• 192 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Roger GARAUDY gibi bir bilgenin bizim topraklarımızdan çık(a)mamasına üzülmekle birlikte böyle ulu bir şahsiyetin fikir zenginliğinde gezintiye çıktığım için çok mutluyum.
    Hayatı sorgulayan ve Yüce Yaradan dışındaki her şeyi -paraya, internete, mala, şöhrete- putlaştıran, kendini kandırmayı marifet sayan biz insanlara Garaudy nin düşünceleri hoş gelmeyeceği de aşikar.
    Ali Şeriati ve Roger Garaudy olmasa İslama bakışım olumsuz bir erezyona uğrayacaktı. Allah sizden razı olsun
  • Bu öneriniz için Allah sizden razı olsun!..
    Dostoyevski
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Selâmun aleyküm arkadaşlar.
    《Deryâdil》isimli ablayı tanırsınız belki. O ablaya tümör teşhisi konulmuş sizden dualarınızı istiyor. Şimdiden Allah razı olsun .
  • Geldiğinde bir hayli endişeliydi. Gözlerinden ve yüz mimiklerinden fark ediliyordu endişesi. Havadan sudan konuşmaya başladık. Ama hiç rahat değildi. Bir derdi olduğunu anlamıştım ama onun açmasını bekliyordum. Derdi açmak da kolay değildir hani. Birinden borç para istemek gibi bir şeydir bu. Kıvrandırır insanı. Sonunda söylenir ama bir delik olsa da yerin dibine girsem gibi bir duygu bütün bedeni kaplar. Onun için üstüne gitmeyi de doğru bulmadım. Açmasını bekledim derdini. Açtı da sonunda. Aslında büyük bir dert değildi. Fakat onun için büyüktü. Gören ve bir şekilde duyan herkes olayı büyütmüş, bir endişe yumağı haline getirmişti. Yumağın ucu kaçmış, bütün ipler birbirine dolaşmıştı.
    -Geçen yanımda çalışan arkadaş kapının altında bir boşluğa sıkıştırılmış şekilde şu kağıdı bulmuş. İçini açtık Arapça yazılar vardı. Ben önemsemedim, ancak olay bir anda bizim çevrede duyulmuştu. Herkes üzerime hücum etti. Birisinin bana büyü yaptığını düşünüyorlardı. Bundan sonra ya sağlığımın ya da işimin tehlikeye düşeceğinden neredeyse emindiler… Herkes bir laf söylüyordu. Laflar mermi gibi üstüme yağıyordu. Anlayacağınız laf mermisi manyağı oldum. Dedim ya, aslında ben üzerinde hiç durmamıştım. Doğrusu içimde zerre kadar bile bir endişe oluşmamıştı. Ama şimdi endişe küpüyüm. Üç gündür sağlığım bozuldu, kendimi işe veremiyorum ve bu yüzden işler altüst oldu. Bu kâğıdı oraya koyana mı kızayım, beni laf mermisi manyağı yapan çevreme mi kızayım bilemiyorum.
    -Bitti mi?
    -Evet bitti.
    -Biraz rahatladın mı?
    -Hem de nasıl!
    -O zaman bir kahve içelim, sonrasında sakin sakin konuşalım.
    Kahveler geldi, dumanı üstünde hem de en sadesinden… Yavaş yavaş yudumlamaya başladık. Göz ucuyla da onu izliyorum. Epey bir sakinleştiğini görebiliyorum.
    -Ver şu kağıda bir de ben bakayım.
    Baktım, ama işin doğrusu ben de hiçbir şey anlamadım. Anlaşılacak gibi bir ifade veya ibare de değildi zaten. Anlayacağınız Arapça bir takım karışık kuruşuk harfler. Sağından baktım, solundan baktım, anlaşılır gibi değil. Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya okumaya çalıştım hiç bir anlam veremedim. Doğrusu ben de bunu bekliyordum. Aslında bu notu, bilgi sahibi biri de yazmış değildi. Bir ihtimal, üzerinden yüzlerce kopya alınması sonucu bozula bozula bu hale gelmiş, ilk anlamını ve şeklini tamamen kaybetmiş bir ibare. Bir başka ihtimal de, Arapça harfleri yazmasını şöyle böyle öğrenmiş acemi birinin kötü bir şakası… İçimden bunları düşündüm, ama söylemedim. Çünkü olay çok büyümüş ve neredeyse içinden çıkılamaz bir hale gelmişti. Böyle basit bir şey söylemem, hem onu tatmin etmez hem de cinci veya medyum denilen adamların kucağına düşmesine sebep olurdu. Tanırdım, iyi bir insandı. İşinde gücünde. Kimseye bir zararı olduğunu, ne gördüm ne duydum. Böyle birinin elinden tutmak ve müşkilini halletmek gerekirdi. Nice bu yolla işi ve sağlığı bozulan insanlar vardı…
    -Eh artık, bu kahvenin üstüne sohbet gider. Biraz sonra şöyle bir çay da söyleriz, sohbeti biraz daha koyulaştırırız.
    -Vallahi o kadar rahatladım ki, ne işe gitmek ne de bizimkilerin yüzlerini görmek istiyorum.
    -Burası senin, istediğin kadar oturabilirsin. Allah’tan benim de bu gün işlerim çok yoğun değil. Ama önce şu senin sorununu bir konuşalım. Çözebilir miyiz? Bilemem. Ama en azından içindeki derdi boşaltıp biraz rahatlatabiliriz. Ne demiş Ulu Peygamber “çok sıkıldığınızda veya bunaldığınızda pozisyon değiştirin, oturuyorsanız kalkın, ayaktaysanız oturun. Olmadı, gidin bir abdest alın, yüzünüz görünüz açılsın şöyle. O da mı olmadı? Bir dostunuzun yanına gidin sohbet edin…” Bu en son ve en etkili çaredir. Sen bizi dost bilmişin, derdini açmışın, eh bizim de bunun altında kalmamamız lazım. Daha da önemlisi yarın O Ulu Peygamber ile mahşer günü karşılaştığımızda, nasıl bakarım yüzüne? Kalpleri bilen Yüce Allah’a ne cevap veririm? Bir Müslümanın derdiyle dertlenmez, derdine çare aramazsam…
