• Allah'a ve Hz. Muhammed'in Allah tarafından getirip haber verdiği şeylere yürekten inanan kimse mümindir. Böyle bir kimse, herhangi bir sebeple ibadet görevini yapmaz ve haram olan şeylerden sakınmazsa imanını yitirmiş olmaz. Çünkü iman ile amel, birbirinden ayrı şeylerdir. Başka bir ifade ile amel, imandan bir parça değildir. (...) Hiç şüphe yok ki ibadet, imanın bir göstergesidir. Sadece, "inandım" demek yeterli değildir. Kalpteki iman ışığının sönmemesi için ibadet gereklidir. Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmak, imanı kuvvetlendirir. İbadet görevini yapmayan kimsenin kalbindeki iman yavaş yavaş zayıflar ve Allah korusun, günün birinde sönebilir. Bu ise insan için en büyük bir kayıptır.
  • İmanın kelime anlamı, "tasdik etmek, herhangi bir şeye kesin olarak inanmak"tır.
    Dindeki anlamı ise "Peygamberimizin Allah tarafından haber verdiği kesin olarak bilinen şeylerin doğru olduğuna içten ve yürekten inanmak" demektir.
    İman, icmali ve tafsili olmak üzere iki kısma ayrılır:
    a) İcmali İman: İman edilecek şeylere kısaca ve toptan inanmaktır. Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şahadeti diliyle söyleyip kalbiyle de tasdik eden kimse kısaca ve toptan iman etmiş olur.
    b) Tafsili İman: Bu da iman edilecek şeylerin her birine ayrı ayrı inanmaktır. Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, kaza ve kadere ayrı ayrı inanmak, bu bölüme girer.
  • 133 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Satır Arası Hikayeler - Serdar Tuncer
    133 syf / Eşik Yayın
    Puanım : 6


    Yorumum :
    Serdar Tuncer'in duruşunu sesini ve kalemini seviyorum. Bu eseri tarihte yaşanmış ya da yaşanıldığı düşünülen, dilden dile aktarılan hikmetli öykülerle doludur. Ki bu öyküler bizim mirasımızı, tarihimizi ve kültürümüzü oluşturuyor. Ben hikayeleri okurken kendimi bir köy evinde sobanın yanı başında otururken hayal ettim. Tabi ki bu hayalin içinde yağmurun sesi ve buram buram ekmek kokusu da vardı :) Çoğu duyduğum ve bildiğim hikâyelerdi. Ancak ben okurken tekrar hayat buldular. Ve gözümde canlanan yaşlı bir karakter vardı. Bu bazen bir padişah oluveriyor, bazen bir zerdüş, bazen de bir aşık. Ama ben onu en çok dostla aldanan aldanmaz öyküsüne yakıştırdım. Ve bu hikayenin adını da ayrı bir sevdim. Serdar abi sözü yormadan izahını yapmış, ve bize de okumak kalmış..
    Kitabın önsüzünde bu hikayelerin bize neler kattığından bahsediyor benim çok hoşuma gitti.
    Paylaşmak istiyorum;
    " Vezir olmanın adam olmaya yetmediğini o hikayelerden öğrendik, kimsenin yaptığının yanına kar kalmayacağını, bir böceğin bile sebepsiz yere yaratılmadığını, her işte hayır olduğunu, sevmeyi, sevilmeyi, cömertliği, kahramanlığı, saygıyı, adam olmayı, incitmemeyi hatta kulluğu o hikayelerden öğrendik. "



    Alıntılar :
    • Aşıkların ciğerleri deliktir. Maşuk onları nerede olursa olsun bilir, tanır.

    • Sözler hacim kazanıyor dudaklarında.

    • Aşık susarsa, Arif konuşursa helak olur.

    • Beni aldatacaklarsa Allah ile aldatmasınlar. Dostla aldanan aldanmaz.

    • Kaybetmenin acısı kazanma arzusu ile birleşince akıl terkeder sahibini.
  • Biliyorsunuz Türkiye'de Bakanlar Kurulu sık sık değiştiği için, yeni bakanların resimleri çıkardı yirmi sene evvel Milliyet Gazetesinde; Türkiye'ye geldiğimizde bakardık resimlere vesikalıkların altında yazardı: "Evlidir, iki çocuk babasıdır, İngilizce bilir" diye. Biz de diyoruz ki, "Allah, Allah! Başka ne bilir acaba? Mühendislik bilir mi? İktisat bilir mi? Devlet idaresi bilir mi? Hukuk bilir mi? Bunlardan bahis yok. Demek ki İngilizce bilmek bakan olmak için baş marifet sayılıyor! [Nev York'un Harlem mahallesinde bir sürü gariban zenci var, onlar da İngilizce biliyor.] Bir adam İngilizce biliyor diye methedilir mi? Biliyorsa bilsin bana ne? Meraklıysa bilsin; bilmesin demiyoruz. İşine yarıyorsa kolayca öğrenirsin gerektiği kadar ama, bana önce, "Senin bilimden, matematikten, bilgisayardan haberin var mı? Türk tarihini ne kadar biliyorsun? Türk dilini iyi kullanıyor musun?" onlardan haber ver.
  • ...kendimi yepyeni bir gemici yapardım allah olsam
    ötelerde belki yeni şeyler vardı
    kudurmuş gibi yazmak geliyor içimden
    açım, anlıyor musun
    doktorlar bana ne derlerse desin
    kim en iyi bilebilir herhangi bir şeyi
    bir şeyi en iyi bilmek ne demek
    hangi din eksiksiz...
    Ataol Behramoğlu
    Sayfa 47 - yazarlar ve çevirmenler yayın üretim kooperatifi 1981 basımından
  • Ayet 71'e geldik...
    "Hala ineği kesmediniz mi dediniz? Aşk olsun kaçmıyoruz ya!"
    71.Ayet: (Musa) dedi ki,"Allah şöyle buyuruyor:"O ,henüz boyunduruk altına alınmayan,yer sürmeyen,ekin sulamayan,serbest dolaşan(salma),renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir."
    "Sevdiğime kavuşmak için dua ediyorum.O da kendi sevdiğine kavuşmak için dua ediyor,kimin duası kabul olur?"
    "Çocuğumu öpersem orucum bozulu mu?"
    "Sevmediğim bir adamla evlendim,cennette de birlikte mi olacağız?"
    "Kesmeyeceğimizi kim söyledi?" "Kes dediniz de kesmedik mi?"
    "Sarı mı olsun demiştiniz?" "Yaşlı olmayacaktı değil mi?"
    "İnek mi?"
    "Bakın,bu takunya ceylan derisinden yapılma.Rüyada peygamberimizi gördürür!"
    "Oğlum!,Tayfun,ayranlar gelmedi mi hala?"
    "Koş Ali koş,televizyona baksana!" "Tut Ayşe tut,ağzınla kuş tutsana..."

