Hayatın insanı sınamak için seçtiği yollar vardır; kimini çocukluk yükleriyle, kimini eksik bırakılmış bir sevdayla sınar. Yaka Paça Aşk, tam da bu iki duygunun iç içe geçtiği bir hikâyenin kapısını aralıyor.
Rıdvan Aklan, okurunu yalnızca bir aşkın değil; büyürken içimizde sakladığımız kırgınlıkların, kardeşlikten öteye geçen bağların ve iyiliğin görünmez yüzünün içine çekiyor. Anlatım o kadar hayatın içinden ki, karakterler bir noktadan sonra birer kurgu değil de tanıdığımız insanlar gibi hissettiriyor.
Bu romanda bir cenazeden başlayan yolculuk, zamanla insanın kendisiyle hesaplaştığı bir iç sese dönüşüyor. Bazen susmanın feryat etmekten daha ağır geldiğini, bazen de affetmenin herkes için aynı kapıyı açmadığını hatırlatıyor. Her karakter, taşıdığı yükü kendi diliyle okura teslim ediyor.
En çok da şu duyguyu bırakıyor:
İyi kalmaya çalışmak, bazen en zorlu savaşmış.
Aklan’ın sade ama içine işleyen anlatımı; dostluk, emek, sadakat ve vefanın günümüz kalabalığında ne kadar kıymetli olduğunu yeniden düşündürüyor. Aşkı merkeze alsa da hikâye yalnızca aşka yaslanmıyor; insan olmanın ağırlığını, hayatın bazen sert ama öğretici yüzünü gösteriyor.
Benim için Yaka Paça Aşk, temposu sakin ama ruhu güçlü bir roman oldu. Her sayfada başka bir yaraya dokunan, başka bir duyguyu uyandıran bir yolculuk… Kitabı kapattıktan sonra bile bazı cümleleri zihinde dolaşmaya devam ediyor.
Duru bir anlatı, gerçekçi karakterler ve içe işleyen bir hikâye arayanlara gönül rahatlığıyla öneririm.