    -Allah senden razı olsun. Beni sakin sakin dinledin ya, bu bile bana yeter. Hele şu kahveden sonra, içim epey bir yatıştı.
    -Gelelim meseleye! Sana büyü yapıldı mı bilemem. Bu kâğıdı oraya koyanın ne maksatla konduğunu da bilemem. Gelişmelerden hareketle şöyle bir tahmin yürütebilirim. Belli ki bunu oraya koyan kişi, kâğıdı senin değil başkasının görmesini istemiş. Ama esas hedef sensin. Niye başkasının görmesini istemiş? Çünkü senin etkilenmeyeceğini biliyor. Seni, çevrende oluşacak panik yoluyla etki ve baskı altında alacağını düşünmüş. Görünüşe bakılırsa, başarılı da olmuş… Öyleyse buradan başlamalıyız. Önce her kimse, o şahsın amacını boşa çıkarmalıyız. Bunun için de, sakin ve sabırlı olmalıyız. Onun amacı bizi önce korkuya, ardından telaşa sevk etmek. Telaş halinde art arda hata yapacağımızı ve kurduğu tuzağa düşeceğimizi düşünüyor olmalı…
    -İyi de bizimkilerin zihnindeki bu büyü meselesini nasıl çözeceğiz. Benim esas sorunum bu kâğıt veya büyü değil, bizimkilerin panik halleri…
    -Onu da sakince ele alalım. Büyü konusu neredeyse insanlık tarihi kadar eski. İnsan etki altında kalabilen bir varlıktır. Bazen biyolojisi psikolojisini bazen de psikolojisi biyolojisini etkiler ve bozar… İnsanın ruh-beden bütünlüğü şeklindeki varlığı, buna zemin hazırlayan temel etkendir. İnsanın psikolojisine hem görünmeyen varlıklar hem de görünen varlıklar tesir ederler. Şeytanlar vesvese yoluyla insanın moralini bozmaya çalışırken melekler iyi duygularla insanları iyilik üzere tutmaya çalışır. Ancak son karar, akıl ve irade sahibi insanın kendisine aittir. Şeytan tarafına meyletmek de, melek tarafını tercih etmekte… Aslında şeytanın da, meleğin de insan üzerinde telkinden öte bir otoritesi yoktur. Ancak insan, görmediğinden olacak hem meleği hem de cini kafasında olduğundan daha fazla büyütür. O yüzden cin şeytanı insanın bu abartılı duygusundan da yararlanır. Nitekim Hz. Adem ve Havva’yı İblis, yasak ağaçtan yedikleri takdirde melekleşecekleri vaadiyle kandırmıştı. Onlar da kanmıştı. Ne zaman gerçeği anladılar? Hata ettikten sonra. Ama olan olmuştu. Hatadan dönüşün tek yolu vardı: Allah’a sığınmak. Onlar da bunu yaptılar. Allah’a sığınarak ve bağışlanma dileyerek hem yanlış düşünceden hem de günahtan kurtuldular. Anladılar ki, melek de bir kuldur. İnsanın melek olması da söz konusu değildir. Hâlbuki Yüce Allah onları daha önceden uyarmıştı. Şeytan sizin düşmanınızdır, diye. Ancak ölmeden önce yapılan samimi her tövbe makbuldür. Hatta böyle içtenlikle tövbe eden, günah işlememiş gibi kabul edilir. Adem babamız, Havva anamız bu konuda bize güzel bir örnektir. Şeytan insanlardan da olur. İşte bu kâğıdı oraya koyan da, böyle bir şeytandır. Niye, çünkü size kötülük yapmak istiyor. Kötülük peşinde olan her insan bu yönüyle şeytandır. Bu şeytanların tuzağına düşmemenin en iyi yolu, onların kapsam alanına girmemektir. Girilmişse derhal oradan çıkmaktır. Allah insana akıl ve irade vermiş. Bu ikisini sağlam kullandı mı insan, kesinlikte onların etki alanından kurtulur. Sigara bırakmak gibi bir şeydir. Yani her şey, kişinin iradesine bağlıdır. Şeytanların telkinlerini ciddiye almamak bile, boşa çıkarmanın bir yoludur.
    -Şimdi siz, bana Allah’a sığın ve kurtul mu demek istiyorsunuz… Ama bu büyü olayı biraz farklı değil mi?
    -Biraz farklı görünüyor, ama aslında insanları korkutma noktasında aynı işlevi görüyor. Büyü yaptıranın amacı korkutmak ve yıldırmaktır. Büyü yapılan korktuğunda, amaç yerine gelmiş olur. Korku, telaşı tetikler; telaş, korkuyu biraz daha büyütür. İşte korku sarmalı dediğimiz şey böyle gerçekleşir. Tipiye yakalanmış insan gibi, olduğu yerde dönmeye başlar. Gittiğini zanneder, fakat bir türlü varacağı yere ulaşamaz. Bıkar, yorulur ve olduğu yere çöker kalır. Böyle olan kişinin kendini kurtarması çok zordur. Mutlaka dışardan bir desteğe ihtiyacı vardır. Birisi elinden tutacak, içinde girdiği fasit dairenin dışına çıkartacak onu.
    -Nasıl olacak bu?
    -Büyü tecrübesi, görülebilen ve aktarılabilen bir olgu ve olay değil. Ancak bunun karşısında insanların nasıl bir davranış sergilediği hususunda bir tecrübe birikimi var. Biz de bu birikimden yararlanacağız. Önce bu tecrübeler içinde en güvenilir olanını bulmak lazım.
    -Anladım. Büyü, aslında bizim güven duygumuzu yıkmayı amaçladığına veya yıktığına göre, öncelikle bu güvenin tesis edilmesi gerekiyor. Bu da en güvenli çareye başvurmakla mümkün.
