• Atalarımızın bir sözü vardır "iki kere düşün bir kere konuş" diye. Edward de Bono atalarımıza ekleme yaparak 6 bakış açısıyla düşünebilmenin karar verme ve kimi analizlerde pozitif etkiler yarattığını görmüş ve bunu toplumla paylaşma yoluna gitmiştir. Kitap içerisinde size bir düşünce yolu öğretilmeye çalışılmaktadır, en önemli nokta farklı şekillerde ve farklı ruh halleriyle düşünebilmektir. Yazarın ortaya attığı sisteme göre beyaz şapkayı taktığınızda olaya tarafsız ve objektif açıdan bakmaya çalışır olay hakkında nesnellikleri ortaya koyarsınız. Kırmızı şapkayı taktığınızda durumla alakalı öznellikleri belirtir duygusal bakış açısı bakımından değerlendirmeye çalışırsınız. Sarı şapkada o işin avantajları siyah şapkada o işin dezavantajları ön plana çıkarılır. Yeşil şapkada olaya yeni yaklaşımlar eklenmeye çalışılırken mavi şapkada da olayların tekliğindense geneline yani büyük resime bakılmaya çalışılır. İşte tüm bu düşünce sistemi bizlerin daha sağlıklı kararlar alabilmesi için ortaya atılmış bir metod. Okumanız, yararlanmanız ve hayatınızda kullanabilmeniz dileklerimle.
  • Yolumuzun kesiştiği insanlar, her halükarda örneğimiz, sınavımız, ibretimiz ya da nasibimiz bizim için. Bazen çok yakından tanımak bir insanı hayal kırıklığı yaşatsa da , yanında ; kendim olabildiğim, kendimle yüzleşmekten, kendime çeki düzen vermekten mutlu olduğum,varlığından gurur duyduğum dostlarım için Rabbime şükrediyorum.

    Ben hiç gülmem polis teyze, vallahi çekilen fotoğraflarımda bile en son altı yaşında annem ve babam ile birlikte olanında gülümsemişim. Sonrakilerde ise yüzüm o kadar asık ki . 6 ya da 7 yaşındaydım annemi kaybettiğimde. O zamanlar nedendir bilinmez korkum hat safhadaydı. Aslında nedeni açıktı, o kadar küçük yaşta annesiz kalınca gülmekten, dünyadan her şeyden korkar olmuştum.
    Hani çalışkan olunca denir ya ilkokulun en inek çocuklarından biriydim. Bir gün okuldan eve geldim, kapıyı açan babam gel seni annenle tanıştıracağım dedi. İyi de benim annem öldü sonra herkesin bir tane annesi olur baba dedim. Doğru değil mi polis teyze senin de bir tane annen yok mu? Babam iyiydi iyi bir adamdı ya da ben öyle sanıyordum. Tanıştım babamın yeni karısı bana ise anne olacak olanla..
    Günler haftaları haftalar ayları kovaladı derken bir gün okulda hastalanıp kustuğum için eve erken gönderildim. Babamın karısı ne olduğunu sormak yerine üstüm başım batık diye ağzımı burnumu kırmayı tercih etti. Gerçekten kırıldı burnum. Ambulans gelene kadar da babama söyleyeceğim yalanları öğretti bana. Arkadaşlarım ile oynarken düştüğümü, çukura yuvarlandığımı afili bir şekilde anlatmayı kelime kelime ezberletti. Sonra o zamanlar alçılı burnumla ne kadar çok kustuğumu yemek yiyemediğim için nasıl da zayıfladığımı hiç unutmadım, büyükler sanıyor ki çocuktur unutur. Asla, çocuklar hiç bir şeyleri unutmazlar kolay, kolay; Geçmişi, yaşadıklarını her şeyi, her anı kaydeder ve asla unutamazlar sadece ben gülmeyi unuttum polis teyze. Şimdi 12 yaşındayım ama artık unutmak istiyorum, dayak yememek, kusmamak gülmek istiyorum..
    Çocukların maruz kaldıkları şiddet, bağımlılıklar aklınıza gelen her türlü destek için okullarda görevli rehberlik hocaları ile sürekli iletişim halindeyiz ve dün öğleden sonra rehberlik hocasının elinden tutarak müracaata getirdiği kız çocuğu bunları anlatan..
    Merhamet yoksunu zamanında o da kız çocuğu sonra kadın hatta anne olan bir kadının ki neler yapabildiğinin kanıtını görünce dayanamayan ben , birebir yaşayan biçare zavallı çocuğa önce biz sonra da Rabbim Yar ve Yardımcın olacağız korkma dedim.
    Hele ki sen bi çare , yardıma muhtaç, öksüz bir çocuğa bu işkenceleri yapacak kadar alçabildin ki aşağılık İnsan müsvettesi..!!
    ’CENNET ANALARIN AYAKLARI ALTINDADIR’.. derken Peygamberimiz (sav) Anneliğin Haysiyet; Onur ve Şerefinden bahsederken neredeydin, hangi alemde yaşadın da hiç mi duymadın ..??
    Asla şiddet yanlısı biri olmadım, ancak hayatımda bir kaç gündür karşılaştığım olaylardan sonra seni ellerim ile boğmayı çok istedim..
    Doğurmuş olmak elbette yeterli değildir anne olmaya. Bir çocuğa hayatını adamak, yemeden yedirmek, giymeden giydirmek, derdine deva olmak hele de en önemlisi sevgini şefkatini verebilmek de annelik değil midir?
    Allah nasip etmediği için kendi çocukları olmadığı halde, pek çok çocuğu alıp büyüten bir sürü yüreği güzel kadın Anne var bu dünyada ..
    İnsanlık yoksunu, merhametsiz mahlukat, şerefsiz vicdansız Üvey Anne bozuntusu!!!! o gün çıktığın mahkeme sana ne ceza verirse versin O kızcağızın çocukluğunu yaşamasını engelledin, hayatını karartıp tertemiz yüreğine nefret tohumları yerleştirdin ya!!! bu andan sonra ıslah olur musun bilemem Rabbim nasip ettiyse ıslah ol, yoksa da perperişan inşallah..çocuklar hiç bir şeyleri unutmazlar , ben de hiç unutmayacağım seni...

