"Zezé, ağlıyorsun..."
"Geçer. Nasılsa ben, senin gibi bir kral değilim. İşe yaramazın tekiyim. Çok kötü bir çocuğum, evet; çok kötu bir çocuk... Başka bir şey değil"
Zaten , bir felakete sükün ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpalananların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir.
Uzaklardan sesin aldım;
Çevreni derede buldum;
Nereye gittiğin bildim,
Hasanım arkandan geldim.
Sarı kâhküllü, dal boylum;
Saz benizli, ayva tüylüm;
Tatlı sözlü, melek huylum,
Hasanım ardından geldim.
Köyden, obadan koğulan,
Duru sularda boğulan,
Toz köpük olup dağılan
Hasanım ardından geldim.
Sarp dağlara getirdiğim,
Kavuşmadan yitirdiğim,
Ak kefensiz yatırdığım
Hasanım ardından geldim.
Emine'yi yaslı eden,
Kerem olup Asli eden,
Dağı taşı sesli eden
Hasanım ardından geldim.