ilişkileri gayet doğal iken birileri için böyle bir haber felç geçirmesine sebep olabilir. Hangi taraftayız? Hangi tarafta olmalıyız. Doğduğumuz değil de yetiştiğimiz toplum bize neyi verdi? Yoksa biz iki taraf arasında Araf'ta kendini avutanlardan mıyız? Bizim çocuklarımız ve toplumumuz Avrupa olacağız diye türlü kadın-erkek ilişkilerinin rezilliklerine göz yumduğumuz ses çıkarmadıklarımızdan mı olmalıdır yoksa geleneğini, kültürünü yaşatmak adına ve belki de insanlık adına, ortak evrensel değerler adına bu rezilliklere ses çıkaranlardan mı olmalıdır? Samim bu romanda neden sürekli ikileme düşmüştür? Neden eski metresinin kızı olan sevdiği Meral'i ikiye bölme ihtiyacı duymuştur. Neden Samim sürekli hanımefendi Meral'i istemekte ve onu içinde bulunduğu bataktan kurtarmaya çalışmıştır. Ve neden Samim bunu yaparken eski metresinin kızını(Meral) sevgili tutmuştur. Samim hangi taraftardır? Biraz sert mi oldu sevgili okuyucu? Sert olduysa bu yazdıklarım bu kitabı okumamanızı tavsiye ederim. Zira bu düşünceler kitabın tamamını kaplıyor. Bu çelişkiler tüm sayfalarda var.
    Biraz sert yazdığım bu satırlardan sonra kitabın içine değil de dışına bakalım. Dil gayet güzel. İlk sayfadan itibaren Selmin'in hamilelik olayı hikayenin içine direkt dalmanıza sebep oluyor. Akıcı bir üslup. Fakat bir şey beni oldukça rahatsız etti. Neredeyse her sayfada bulunan yabancı kelimeler. Özellikle İngilizce kelimeler. Üstad Peyami Safa bunu kitabın ana fikriyle ters düşecek şekilde çok sayıda, hatta dikkat çekecek kadar çok sayıda yabancı kelime kullanmış. Bunu kitabın ana teması olan "Batılılaşmak" fikrine gönderme olsun diye mi yapmış yoksa gerçekten o kelimeleri edebi olarak mı tercih etmiş çözemedim. Umarım gönderme olması için kullanmıştır.
    Peyami Safa bu romanın içinde bir ütopyaya da yer vermiş. Bence sadece ütopik ülke Simeranya'yı ayrı bir kitap olarak okusak çok güzel olurmuş.
    Son olarak psikolojik tahliller.. Böyle psikolojik tahlil deyince baya afilli duruyor. Üstad romandaki bu tahlilleri afilli şekilde de yapmış Allah için. Hele o son kısımlarda gerçekten korktuğumu, kazara bir ses gelse oturduğum koltuktan kalp krizi geçirebileceğimi rahatlıkta söyleyebilirim. Alın size psikolik tahlildeki başarı. Ben bile korktuktan sonra siz garanti kalp krizi geçirirsiniz. Kitabın sonunu .. Numune Hastanesi veya .. Şehir Hastanesi'nin acil servisinin önünde okumanız tavsiye olunur. Genç yaşta göçüp gitmeyin bu diyarlardan.
    Velhasıl çok sevdiğim ve kesinlikle tavsiye ettiğim ve -altını çizerek söylüyorum-önyargısız şekilde okunması gereken bir kitap. İyi okumalar.

    Diğer roman incelemelerim için tıklayın https://okunmuskutuphane.blogspot.com/search/label/romanlar
  • Günümüzün modern dünyasında, özellikle batıda, normal bir hayata sahip olmak, eğitim diye adlandırdığımız şeyle on yıldan fazla bir zaman beynin yıkanması, sonrasında da hayatın geri kalanında ücretli köle olarak çalışarak başkaları ile sadece hayatta kalmak için rekabet etmek anlamına gelir. Akılsızca, sonu gelmeden, reklamcılığın hilelerine kanarak içinde yaşadığımız gezegene zarar versek bile bu ürünleri tüketmeye devam ederiz. Hastalık yapan gıdalar ile kendimizi zehirlerken, otorite sahibi kişiler tarafından üretilen eskiden kalma dogmalara ve kurallara uyarız. Pasif ve yaratıcı olmayarak kendimizi bastırır, acı içinde yaşarken bunun üstesinden gelmek için hiçbir şey yapmayız.

    Eğer bir anlığına durur ve düşünürsek, bu şekilde yaşamanın kesinlikle hastalıklı olduğunu; hatta bunun herkes tarafından sağlıklı kabul edilip aslında toplum tarafından ödüllendirildiğini fark edebiliriz. Aslına bakarsak, bu şekilde yaşamak konusunda bizden daha iyi olanlar, en başarılı ve saygı duyulan kişiler olarak kabul edilirler. Farklı olanlar, daha duyarlı ve zeki olanlar, hayatta farklı bir yaşam biçimi yaratmayı arzu edenler dalga konusu olarak horlanırlar; aptal, garip veya deli olmakla suçlanırlar.

    Fakat, hayatı çoğu insanın yaşadığı gibi yaşamanın amacı nedir? Hayat çok daha iyi bir şekilde yaşanabilir; bizler neşeyle yaşayabilir, aşk ve kahkaha ile hayatımızı doldurabiliriz. Kendimiz ve başkalarıyla barışarak yaratıcı olma arzusuyla yaşayabiliriz. Maalesef, sadece çok az insan bize toplum tarafından temin edilen kutunun dışında düşünmeyi ve doğduklarından beri bilinçsizce yaşadıkları kalıplardan kaçmayı başarabiliyor. Bazı amaçlar doğrultusunda, isyan ederek geleneklerin zincirlerinden serbest kalma ihtiyacı hissedenler, yeryüzündeki bütün varlıklar için daha güzel bir dünya yaratmaya yardım ediyorlar.