    https://www.youtube.com/watch?v=MvxdqyCzpnI
    Anlaşılır okumalar.
  • Nadia Murad, Ağustos 2014’te Sincar’daki köyleri Koço IŞİD tarafından saldırıya uğradığında bir başka Ezidi kadınla birlikte kaçırılmıştı. Kız kardeşleriyle birlikte alıkonulurken, annesini ve altı erkek kardeşini de kaybetmişti. Kongo’da cinsel şiddete maruz kalanlara yardım eden hekim Denis Mukwege’le birlikte 2018 Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Guardian’ın 6 Ekim 2018’de yayınladığı bu yazı, Virago Yayınevi tarafından basılan “Son Kız: Esaretimin Öyküsü ve IŞİD’e Karşı Mücadelem” isimli otobiyografisinden alınan bir kısımdır. Çeviriyi Okan Yücel yaptı.

    Köle pazarı gece açılıyordu. Aşağı katta, militanların kayıt ve organizasyon yaptıkları yerden gelen gürültüleri duyabiliyorduk. İlk kişi odaya girdiği zaman, bütün kızlar çığlık atmaya başladı. Bir patlama sahnesi gibiydi. Yaralanmışçasına bağırıyorduk, yerlere kusuyorduk, bunların hiçbiri militanları durdurmadı. Odada dolaşıp gözlerini bize dikiyorlardı, bizse çığlık atıyor ve yalvarıyorduk. İlk önce en güzel kızlara yöneldiler. “Kaç yaşındasın?” diye soruyorlardı. Saçlarını ve ağızlarını inceliyorlardı. “Bakireler, değil mi?” diye sordular nöbetçiye. O da kafasını sallayarak sanki ayakkabı pazarlamaya çalışan bir satıcı gibi “Tabii ki” diye cevap verdi. Sonra militanlar istedikleri her yerimize dokunmaya başladılar. Sanki birer hayvanmışız gibi, ellerini göğüslerimizin ve bacaklarımızın üzerinde gezdiriyorlardı.
    Militanlar odada dolaştığı müddetçe büyük bir kaos var gibiydi. Kızları gözden geçiriyorlardı ve Türkmen dilinde veya Arapça sorular soruyorlardı.
    “Sakin olun!” diye bağırdı militanlar bize. “Sessiz olun!” Onların emirleri bizim sesimizin daha yüksek çıkmasından başka bir işe yaramıyordu. Bir militanın beni sürüklemesi kaçınılmaz olsa dahi ben bunu kolay hale getirmemek için her şeyi yapıyordum. Bağırıyordum ve bana doğru elini uzattıkça tokatlayarak kendimi korumaya çalışıyordum. Diğer kızlar da aynılarını yapıyorlardı. Kendilerini, kız kardeşlerinin veya arkadaşlarının önlerine atarak onları da korumaya çalışıyorlardı.
    Ben yerde yatarken bir adam karşımıza dikildi. Salwan adında üst rütbeli bir militandı. Hardan’dan Ezidi bir kızla birlikte gelmişti. Yanında getirdiği kızı, buradan bir başkasıyla değiştirmek istiyordu. “Ayağa kalk!” dedi. Kalkmadığım zaman tekmeledi ve “Sen! Pembe ceketli kız, sana ayağa kalk dedim!” diye bağırdı.
    Gözleri, geniş ve tamamen saçlarla kaplı olduğundan gözükmeyen yüzünün içine çökmüş gibiydi. Adama benzemiyordu, daha çok bir canavarı andırıyordu.