    -Evet, tam da onu diyorum. Gelen bilgilere göre Peygamberimize Yahudiler bir büyü yapmışlar. Bu büyü, O’nda bazı rahatsızlıklar meydana getirmiş. O sırada vahiy meleği Cebrail, Felak ve Nas surelerini getirmiş ve büyünün etkisinden bu sureleri okuyarak kurtulabileceğini bildirmiş. Neticede Yüce Peygamber, bu sureleri okuyarak Allah’a sığınmış ve büyünün etkisinden kurtulmuş. Bu gelişme, bizim için güvenilir bir tecrübedir. Zaten her iki surede de Allah’a sığınmak emredilmektedir. Felak Suresinde, yarattığı her şeyin şerrinden, gece entrikaları düzenleyenlerin, düğümlere üfleyerek kötülük peşinde olanların ve haset ateşi yakanların şerrinden aydınlık sahibi Yüce Allah’a sığınmamız istenir. Nas Suresinde ise, bize vesvese veren insanların ve cinlerin şeytanlarından yegâne irade ve güç sahibi Allah’a sığınmamız emredilir.
    -En doğrusu bu. Yüce Peygamber’in Sünnetine uyarak ve getirdiği ilahî Kitabı rehber edinerek dertlerimizden kurtulmak. İyi de, bizimkileri nasıl ikna edeceğiz.
    -İnsanları ikna etmek kolay değil. İkna olabilmesi için insanın önce güvenmesi, kabullenmesi ve teslim olması gerekir. Ama hepsinden önemlisi ve önceliklisi güvenilecek insan... O kadar ağzımız yandı ki, kime güveneceğimizi bilemez olduk. Onun için, işin kolay diyemiyorum.
    -Doğru vallahi, işim çok zor…
    -Aklıma gelen, onları çözümün bir parçası haline getirmek. Bu, ikna etmenin en iyi yolu olabilir.
    -Nasıl olacak?
    -Bu konuda iki hususu halletmemiz gerekiyor. Birincisi sizinkilerin korkusunu gidermek, ikincisi ise kendilerine güven kazandırmak. Bunların ikisi birbiri ile bağlantılı. Onların korkuları bu kâğıdın bir felaket getireceği. Öyleyse önce o korkuyu yenmemiz gerekiyor. Bunun yolu kâğıdın ve içinde yazanların Allah’ın izni olmaksızın hiçbir kimseye zarar veremeyeceğini bilmeleri. Bunun için Hz. İbrahim’in putları kırması gibi, o kâğıdı onların gözü önünde imha etmemiz gerekiyor. Yani imha anına hepsi şahit olmalı. İkinci aşama, güven kazandırmak. Güven için iyi bir tutamak lazım. Çünkü Yüce Allah, sağlam kulpa tutunan kurtulur, buyuruyor. En sağlam kulp, Allah’ın iradesi ve gücüdür. O’na sığınmak, bu kulpa tutunmaktır. Anlayacağın, Ulu Peygamber’in yaptığı gibi Felak ve Nas Surelerini okumak. Şöyle ki, kâğıdı onların gözü önünde imha ettikten sonra Felak ve Nas surelerini üçer kez okumalarını söyleyeceksin. Bu mesele, her akıllarına geldiğinde bu sureleri okumaya devam edecekler. Ta ki, unutana veya olayın etkisi kayboluna kadar… Unuttukları veya akıllarına bir daha takılmadığı takdirde kötü niyetli kişinin bütün amacı ve hamlesi çökmüş olur.
    -Doğrusunu söylemek gerekirse güzel bir düşünce, inşallah işe yarar. Fakat bizimkilerin hallerini düşününce...
    -Önce senin Allah’a güvenmen lazım. Öyleyse buradan eve gidene kadar Felak ve Nas Surelerini oku. İnancımız nedir? Allah’tan büyük güç yoktur. Allah’a dayanan için her daim umut kapısı açıktır. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin, buyruğu da bizedir. Ancak bu dünya imtihan dünyasıdır, korku ve endişe her zaman olacaktır. Mümin korkuyla ümit dengesini kuran kişidir. Karar verip yola çıktıktan sonra, gerisi Allah’a kalmıştır. Zaten son kertede Allah’a dayanmaktan ve güvenmekten başka tutamağımız da yoktur.
    -Allah sizden razı olsun çok rahatladım. İnşallah bizimkiler de ikna olur da, şu dertten hasarsız kurtuluruz.
    -İyi niyetle, azim ve kararlılıkla yola çıktıktan sonra Rabbim kimseyi yolda bırakmaz. İmtihan dünyası burası, bu sıkıntılar olacak. Mikropsuz bünye olmadığı gibi, şeytansız dünya da yoktur. Esasen cin şeytanlarından çok, insan şeytanlarından korkmak gerek. Cin şeytanı sadece vesvese verir, öteki ise insanı doğduğuna pişman eder. Ama hiçbir şeytan, Allah’tan büyük değildir. Allah her derdin çaresini de yaratmıştır. Her zorluğun yanında, bir kolaylık olduğunu da bize bildirmiştir. Yeter ki sakin ve sabırlı bir şekilde çözüm arayalım… Allah doğruların yar ve yardımcısıdır… Yolunuz aydınlık, yüzünüz ak, alnınız açık olsun her daim…
    Cağfer Karadaş
  • Selam arkadaşlar bugün benim için oldukça stresli bir gün anneme kemoterapi sonrası PET çekilecek, duanın mekanı zamanı olmaz. Kimden geçer de kabul görür bilinmez o yüzden sizden dua beklerim. Allah razı olsun.🌹🌹🌹
    Şafi olan Rabbim annem ve diğer tüm hastalara tez şifa versin inşallah..
    (Annemin ismi yıldız)
  • Allah Elçisi, Hicretin 10.yılı Zilkâde ayında hac yapılacağını tüm Müslümanlara duyurulmasını emreder. Gücü kurban kesmeye yeten her Müslüman Allah Elçisiyle Hac yapmak için Medine'de toplanır 2.

