Hüseyin profil resmi
131 okur puanı
04 Eki 2018 tarihinde katıldı.
  • Elinde Henri Bergson Pdfleri olan arkadalar var mı?
  • Özgür olma istemi ile kendini tanımak arasında ne türden ilişki vardır? Özgür olmayı arzulama feragat etmeyi içerir mi? Bu istem bir amaç halini bünyesinde barındır mi yoksa amacın asli bileşeni midir?

    Özgür olma istemi, içerisinde bir tür eylem barındırır. Eylem, bitfil oluş(ma) potansiyelini barındırır. Eyleme geçen istenç oluş(ma) halinde özgür istenci elde edebilmek için olma haline dönüşme sürecinde sürekli kendini tanımak ile meşgul olur. Toplumsal özgürlük istemi ile tekil veya tikel özgürlük istemi arasında bu türden bir fark vardır zannımca. Zira Kendini tanıma toplumsal ilişkiye bağlıysa da, bu türden bir ilişkiyi de aşacak potansiyeldedir. Özgürlük istemine ulaşma toplumsal olarak daha zorlayicidir. Bireysel özgürlük isteminin politik mi yoksa kendi oluş(ma) sürecinde başat rol oynamakla da olanaklıdır orası biraz muğlaktır. Tüm bunlar bir yana özgür olduğumuzu duyumsamamız için onun Platoncu bilgisine de sahip olmamız gerekir. Bu ne türden bir özgürlük istencidir, diye sorulabilir. Buna karşılık tanıma ve tanımlama süreci ile özgürlük kavramının içini açıp ona içkin olan ile onu oluşturacak olan şeyin ne türden malzemeleri kapsadığını hesap etmek gerekir. Ilginçtir ki, tanım da tanı-mak da birbirine çok yakın kavramlardır. Herhangi bir tanıma ve tanımlama sürecinde vücuda gelen şey, kendine dönüş yolunu aralar. Bu türden bir ilişki kendimizi tanımanın öncelikle tanimlamaktan geçtiğini ve özgür istencin bu amaçsal ilişkinin nihai noktası olduğu belirtir.

    Ikinci olarak ise özgürlük ve feragat etme ilişkisidir. Bu ilişki bir tür muğlaklığı ortadan kaldırmaya yönelik bir ilişkidir. Özgürlük yalnızca istediği biçimde davranma ve olduğu gibi eylemde bulunma yahut onun bilgisine sahip olmadan elde edilen bir sey değildir. Özgürlük istenci tanıma ve olma halinden geciyorduysa, o vakit bunun için feragat etme zorunluluğu da doğar. Kendini tanımak için kendiyle dövüşmeye benzer. Ve bu hiç de metaneti diri tutan bir savaş değildir, çetin bir savaştır, bedel isteyebilir; bedel istemesi politik bir bedel değildir, kendini tanıma sürecinde olacak olana doğru yöneliştir. Bizim bir diğer yanılgımız da özgürlüğü bedelden soyutlanma olarak görme isteğimizdir. Halbuki hiç kimse özgürlüğü kolay biçimiyle elde edemez. Dediğim gibi onun bilgisine de sahip olmak gerekir ki, özgür olunduğunda: " Evet, işte şuan özgürüm ve bunun bilincindeyim" diyebilsin.