    Hepsi önceden planlıydı

    Kuzey Irak’ta Sincar’a saldırıp oradaki kızları seks kölesi olarak kullanmak açgözlü askerler tarafından savaş meydanında aniden verilmiş bir karar değildi. IŞİD bunların hepsini önceden planlamıştı. Evimize nasıl girebilirlerdi, bir kızı daha çok veya daha az değerli yapan şeyler nelerdi… Bunları Dabiq isimli kuşe kağıda baskı yapan dergilerinde bile tartışmışlardı. Ama IŞİD kendi üyelerinin düşündüğü kadar orijinal bir örgüt değil. Savaşın bir aracı olarak tecavüz tarih boyunca kullanılmıştır. Daha önce Ruanda’daki bir kadınla ortak bir yönüm olabileceğini hiç düşünmemiştim, -bütün bunlardan önce, Ruanda diye bir ülkenin var olduğunu bile bilmiyordum- ve şimdi olabilecek en kötü şekilde tanıdım onları. IŞİD Sincar’a girmeden 16 yıl önceye kadar hiç kimsenin yargılanmadığı savaş suçlarının bir kurbanı olarak…
    Daha aşağı katta bir militan bizim isimlerimizi ve bizi esir alan militanların adlarını bir kitaba yazıyordu. Ben Salwan tarafından esir alındığımı düşünmüştüm, çok güçlü gözüküyordu ve beni kolayca alt etmişti. Onun ne yaptığının veya benim ne kadar direndiğimin hiçbir önemi yoktu, ona karşı savaşamıyordum. Çürümüş yumurta ve kolonya karışımı gibi kokuyordu.
    Yere bakıyordum. Yanımda yürüyen kızın ve militanın ayak bileklerine. Kalabalıkta bir çift erkek sandaleti gördüm, bilekleri çok inceydi, kadın bileği gibi. Ne yapmam gerektiğini hiç düşünmeden kendimi o ayakların önüne attım. Yalvarmaya başladım: “Lütfen beni götür” dedim; “Ne istersen yap, bu devle birlikte gidemem.” Adamın neden bana cevap verdiğini anlamadım; ama bana bir bakış attı ve Selwan’a dönüp şöyle dedi: “O benim!” Salwan tartışmak istemiyordu. Zayıf adam Musul’dan gelen bir yargıçtı. Hiç kimse ona karşı çıkamıyordu. Zayıf adamı masaya kadar takip ettim. “Adın ne?” diye sordu. Yumuşak ama kaba bir ses tonuyla konuşuyordu. “Nadia” dedim. Kayıt alan kişiye döndü. Adam militanı anında tanımış gibi göründü ve bilgilerimizi kaydetmeye başladı. İsimlerimizi yazarken bir yandan da söylüyordu: “Nadia, Hacı Salman.” Beni esir alan adamın ismini söylerken sesinin biraz titrediğini fark ettim, sanki korkmuş gibiydi; o anda büyük bir hata yapıp yapmadığımı merak ettim.
    (Nadia Murad en sonunda IŞİD esaretinden kurtuldu. Irak’tan kaçırıldı ve 2015 başlarında Almanya’ya mülteci olarak gitti. Aynı yılın sonlarında insan ticareti farkındalığını artırmak için kampanyalar yürütmeye başladı.)

    Bu hikâyeleri anlatmak hiçbir zaman kolay olmaz

    Kasım 2015’te, IŞİD’in beni Koço’daki evimden kaçırmasından 1 yıl 3 ay sonra Almanya’dan dışarı çıkarak, Birleşmiş Milletler forumunda azınlık haklarıyla ilgili konuşmak için İsviçre’ye gittim. Büyük bir dinleyici kitlesine hikâyemi anlatacağım ilk tecrübem olacaktı. Her şeyi konuşmak istiyordum: IŞİD’den kaçarken öldürülen çocuklar, hâlâ beş parasız dağlarda yaşayan aileler, esaret altında yaşamaya devam eden binlerce kadın ve çocuk; ve erkek kardeşlerimin katliam alanında gördükleri. Ben binlerce Ezidi kurbandan sadece bir tanesiyim. Benim toplumum parçalandı, Irak’ın içinde ve dışında mülteci olarak yaşamaktalar. Koço hâlâ IŞİD işgali altında. Dünyanın, Ezidilerin başına gelenlerle ilgili duyması gereken çok şey var.
    Onlara çok fazla şeyin yapılması gerektiğini söylemek istedim. Liderlerinden onların katliamlarını destekleyen herkese kadar IŞİD’i yargılamak, insanlığa karşı işlenen suçlar ve soykırımlar ile mücadele etmek ve bütün Sincar’ı özgürleştirmek adına, Irak’taki dinî azınlıklar için güvenli bölgeler oluşturulması gerekiyordu. Kalabalığa, Hacı Salman’ı, bana tecavüzlerini ve tanık olduğum bütün tacizleri anlatmak zorundaydım. Dürüst olmak, hayatımda aldığım en zor kararlardan biriydi. Ve aynı zamanda en önemli olanı.
    Konuşmamı okudukça titredim. Olabildiğimce sakin şekilde Koço’nun nasıl ele geçirildiğini ve benim gibi kızların nasıl köle haline getirildiklerini anlattım. Onlara nasıl darp edildiğimi, tecavüze uğradığımı ve en sonunda kaçtığımı anlattım. Onlara öldürülen erkek kardeşlerimden bahsettim. Bu hikâyeleri anlatmak hiçbir zaman kolay olmaz. Konuştuğun her an bütün olanları yeniden yaşarsın. Başka birisine, adamın bana tecavüz ettiği denetim bölgelerini anlatırken veya altında yattığım battaniyeden Salman’ın kırbaçlarını hissederken veya Musul’da yardım ararken kararan gökyüzünü düşünürken bütün bu anlara geri döndüm ve o terör zamanlarını yeniden yaşadım. Diğer Ezidiler de o anları yeniden yaşadılar.
    Dürüstçe ve tamamen gerçek olarak anlattığım hikâyem terörizme karşı sahip olduğum en iyi silah. Ve bütün teröristler yargılanıncaya dek bu silahımı kullanmaya devam edeceğim. Hâlâ çok fazla şeyin yapılması gerekiyor. Dünya liderleri ve özellikle Müslüman din liderleri ayağa kalkmalı ve ezilen insanları korumalı.
    Kendi hayatımın kısa bir parçasını sizinle paylaştım. Hikâyemi anlatmayı bitirdiğim zaman konuşmaya devam ettim. Onlara, konuşma yapmak için yetiştirilen bir insan olmadığımı belirttim, bütün Ezidilerin IŞİD’in soykırım suçundan yargılanmasını istediklerini aktardım ve dünya üzerindeki acı çeken bütün insanları koruyacak gücün onların elinde olduğunu söyledim. Bana tecavüz eden adamın gözlerinin içine bakıp, adaletin geldiğini görmek istediğimi söyledim. Böyle bir hikâyeye sahip olan son kız olmayı her şeyden çok istediğimi söyledim onlara.