    Ayet 71 (hala devam): Ve nihayet kestiler ama az kalsın kesmeyeceklerdi.

    "Kes!"meyecekler!
  • Din ile ilgili hükümlerin dayandığı kaynaklar Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas olmak üzere dörttür.

    A) Kitap
    Kitap, Kur'an-ı Kerim'dir.
    Kur'an, "Allah tarafından Cebrail (as.) vasıtasıyla Arapça olarak peygamberimize indirilmiş ve bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, mushaflarda yazılı kelamdır."

    B) Sünnet
    Sünnet, sözlükte "yol ve âdet" demektir. Terim olarak Sünnet, "Peygamberimizin Kur'an'dan başka söz ve davranışları"dır.
    Bu tanımlamadan sünnetin üç kısım olduğu anlaşılmaktadır:
    a) Kavlî Sünnet: "Peygamberimizin sözleri" demektir.
    b) Fiilî Sünnet: "Peygamberimizin davranışları" demektir.
    c) Takrirî Sünnet: Peygamberimizin, bir Müslümanın yapmış olduğu bir iş veya söylemiş olduğu bir sözden haberdar olduğu hâlde buna karşı çıkmaması ve onu sükûtla karşılamasıdır. (...) Sünneti dikkate almadan Kur'an-ı Kerim'i bütünüyle anlamak mümkün değildir. Çünkü dinin bütün hükümleri Kur'an-ı Kerim'den öğrenilmediği gibi, pek çok hükmün ayrıntılarını ve nasıl uygulanacağını da Kur'an anlatmaz. (...) Fıkıh âlimleri, sünneti hükmü itibariyle de iki kısma ayırırlar:
    a) Sünen-i Hüda: Peygamberimizin ibadetle ilgili olan sünnetidir. Bu sünneti yapan sevap kazanır, yapmayan ise kınanır ve azarlamayı hak eder. Ezan, ikamet, cemaatle namaz ve farz namazlardan önce ve sonra kılınan sünnetler, gibi.
    Böyle bir sünneti küçük görmek ise o sünnetin sahibini hafife alma anlamı taşıyacağı için -Allah korusun- insanın küfre girmesine sebep olur.
    b) Sünen-i Zevaid: Peygamberimizin beşeriyet icabı giyinmesi, oturması, yatıp kalkması ve uyuması gibi, adetle ilgili olan davranışlarıdır. Bu tür sünneti terk etmek mekruh olmadığı gibi yapmayan kimse de kınanmaz.

    C) İcma
    İcma, sözlükte "birleştirmek, bir konuda fikir birliği etmek ve azmetmek" gibi anlamlara gelir. Dindeki anlamı ise İslam bilginlerinin peygamberimizden sonraki herhangi bir devirde dinî bir meselenin hükmü üzerinde fikir birliği etmeleridir. Bu görüş birliği iki şekilde oluşur. Birincisi, İslam bilginleri dinî bir konuda görüşlerini aynı yönde olmak üzere açıklarlar. Buna "Sarih İcma" denir. İkincisi ise dinî bir mesele hakkında bir veya birkaç müctehid görüş belirtir, bu görüşten haberdar olan o devirdeki diğer müctehidler aynı görüşü açıkça belirtmemekle beraber karşı görüşte de bulunmayıp susarlar. Böylece o görüşü kabul etmiş sayılırlar. Buna da "Sükuti İcma" denir. İslam bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre Sarih İcma dinî hükümler için kesin bir kaynaktır. Sükuti İcmanın kesin olup olmadığı tartışılmalıdır.

    D) Kıyas
    Kıyas, sözlükte, "bir şeyi başka bir şeyle ölçmek ve iki şey arasındaki benzerlikleri belirlemek"tir. Dindeki anlamı ise Kitap, Sünnet veya İcmada hükmü bulunmayan herhangi bir meseleye, aralarındaki illet birliği sebebiyle bu kaynaklardan birinde yer alan konunun hükmünü vermek demektir. (...) İşte din ile ilgili hükümlerin delilleri ve dayanakları bunlardır. Bunlardan ilk ikisi olan Kitap ve Sünnet, dinde asıl kaynaklardır. Diğer ikisi yani İcma ve Kıyas, Kitap ve Sünnet racidir.