• Uzun süre İş Bankası Kültür Yayınlarının basmasını beklediğimiz Monte Cristo Kontu inanın beklediğinize değecek bir klasik. 1.cildini bitirdim 2. cildini Aralık ayında okuyacağım. Ama eğer Kasım ayı okuma planım yapmış olmasaydım ve hatta uzerine bir de video çekmemiş olsaydim kesinlikle hemen okumak isterdim.
    Monte Cristo Kontu macera kategorisine girebilecek bir klasik. Edmond Dantes ise en az Raskalnikov kadar etkilendigim bir karakter oldu. Kitabın ilk yarısını resmen nefesimi tutarak okudum, bazı sahneler öyle heyecanlıydı ki; kitabı elimden bırakıp kısa molalar vermek zorunda kaldım.
    Kral'ın ve kralcıların Napoleon'un dönmesinden korktuğu Resterasyon döneminde, hayatının en mutlu gününü yaşarken korkunç bir iftiraya maruz kalır Edmond.
    Bir iftira insan hayatında nelere mal olur, insanı nasıl değiştirir dönüştürür, intikam nasıl alınır? daha güzel bir kurgulanamazdı.
    #alıntılar
    Nefretin gözü kördür, öfke bilinçsizdir ve intikamı kadehine dolduran zehirli şerbeti içmeyi göze alır.
    Fiyatı yükselttiginizde satılık olmayan hiçbir şey yoktur!
    İyiliğe, insancıllığa ve minnettarlığa elveda..
    Yüreği çiçeklendiren tüm duygulara elveda!.. İyileri ödüllendirmek için Tanrı'nın görevini üstlenmiştim... Şimdi de alçakları cezalandırmam için intikam tanrısı yerini bana bıraksın!
  • “Ruhunu hislerden başka şifası yoktur, tıpkı hislerin ruhtan başka şifası olmadığı gibi.”

    “Çok modern olmak kadar tehlikelisi yok. Öyle ani modası geçiveriyor ki insanın.”

    “Hepimiz bir çukurda debeleniyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor.”

    “Dünyada yalnız iki trajedi vardır: Biri istediğini elde edememek,diğeriyse etmek. İkincisi en fenasıdır, ikincisi gerçek bir trajedidir.”

    “Erkekler güzel şeyler söylemekten vazgeçtikleri anda güzel şeyleri düşünmeyi de bırakırlar.”

    “Şu hayattan dersimizi ancak ihtiyacımız kalmadığında çıkarmamız ne acı.”

    “Hakikat iyi huylu,sevimli,terbiyeli bir genç hanıma söylenecek türden bir şey değildir.”

    “Basit keyifler hayatın karmaşasına karşı son sığınağımızdır.”

    “Hayatın sırrı,fena halde aldatılmış olmanın verdiği keyfin değerini bilmektir.”

    “Tarih okumuş herkes itaatsizliğin insanın hakiki erdemi olduğunu bilir.İlerleme ancak itaatsizlik yoluyla kaydedilir,itaatsizlik ve başkaldırı yoluyla.”

    “İnsanın gerçek kusursuzluğu sahip olduklarında değil, kim olduğunda gizlidir.”

    “Bir gülün kökünü mikroskop altında incelemektense gülün kendisinin keyfini çıkarmayı yeğlerim.”

    “Kendimize karşı en dürüst olduğumuz anlar en tutarsız olduğumuz zamanlardır.”
  • “Vitesten atacaksın.” diyor Cemil Kavukçu… Ben de öyle yaptım. Uzak noktaları gözüme kestirip vitesten attım. Bu biraz kontrolsüzlüğü de beraberinde getiren bir durum ama olsun,  insan hayatının en az bir döneminde vitesi boşa almalı…


    Kendinizi her şeyden soyutlayıp kabuğunuza çekildiğinz bir dönemde, okunması en münasip kitap,  Uzak Noktalara Doğru olacaktır. Bunu nacizane test ettim ve onayladım. Kitap boyunca hem kendimleydim hem başkalarıyla… Hem oturduğum yerdeydim, hem bir ormanın derinliklerinde… Ormanda çiy damlalarıyla ıslanmış otlara basarken, rotasını oluşturmuş kargaların gözünden izledim sanki kendimi.  Yaşattığı his, gerçek ile soyutun muhteşem harmanlanması gibi bir şeydi sanırım.