    Suna Alan/Nadia Murat
  • HÜSEYİN NİHAL ATSIZ HAYATI
    12 Ocak 1905 - 11 Aralık 1975
    Hüseyin Nihal Atsız Bey'in babası, Gümüşhane ilinin Dorul ilçesinin Midi köyünden 'Çiftçioğulları' ailesine mensup (Deniz Makina Önyüzbaşısı) Hüseyin Ağa´nın oğlu (Deniz Güverte Binbaşı) Mehmet Nail Bey olup; annesi ise, Trabzon'un kadıoğulları ailesinden (Deniz Yarbayı) Osman Fevzi Bey´in kızı fatma Zehra Hanım'dır.

    Atsız'ın babası Mehmet Nail Bey (1877-1944) donanmaya girer ve Deniz Güverte Binbaşılığına kadar terfi eder. 1903 yılındaYüzbaşı iken ilk eşi Fatma Zehra Hanım'la evlenir. Bu evlilikten, 12 Ocak 1905'de Hüseyin Nihal, 1 Mayıs 1910'da Ahmet Necdet (Sancar) ve Aralık 1912'de de Fatma Nezihe (Çiftiçioğlu) olmak üzere üç çocuğu olur.

    Atsız, ilkokula, altı yaşında, Kadıköy'deki Fransız okulunda başlar. Fakat çok geçmeden çıkan bir yangında okulun yanması sonucu aynı semtteki Alman Okulu'na verilir (1911) . Bir süre sonra, Kızıldeniz'de bulunan Malatya ganbotunun süvarisi olan babasının yanına gider. Bu arada Türk-İtalyan savaşı çıkar ve ganbotun İstanbul'un emri ile Süveyş'e sığınması üzerine Atsız'da bir kaç ay Fransız okuluna devam eder.

    İstanbul Sultanisi'nin onuncu sınıfında iken (1922) , imtihanla Askeri Tıbbiye'ye girer. Tıbbiyeden sonra Kabataş Lisesi'nde üç ay kadar yardımcı öğretmenlik yapar. Bilahere Deniz Yolları'nın 'Mahmut Şevket Paşa' adlı vapurunda katip olarak çalışır ve birkaç seferde katılır. Ancak bu işten tatmin olmaz ve 1926 yılında İstanbul Darülfünunu'nun (üniversitesinin) Edebiyat Fakültesinin yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolur.

    Atsız fakülteden mezun olduktan sonra, Hocası Köprülü, Maarif Vekaleti nezdinde Atsız için aracılık eder ve sekiz yıllık mecburi hizmetlerini affettirerek, kendi yanına asistan olarak alır (25 Ocak 1931) .

    15 Mayıs 1931'de 'Atsız Mecmua'yı çıkartmaya başlar. Yazı kadrosuna M. Fuat Köprülü, Zeki Velidi Toğan, Abdulkadir İnan gibi ilim adamlarının da dahil bulunduğu bu 'Türkçü ve Köycü' dergi, Ziya Gökalp'ten sonra Cumhuriyet döneminde Türkçülük çığrını açar. Dergi, 25 Eylül 1932 tarihine kadar 17 sayı çıkar. Atsız, Orhun dergisinin 1 Mart 1944 tarihli 15. sayısında, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun 1944 Şubat'ında Halkevinde verdiği konferansta komünistlerin küstah hareketleri ve sözleri nedeniyle, devrin başkanı Şükrü Saraçoğlu'na hitaben bir 'Açık Mektup' yayınlar. Bir yıl önceki Türkçe sözleri hatırlatılarak 'solculuğun müsamaha ve kayıtsızlıktan faydalanarak sinsi sinsi ilerlediğini' açıklar. Bunu ikinci mektup takip eder. Yurdun her yerinden ilgi gören açık mektuplar, kısa zamanda ülkenin gündemini meşgul etmeye başlar. Bu durumdan tedirgin olan zamanın Milli Eğitim Bakanı tarafından, Atsız'ın Boğaziçi Lisesi'ndeki Edebiyat öğretmenliği görevine 7 Nisan 1944 tarihinde son verir. Dergi kapatılır ve Atsız hakkında dava açılır.

    Atsız İstanbul'da oturduğu için, trenle Ankara'ya gider, garda binlerce genç tarafından karşılaşılır. Birçok genç tutuklanır. Mahkeme, Atsız'ı 4 ay hapis cezasına mahkum ederse de daha önce mahkumiyeti olmadığı ve iyi hali gözetilerek, cezalarının teciline karar verir.

    'Irkçılık-Turancılık' davası, 7 Eylül 1944'den itibaren haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eder, 29 Mart 1945 tarihli duruşmada, Atsız 6,5 yıla arkadaşları da muhtelif cezalara mahkum edilirler. Temyiz üzere Askeri Yargıtay kararı esastan bozar. Atsız, 1,5 yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilir.

    1950-1951 öğrenim yılının başında Haydar Paşa Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine getirilen Atsız, burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da 3 Mayıs'ın kutlamaları için Ankara'da verdiği ilmi bir konferans bahane edilerek öğretmenlikten alındı ve Süleymaniye Kütüphanesindeki eski görevine iade edildi (1952) . Burada 17 yıl çalıştıktan sonra 1969'da emekliye ayrıldı.

