• Elin çek meyl-i dünyadan, eğer âşık isen yâre,
    Muhabbet câmını nûş et, asıl Mansur gibi dâre,
    Misafirsin felek bağında, bendin salma efkâre,
    Düşersen bir belâya, sabır kıl; Mevla verir çâre,

    ‘ Âfâk dergisi - 8, Alvarlı Efe Hazretleri ‘
  • Âşık der inci tenden
    İncinme incitenden
    Kemalde noksan imiş
    İncinen incitenden...

    (Alvarlı Efe M. Lutfî Hz.)
  • Boşluğu dolduran boşluk

    İçinin cümle mesaisini hariçtekinin kusûr-u küsûrunu didiklemeye ayıran kişi, kendinde vehmettiğin o sonsuz kemâlin keyfini ne vakit süreceksin?
    Yan bakanın düz gördüğü nerede görülmüş?
    Birinde bir iyilik gördüğünde belki bunun hayrına senin üstünden bir kötülük düşer. Birinde bir kötülük gördüğünde peki, ne ola bundan kazancın senin?
    Suyun membaındaki neyse, çeşmeden de o akar.
    Bu zamanda “ayar vermek” lafı neden bu kadar dillere pelesenk oldu? Çünkü ayarlar çok kötü kaçtı; herkes aslında kendi hâl-i pür melâlini biliyor!
    Ne buyurur Alvarlı Efe (ks) hazretleri, hele bir kulak verelim: “Hasislikden elin çek, sen cömerd ol kân-ı ihsan ol/ Konuşma câhil-i nâdân ile gel ehl-i irfân ol/ Hakîr ol âlem-i zâhirde, sen mânâda sultan ol/ Karıncanın dahi halin gözet, dehre Süleyman ol!”
    İncitmeyi zevk edinenlerin adam yerine konduğu yerde, incinmeyi göze alıp lisanına gem vurana aşk olsun!
    “Aşk nedir?” diye sordu delikanlı. “Cevaba tek kelime bırakmayan sorudur” dedi beyaz saçlı adam.
    Kendinden o kadar taşıyordu ki, bir gezegende tek başına yaşıyor olsaydı da aşık olacak bir şey bulurdu.
    Şimdi biz giderilemez bir hamlık ve azaltılamaz bir nâdanlıkla yeryüzünde aşık olacak birini arıyoruz. Oysa bulanlar, erenlerin söylediği gibi 'aşk'ı arayanlardı.
    “Aşk odu evvel düşer ma'şuka andan âşıka/ Şem'i gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi” buyurmuş Sunullah Gaybî (ks) hazretleri, dikkat isterim. Hadi hem anlamayıp hem de zahmetten kaçmaya meyyal olanlar için günün diline de çevireyim acizâne: “Aşk ateşi sevilenin gönlüne sevenden önce düşer/ Muma bir bak, kendi yanmadan yandırdı mı hiç pervaneyi?”
    İronik olan ne, biliyor musunuz? Eskilerin aşk için yanmaya koşana verdikleri ismi, biz sıcakta bizi serinletsin diye icat ettiğimiz zımbırtıya vermişiz! Zararı da herhalde sadece boyun tutulmasından ibaret değil!
    Kendimizle aramızı o kadar bozmuşuz ki, sanki biz ne tarafa geçsek doğru hep öbür tarafta kalıyor.
    “Bu işin doğrusu ne?” diye sordu kalabalığın içinden biri. “Bu ne kadar eski bir soru?” diye kendi kendine mırıldandı bir süre o koca kalabalık.
    Cebindeki bütün parayı bilmemne derisinden mâmûl havalı bir cüzdana verip, sonra o cüzdanın içine koyacak hiç parası kalmayan bir şaşkın gibi değiliz de neyiz?
    “Bugün zât-ı âlînizi fevkâlâde güzel gördüm” dedi biri. “Bugün zât-ı âlîniz ne güzel gördünüz” dedi diğeri. Kim bilir hangi âsûde vakti gösteriyordu saat...
    İki gözünü açıp da dünyaya bir kere nazar etmediği halde, güzelin ne olduğunu nice gözü açıktan iyi bilen insanlar da var.
    “Sıfırla sıfırı toplayıp duruyorsun a gafil” dedi meczup, “hesabı bilene bırak!”
    Gökhan Özcan
  • "Gülzar-ı Cemal-i Cihanı eyle temaşa,
    Bir güle gönül ver ki, o Gül solmaya haşa...''
  • Kör olmuş dideler kalpler tutulmuş
    Derya-yı şehvete nefis atılmış
    İman İslam bu dünyaya satılmış
    Acep Allah bizi kabul eder mi

    Mevla nâsır ola ehl-i imane
    Kendi idhal ede dâr-ı cinane
    Lutfuyâ sen bir bak devr-i zamane
    Acep Allah bizi kabul eder mi

    Alvarlı Efe Hz.
  • Bir gün olur perdeyi yâr kaldırır
    seyr-i cemal ile seni güldürür

    birgün olur nazlı nezaket yapar
    birgün olur cam-ı meyi doldurur

    birgün olur kahr u sitem cevr eder
    birgün olur yâr hareme aldırır

    birgün olur katline ferman eder
    birgün olur la’li ile kandırır

    birgün olur darb ile uryan eder
    birgün olur buseden usandırır

    birgün olur kuyine koymaz seni
    birgün olur naz ile uyandırır

    birgün olur dare çeker bend eder
    birgün olur lütfuna dayandırır

    birgün olur serzeniş eyler sana
    birgün olur buyine boyandırır

    birgün olur cahe atar lutfi’yi
    sonra mısır şahlığına aldırır

    Okuduğunuz münacat Alvarlı Muhammed Lutfi Efendi’ye (Allah sırrını kutsasın) ait.

