Hüzünlü Palyaço, bir alıntı ekledi.
 15 saat önce

Romalı Cimrinin Sözü
...tıpkı bir zamanlar bir Romalı cimrinin dediği gibi - 
"Halk beni istediği kadar ıslıklasın, vız gelir bana! Ben evimdeki çekmecemde bulunan değerli şeyleri seyrederek, kendimi alkışlıyorum."

Sherlock Holmes Tüm Hikayeleri, Arthur Conan Doyle (Kızıl Dosya - Epub)Sherlock Holmes Tüm Hikayeleri, Arthur Conan Doyle (Kızıl Dosya - Epub)
AHMET BEKDEMİR, Aylak Adam'ı inceledi.
 22 May 03:13 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Yusuf Atılgan'ın bu "ÖLÜMSÜZ" romanını bazı sitelerde kötüleyen olmuş.Yusuf Atılgan'ın romanları gerçekten akıl gerektiren kitaplar, anlamak için sadece okumak yeterli değil ayriyeten yorumlama özelliği de olmalı insanda. Bu kitap için “Ensest” içerikli (Bilmeyenler için Ensest:Yakın akrabalar arasında kurulan gönüllü ya da gönülsüz cinsellik) diye okumuştum bir yerde ve buna inanmadığım için açıp okudum kitabı.İyi ki de inanmamışım dedim. Kitabın içinde hiçbir türlü “Ensest” bir düşünce yoktur(Bence ki şöyle). C. Roman boyunca hep “Zehra” teyzesini anımsıyor, hatta babasının Zehra teyzesine yaptıklarını gördükten sonra, her kadında Zehra Teyzesi geliyor aklına ve bir anda uzaklaşıyor. C. Zehra teyzesini kötü anlamda aramıyor, onun şefkatini, merhametini ve kucağında onun saçını okşarken ki huzuru arıyor. Yusuf Atılgan, Aylak Adamı yazarak aslında bizleri anlatmak istemiş ve alışagelmiş pis olayları gün yüzüne çıkartmış. Ben kitabı beğendim, kitap okumayı seven insanların okuması gereken bir kitap olarak görüyorum.
İNANILMAZ ŞEYLER KATAR OKUYANA.
Ya tiksinirsiniz bu eserden,ya da ayakta alkışlarsınız.O da tamamen "Ensest" ya da "Gönülden Bağlılık" seçimini nasıl yaptığınıza bağlı olarak.Ben 'GÖNÜL BAĞI' tarafını seçtim ve ayaktayım hala alkışlıyorum.
Saygılar.

Arthur Conan Doyle- Sherlock Holmes- Kızıl Dosya/Soruşturma.
Halk beni istediği kadar ıslıklasın, vız gelir bana! Ben evimdeki çekmecemde bulunan değerli şeyleri seyrederek, kendimi alkışlıyorum.
-SON-

Aram Adar, bir alıntı ekledi.
11 May 23:12 · Kitabı okuyor

Çoğuz
Bir sürü insanın içinde kimim ben, biz kimiz,
karar kılamıyorum birinde:
kaybolmuşlar giysilerimin altında,
başka şehre taşınmışlar.
Tam sırası gelmişken
akıllı olduğumu göstermenin
ağzımdan alıyor sözü
içimdeki gizli aptal
Gün oluyor, uyukluyorum
seçkinler meclisinde,
tam cesaretimi toplarken
hiç tanımadığım bir korkak
sarıp sarmalıyor iskeletimi
bin tane ince önlemle
Alevler sarmışken görkemli konağı
ben çağırıyorum itfaiyeci yerine,
kundakçının biri fırlıyor sahneye,
o benim. Bir şey gelmiyor elimden.
Nasıl seçip ayırsam kendimi?
Nası bir araya getirsem?
Okuduğum bütün kitaplar
göklere çıkarıyor kahramanları
her zaman kendine güvenen:
ölüyorum kıskançlıktan;
rüzgarlı, kurşunlu filmlerde
kıskanıyorum kovboyları,
atları bile alkışlıyorum.
Ama ne zaman çağırsam atılgan yanımı
çıkıp geliyor gene eski tembelliğim,
bilmiyorum asla kimim ben,
kaç kişiyim, kaç kişi olacağım.
Bir çana dokunup da
çağırabilseydim gerçek kendimi,
gerekliysem çünkü kendime
yok olmamalıyım ben.
Çok uzaklardayım yazaken
döndüğümde çoktan gitmişim:
görmek isterdim aynı şey
geliyor mu başkalarının başına,
benim gibi daha çok var mı,
onlara da aynı şeyler mi oluyor;
bunu keşfettiğim zaman
öyle iyi belleyeceğim ki her şeyi
sorunlarımı açıklarken
coğrafyadan konuşacağım.