    Kitabı okurken bir çok insanla tanışıp merhabalaşacaksınız. Hepsinin ayrı bir hikayesi,  ayrı bir yalnızlığı var. Gitmek istedikleri, gitmeye çalıştıkları hatta gittikleri ama bir türlü varamadıkları Uzak noktaları var hepsinin. İstedikleri yere varamamalarının ince kederini sizlere nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama kitabı okursanız, Cemil Kavukçu'nun bu işi hakkıyla yerine getirdiğini göreceksiniz.


    Sizler bir öykü kitabından neler beklersiniz bilmem ama yazar bu kitapla,  benim tüm beklentilerimi karşıladı. Gerek karakterleriyle, gerekse de anlatımıyla insanı sanat damarından yakalayan muhteşem detaylara sahip. Mesela defalarca mutfaktaki masanın başında oturup, bir şeylerle ilgilenmiş ya da  düşünmüşümdür. O ânı anlat deseler, milyon kez baktığım masaya anlamlar yüklemek aklımın ucundan bile geçmez. Ama Cemil Kavukçu ne güzel bir anlam yüklüyor, bakınız.


    “ Mutfakta, üzeri damalı bir muşambayla kaplı, açılır kapanır masada, yaşamımın birçok dönemine tanıklık etmiş bu eski nesnede, çelik bir tastan çorba içiyorum. Masanın, ana katmanlarıyla yüklü ağırlaşmış yüzü, hafif dalgalı bir denizi andırıyor. Muşamba ise sayısız kesik ve çiziklerle zamana karşı direnmiş. Bu izlerin kaçını ben yapmış olabilirim, bilmiyorum. Kalın dilimlenmiş ekmekler arasında dolaşan karıncalar görüyorum. Amaçsız bir geziye çıkmış gibiler.”


    Daha böyle nice alıntılar yazabilirim ama bunları burada okumak, kitabı okurken alınacak lezzetle bir olmayacaktır o yüzden kitabı okumanızı tavsiye ederim ama bu tavsiyemi herkes üzerine alınmasın lütfen,  tavsiyem öykü severleredir. Ekşın isteyen kitap severler okumasın, zira kitap adeta bir sanat filmi temasındadır. Sonra yok efendim bu nasıl kitap, olay nerede, her şey dümdüz deyip asabımı bozmasınlar.


    Yazımı bitiriken bu kitabı mini bir etkinlik vesilesiyle okuduğumu söylemek isterim. Aylar önce başlamıştı etkinlik, bitme süresi sınırsız olduğu için kitaba başlamam uzun sürdü, öyle ki etkinlik iletisi bile kaldırılmış. Ama olsun ben  sözümü geç de olsa tutmuş olayım.

    Daha önce katıldığım etkinliklerde, etkinliği düzenleyen kişilere formalite icabı teşekkür ettim hep ama bu defa böyle bir yazarla beni tanıştırdığı için  döşeğimde ölürken ‘e gerçekten çok teşekkür ederim. Sayesinde damıtılmış bir öykücü tanımış oldum.


    Ve son olarak, Uzak Noktalardan dönmüş olmanın keyfiyle, sizlere de keyifli bir hayat ve keyifli okumalar diliyorum efendim.
  • Öyle alıntılar görüyorum ki beynim alev alıyor. O ne anlam derinlikleri, ne çarpıcı ifadelerdir öyle. Alıntı alıntı değil yeni bir hayata başlamanıza neden olacak formül adeta.

    Örneğin şöyle şeyler : " Suya da sabuna da dokunmuştu oysa ki...