    Erzurum’un mümbit topraklarının en güzel şakıyan bülbülüne yani…

    Güle meftuniyeti yüreğinde korku ve ümide ram etmiş bir güzel âşığa…

    Bir ömrü, o ömrü verene adamış bir yürek insanının dudaklarından dökülmüş dizeler bunlar.

    Münacat dedim Alvarlı Efe’den okuduklarımıza çünkü yazdıklarını bu adla anmak; kaside, gazel ya da başka bir şey demekten daha lezzetli geldi bana.

    Sözlükte “gizlice konuşmak, fısıldaşmak” anlamına gelen münacat, tasavvufta, kulun yüce Mevlâsına yalvarması (dua), yakarması (niyaz), dileklerini O’na arz etmesi, O’nu övmesi ve bağlılığını bildirmesi demektir. Ayrıca Cenab-ı Hakk’ın af ve mağfiretini dilemeyi konu alan şiir ve düz yazılara da münacat denir.

    Öyleyse bu arifin söylediklerine de ancak münacat denir.

    Mananın içine girmemek için cesedinde dolaşan hak yiyicilere dönmeden, iki kelam etmekte acele gerektiği aşikâr oldu, lakin can çok şey söylemek istese de yürek candan geleni kelama dökmeye ne hazin ki yetmiyor.

    Yettiği kadar öyleyse… affeyleye bizi Alvarlı gönül eri…

    Bir gün olur perdeyi yâr kaldırır

    İçinde; hasreti, umudu, ümitsizliği, çaresizliği, çareyi, beklemeyi, aşkı, hayatı, ölümü ve bütün insanlık hallerini barındıran bir dize istiyorum diyenler için yazılmış, haksızlık etmeyelim yürekten damıtılmış bir anıt söz.

    İhtimaldir ki, ikinci dizeye bizi göndermeyecek bir mıknatısla karşı karşıyayız.

    İnsan bütün hayatını ya insan-ı kâmil ya da esfel-i safilin olmak için yaşar.

    Bunun; arası, ortası, idare ederi yoktur.

    Elbette hedeflediğine ulaşamayabilir…

    İnsan-ı kamil seyr-ü  süluk’unun hitamına ermeden vadesi dolabilir…

    Ya da aşağıların aşağısı olma yolunda mesafeler kat ederken kendisinden daha aşağılık olanları geçmeye zamanı, imkânı yetmeyebilir.

    Ama insan bir yol tutar ve bu mümkün değildir ki, biraz kâmil biraz aşağılık cihetinden olsun.

    Alvarlı Efe (Allah onu sevdikleri arasına dâhil etsin) bir erdem yolculuğunun nihai hedefini ilk mısrada fısıldıyor kulaklarımıza.

    birgün olur perdeyi yâr kaldırır

    Zaten kaldırırsa artık şeb-i arusun, şenliğin, eğlencenin, sonsuz saadetin, bitimsiz ve kedersiz mutluluğun kapıları hiç kapanmamak üzere açılmış demektir.

    Kul olanın; Padişahın yolunu gözlemesinden, ihsanlarını ummasından ve hep onun tabiri caizse gözlerinin içine bakmasından daha normal ne olabilir?

    Ancak padişah ki, o padişah sadece yedi cihanın, dört iklimin değil, bildiğimiz bilmediğimiz bütün âlemlerin ve her şeyin muktediri olan bir Sahip’se, elbette onun ihsanına mazhar olmak da kolay olmaz.

    Çok imtihanlar, çok sualler ve çok merhaleler gerekir, ol Padişah’ın dostluğuna kabul olunmak için…

    Üstelik sizin onun dostu sayılmanızın ihsanına muhatap olmanızdan başka bir gerekçesi de yoksa…

    Yani ihtiyaçsız olana muhtaç halinizle sevimli görünebilmenizin tek yolu, ona bağlılık ve sadakatte eşsiz bir samimiyete sahip olmanızdır.

    O zaman yâr perdeyi aralar diye umulmaz da ne eylenir!

    Alvarlı Efe, ihsanların, müjdelerin, gönül ferahlıklarının, sınamalarla, cilvelerle eriştiğinden bahsediyor.

    Kaldı ki, gecenin ıstırabını çekmeden günün ferahlığını anlayabilmek de kabil değildir.

    birgün olur kahr u sitem cevr eder
    birgün olur yar hareme aldırır

    O gün olup en saklısında gözdeleri arasından bulunmak için kahr u sitemin her türlüsüne ikram gibi bakmaya değmez mi?

    Değer elbette, bir ömür cefanın üzerine bin ömür sıkıntı daha yaşamaya da elbette değer.

    Okuduğumuz Alvarlı Efe’nin münacatıydı…

    Peki, siz ne fısıldıyorsunuz Padişah’ınıza…

    O’na (cc) layık olmanın hangi kahırlarını gül eyleyip başınızın üzerinde taşıyorsunuz…

    Siz hangi yol üzerinde hayatınızı sırlıyorsunuz?
  • Ehl-i irfânım deyü, her yerde bendin atma meydâna, 
    El elden belki üstündür, ne lâzım; uyma şeytâna,
    Yakın olmak dilersen Hazret-i Hallâk-ı Ekvâna, 
    Cihanda tatlı dilli olması lâzımdır insâna,

    Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme! 
    Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!

    Alvarlı M. Lutfî Efendi~