    Kaynaklar hacı adaylarının 124 bini bulduğunu nakleder 3.

    Hac öncesinde Yüce Allah, tüm Müslümanlara şu mesajı gönderir:

    "Allah için Hac ve Umreyi tam yapın. Hac süresince Onun esaslarından herhangi birini yerine getiremeyecek olursanız, kurtulmalık olarak Hac bitiminde kolayınıza gelen bir kurbanlığı kesip etini yoksullara dağıtın. Bu kapsamda ihramdayken kurban kesim vaktine kadar4 saçlarınızı kesmeyin. Eğer başına bulaşan bir hastalık yahut vereceği sıkıntı gibi nedenlerle saçını keseniniz olursa, ceza olarak ya bir süre oruç tutması ya sadaka vermesi ya da bir kurban kesip etini dağıtması gerekir.

    Hac vakti dışında uygun zamanlarda Umre yapanlar, ziyaretlerinin bitiminde kolayına gelen bir hayvanı kurban olarak kessin. Kurban bulamayanlar, karşılığında Hac sırasında 3, evine döndüğünde ise 7 gün olmak üzere toplam 10 gün oruç tutsun. Bu kural, Mekke'de oturmayanlar için geçerlidir. Allah’ın buyruklarına uyun. Karşı gelenler için Allah’ın cezasının çok ağır olduğunu bilin 5.

    Hac boyunca Rabbinizin hoşnutluğunu ve nimetlerinden sizleri yararlandırmasını istemenizde hiçbir sakınca yoktur. Arafat'tan Mina'ya doğru kitleler halinde akın ettiğiniz zaman 'Meşa'ri’l –
    Haram'da size öğretildiği şekilde Allah'ı anın! Daha önceleri büyük bir sapkınlık içinde olduğunuzu da unutmayın 6.

    Gidiş gelişlerde insanları bir disiplin içinde izlemeye ve öyle olmaya dikkat edin. Hatalarınız için Allah’tan bağışlanmanızı isteyin. Kuşkusuz Allah, af ve merhamet sahibidir 7.

    Hac İbadetinizi tamamladıktan sonra Allah'ı en yakınlarınızdan bile çok daha kuvvetli, herkesten ve her şeyden çok daha önemseyen şekilde anın. Bazı insanların, 'Rabbimiz! Bize sadece dünya nimetlerini ve güzelliklerini ver yeter.' şeklinde dua ve eylemlerinde olduğu gibi yalnızca bu dünyaya yönelik amaçtan ve uğraştan uzaklaşın. Çünkü yalnızca dünyalığı isteyenlerin Ahirette alacakları hiçbir şey yoktur 8.

    Siz Müminler, 'Rabbimiz! Bize hem bu dünyanın hem de Ahiretin nimet ve güzelliklerini nasip et. Bizleri cehennemin azabından koru!' diye yalvaranlardan ve iki dünya için de çalışanlardan olun 9!

    Çünkü hem bu dünyayı hem de Ahireti birbirinden ayırmayanların alacakları her iki dünya için geçerlidir. Allah, hesabı çok çabuk görür ve hiçbir işi asla sürüncemede bırakmaz 10.

    Belirlenen Hac günleri süresince Allah’ı anın! Kim Mina’dan Mekke’ye iki gün içinde döner ve haccını tamamlarsa hiçbir sakınca yoktur. Allah’ın emirlerini daha fazla yerine getirmek amacıyla kim de Mina’da daha fazla kalır, Mekke’ye daha geç dönerek haccını tamamlarsa bunda da hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Siz, Allah’ın buyruklarını yerine getirmeye çalışın! Bilin ki eninde sonunda Onun huzuruna getirileceksiniz 11!"

