• "Türkistan askeri elbet. Sırtlarında Alman üniforması ama Türkistan askeri..."

    "Alman seni bedava mı besleyecek sandın? Kendi menfaati için."
  • Gümrük Birliği öyle bir anlaşma ki, şaşırıp kalırsınız: Fransa; Çin, Hindistan, Güney Kore, Japonya ile ikili anlaşmalar yapıyor. Türkiye ise Gümrük Birliği nedeniyle yapamıyor! Bu sebeple, Fransa'daki ithalatçı, Çin malını Türkiye'ye ihraç ediyor. Biz ise, Çin'e mal satarken yüksek gümrükler ödüyoruz, onların malları AB üzerinden geldiği için gümrüksüz giriyor! Nasıl? Yetmiyor. 2017 yazında Alman Başbakan Merkel, "Türkiye ile Gümrük Birliği'ni genişletme çalışmalarını şu an için takip etmeyi düşünmüyoruz" diye fırça atıyor
  • Georges Simenon' u ilk okuyuşum oldu.
    Kirliydi Kar tam da ismi gibi, biraz kasvetli bir kitap. Elbette 2. dünya savaşında işgal edilmiş bir ülkede geçen bir kitabın neşe saçmasını bekleyemeyiz. Alman işgali altındaki Fransa' da neredeyse duygusuz diyebileceğimiz genç bir çocuğun kimseye minneti olmayan hareketlerinin ardında, o ruhsuzluğunun içinde aslında nasılda başkalarının fikrini önemsediğini, iç dünyasını, zorlu koşullar altında dik durmaya çalışmasına rağmen benliğinin çözülüşünü keyifle okudum.
    Yukarıda kurduğum cümleleri okuduktan sonra beklentileri yanlış yöne saptırmamak adına şunu söylemem gerekiyor bu kitapta duygu sömürüsü yok , karakterin acılar içinde, travmalarla geçmiş bir çocukluk sonrası suça yönelimi irdelenmiyor ya da ne bileyim işlediği suçlardan yaptığı kötülüklerden pişman oluşu, Almanların nasıl da kötü oldukları vs vs yok.
    Yıllardır kısmen edebiyat ama özellikle ''Hollywood'' yapımı filmler sebebiyle ikinci dünya savaşı ve nazi katliamı konusundan, özellikle bu konunun işleniş şekli sebebiyle bıkkınlık geldi bana. Bu sebeple daha sakin tarzda yazılmış, yaldır yaldır duygu sömürüsü yapılmamış eserleri okumak bana daha fazla keyif veriyor. Siz de böyle düşünüyorsanız kitaptan keyif alacağınızı düşünüyorum.
  • Osmanlılıktan ümidimiz kesilmiştir. Başlayan Türkçülüğü dilce zevksiz, milliyet anlayışı ile Asyalı buluyorum. Bu, bir kararsızlık ve araştırma hali!
    ....
    En fazla hoşuma giden, bilhassa ordu gençliği içinde, sezindiğim, yenileşme ve kalkınma hareketi.
    Vatan kaybı İstanbul'da çabuk unutulur. Balkan Harbinden şehirde canlı bir hâtıra kalmıştı: Edirne! Onu geri almak ve Bulgaristan'ın yenildiğini görmekle, kalp acılarını dindirmiştik.
    İste bu sırada Büyük Harb çıktı. Tepebaşı bahçesinde her gün görmeye alıştığımız Fransız ve İngilizler, birkaç gün içinde ortadan kayboldular. Bizim iki taraftan birine katılmaklığımız mukadder olduğu hissini veren ne idi? O sırada İstanbul'u düşündüren üç şey vardı: Rus düşmanlığı, Alman gücü ve İngiliz yenilmezliği!
    Eğer İngiltere olmasa, Almanya'nın Rusya ve Fransa'yı birkaç hamlede dağıtacağından kimsenin şüphesi yoktu. Harbi bir çıkmazlığa mahkûm eden İngiltere, bizi açık olarak onların cephesine yaklaştırmayan da Rusya idi.
    Almanlarla birlikte harbe girdik. Askerlik davetleri elimizde, son bir âlem yapmak üzere, Tepebaşı bahçesine gittiğimizde, Avrupa'dan yeni gelen, bizden yaşça büyük bir arkadaşımız:
    - Mahvolduk! dedi.
    - Nasıl? Nasıl?
    - Görürsünüz...
    Bu imansızın arkasından birbirimize nasıl da bakıştıktı.
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 26 - Milli Eğitim Basımevi- Devlet Kitapları, 1000 Temel Eser
  • "...ama bazen de riski göze alman gerekir...Yoksa hayatında hicbir yere varamazsın.Gerçekten yaşamak yerine olduğun yerde çürüyüp fosilleşirsin."
  • SERENAD