Kuruntular Kitabı, Pablo Neruda (Sayfa 16 - can)Kuruntular Kitabı, Pablo Neruda (Sayfa 16 - can)
Aleyna RLambert, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
08 May 11:16 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Öncelikle kitabı okumak isteyen kişinin yanında Osmanlı Türkçesi Sözlüğü bulundurmasını tavsiye ediyorum. Dili çok güzel kullanan bir yazardan çıkan muhteşem bir hikaye. Bir yaprak üzerinden zaman akışını betimleyebilmek her yazarın harcı değildir diye düşünüyorum. Ayrıca hikayedeki mekan çokluğu ve karakterlerin kendilerine has, pek tahmin edilemeyen kişiliklerini ayakta alkışlıyorum. Hikayenin akışını biraz yavaş bulsam da eski edebiyat yazarlarına kıyasla yine oldukça akıcı yazıyor. "Yazar" sıfatını hakkıyla taşıyan birinin elinden böyle güzel bir şey çıkabilirdi zaten...

Şennur İpekbayrak, Kör Baykuş'u inceledi.
06 May 11:23 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir haftadır etkisindeyim. Nasıl kurmuşsa kafasında hayran olunası bir kitap. Sadık Hidayet hiç beklemediğim kadar muhteşem bir yazarmış. Geç tanıdım, üzgünüm. Hakettiği ilgiyi görememiş olmasına canım sıkkın. Ayakta alkışlıyorum onu. İyi ki yazmış, keşke daha fazla yazsaymış.

Çöl yağmuru, bir alıntı ekledi.
03 May 09:49 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İnsanlar arkamdan konuşadursun, ben evimde sandığımdaki parayi izleyerek kendimi alkışlıyorum.

Sır Perdesi Aralanıyor - Kızıl Dosya, Arthur Conan Doyle (Sayfa 192)Sır Perdesi Aralanıyor - Kızıl Dosya, Arthur Conan Doyle (Sayfa 192)
Simge Kurtuluş, Son Fedakarlık'ı inceledi.
24 Nis 05:50 · Kitabı okudu · 7 günde · Puan vermedi

Gerçekten nasıl başlayacağımı bilmiyorum zira hiçbir kitapta bir baş karakterden bu kadar nefret ettiğimi hatırlamıyorum. Biraz sakinlestikten sonra Rose ile ilgili düşüncelerimi paylaşacağım.

Vampir akademisi serisi ilk iki kitabıyla ortalama bir kitapti, üç ve dördüncü kitapta favori serilerimden biri oldu lakin beş ve altıncı kitap Rose'dan dolayi hiç hoş değildi. Bu seride favori kitap kesinlikle 4. Kitap oldu. En kötüsünü de altıncı kitap olarak görüyorum. Beşinci kitabın sonunda sinirden delirmis bitirmek için canımı disime takmistim ama altıncı kitabın sonu beni daha çok sinirlendirdi.

Kitapta ve seride en sevdiğim taraf yan karakterler oldu. Lissa, Adrian, Abe Mazur bayıldığım karakterlerden oldular. Bir kitabı bu kadar renklendiremezlerdi.

Lissa iyi bir karakter oldu kitap boyunca. Arkadaşlık yönünden olsun, dostluk yönünden olsun, sevgili yönünden olsun ve fedakarlık açısından harika bir karakter. Rose'la nasıl arkadaş olmuş bilemiyorum. Sonlarda ise adına sevindiğim bir olay oldu. Genel olarak sevdim karakteri.