    Yüce Allah, gerek Câhiliye Döneminde gerek Müslüman olduktan sonra Allah'ın buyruklarına aykırı düşmeyen konularda kim olursa olsun verilen sözlerin yerine getirilmesini, gerek hac sırasında ve
    süresince gerek diğer yer ve zamanlarda buyruklarına uyulmasını emreder 12:

    "Ey İnananlar!
    Verdiğiniz sözleri yerine getirin!

    Size 'haram' olduğu bildirilen hayvanların dışında kalanların hepsi, size 'helâl' kılınmıştır.

    Yalnız Hac sırasında ve süresince avlanmanız yasaklanmış, avladıklarınızın etleri de 'haram' kapsamına alınmıştır. Ancak Hac ibadetini tamamladıktan sonra avlanabilirsiniz. Kuşkusuz Allah, dilediği gibi yargıya varır 13.

    Ey İnananlar!
    Allah'ı simgeleyen sembollere 14,
    Haram aylara,
    Kurbana,
    Kurbanlıklara,
    Rablerinin hoşnutluğunu kazanmak ve nimetlerine kavuşmak ümidiyle Kâbe’yi ziyaret etmek için gelenlere sakın saygısızlık etmeyin.

    Ancak Hac ibadetini tamamladıktan sonra avlanabilirsiniz.
    Sizler, Allah'ın emirlerini yerine getirmeye özen gösterin.
    Sizleri, bir zamanlar Allah’ın evinden geri çevirmeye kalkan bir topluma olan düşmanlığınız sizi, sakın Hak ve adâletten alıkoymasın, asla haksız saldırılara yöneltmesin!

    Siz, yalnızca 'iyilik' ve 'Allah’ın buyruğuna uygun fikir ve işler' üzerinde iş ve güç birliği yapın! Hiçbir zaman 'günah', 'kötülük', 'düşmanlık taşıyan düşünce ve eylemler' üzerinde bir araya gelmeyin, böyle konularda sakın yardımlaşmaya kalkmayın!

    Allah’tan korkun, Onun buyruklarına uyun; çünkü Allah'ın cezası gerçekten çok ağırdır 15Yüce Allah'ın Mina'da indirdiği bir diğer buyruğuysa şudur 16:

    "İnsanlar!
    Sizleri şimdiden uyarıyoruz: Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız Günden korkun ve vakit varken tedbirinizi alın! Kuşkusuz O Gün, herkese bu dünyada yaptığının karşılığı eksiksiz verilecektir. İnsanlara O Gün, zerre kadar haksızlık yapılmayacaktır 17."

    Yüce Allah, Hac'cın önemli esaslarından birinin de "Sa'y" olduğunu bildirir 18:

    “Safa ile Merve Allah’ı simgeleyen sembollerdir. Bu nedenle Hac yahut Umre yaparken bunların ziyaret edilmesi ayrı bir özellik ve büyük bir önem taşır. Kimler Allah’ın emrettiklerinden daha fazla iyilik ve ibadet yaparsa kuşkusuz Allah, onu bilir ve karşılığını da en güzel şekilde verir 19.

    Allah Elçisinin, “Veda Haccı”nda Evrensel bazda sadece Müslümanlara değil, tüm insanlara verdiği Mesajlardan bazı kesitler aktaralım ve ne kadarını gerçekleştirebiliyoruz bir değerlendirme yapalım:

    “ Ey Allah’ın Kulları! Beni iyi dinleyin!
    Ben size Allah’ın buyruklarına uymanızı vasiyet ediyorum!
    Ben sizlere ancak yararı olan şeyleri söyleyeceğim! Bu yüzden beni çok iyi dinleyin! Söyleyeceklerimi çok iyi ezberleyin; çünkü bundan sonra sizinle bu topraklarda bir daha buluşacağımı sanmıyorum 20!”

    Allah söylemlerimi güzelce dinleyip zihninde iyice tutanlara merhamet etsin ve kendilerinden hoşnut olsun!

    Sözlerimi anlayanlar, anlamayanlara ve duymayanlara anlatsınlar. Çünkü kendilerine mesajlarım tebliğ edilenlerin içinden tebliğ edenlerdenİnsanlar!
    Yaratanız bir ve aynı tanrıdır!
    Hepiniz aynı soydansınız, aynı anne-babadan gelmektesiniz! Âdem’in de aslı topraktır.
    Biliniz ki Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın beyaza doğuştan gelen hiçbir üstünlüğü yoktur! Üstünlük ancak Allah’ın buyruklarına uymakla kazanılır 22!”

    Yalnızca Allah’a kulluk ederseniz,
    Farz kılınan beş vakit namazı kılarsanız,
    Ramazan Ayı Orucunu tutarsanız,
    Allah’ın evi konumundaki Kâbe’yi tavaf ederek gereği gibi Hac yaparsanız,
    Gönül hoşnutluğu ile zekâtınızı verirseniz,
    Sizi Hak ve adalet ilkelerine bağlı kalarak yönetenlere itaat ederseniz,
    Cennete girersiniz 23!”

    Hac Yaptığınız günler kutsal ve dokunulmazdır!
    Hac Ayları kutsal ve dokunulmazlığı olan aylardır!
    Hac yaptığınız yerler kutsal ve dokunulmaz yerlerdir 24!”