    Kitabın en az vurgulanan ama en etkili hissedilen duygusu aşk.
    Öyle kolay kolay her aşk hikayesi beni etkilemez. Ancak vurgularının az ve öz olması ile profesör Maximilian ile Nadia nın aşk hikayesi beni gerçekten etkiledi.
    Kitap çoğunlukta tarihi bir belgesel gibi. 3-4 günde oldukça akıcı ve keyifle okudum. Kitap bittiğinde tatildeydim eve geldiğimde hala okuduğum tarihi olayları araştırma isteğim devam ediyordu.
    Alman asıllı Amerikan bir profesörün İstanbul a konferans için gelişi ile başlayan kurgu, 60 yıl geçmiş tarihe götürüyor.
    2. Dünya savaş yıllarında, Nazilerin yahudi kıyımı,
    Mavi Alay adlı trende kurtarılmayı bekleyen 2000 Ermeninin kızılcık nehrinde intihar etme faciasını,
    769 kişilik Nazilerden kaçan Yahudilerin, Struma adlı gemisinin istanbul açıklarında patlatılarak yapılan katliamını,
    Atatürk' e Einstein dan gelen mektup gibi bir dizi gerçek tarihi olaylar içeriyor.
    Yazar hiç bir devletin masum olmadığını, tüm devletlerin acımasizlıgını ve mutlaka kara bir lekesi olduğunu tarih ve kurgu ile birleştirerek sunuyor. Bunu da bu sözler ile belirtmiş. "Her iktidar öldürür! Kimi daha az, kimi daha çok"

    Benim dikkatimi çeken bir şey daha oldu kitapta. Zülfü Livaneli' nin okuduğum 3 Kitabı ile Serenad 'ın bir ortak noktası var. Okumadığım kitaplarında aynı ortak nokta var mı merak ediyorum. Okuyan arkadaşlar varsa diğer kitaplarinda aynı şey var mı?
    Hepsinde orta yaş üstü bir erkek ve genç bir kadın karakter var. Kitapta aşk ya başka karakterler arasında yada bunlardan sadece birisinin hikâyesi oluyor.
    Ancak bu genç kadın ile erkek arasında fiziksel bir aşk olmamasına rağmen ilginç bir bağ ve sevgi ve yakınlık oluyor . Kardeşimin Hikâyesi, Huzursuzluk, Engereğin gözü ve Serenad kitabında da böyle iki kahraman var.
    Ben Zülfü Livaneli kalemini çok keyif alarak okuyorum, bu kitabı da onun dünya görüşünü gerçekten etkiliyici ve dolu dolu hissettiriyor.
  • Erik ağacı
    Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın...
    Kitabı okurken bir yandan Yahudilerin Filistin'de yaptıkları zulümler aklıma geldikçe Nazilerin uyguladığı zulümlere karşı ağlamamak için kendimle savaştım ama başaramadım ben insanım etimle kemigimle ruhumla insanım ve ağladım ağladım savaşa yapılan soykırıma çocuklara yaşlılara ve insanlığa...
    Alman nazi zulmünü okurken,kendi atalarım aklıma geldi ve bu büyük milletin bir ferdi olduğum için gurur duydum.Fatih sultan Mehmet'in İstanbul'u fethettikten sonraki sözleri kulaklarımda çınladı;
    Savaş sonunda fatih, beyaz atına binmiş, ordusunun önünde, yanında hocaları bulunduğu halde istanbul’a ilk defa girerken, şehir halkı heyecanla türk ordusunu karşılamaktadır. fatih, şehre girince doğruca ayasofya’nın önüne gelir. burada büyük rütbeli papazlar, kesisler ve halk padişahın atının ayaklarına ağlayarak kapanırlar. o zamanlarda bir hükümdar, bir şehri zapdettiği zaman yağma ederdi. bizanslılar da bunu bekliyorlardı fakat büyük türk sultanı bu yerlerde sürünen bizanslılara şu şahane sözleri söylemiştir: ‘kalkınız ve müsterih olunuz. ben sultan mehmed; hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız. kimsenin malı yağma edilmeyecektir. kimseye zulüm yapılmayacaktır. hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.’ bu şahane müsamaha rumları şaşırttı. bu ne büyük kumandandı! İşte biz bu büyük atalarımızın torunlarıyız.gelelim kitap konusuna;Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın...
    Büyükannemin söylediği en güzel sözdü bu. Çünkü kökün ne kadar güçlü olursa vereceğin meyve de o kadar güzel olur. Ancak benim meyve verecek dallarımı daha on yedi yaşındayken kırdılar. Dün ile bugün arasında öyle çok fark var ki... Isaac ile erik ağaçlarının arasında koşturup, birlikte büyüdüğümüz küçük Alman köyüne rüzgârlı tepeden baktığımız günler çok mu geride kaldı şimdi?
    1938 yılının sonbaharı, neden savaşı beraberinde getirdi ki? Sürekli kulağımda yankılanan bomba ve siren seslerini kim silecek? Ailem ve ben sığınağa tam vaktinde gidebilecek miyiz düşüncesinden ne zaman kurtulacağım peki?
    Neyi özlüyorum biliyor musunuz? Isaac ile birlikte yumuşacık ekmek üzerine sürüp yediğimiz erik reçelinin tadını. O erik reçeli benim çocukluğum, hayallerim ve umutlarımdı. Ah Isaac... İnançlarımız yüzünden bu savaş bizi ayırsa da kalbimdeki seni nasıl alacaklar? Ben, Christine Bölz, her neredeysen orada senin yanındayım. Seni seviyorum, sevgilim ve senden hiç vazgeçmeyeceğim. Hem aşk için kimler neleri feda etmedi ki...
    Ardımda Kalanlar ile gönülleri fetheden Ellen Marie Wiseman, bu kez Erik Ağacı ile okuyucularıyla buluşuyor. Annesinin hayatına dayanan hikâye cesareti, kurtuluşu, kalp kırıklıklarını ve aşkla uyanan umudu müthiş bir gerçeklikle anlatıyor.
    Eğer kendi atalarımıza ve tarihimize hayranlığınızı tazelemek isterseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim.İyi okumalar...
    Ellen Marıe Wıseman
    Erik ağacı
    Akadya yayınları
    Çeviri:Dilek Paradan