Abe Mazur hakkında ne söylenebilir ki. Giydiği kıyafetler ayrı renkli kişiliği ayrı olaylara anında adapte olmasi ayrı ayrı mukemmellestiriyor karakteri.

Son olarak Adrian, canım Adrian, bahtsız Adrian. En sevdiğim karakter oldu son iki kitap boyunca. Bana kalırsa Lissa ve Rose'un birbirleri için yaptığı fedakarlıktan sonra onun Rose için yaptığı fedakarlıklar geliyor insanın gözünün önüne. Her ne kadar o aptal Rose Adrian'ın duygularını her daim hiçe saysa da o güzel sevmekten vazgeçmedi ve kalbimde taht kurdu. Aşırı sevdim.

Dimitri de genel olarak iyi bir karakterdi Lissa, Abe ve Adrian üçlüsüne erişemese de en azından onurlu bir karakterdi.

Gelelim son olarak Rose'a. Kendisinden ciddi anlamda nefret ediyorum. Nefretin ötesinde bir duygu varsa artık o da geçerli olabilir. Lissa ve Dimitri. Her zaman Rose'un aklında olan kişiler oldu geri kalanı hiçbir zaman önemsemedi Rose, hiçbir zaman. Ne Eddie ne Adrian ne Jill asla hiçbiri umurunda olmadı ama bir şekilde hala kendini haklı çıkarmaya uğraştı ya sinirlendim. Karşısındaki insanı ne kadar dağılmış görürse görsün kendisi ne kadar suçlu, haksız olursa olsun kendini haklı çıkarmaya, nutuklar atmaya, felsefeler yapmaya çalışan bir karakter. Yuzsuzlugune şapka çıkartıp ayakta alkisliyorum. Başka da bir şey demeyeceğim. Yazdıkça kendimi tekrar ediyorum ve sinirleniyorum.

Fantastik okumayı sevenler bu seriyi de sevebilir ama dikkat edin Rose diye bir seçenek var. Herkese iyi okumalar. :)

acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden,
hüzün hastası bir hayvansın
şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan
çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde
ağır işkence görmüş şehirlerde
saadetin zarif, adaletin ince.bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun
kelimelerin karardığı peşin hükümlerde.
şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle.
gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz
tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun
ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde.tutulamayacak yeminsin, yemin ederim,
her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var
ve
alelacele asılmış bir çocuk militan
gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun
yükseldiğin gökyüzüne.ben seni ayakta alkışlıyorum
hep ayakta alkışlıyorum seni ben
yollarda yürürken alkışlıyorum
sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum
afrika'nın içlerine doğru alkışlıyorum
vuruşurken alkışlıyorum seni ben
evet, hüzün hastası bir hayvansın
acınası tesadüflerle ayrılıyorsun
kainata gösterdiğin sahte hüviyetinden.o nasıl bir hale
bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde;
bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında
'suçsuzum' diyorsun, 'tarzım bu' diyorsun
aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün
kirpiklerin alnına deyiyor
bende deyiyorum alnına cevapsız sorularımla
uykum geldi diyorum
seni sevmekten uykum geldi
jilete abanıyorum
korkuya abanıyorum
tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü! çek perdeleri, kapat ışıkları
bu telaşlı yokoluşun fosforu aydınlatır bizi
uykum geldi diyorum
tutulamayacak yeminsin, yemin ederim
heryeri keserim, herkesi, herşeyi keserim
bıçağımı taşıyan elde kader çizgim de gizli!
bitiyor
sancıda safları sıklaştıran o garip haz bitiyor
bir kez olsun samimi bak
bak! gecenin eteklerine eşkiya ayrılıklar siniyor! acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden
ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu
oysa hiç sansım kalmadı
yeniden doğmak için, bana ait olduğu belirtilen külden.al bu külü de götür
al bu külü de götür, diğer taraflara üfle
muzaffer bir hain gibi ayrıl
tertemiz hayal hikayemden.

-Küçük İskender