    Normal olmaya karşı isyan edin

    Normal olmaya karşı isyan etmek yapılabilecek en zor şeylerdendir, çünkü kendinize ve başkalarına karşı dürüst olacak metanete sahip olmak gerekir. Neredeyse herkesin yalan içinde yaşadığı bir dünyada gerçeği dile getirmek oldukça riskli bir davranıştır. Gerçeği konuşmak demek geleneğin güncelliğine karşı gelmek, sürü psikolojisiyle zıtlaşmak ve karşılaşılabilecek zorluklara rağmen kendi yolunda gidecek güce sahip olmaktır.

    Çok sayıda insanın hasta toplumumuzun normalliğine karşı gelebilecek cesareti vardı fakat onların çoğu, giriştikleri eylemin negatif sonuçları ile başa çıkamadılar. Hiç kimse sizin eşsizliğinizi kabul etmez ve anlayamazken, herkes sizi bastırarak topluma uyum sağlamanıza çalışırken, bunun sonucunda kolaylıkla cesaretinizi kaybederek acı çekebilirsiniz. Bu yüzden en büyük dehaya sahip insanlardan bazıları zihinsel ve duygusal sorunlarla yaşamak zorunda kaldılar. Buna rağmen, bu büyük dehalardan bazıları aramızdan ayrıldıktan sonra dahi olarak anıldılar. Bu dahiler yaşarken, çoğunluk tarafından ucube ve akıl hastası olarak görülüyorlardı.

    Sizin ve yaşadığınız toplumun ne kadar hasta olduğunu farkedip açıkça ona karşı gelerek özgürlüğünüzü ve kendi hayat görüşünüzü elde ettiğinizde birçok problemle çevrelenirsiniz. Arkadaşlarınız ve aileniz dahil tüm insanlar sizin de onlar gibi normal olmanız amacıyla her şeyi yapar ve önünüze engeller koyarlar. Bilincinizin kanatlarını açarak aklınıza ağırlık veren her şeyden kurtularak büyümenize yardım etmektense, kanatlarınızı keser, sürünmenizi ve onlarla acı çekmenizi sağlarlar ki bu onların en iyi yaptığı şeydir.

    Delirmeyi göze alın!

    İç sesiniz uzun zamandır size hayatın daha iyi bir şekilde yaşanabileceğini söylüyordu. Bu sese güvenmelisiniz çünkü bu ses doğruyu söylüyor. Bu sesi dinlemek başarılabilecek en zor şey de olsa, dikkate alınmaya değer tek şeydir; zira başka türlü yaşamanın anlamı nedir ki? Tüm hayatınızı sırf başkaları öyle yaşamanız gerektiğini söyledi diye harcamanızın ne anlamı var?

    Eğer hayatınızı başkalarının değil kendi istediğiniz gibi yaşamayı arzuluyorsanız, toplumun delilik olarak nitelendirdiği baldan biraz tadarak, cesaretinizi kalbinizde toplamalısınız. Kendinizi sürünün rahatlığından uzaklaştırmalı ve başkalarının hakkınızda ne düşündüğünü umursamadan iç sesinizi takip etmelisiniz. Hayalleriniz gerçekleşene kadar, acı ve zorluklarla karşılaşmayı göze alacak iradeyi göstermelisiniz.

    Unutmayın ki, hasta topluma uyum sağlamama yolunda ne kadar acı yaşarsanız yaşayın, ödülü dezavantajlarından çok daha fazla olacaktır. Sadece bir annenin doğum yaparken yaşadığı çok büyük acı gibi, siz de yeni bir hayatın doğuşunda şiddetli acı ile karşılaşırsınız. Hayatın güzelliği, neşesi ve kutsanışı karşısında acı değişimle el ele gider; bu yüzden onu kabul edin. Size rehberlik etmesine izin verin. İç başkalaşımınızda size yol göstermesine ve iç katalizörünüz olmasına izin verin.

    -Sofo Archon
  • Kesin şu oyunu, yeter, kesin artık! Daha ne bekliyorsunuz? işinizi yapsanıza. Benimle alay etmek haddinize değildir, aşağıda görmeyin beni kendinizden, bilin ki yüceyim ben sizden! Alın canımı, başkası gelmez elinizden, tek çareniz almaktır canımı, döndürmek için o kusursuz çarkınızı. Ah affedersiniz! Bir tanecik canın lafı mı olur nazarınızda, siz bütüne bakıyorsunuz!Yüz bin adam anca layık olur ilginize! Anca yüz bin adam değer istatistiğe! Hem sesi soluğu da çıkmaz istatistiklerin! Ne zevklidir ama sayılarla oynamak, tablo çizmek, liste çıkarmak! Var mıdır koca bir nesille uğraşmak gibisi? Var mıdır daha kolayı? Yayıl masaya, ses yok, gürültü yok, sarsın odayı mürekkebin o mis kokusu. Oh! Ah ama tek bir adamla uğraşmak kolay mıdır hiç? Tek bir adam püsküllü beladır başa, tutar sevinir, tutar üzülür, bas bas bağırır, yıkar ortalığı. Ben de size bir sır vereyim mi? Yeminim olsun, nefes aldığım sürece, başınıza bela olmaya devam edeceğim, bas bas bağıra bağıra o çarkınıza çomak sokacağım! Reddediyorum sizi, tüm varlığımla reddediyorum!
    Albert Camus
    Sayfa 117 - Can Yayınları