    1950-1952 yıllarında yayınlanan haftalık Orhun dergisinin başyazarlığını yaptı. 1962'de kurulan Türkçüler Derneği'nin genel başkanlığını üstlendi. 1964'den vefatına kadar Ötüken dergisini yayınladı. Ötüken'de bölücülük hareketlerine karşı dikkatleri çeken yazıları sebebiyle kendisi 'bölücülük' iddiası ile suçlanarak yargılandı.

    Fikir hareketini yürütmek, Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemeyi, Allah'tan başka kimseden korkmamayı, dünya ile ilgili arzu ve ihtiyaçlara tenezzül etmemeyi gerektirir ki, her zaman saygı ve hayranlıkla andığımız Atsız; baş eğmeyen, diz çökmeyen ve bütün baskılara rağmen susmayan, susturulamayan bir dava adamı olarak, arkasından silinmez izler bırakarak tarihe geçmiştir.

    Nihal Atsız son derece mütevazı imkanlar içinde yaşamasına rağmen, Türk Edebiyatı'nın ve Türk fikir hayatının en değerli eserlerine dev boyutta eserler katmış ve tek başına Türk Milliyetçiliği'nin akademisi haline gelmiştir. 

    Eserleri

    Romanları 
    Dalkavuklar Gecesi, İstanbul 1941 
    Bozkurtların Ölümü, İstanbul 1946 
    Bozkurtlar Diriliyor, İstanbul 1949 
    Deli Kurt, İstanbul 1958 
    Z Vitamini, İstanbul 1959 
    Ruh Adam, İstanbul 1972 

    Öyküleri 
    'Dönüş', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) , Orhun, sayı.10 (1943) 
    'Şehidlerin duası', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931) , Orhun, sayı.12 (1943) 
    'Erkek kız', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) 
    'İki Onbaşı, Galiçiya...1917...', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931) , Çınaraltı, sayı.67 (1942) , Ötüken, sayı.30 (1966) 
    'Her çağın masalı: Boz oğlanla Sarı yılan', Ötüken, sayı.28 (1966) 

    Şiirleri 
    Yolların Sonu, (Bütün şiirlerinin toplandığı kitap) İstanbul 1946 
    Afşın'a Ağıt 
    Aşkınla 
    Ay Yüzlü Güzel Konçuy 
    'Asker kardeşlerime', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.3 (1938) 
    'Ayrılık', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Bahtiyarlık', Kopuz, sayı.10 (1944) 
    'Bugünün gençlerine', Atsız Mecmua, sayı.1 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.1 (1938) 
    'Bugünün gençlerine' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.16 (1932) 
    Davetiye 
    Dosta Sesleniş 
    'Dünden sesler: Yarın türküsü', Orkun, sayı.53 (1951) 
    'Dünden sesler: Koşma', Orkun, sayı.58 (1951) 
    'Dün gece', Orhun, sayı.1 (1933) 
    Eski Bir Sonbahar 
    Gel Buyruğu 
    'Geri gelen mektup', Orkun, sayı.44 (1951) 
    'Harıralar', Çınaraltı, sayı.2 (1941) 
    Kader 
    Kağanlığa Doğru 
    Kahramanların Ölümü 
    Kahramanlık 
    Karanlık 
    Kardeş Kahraman Macarlar 
    Korku 
    'Koşma', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) 
    'Koşma' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.12 (1932) 
    'Kömen', Ötüken, sayı.2 (1964) , Ötüken, sayı.28 (1966) , Ötüken, sayı.95 (1971) 
    'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.79 (1970) 
    'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.82 (1970) 
    'Muallim arkadaşlarıma', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931) 
    Mutlak Seveceksin 
    'Nejdet Sançar'a ağıt', Ötüken, sayı.138 (1973) 
    'O gece', Orhun, sayı.2 (1933) 
    Özleyiş 
    Sarı Zeybek 
    Selam 
    Sona Doğru 
    'Şehit tayyareci Erkânıharp Yüzbaşı Kâmi'nin büyük hatırasına', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931) 
    'Şiir' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.8 (1931) 
    'Şiir' (başlıksız) , Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Topal Asker', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) , Kopuz, sayı.4 (1943) 
    'Toprak-Mazi', Atsız Mecmua, sayı.14 (1932) , Kopuz, sayı.3 (1943) 
    Türk Gençliğine 
    'Türk kızı', Tanrıdağ, sayı.4 (1942) 
    'Türkçülük bayrağı', Ötüken, sayı.119-120 (1973) 
    Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü 
    'Türklerin türküsü', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.2 (1938) 
    Unutma 
    'Varsağı' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.9 (1932) , Atsız Mecmua, sayı.10 (1932) , Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    Yakarış I 
    Yakarış II 
    Yalnızlık 
    'Yarının türküsü', Çınaraltı, sayı.10 (1941) 
    Yaşayan Türkçülere Ağıt 
    'Yolların sonu', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 