    Ey İnsanlar!
    Allah’a kavuşacağınız güne dek Hac günleriniz, Hac aylarınız, Hac yerleriniz gibi canlarınız da mallarınız da ırz ve namuslarınız da kutsal ve dokunulmazdır 25!”

    Benden görmediği, benden duymadığı, benden sormadığı, benim olduğunu belgelendirmeden, benim adıma sözler söyleyen, hadis uyduran, cehennemdeki yerini kendi hazırlar. Böyle yapanlar şimdiden yatacağı yere hazır olsun 26!”

    Kendisinde başkalarının alacağı olanlar, sahiplerine mallarını teslim etsin. Üzerinde borcu olanlar, borçlarını ödesin 27!”

    Eğer söylemlerinizde ve eylemlerinizde Allah’ın hoşnutluğunu ilke edinir, Onun rızasını ölçü alırsanızYargı, Yasa ve Yürütmeden sorumlu kişilerinize öğüt verir, kendilerini içtenlikle aydınlatmayı sürdürürseniz,
    Gerek inanç gerek ibadet gerekse sosyal konularda Müslümanların çoğunluğuna uyar, cemaatten ayrılmazsanız içiniz de ne kin kalır ne de bir kıskançlık! Esenlik içinde yaşarsınız 28!”

    Tüm kan davalarının kaldırıldığını çok iyi bilin! Bu konuda sakın Cahiliye Devrinin iğrenç törelerini uygulamaya kalkmayın. Herkese örnek olması açısından önce kendi akrabam olan Abdülmuttalib’in oğlu Hâris’in kan davasını kaldırıyorum. Herkes kendi işlediği cinayetten kendisi sorumludur. Bir babanın işlediği cinayetten oğlu sorumlu tutulamaz. Bu konuda sakın Cahiliye Devrinin iğrenç ilkelerini uygulamaya kalkmayınız. 29!”

    Tefecilik başta olmak üzere haksız yolla elde edilen kazançların hepsi haram kılınmıştır. Sakın ola ki İslam’la bağdaşmayan haram kazanç yollarına başvurmayınız. Bu konuda da ilk kaldırdığım Abdülmuttalib’in oğlu amcam Abbas’ın bu yolla alacağı paradır. Bu konuda ancak verdiğiniz paranın aslını ve yatırdığınız sermayenin kendisini alma hakkına sahipsiniz 30!”

    Ne kimseye bir haksızlık yapın! Ne de kendinize haksızlık yapılmasına razı olun 31!”

    Ne dininizle ne de dünyanızla ilgili konularda kötülüğün ve kötülerin önderi ve sembolü olan şeytana uymayın 32!”

    Sakın Allah’ın koymuş olduğu kuralları kendi aklınız ve anlayışınız doğrultusunda değiştirmeye ve yorumlamaya yeltenmeyin. Böyle bir tutum, yapanları küfre götürür ve ancak kâfir olanlar böyle şeyler yaparlar 33!”

    İnsanlar!
    Kadın Hakları konusunda hassas olunuz ve bu konuda çok titiz hareket edin!
    Onlara olan sorumluluklarınızı yerine getirme konusunda Allah’tan korkun! Çünkü Onlar yeryüzünde Allah’ın size emanetleridirler! Onlarla
    ancak Allah’ın onayladığı şekilde evlenebilirsiniz! Onun izin verdiği ilkeler doğrultusunda birlikte olabilirsiniz 34!”

    Erkekler!
    Kadınlar üzerinde sizin hak ve sorumluluklarınız olduğu gibi onlarında size karşı görevleri ve sizden de alacakları vardır! Birbirinizin hak, görev ve alacaklarına riayet bediniz 35!”

    Görev ve sorumluluk kapsamında hanımlarınız:
    Sizden başka hiçbir kimseyle hiçbir şekilde cinsel ilişkiye girmeyecekler,
    İstemediğiniz kimseyi evlerine almayacaklar ve izin vermediğiniz kişilerle gizlice görüşmeye kalkmayacaklar,
    Başkalarına ait birini sizin çocuğunuz gibi göstermeyecekler,
    Aranızdaki ilişkiyi tehlikeye atacak kötü bir eylemde bulunmayacaklardır!
    Şayet onlar, bunların aksini yaparlarsa Allah kendileriyle olan ilişkilerinizi kesmeye onay vermiştir 36.”

    Sizin hanımlarınıza karşı vazifeleriniz ise:
    Toplumun yerleşmiş geleneklerine, ahlâk ve hukuk kurallarına göre kalacağı yeri hazırlamanız,
    Yediğinizden yedirmediniz, içtiğinizden içirmeniz,
    Giydiğinizden giydirmenizdir.
    Unutmayınız ki onlar sizin emanetlerinizdir; sizin sorumluluğunuza verilmişlerdir!
    Onlar, şu an kendilerini geçindirecek imkânlara sahip değildirler!
    Siz erkeklere göre daha korumasız durumdalar 37!”

    Ben size öyle şeyler bırakıyorum ki onlara bağlı kaldığınız ve kendilerine sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız. Bunlar:
    Allah’ın Kitabı Kuran’la Allah’ın Elçisinin Sünnetidir 38!”

