son zamanlarda çıkan en iyi distopik kitaplardan biri. Hem karakter yazımı açısından hem world building açısından katmanlı bir kitap, yazım dili de çok güzeldi
atlas serisi benim için çok özel bir seri çünkü karakterler üzerinden giden bir seri olduğu için her karakterin yeri çok ayrı… kesinlikle serinin kitabı en iyi kitaptı ve ikinci kitap güzel olsa da stand alone olması böyle bir finaldense daha mutlu ederdi
Piranesi hakkında diyebileceğim tek şey daha önce okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor oluşu. Büyülü gerçekçiliğin en üst seviyesi. Yazımı o kadar güzel ki okurken kitapta anlatılan dünyanın yavaş yavaş etrafımda kurulmaya başlayıp beni içine hapsettiğini hissettim
Atlas serisinden sonra blakein complex duygular yazmasına o kadar alışmışım ki bu kitaptaki aşkını doruklarda yaşayan karakterler ,iyi anlamda, garip hissettirdi. Yearner karakterler okumak isteyenler için ideal bir kitap o yüzden ben de çok severek okudum ama bu sondaki kalp kırıklığımı onarmaya yetmedi
“Every time you love, pieces of you break off and get replaced by something you steal from someone else. It seems like it’s the right shape but it’s slightly different every time, so that eventually, very very quietly and over days and days and days, you are transformed into something unrecognizable, and it happens so slowly you don’t even notice, like shedding scales and making new ones.”
Bu kitabın okunmadan tüm yönleriyle anlanması mümkün mü bilmiyorum, o yüzden ne yazarsam yetersiz kalacak. Normalde ana teması aşk olan kitapları okumatan çok zevk almam ama bu kitap duygudan çok iki insanın birbirini zihinlerinin içindelermiş gibi anlamasını anlatıyor. Karakterlerin sanat ve zamanın işleyişini sorgulamalarıyla ilgili yaptıkları konuşmalar bile başlı başına okumak için yeterli bir sebep.