    Diğerleri 
    Divan-ı Türk-i Basit, Gramer ve Lugati, Mezuniyet Tezi, Türkiyat Enstitüsü, no. 82, 111 s. (İstanbul, 1930) 
    'Sart Başı'na Cevap, İstanbul, 1933. 
    Çanakkale'ye Yürüyüş, İstanbul, 1933. 
    XVIıncı asır şairlerinden Edirneli Nazmî'nin eseri ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti, İstanbul, 1934. 
    Komünist Don Kişotu Proleter Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa, İstanbul, 1935. 
    Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, I. Bölüm, İstanbul, 1935. 
    XVinci asır tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, İstanbul, 1939. 
    Müneccimbaşı, Şeyh Ahmed Dede Efendi, Hayatı ve Eserleri', İstanbul, 1940. 
    900. Yıl Dönümü (1040-1940) , İstanbul, 1940. 
    İçimizdeki Şeytanlar (Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan eserini eliştirmek için yazılmıştı) , İstanbul, 1940. 
    Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 1940. 
    En Sinsi Tehlike (Faris Erman'in 'En Büyük Tehlike'ye karşılık vermek için yazılmıştı) , İstanbul, 1943. 
    Hesap Böyle Verilir (Reha Oğuz Türkkan'a hitaben yazılmıştı) , İstanbul, 1943. 
    Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir (İ.Süruri Ermete: Üçüncü dereceden harb malûlü piyade subayı imzasıyla yayımlanmılştı) , İstanbul, 1943. 
    'Ahmedî, Dâstân ve tevârîh-i mülûk-i Âl-i Osman', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
    'Şükrüllah, Behcetü't tevârîh', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949. 
    'Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî, Tevârîh-i Âl-i Osman', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
    Türk Ülküsü, İstanbul 1956. 
    Osman (Bayburtlu) , Tevârîh-i Cedîd-i Mir'ât-i Cihân, İstanbul, 1961. 
    Osmanlı Tarihine Ait Takvimler I, İstanbul, 1961. 
    Ordinaryüs'ün Fahiş Yanlışları (Ali Fuat Başgil'e cevap) , İstanbul 1961. 
    Türk Tarihinde Meseleler, Ankara, 1966. 
    Birgili Mehmed Efendi Bibliyografyası, İstanbul, 1966. 
    İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebüssuud Bibliyografyası, İstanbul 1967. 
    Âlî Bibliyografyası, İstanbul, 1968. 
    Âşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul, 1970. 
    Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler I, İstanbul 1971. 
    Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler II, İstanbul 1972. 
    Oruç Beğ Tarihi, İstanbul, 1973. 