    Üçüncü olarak, özgürlüğün bir amaç olabilme halinin mümkün olup olmadığıdır. Gerçekten özgürlük bir gaye olabilir mi? Zannımca buna cevap vermek pek de zor olmamalı. Çünkü özgür istenci talep etmek için öncelikle var olmak gerekir. Bu, bilinç halinden bile öncesini varsayar. Öncelikle var olmak zorunludur. Var olmayan bir özne var olmayı dileyemez yahut da özgür olmayı; asıl başat olan bizim öncelikle var olabilmemizdir. Bu var olma durumumuzun asıl amacımız teşkil etmesinde ilginç bir problem vardır: var olduğunu duyumsayan için amaç vardır, amaç kendi başına bir şey ifade etmez. Amacın bilgisine sahip olmadan tek amacın var olmak olduğunu söylemek ne derece mümkün olabilir? Bu önemli ve açıklığa kavuşturulması gereken bir noktadır.
  • Insanın en büyük cehaletinden biri, cehaleti oluşturan koşulları irdelemeden birilerini cehalet ile yargılamaktır. Yargılamanın kendisi gizli bir cehaletin ifadesidir. Insanlar umursamaz dediginiz anda bu size bir bilgi vermez. Umursamaz olmak bilgi kazandırmaz. Umursamaz olma hallerini oluşturan koşullar irdelendi mi o zaman cehalet alanından uzaklaşmış oluruz. Çünkü birine cahil demek hiç bir şey vermez bize; cahil demek bilgi kazandırmaz iken nasıl birini cahil diye nitelendirebiliriz ki? Bilgiden yoksun olma yargısı asıl cehaletin kendimizde olduğunu tanıtlar. Ikinci olarak cahil nitelendirmesi, cahil diyen öznenin cahil olanı aşağılayıp onu nesne halinde konumlandirip kendini yüceltme arzusudur. Bu da asıl eksikliğin cahil yaftası yapıştıran özneden kaynaklı olduğunu gösterir. Yani kısacası cahil diyen ve bunu irdelemeyen kişi, asıl cehaletini saklamak için bu yaftayı -bilgiden yoksun- kendinden uzaklaştırmak için başkasına karşı kullanır. Buradan çıkarılacak sonuç, irdelenmeyenin, salt bilgisiz yargının cehaletin asıl adı olduğunu ortaya çıkarır. Turkiye'de moda olmuş bir örnek ile hep karşılaşırız. Birincisi Çomar nitelemesi ikincisi çok cahilsin keşke ölsen nitelemesidir. Bu en çok Ilber Oltayli'nin insanları aşağılamak için kullandığı cahil nitelemesinden güç alır. Insanların koşullarını görmezlikten gelmek gerekir ki birilerine bu ithamda bulabilsin. Örneğin okuma fırsatı dahi bulmayan babanızı aşağılamak için çok cahilsin çomar baba, denilmez. (Diyen bazıları çıkacaktır tabi) nedeni yalnızca kan akrabalığı değildir. Asıl nedenlerinden biri, cahil olarak nitelenen kişinin uzaklastirilmasidir. Kendine yakın birine karşı bunu kullanmak istemez. Çünkü o cehalet halini yakınında görmeye tahammül edemez. Kendi aynasından kendisini görmesini düşündürür ona. Bilgisiz yaftalar daima bizim dışımızda uzağımızda olmalıdır ki biz asıl cehaletimiz farkına varmayalım.
  • 141 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Lessing'i okumama vesile olan değerli insanlara teşekkür ederek birkaç şey yazmaya çalışayım. Benim için Alman Edebiyatının yakıcı önemi Heine ve Goethe ile başlar. Hatta diyebilirim ki Heine'yi tanısam aşık olacağım bir kişilik olurdu. Bugüne kadar okuduğum hiç bir dile benzemeyen o genç yakışıklı adamın vesile olmasıyla bugün değerli şahsiyet olan Lessing'i okuyabiliyorum. Kendisi bir kitabında Lessing'ten alıntı yaparken oldukça etkilenmiştim ve sanırım o dönemin etkilenimi bende yaralar oluştursa da halen kapanması imkansız yaraya dönüşmüş olacak ki Lessing'i ve onun dilini unutamıyorum. Heine'nin dilinin ironisinin büyüsünü görmemiş okurlar için aciliyet içerisinde okunması gereken bir deha olduğunu da belirteyim. Şeyleri her ne kadar romantize etmeyi sevmesem de nihayetinde bir tutkuya sahip bir canlıyım.

     Lessing, Alman dilinin gelişimini Fransız yazınına karşı milliyetçi bir refleksif stratejisiyle şekillendirir. Heine'nin yahudi ailede doğması belki bu Alman milliyetçiliğinin proto-tipi için uygun olmaması mirası devretmesine yol açmışsa da, Heine Fransa'ya gidince Fransız yazınından etkilenip eserlerini Fransızca kaleme alır ve Cristian'a yazacağı mektupta Alman diline olan nefretini de dile getirir. Heine daha sentezci bir uyumun peşinde olsa da anladigim kadarıyla Lessing Alman dilini daha önplanda tutmaya çalışmaktadır. Yurt vurgusunu öne çıkarmasını buna yormak mümkün.

