Babası tarafından kendisine gelmesi için birkaç kez tokatlanmıştı çeşitli zamanlarda Sezer. O zamanlar ailesi de bir miktar olgunluk için birkaç kez nişanlanması gerektiğinin farkında değildi tabii.
Sezer'in aklı, içinde gezindiği inşaat kokulu odalarda yaşayacağı güzel şeylerdeydi. 1 hafta sonra, kontrollerini kaybedip bu yeni binayı bir türbeye çevirmişlerdi adeta. Ailelerin yaşlıları ziyaretlerinin sonunda dualarla ayrılıyorlardı oradan. Sevgilisi ölse de en nihayetinde yapabileceği her şeyin en doğrusunu yapmış olmanın abartılmış gururunu gittiği yere kadar yaşatacaktı Sezer. Kızcağız feci ve talihsiz bir şekilde asansör boşluğuna düşüp öldü ve Sezer'in gönül borsasında zirveye oturdu.
Aileler topluca evin temeline bakmaya gittiler. Ne kadar da saçmaydı böyle bir şey; derin bir çukurun etrafında "güzel, güzel" diyerek gezinmek. İçinde demirler ve beton olan bu çukur bir insanı nasıl ve hangi konuda tatmin edebilirdi, Sezer anlayamadı. Lakin aileler neşe sergiliyorlardı. Sadece temeline ve temelin bulunduğu yere bakarak, evin orası olması gerektiğine karar verildi. Lakin bir şekilde ev, en sonunda orasıydı onlar için. Henüz yaşanmaya ve gizli kapaklı mutlu olmaya müsait değildi, lakin Sezer'in hayatı boyunca kadınlara veremediği "gelecekten görüntüyü bu çukur ve demirler veriyordu onlara.