    “İnsanlar! Sözlerimi iyi anlayın!
    Sakın kimseye bir haksızlık yapmayın!
    Birbirinize asla zulmetmeyin!
    Aman hiçbir varlığa zulmetmemeye dikkat edin!
    Müslümanın malı bir başkasına alış veriş yoluyla ya da kendi gönül rızasıyla vermediği sürece bir diğerine helal değildir; olmaz da!
    Kimseye ne bir haksızlık yapınız ne de size bir haksızlık yapılmasına izin verin!
    Benden sonra sakın küfre geri dönmeyin!
    Birbirinizin canına kıymayın 39!”

    Unutmayın! Müslüman, Müslümanın kardeşi konumundadır 40!”

    İnsanlar!
    Emriniz altında çalışanlara karşı iyi davranın!
    Onlara yediklerinizden yedirin, giydiklerinizden de giydirin!
    Kendilerine iyi bakın!
    Onlara sakın işkence etmeyin! Keyfinize göre cezalandırmaya kalkmayın 41!”

    İnsanlar!
    Seçim yoluyla başınıza sakat yahut özürlü bir köle bile yönetici olsa Allah’ın Kitabına uyduğu sürece kendisine itaat edin 42!”

    İnsanlar!
    Rabbinizin bu dünyada yapmış olduğunuz her şeyin sizden bir gün hesabını soracağını, kötülük yapanların cezalandırılacağını, iyilerinse ödüllendirileceğini bilin 43!”

    Müslümanlar!
    Müslüman olmayanlara karşı benim yüzümü kara çıkarmayın!
    Unutmayınız ki diğer toplumlara karşı ben, sizlerle övünmek ve gurur duymak isterim 44!”

    “Şeytan sizlerin kendisine tapacağınızdan iyice ümidini kesmiş bulunmaktadır. Ne var ki çoğu önemsenmeyen konularda olmak üzere, içinizden ona uyacaklar ve kendisini mutlu edecek işleri yapacaklar çıkacaktır Ey İnsanlar! Allah’ın mesajlarını size aynen tebliğ ettim mi?
    Ey İnsanlar! Allah’ın mesajlarını size aynen tebliğ ettim mi?
    Ey İnsanlar! Allah’ın mesajlarını size aynen tebliğ ettim mi 46?”

    Tanık ol Allahım!
    Ben üzerime düşeni kullarına tebliğ ettim!
    Bana bildirdiklerini onlara aynen ilettim 47!”

    Allah Elçisi Veda Haccında Allah’a şöyle yalvarıp yakarmışlardır:

    “Allahım!
    Bizi bağışla!
    Allahım!
    Bize merhamet et!

    Allahım!
    Bizden razı ol! Hoşnut kal!

    Allahım!
    Dualarımızı kabul buyur!

    Allahım!
    Bizi cennetine girdir!

    Allahım!
    Bizi cehennemden koru! Ateşinden uzak tut!

    Allahım!
    İşlerimizi yoluna koy ve aralarımızı düzelt 48!”

    Kuran indirilmeden önce inanç sahibi olanlardan, Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve diğer dinlilerden:

    Allah'a,
    Ahiret Gününe iman eden,
    Yararlı işler yapmış biri olarak bu dünyadan ayrılan kimseler 49 Rableri tarafından ödüllendirileceklerdir. Böyleleri için korkulacak hiçbir şey yoktur. Onlar, üzülmeyeceklerdir de 50!


    1 . Konuşmanın bütünü için bakınız: Câhız, El- Beyân ve’t- Tebyîn (Kahire 1351), 2/24-25; İbn Hişâm, Sîre 4/250-52; Yakûbî, Târîh, 2/122-123; Vakidi, Megâzî, 3/1103; Makrizî, İmtâ’u’l- Esmâ’ (Kahire 1941), 1/522-23; 529-532; Muhammed Hamidullah, El- Vesâiku’s- Siyâsiyye (Kahire 1376/1956), 282-83.
    2 . İbn Hişam, Sîre, 4/248; Vâkidî, Megazî, 3/1088; İbn Sa'd, Tabakât, 2/172; Belâzurî, Ensâb, 1/368; Yakubî, Tarih, 2/109; Taberî, Tarih, 3/167; İbn Esîr, Kâmil, 2/302 vd; Müslim, Sahih, 2/887; Ebu Davud, 2/183; İbn Mâce, Sünen, 2/1022; Dârimî, Sünen, 1/375.
    3 . Kastalânî, Mevâhib, 1/231; Halebî, İnsânü'l- Uyûn, 3/309; Diyarbekrî, Hamîs, 2/149; Dahlân, Sîre, 2/143.
    4 . Yani, “Hac Merasimi bitene kadar” demektir.
    5 . 2/196.
    6 . 2/198.
    7 . 2/199.
    8 . 2/200.
    9 . 2/201.
    10 . 2/202.
    11 . 2/203
    12 . Tefsiru İbni Abbâs, 301 vdd; Taberî, Tefsir, 9/452 vdd; İbn Kesîr, Tefsir, 5/5 vdd, 8 vdd; İbnü'l Cevzî, Zâdü'l Mesîr, 2/367 vdd; İbn Ebî Şeybe, Müsned, 660.
    13 . 5/1.
    14 . Bakınız: 2/158.