    Fransız Devriminin alevlendirdigi Aydınlanma Devrinin zengin içerikler olusturmasinin dışında,  devrimin Thermidor darbesiyle karşı devrime dönüşmesi Napolyon imparatorluğunu karşı devrimle başa geçirmiştir. Nitekim Napolyon yine de geçmişteki geleneksel imparatorluğu bütün olarak sahiplenmez. Prusya'yı işgali sırasında ulusçu ve aydınlanmacı fikirleri oraya taşır. Prusya'yı işgal etmesi Almanlarda milliyetçi bir damarın gediğini oluşturmuştur. Yine de bu işgalin Geist açısından Alman tininin oluşumunda ilerici bir etkide bulunduğunu düşünen düşünürler de yok değildir. Almanyanın o güne kadar yetiştirmiş olduğu en büyük dehaya sahip olan G.F. Hegel, Napolyon'un Prusya'yı işgal etmesini alkışlayarak karşılar. Bazıları buna vatan hainliği gözüyle bakacak olsa da Hegel'in alkışlaması sıradan bir yurttaşın alkışlarının çok çok ötesindedir. O alman tininin tarih Geist'ina dönüşmesinde evrensel bir yan bulduğundan dolayı Napolyon'a alkış tutar: " ATIN UZERINDE TINI GÖRDÜM " demesi de dediklerimi destekler.


    Bilindiği gibi Hegel için tarihin ilerlemesi geistin mutlak bilgiye ulaşması zorunluluğuyla mümkün hale gelir. Geist, bu dünyaya atılmış, yabancılaşmış bir tindir ve bu tinin gelisimi büyük devrimlerin büyük atılımların gelişimiyle paralellik arzeder. O dönemin sanayileşmesinin gerisinde kalmış bir Prusya'nın Ingiltere ve Fransa karşısında geride kalması ve sanayileşme çabasının Prusya'nın bölünmüş feodal yapısının kapalılık taşıması, dışardan bir müdahaleyi zorunlu kılan bir erken gözüyle bakılmıştır. Hegel bu neden dolayısıyla Napolyon'u alkışlar. Müzisyen Beethoven de Napolyon için beste yaptıktan sonra besteyi yırtıp atar. Çünkü artık Napolyon'un devrimci fikirlerinden şüphe duymuştur. Yukarıda anlattıklarım elbette Lessing'ten sonraki dönemlerde cereyan edecektir. Lessing'in etkide bulunacağı bu ruh, diğer Alman düşünürlerini ve edebiyatçılarıni da etkileyecektir. Heine'nin Almanya'da Din ve Felsefenin Gelişimi eserinde bu dilin nasıl geliştiğini mitlerde bile aramaya kalkışır. Lessing için ayrılan kısımlarda da Lessing'in katkılarından dem vurulur.

    Lessing'in döneminde etkili olan asıl olay Aydınlanma Çağıdır. Fransız aristotelesçi dram anlayışına karşı Alman dram anlayışını yerleştirmeye çalışır ve bu eserini de buna göre şekillendirir. Alman'yanin ileriye adım atabilmesi için bu çaba  elzem görülür.

    Tarihsel bazı bilgiler verdikten sonra esere geçersek, bu eserin değerinin konumlandığı yeri görmemiz biraz da olsa mümkün olabilir. Eserde işlenen konu, drama da giren burjuvazinin aile ilişkileridir. Babasını karşısına alan Çağdaş saf bir kadın(Sara)  ve karisi(MARWOOD)ile çocuklarını Sara'ya değişmeyen MELLEFONT. Bu ilişkilerin döngüsel çatışmalarına tanık olurken göze çarpan ilk şey tarihsel bir mirasın yansımasıdır. Örneğin Shakespeare'nin o süslü diliyle de karşılaşabilirsiniz. Lessing'in yaptığı da geçmişten yararlanıp bugün için bir zenginlik yaratmak. Bu yüzden bu türden geleneksel bir geçmişi reddetmez zira onu sahiplenir.