    Makaleleri 
    (Ahmed Naci ile birlikte) 'Anadolu'da Türklere ait yer isimleri', Türkiyat Mecmuası, sayı.2 (1928) 
    'Türkler hangi ırktandır? ', Atsız Mecumua, sayı.1 (1931) 
    ''İzmirden Sesler' hakkında', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) 
    ''İzmirden Sesler' hakkında', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931) 
    'Hindenburgun sözleri', Atsız Mecmua, sayı.8 (1931) 
    'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz? ', Atsız Mecmua, sayı.11 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz? ', Atsız Mecmua, sayı.12 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Millî Seciye' buhranı, Atsız Mecmua, sayı.14 (1932) 
    'Türk vatanını peşkiş çekenlere', Atsız Mecmua, sayı.15 (1932) 
    'Sadri Etem Bey'e cevap', Atsız Mecmua, sayı.16 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Askerlik aleyhtarlığı', Astız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Darülfünunun kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi, Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Vâlâ Nurettin Beyden bir sual', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    ('Çiftçi-Oğlu H. Nihâl' imzasıyla) 'Dede Korkut Kitabı hakkında', Azerbaycan Yurt Bilgisi, c.1 (1932) 
    'Kuş bakışı: Orhun', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar I. Türkeli, II. İlk Türkler', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'En eski Türk müverrihi: Bilge Tonyukuk', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'Kuş bakışı: Türk Dili', Orhun, sayı.2 (1933) 
    'Türk tarihi Üzerine Toplamalar III. Yabancıların Türkeline saldırışı, IV.Milâttan önceki 5-4üncü asırlarda Türkelinde doğudan Çinlilerin, Batıdan Yunanlıların saldırışı', Orhun, sayı.2 (1933) 
    'X meselesi', Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Haddini bil! ', Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: V. Milâttan önce 3-2nci asırlarda Türkler arasında dahilî savaşlar', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Ahmet Muhip Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Şarkî Türkistan', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: VI. Kun devletinin dahilî teşkilâtı, VII. Kun (Oğuz) sülâlesi devrinde Türk birliği', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Komünist, Yahudi ve Dalkavuk', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'İkinci Türk Müverrihi: Yulıg Tigin', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Alaylı Âlimler', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref ve Hakimiyeti Milliye muharriri A. Muhip Beylere Açık mektup', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Alaylı âlimlerden Sadri Maksudi Beye bir ders', Orhun sayı.6 (1934) 
    'Cihan Tarihinin en büyük kahramanı: Kür Şad', Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar' Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref Beye İkinci Mektup', Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Gaza topraklarının gazi ve şehit çocukları', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyetinin değerli bir işi', sayı.7 (1934) 
    'Baş makarnacının sırtı kaşınıyor' (Benito Mussolini'ye hitaben yazılmıştı) , Orhun, sayı.7 (1934) 
    'İnkilâp Enstitüsü Dersleri', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Musa'nın Necip (!) evlâtları bilsinler ki:' (Yahudilere kasten yazılmıştı) , Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Tavzih', Orhun, sayı.7 (1934) 
    Yirminci asırda Türk meselesi I. Türk Birliği', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Kanun Ahmet Muhip Efendiyi çarptı', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Moyunçur kağan âbidesi, Orhun, sayı.8 (1934) 
    'İstanbulun Fethi yılına ait bir mezar taşı', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Yirminci asırda Türk meselesi II. Türk Irkı = Türk milleti', Orhun, sayı.9 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerine Toplamalar', Orhun, sayı.9 (1934) 
    '16ncı asır şâirlarinden Edirneli Nazmî ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti', Orhun, sayı.9 (1934) 
    (Nâmık Kemâl hakkındaki fikirleri) , 'Namik Kemal', Millî Türk Talebe Birliği, sayı.3 (1936) 
    On beşinci asıra ait bir türkü, Halk Bilgisi Haberleri, yıl.7, sayı.84 (1938) 
    'Dede Korkut', Yücel, c.VIII, sayı.84 (1939) 
    'Cihan tarihinin en büyük kahramanı: Kürşad', Kopuz, sayı.3 (1939) 
    ('Çiftçi-oğlu' imzasıyla) 'Atalarımızdan kalan eserleri yıkmak vatana ihanettir', Kopuz, sayı.5 (1939) 
    'Türk tarihine bakışımız nasıl olmalıdır? ', Çınaraltı, sayı.1 (1941) 
    'Koca Ragıp Paşa, Haşmet ve Fıtnat hanım arasında şakalar', Çınaraltı, sayı.3 (1941) 
    'Dilimizi Türkçeleştirmek için amelî yollar', Çınaraltı, sayı.5 (1941) 
    'Türk ahlâkı', Çınaraltı, sayı.7 (1941) 
    '10 İlkteşrin 1444 Varna meydan savaşı', Çınaraltı, sayı.15 (1941) 
    'Büyük günler', Çınaraltı, sayı.16 (1941) 
    'İki mühim eser', Çınaraltı, sayı.17 (1941) 
    'En eski zamana ait Türk destanı. Alp Er Tunga Destanı', Çınaraltı, sayı.19 (1941) 
    'Namık Kemal', Çınaraltı, sayı.22 (1942) 
    'Mühim bir dergi', Çınaraltı, sayı.27 (1942) 
    'Millî şuur uyanıklığı', Çınaraltı, sayı.33 (1942) 
    'Türk gençliği nasıl yetişmeli? ', Çınaraltı, sayı.35 (1942) 
    'İran Türkleri', Çınaraltı, sayı.36 (1942) 
    'Dil meselesi', Çınaraltı, sayı.38 (1942) 
    'Rıza Nur', Çınaraltı, sayı.42 (1942) 
    'Yeni bir Selçukname', Çınaraltı, sayı.52 (1942) 
    'Günümüzün baş müverrihi ve büyük bir eseri', Çınaraltı, sayı.58 (1942) 
    'Osmanlı Padişahları', Tanrıdağ, c.1, sayı.10 (1942) 
    'Osmanlı Padişahları II', Tanrıdağ, c.1, sayı.11 (1942) 
    'Yeni eserler: 'Adana fethinin destanı'', Çınaraltı, sayı.82 (1942) 
    'Türk milletinin şeref şehrahı', Kopuz, sayı.1 (1942) 
    'Fatih Sultan Mehmet', Çınaraltı, sayı.88 (1942) 
    'Azizim Tevetoğlu', Kopuz, sayı.7 (1942) 
    'Türk Sazı', Türk Sazı, sayı.1 (1942) 
    'Türkiyenin Millî Futbol Maçları', Türk Sazı, sayı.1 (1942) 
    'Türkçülük', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Türkçülere birinci teklif', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'İki büyük yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942) 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 1', Orhun, sayı.10 (1942) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiye'nin Millî Futbol Maçları', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Büyük bir yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Türkçülere ikinci teklif', Orhun, sayı.11 (1942) 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 2. 1915 Çanakkale savaşlarının bilançosu', Orhun, sayı.11 (1942) 
    'Türkiyenin Millî Atletizm Maçları', Orhun, sayı.11 (1942) 
    'Savaş aleyhtarlığı', Orhun, sayı.12 (1942) 
    'İki şanlı yıl dönümü', Orhun, sayı.12 (1942)
    'Türkçülere üçüncü teklif', Orhun 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 3', Orhun, sayı.12 (1942) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) , 'Türkiyenin Millî Kılıç Maçları', Orhun, sayı.12 (1942) 
    'Şanlı bir yıl dönümü', Orhun, sayı.13 (1944) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiyenin Balkanlararası Millî Güreş Maçları', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türk kızları nasıl yetiştirilmeli', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 4', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türkçülere dördüncü teklif', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türkçülere beçinci teklif', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Yabancı bayraklar altında ölenlere ağıt' (Stalingrad muharebesinde şehit düşen Türk asıllı Kızıl Ordu askerleri için yazılmıştı) , Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Ülküler taarruzîdir', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Varsağı', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye Açık Mektup (20 Şubat 1944 Pazar) ', Orhun, sayı.15 (1944) 
    'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye İkinci Açık Mektup (21 Mart 1944, Maltepe) ', Orhun, sayı.16 (1944) 
    Saracoğlu, 5 Ağustos 1942'de Başvekil seçildiğinde Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir diye konuştuğu için 'Türkçü Başvekil' olarak tanınıyordu.
  • “Artık kırk iki yaşındayım ve altı yıldır hapisteyim, yani 6 yıldır senden uzak. Bunun beni ne kadar değiştirdiğini anlarsın.”
  • Empati......................................................................Dalai Lama’nın da söylediği gibi, ‘’Empati en değerli insan niteliğidir.’ Empati, insanın kendisini başkalarının yerine koyabilmesi, onların gözünden bakabilmesi ve düşünebilmesidir. Bu açıklamanın ardından ilk bakışta olumsuz koşullarda devreye giren bir özellik gibi görünse de yalnızca kötü anlarda değil aynı zamanda başkalarının mutlu olduğu anlarda da aynı duyguları hissedebilmektir. Empati, aynı fikirde olunmasa dahi insanın karşısındakine saygı duyabilmesinin anahtarıdır. Bu nedenle empati nefret ve hoşgörü arasındaki belirleyici faktördür. Empatinin karşı tarafa hissettirdiği ise, fikirlere ortak olunmasa dahi ‘Seni duyuyorum.’ mesajıdır. Bu nedenle ikili ilişkilerde empatinin yeri karşı tarafa hissettirdiği güven duygusu sebebi ile çok büyüktür.

