Dini bastırarak yok etmeyi düşünmüş olanların tek başardıkları şey yeniden canlandırmaktır; çünkü din kendi küllerinden doğan en yetkin baskı anlayışıdır. Din cesetlerden beslenir ve kemikleri attığı çukurlarda birbirine karışmış olan yaşayanlarla ölülerin inanç şehitleri mi yoksa hoşgörüsüzlüğünün kurbanları mı olduğunun onun için pek önemi yoktur.
Din, yeryüzündeki hakimiyetini ölüler üzerinde değil, öldürücü yaşam üzerinde inşa etti. Hayatını öte dünyada yaşamak üzere kendi kendine ölmeyi buyuran bu sapmayı bir hakikat olarak yerleştirmeyi başardı. Din, bedeni bir hapishane haline getirdi ve bedenin umutsuzluğunu da bir firar çılgınlığı yaptı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kurumları ne kadar aşağılansa ve küçümsense bile, kurban etmenin, tevekkülün, suçluluk duygusunun, kendinden nefretin, haz korkusunun, günahın, kefaretinin, doğa bozmanın; ve aslında insanın insan olma güçsüzlüğünün, insanın telafisiz aptallığına inancın, semavi bir bankaya ve hissedarlarına verilen açık çekin varlığını sürdürdüğü bu yanıltıcı aşamanın egemen olduğu her yerde din de egemenliğini sürdürür.
İnsanı çalışmaya indirgeyen ve dünyayı yeniden yaratırken kendini de yaratma yönündeki gerçek yazgısını elinden alan bir ekonomi sona erdiğinde din de sona erecektir.
Din, yıkıcılığa ve itaatsizliğe varana dek diz çökmedir. İnsanın insan tarafından yaratılmasını küçümseyen ve engelleyen her tutum, inkâr edilemez bir şekilde dinseldir.
Dinsel pazarın çöküşü, yerini pazar dinine bırakır. Ekonomistler, kredili ve alacaklı bir Tanrı'nın sonuncu tuzu kuru papazlarıdır.
Din, maneviyat adına reddetse de, maddi çıkarları yönetmekten hiç geri kalmaz. Yoksulluk ve merhamet, ölüm ve öte dünya, günah ve günahın satın alınması pazarlarından az kâr sağlamadı.