    - Önce çorbayı mı içseydi yoksa köfteden mi başlamalıydı, bu büyük bir kararsızlıktı.

    - Muhittin abi naptın ya sen o işi. "

    Herhangi bir kitaptaki cümleyi böyle bölersek hepsi müthişş alıntılara mı dönüşür ? Hayır dönüşmez. Siz bilirsiniz tabi.
  • Avrupa'da ki Okullarda öğrencilere Tanrı’ya mektup yazması söylenmiş ve çocukların Tanrıya yazdığı mektuplardan alıntılar. Ne kadar masum ve içtenler...

    Sevgili Tanrı; sahiden var mısın.? Bazıları buna inanmıyor. Eğer varsan, gecikmeden bir şeyler yapmanda fayda var. | Harriet Ann -6 yaşında-

    Sevgili Tanrı; bende, senin dışında bütün liderlerin resmi var. | norman 4 yaşında

    Sevgili Tanrı; kitabını okudum ve beğendim. Bütün o fikirler nereden geldi aklına.? | John - 8 yaşında-

    Sevgili Tanrı; öğretmen günlerin önce kısaldığını, sonra uzadığını söyledi. Artık bir karar vermelisin. | Mindy

    Sevgili Tanrı; yeni öyküler yazamaz mısın.? Yazdıklarının hepsini okuyup, bitirdik ve yeniden başa döndük. | Terry

    Sevgili Tanrı; şu andaki eksiklerimi yazıyorum; Yeni bir bisiklet, bir kimya seti, köpek, film makinesi, beyzbol eldiveni. Hepsini gönderemezsen, birazı da olur. | Seni seven Eric -5 yaşında-
    Not: Noel Baba’nın olmadığını biliyorum.

    Canım canım Tanrı; astronotları öyle yukarı fırlatıp, fırfır döndürmelerinden ödüm kopuyor. N’olur onların bizim evin çatısına düşmelerine izin verme. | Dostun Norman -4.5 yaşında-

    Sevgili Tanrım; insanların ölmelerine izin verip, yenilerini yapmak yerine, neden elindekileri tutmuyorsun.? | Jane 5 yaşında

    Sevgili Tanrı; babam çok aksi. Onu bu huyundan vazgeçirmeni istiyorum. Ama lütfen canını yakma. Sevgilerle. | Martin -5 yaşında-

    Sevgili Tanrı; bulutlardan biri yüzünü öyle korkunç yaptı ki, ödüm koptu. N’olur söyle ona bi’ daha öyle yapmasın. | Ellen -3 yaşında-

    Sevgili Tanrı; eğer hiç kimse bilmeyecekse, iyi olmanın ne yararı var.? | Mark -8 yaşında-

    Tanrı’cım; üst kattakiler durmadan, bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin. | Nancy 6 yaşında

    Sevgili Tanrı; bizi hiç merak etme çünkü bizimkiler çok dindar. | Teddy -9 yaşında-

    Sevgili Tanrı; senin yaşına geldiğimde, tıpkı senin gibi olmak istiyorum. Tamam mı.? | Tommy -4 yaşında-

    Sevgili Tanrım; eğer Tanrı ben olsaydım, bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma. | Michelle -6 yaşında-

    Sevgili Tanrı; kiliseye sözüm yok ama kuşkusuz daha iyi müzikler kullanabilirsin. Umarım yazdıklarıma kırılmazsın. Ayrıca birkaç yeni şarkı yazamaz mısın.? | Dostun Barry

    Sevgili Tanrı; şu hergün ezip durduğumuz karıncaların umarım senin için özel bir önemi yoktur. | Dennis.