    Lessing'in burjuva dramı olan tiyatro oyunu yeni tipten karakterler sunsa da aristokrat üslubu elden bırakmaz. Doğal olarak bu durum Marx'ın 18 Brumaire eserinin önsözünü akıllara getirir. O ünlü önsözde yeni bir dil öğrenmek için anadili unutmak gerektiği vurgulanır. Nitekim bir Alman için bu bir ölçüde böyleyse bile, Alman tininin berbat koşulları için başkaca bir gerçekliği dile getirir.  Zira bu eserde Ingiliz kültürünün etkisi yadsınamaz. Isim seçimlerinde bile bu net biçimde görülür.

    Tekrar kitaba donersek; Melefont'un aşık olduğu Sara, Aydınlanma döneminin yarattığı rasyonel bir karakterdir. Tutku doludur, tutkulu gözü kara bir âşıktır, sırf bu yüzden babasını terkedip sevdiği adama kaçar ancak bu tutku klasik dram türünün tutkusunu aşmaya yonelik rasyonalize edilmiş bir kişiliktir. Sara, tutkusunun açtığı hataları kavradığı vakit, ölümü bile hoş karşılar. Klasik tragedyadakinden farklı bir tür ile karşı karşıya kalırız. Çünkü karakterimiz bugüne kadar süregelen karakterlerden farklıdır. Acısını dramatize ederek ölmez, ölümü hatalarının sonucu olarak görür. Bu Lessing'in dram türünde yapmış olduğu büyük bir atılımdır. Ki zannımca eserin asıl değeri de buradan anlaşılır. Aydınlanma çağının rasyonel bireyi kendi hatasıyla düşmüş olduğu durumu ergin olmakla ve aklını kullanmakla telafi eder. Bilindiği gibi Kant, Aydınlanma''yi, insanın kendi hatası yüzünden düşmüş olduğu erginlenmeyi kendi aklıyla sağlaması olarak tanımlar. Miss Sara Sampson da bu karakterin tezahürüdür. Eserin ehemmiyeti trajedinin klasik dramının aşılması ve bu aşılmanin bireyi kendi hatasını sahiplenip sonucuna katlanmasından gelir. Yine de dramatize olan ile rasyonel olanın sentezi asıl yeniyi göstermek için erken olduğunu telâkki eder.
  • 141 syf.
    ·1 günde·Beğendi·İnceledi·Puan vermedi
131 okur puanı
04 Eki 2018 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 548 kitap

  • Miss Sara Sampson
  • Modern İnsanın Yabancılaşması
  • Malte Laurids Brigge'nin Notları
  • Şairler Prensi Mallarme
  • Deliliğin Arifesinde
  • İlluminations - Cehennemde Bir Mevsim
  • Aşka Övgü
  • Minos-Epinomis
  • Gerçek Mutluluğun Metafiziği
  • Auschwitz'den Artakalanlar:Tanık ve Arşiv

Kütüphanesindekiler 82 kitap

  • Şarkılar
  • Şairler Prensi Mallarme
  • Kötülük Çiçekleri
  • Militarist Modernleşme
  • Don Juan
  • Somutun Diyalektiği
  • Parıltılar
  • Hermeneutik Komünizm
  • Monadoloji
  • Öykü Sandığı

Beğendiği kitaplar 122 kitap

  • Miss Sara Sampson
  • Malte Laurids Brigge'nin Notları
  • Şairler Prensi Mallarme
  • Kötülük Çiçekleri
  • Gerçek Mutluluğun Metafiziği
  • Paris Sıkıntısı
  • Kötülük Çiçekleri
  • Aşka Övgü
  • Lakhes
  • Don Quijote

Beğendiği yazarlar 123 kitap

  • Orhan Koçak
  • Stephane Mallarme
  • Karel Kosik
  • Lord Byron
  • İsmail Yerguz
  • Mark Neocleous
  • Marshall Berman
  • İsmet Birkan
  • Denis Diderot
  • Jacques Lacan