    15 . 5/2.
    16 . Ateş, Kur'an Ansiklopedisi, 3/385.
    17 . 2/281.
    18 . Beyhakî, Delâil, 5/435.
    19 . 2/158.
    20 . İbn Hişam, Sîre 4/250; Müsned, 5/30; 262; Ebu Davud, Sünen 2/189; Taberî, Tarih, 3/168;
    21 . Dârimî, Sünen 1/65;Vakidi, Megâzî 3/1103;Yakubi, Tarih, 2/109.
    22 . İmam Ahmed, Müsned, 5/411; Şâkir Şerhi, 20/9749 (22872); Beyhakî, Şuabü’l İmân, 7/3159 (4762; Elbânî, Sahih, 2963.
    23 . Müsned, 5/251; 262.
    24 . Müsned, 5/30.
    25 . Müslim, Sahih 2/889; Ebu Davud, Sünen 2/185; İbn Mâce, Sünen 2/1024–25; İbn Hişam, Sire 4/250; 252; Vakidi, Megâzî 3/1103; Taberî, Tarih 3/169;
    26 . Müsned, 5/412.
    27 . İbn Hişam, Sire 4/250 vdd; Taberî, Tarih, 3/169.
    28. Müsned, 3/225; 4/80; Darimi, Sünen 1/65; Vakidi, Megâzî, 3/1103; Yakubi, Tarih, 2/109.
    29 . Müslim, Sahih 2/889 (Hac 194); Ebu Davud, Sünen, 2/185; Tirmizî, Fiten 2/2610; Tefsir 2/3087; İbn Mace, Sünen 2/1025; Darimi, Sünen 1/377; Vakidi, Megâzî, 3/1103.
    30 . Müslim, Sahih, 2/889; Ebu Davud, Sünen, 2/185; İbn Mace, Sünen, 2/1025; Darimi, Sünen, 1/377; İbn Hişam, Sire, 4/251; Vakidi, Megâzî, 3/1103.
    31 . İbn Hişam, Sire 4/251.
    32 . İbn Hişam, Sire 4/251; Taberi, Tarih, 3/169; İbn Kesîr, Bidâye, 5/201 vd.
    33 . İbn Hişam, Sire 4/251; Taberi, Tarih, 3/169; İbn Kesîr, Bidâye, 5/201 vd.
    34 . Müslim, Sahih 2/889; Ebu Davud, Sünen 2/185; İbn Mace, Sünen 2/1025; Darimi, Sünen 1/367; İbn Hişam, Sire 4/251; Vakidi, Megâzî, 3/1103.
    35 . İbn Hişam, Sire, 4/251; Vakidi, Megâzî, 3/1103.
    36 . Müslim, Sahih 2/889–90; Ebu Davud, Sünen 2/185; İbn Mace, Sünen 2/1025; Darimi, Sünen 1/367; İbn Hişam, Sire 4/251; Vakidi, Megâzî, 3/1103.
    37 . Müslim, Sahih 2/890; Ebu Davud, Sünen 2/185; İbn Mace, Sünen 2/1025; Darimi, Sünen 1/367; İbn Hişam, Sire 4/251; Vakidi, Megâzî, 3/1103; Beyhakî, Delâil, 5/435 vdd.
    38 . Müslim, Sahih 2/889; Ebu Davud, Sünen 2/185; İbn Mace, Sünen 2/1025; Darimi, Sünen 1/367; İbn Hişam, Sire 4/251; Vakidi, Megâzî, 3/1103.
    39 . Müsned, 5/73.
    40 . İbn Hişam, Sire 4/251–52; Taberi, Tarih 3/169; Müslim, Hac 19; Tirmizî, Fiten 2/2610; Tefsir 2/3087.
    41 . Müsned, 5/381; İbn Sa’d, Tabakât, 2/185; Süyûtî; Câmiu’s-Sagîr 1/39.
    42 . Müsned, 5/381; İbn Sa’d, Tabakât 2/185; Süyûtî; Câmiu’s-Sagîr 1/39.
    43 . Buhârî, Hac132; Edâhî 5; Tefsir – Berâe 8; Bed’ü’l- Halk 2; Fiten 8; İlim 9; Müslim, Kasâme 29; Ebu Davud, Hac 63/1947. Allah Elçisi, bu soruya her seferinde “Evet, biz senin görevini eksiksiz yaptığına tanığız!” karşılığını vermişlerdir.
    44 . Müsned, 5/412; İbn Mace, Sünen 2/1016.
    45 . Müslim, Hac 194; Tirmizi, Fiten 2/2610; Tefsir 2/3087. 46 . Buhârî, Hac132; Edâhî 5; Tefsir – Berâe 8; Bed’ü’l- Halk 2; Fiten 8; İlim 9; Müslim, Kasâme 29; Ebu Davud, Hac 63/1947.
    47 . Müslim, Sahih 2/890; Ebu Davud, Sünen 2/185; İbn Mace, Sünen 2/1025; Darimi, Sünen 1/377; İbn Hişam, Sire 4/251; Vakidi, Megâzî, 3/1103; ed Dımeşkî, Câmiu'l- Âsâr, 6/229 vdd.
    48 . İbn Mâce, Dua 2; Müsned, 5/253; 256.
    49 . Aynı ayet, 2/62'de geçmektedir.
  • Safa geldiniz erenler Kerem kıldınız yarenler
    Dost cemalini görenler Allah sizden razı olsun
    Safa kadem getirdiniz Bizi Hakka yetirdiniz
    Ağlar iken güldürdünüz Allah sizden razı olsun.
    Ülfet Görgülü
    Sayfa 106 - Dib yayınları