    Sevgili Tanrı; şu plastik çiçeklere kafan bozulmuyor mu.? Eğer gerçeklerini yapan ben olsaydım çıldırırdım. | Lucy

    Sevgili Tanrı; geçen hafta, New York’a gittiğimizde Saint Patrick kilisesini gördüm. Bayağı güzel bir evde oturuyorsun. | Frank

    Sevgili Tanrı; evet, ben anlaşmamızın yarısını yaptım bakalım. Bisiklet nerde kaldı.? | Bert

    Canım Tanrı; kucaklaşmayı sen mi buldun.? Çok güzel bir şey. | Brenda
  • Kanaatimce, bu eserle beni karşılaştıran kişiye ömür emanet edilir. Çünkü kendi davranışlarıyla kitabın içeriğini sentezleyip bu sonuca varmamak mümkün değil. Öyle güzel bir tevafuk ya da tefe'ül veyahut rastlantı ki hiç okumadığı kitabı hediye ediyor ve kitabın içinden bir o daha çıkıyor. Böylesine güzide bir karşılaşmaya derin manalar yükleyip anlam çıkartmakta üzerime yok.

    Kitabın adını A.C. ZARİFOĞLU' nun şiirinden ilham alarak koyan yazarın yaşantısı, ZARİFOĞLU' nun yaşantısıyla iç içe. Kendisinin mezun olduğu okuldan da anlaşılacağı gibi muhafazakar ve tasavvuf ile ilişkili...
    Bafra doğumlu yazar Bursa' da büyümüş ve okumuş. Oranın manevi havasında, deyim yerindeyse yoğrulmuş.
    İmkânım dahilinde orayı gezip gördüğümden sonra yazma konusundaki fikrimi paylaşmadan edemicem, orada ilhamdan mahrum kalınılamaz. Tarihinin güzideliğiyle içinin derin dehlizine çekiyor seyredenleri. O çınarın haşmetinde seyre dalmakla daha net görünüyor o maneviyat.
    Yazar İ. BEDİOĞLU' nun 2016 yılında ilk kitabı olan Zat-ı Aşk' tan sonra bu eser de aynı biçemde tasavvuf aşkı. 2018 yılında yayımlanan bu eser Bursa, İstanbul ve Frankfurt üçlüsü ekseninde meydana geliyor. Anlatım ise hakeza yine üçlü eksende; ana karakterler olan Naim, Zühre ve Mustafa' nın ağızlarından anlatımlarla oluşuyor.

    Kendi yaşantıma yakın buluşumdan dolayı kitabın kendisine çok ısındım. Eski kelimeler diye söylenegelen Arapça ve Farsça kelimelere olan sevdamdan mütevellit bu dildeki kelimeler ile karşılaşınca o kitabı istemsizce bir sıfır önde görüyorum.
    Kendisine hayran olduğum "PEYAMİ SAFA' gibi olmasa da onun yolundaymış mahiyetindeki bu eser, anlatım tarzındaArapça ve Farsça kelimeler ile boğmazken aralara sade şekilde yerleştirmesi güzellik katmış.
    İslami bir aşkı tasavvuf ile de harmanlayan yazar, " Aşk" yahut "Bab-ı Esrar" kitaplarında, yazarıyla eserinin taban tabana zıt oluşunun aksine bu kitabın yazarıyla kitabın paralel oluşundan, başta söylediğim öylesi kitapları geride bırakmasını isterdim.

    İslami bir aşkı okuyana yaşatarak anlatmayı başaran yazar, öyle görünüyor ki şimdiki her eseri sonraki olacak olan gelişmiş eserine birer kapı mahiyetinde. Kendi yaşantısından az da olsa kıstaslar barındıran yazar, vıcık vıcık ilişkileri konu alan kitapların yanından bile geçmeyen yazar, edebin gölgesinde geliştiriyor eserini. Edebiyattan kopuk olmadığını alıntılar ve isimlerle gösteriyor yazar.
    Zikredilen yazarlar arasında Nurullah G., Necip Fazıl K., A.Cahit Z., Sezai K.; Tolstoy, Sabahattin A., Tanpınar ve Dostoyevski...

    Kitap içerisindeki en güzel alıntı olduğunu düşündüğüm satırlar ise Yaşar Kemal'in o şiiri,
    O iyi insanlar
    O güzel atlara bindiler çekip gittiler...