    Empati kurabilme yeteneğine sahip bir insan kendi bedeninde karşısındaki insanın neler hissettiğini hissedebilen insandır. Araştırmalar empati yeteneği yüksek olan bireylerin beyinlerinde ‘Hiperaktif Ayna Nöron Sistemi’ (Hyperactive Mirror Neuron System) adı verilen nöronlara sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır. Bu nöronlar beynimizin şefkatten sorumlu nöronlarıdır. Yüksek empati yeteneğine sahip kişiler bu nöron sistemi sayesinde karşılarındaki kişilerin hissettiklerini anlayabilir, kendilerini o kişilerin yerine koyabilirler.

    Peki, sizin empati yeteneğiniz ne düzeyde? Bunu ölçmek için Judith Orloff M.D.’nin ‘The Empath’s Survival Guide’ kitabındaki küçük bir testi sizlerle paylaşmak istedim. Bu test sayesinde empati yeteneğinizin ne düzeyde olduğunu ölçebilirsiniz.’Aşırı hassas”, utangaç veya içe dönük olarak etiketlendim mi?
    2. Sık sık bunalmış mıyım yoksa endişeli miyim?
    3. Tartışmalar yapmak mı yoksa bağırmak beni hasta mı ediyor?
    4. Sık sık uyumamış gibi hissediyorum muyum?
    5. Kalabalıklar tarafından süzülmekteyim ve kendimi yeniden canlandırmak için yalnız zamana ihtiyacım var mı?
    6. Gürültü, koku veya durmadan konuşanlar tarafından uyarıldım mı?
    7. Kimyasal duyarlılığım var mı yoksa cızırtılı kıyafetlere tahammül edemiyor muyum?
    8. Kendi arabalarımı almayı tercih ediyorsam, ihtiyacım olursa erken gidebilir miyim?
    9. Stresle başa çıkmak için aşırı mıyım?
    10. Yakın ilişkilerle boğulmaktan mı korkuyorum?
    11. Kolayca acıyor muyum?
    12. Kafein veya ilaçlara kuvvetle reaksiyon gösterir miyim?
    13. Düşük ağrı eşiğim var mı?
    14. Sosyal olarak tecrit etme eğiliminde miyim?
    15. Diğer insanların streslerini, duygularını veya semptomlarını mı emerim?
    16. Birden fazla görevden bıktım ve bir seferde bir şey yapmayı tercih ediyorum?
    17. Doğayı kendim doldurur muyum?
    18. Zor insanlarla veya enerji vampirleriyle birlikte olmak için uzun zamana ihtiyacım var mı?
    19. Küçük şehirlerde veya ülkede büyük şehirlerden daha mı iyi hissediyorum?
    20. Büyük buluşmalar yerine bire bir etkileşimleri veya küçük grupları mı tercih ediyorum?
    Sonuçlarınızı hesaplamak için:
    Bire beş soruya evet yanıtı verdiyseniz, en azından kısmen bir empatisiniz demektir.
    Evet, altı ila on soruya yanıt vermek, orta düzeyde empatik eğilimlere sahip olduğunuz anlamına gelir.
    Evet'e on bir ila on beşe yanıt vermek, güçlü empatik eğilimlere sahip olduğunuz anlamına gelir.
    On beşden fazla soruya evet cevabı vermek, tam bir empati kurduğunuz anlamına gelir.bunlarn hiçbirini yapamıyorsaniz................................................... Canı cehenneme rahat uyuyanın
    Kapısını örtenin perdesini çekenin
    Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
    Duvarları ancak çarpınca görenin
    Canı cehenneme başkasının yangınıyla
    Evini ısıtıp yemeğini pişirenin.

    Bahçesine dek gelen alevleri
    Şehrayin sanan aptalın
    Canı cehenneme,camlarında
    Parçalanmış cesetler uçarken
    Bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.
    Mutfakla yatak odası arasında
    Çarşılarla gövdesi bencillik hırsı
    Yılgınlıkla yenilgisi arasında
    Dünyayı tüketenin canı cehenneme.

    Orda dağlar bir mezarlık
    Bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm
    Orda evler oda oda kanarken
    Burda yeşerenin canı cehenneme.

    Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
    Ey zulümle yükselen başarı
    Ölü sayısına endeksli maaş;

    Uzun masallar ardında mağrur
    Boynunda ölüm çanıyla oturan güç
    Senin de senin de canın cehenneme
    Ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
    Kardeşi kardeşe kırdıran siyaset. . .

    Bir gün elbet bir gün elbet
    Örter üstünü bu ağır yanlışın
    Sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
    Bir dal incelik,bir simli gülüş
    Bir kardeş mavi.

    ŞÜKRÜ ERBAŞ