Zafer ütüklerli, bir alıntı ekledi.
13 dk.

"Kadınlar,ama sahiden seven kadınlar,erkeğin güçlü olmasıyla ilgilenmezler.Seni severler,çünkü yüreklerinde bir yere dokunmuşsundur"

Kırlangıç Çığlığı, Ahmet Ümit (Sayfa 203)Kırlangıç Çığlığı, Ahmet Ümit (Sayfa 203)
Melike, Ağrıdağı Efsanesi'ni inceledi.
 14 dk. · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Ülkemizin dört bir yanı efsanelerle dolu. Nereye gidersek gidelim önümüze pıt diye biri çıkıp şunun hikayesini anlatmamı ister misiniz deyiverir. Birisi bize bir adamın kayaya dönüşünü, kuş olup nasıl uçtuğunu, yerin yarılıp koca koca köyleri nasıl yuttuğunu anlattığında ayrı bir anlam yüklüyoruz, kıymet veriyoruz oralara. Çünkü öyküsü olan şeyleri seviyoruz.

Anadolu böylesi söylenceleri bağrında taşırken elbet biri o bağırdan kopup gelecekti. Öyle de oldu. Yaşar Kemal doğdu. Anadolu'yu karış karış bilen adam.

Derdi var onun, bir amacı. Derdini de öyle bir anlatır ki gitmesek de görmesek de o dert bizim derdimiz olur. Çünkü yazmak için yazmaz zaten öyleleri de ondan nasibini almıştır. Yaşar Kemal halk adamıdır. Yüksek kesim için yazılmış övgüler bekleyemezsin. Yalnızca gözlem de yapmaz. Yaşantıya dahil olur. Yaşar da yazar.

İlk sayfaya adımımızı atar atmaz bir at karşılar bizi. Kır at. Bir saray atı. Gelip Ahmet'in kapısına konmuştur. At önemlidir. Bunu Dede Korkut'tan bu yana biliriz. Çok öykünün/romanın konusu olmuştur. At güçtür, murattır. Başı bağlı bir özgür ruhtur. Bilmediği bir kapıya neden gelmiştir. Neden durur, neden gitmez?

Bu at hikayeyi şekillendirir. Allah'ın hakkı üçtür. At üç kez bırakılır ve üç kez geri gelir. At kaderdir. Dönüşü olmaz. Atın sahibi artık Ahmet'tir.

Ahmet, Gülbahar, aşkın şahidi Ağrı Dağı, aşkın habercisi bir kır at ve ördü kader ağlarını...

İmkansızı dilemek. Kadere karşı koyabilir mi insan? Karşılaşmaları kader, kavuşamayacaklarını bilmeleri kader, atın Ahmet'i bulması kader. Yeni bir umut kader, derken karanlıklar yine kader. İmkan imkansızlık hep kader.

Adı üstünde efsane bu, aşksız olur mu? Aşkı da seviyoruz ya zaten. Dört yanımız sevenler, sevip de kavuşamayanlar, kavuşup da yaşayamayanlarla dolu. Hikaye bir aşk hikayesiyse değme gitsin. Dünyayı aşk kurtaracak azizim!!

Gayesi aşk mı peki yazarın? İki kişi bulup sevdireyim şunları, sonuna da beklenmeyen bir gelişme, bitti gitti mi?

Yaşar Kemal bu. Aşkın altına işlemiş derdini. Bu aşk bir başkaldırı, töreye, imkansıza, olmazlara başkaldırı. Gücü elinde tutana, işine gelince töre bozana, işine gelince kural bu deyip baş vurana bir başkaldırı. Haksızlığa, ötekileştirmeye başkaldırı.

Töreyi bozmak istiyor o. Değişsin dünyanın çarkı, olmaz ne varsa olsun bitsin. Bir gün olacak, umut var o. Değişecek her şey. O zamana kadar bir dağ titremiş, bir kuşun kanadı som maviye düşmüş ne çıkar. Düzelecekse yıkılsın dağlar, yem olalım kurda kuşa ama illaki bozulsun insana insanca değer vermeyen kulun kula kul olduğu bu düzensiz düzen.

Amaç yeşil bir dal, beyaz bir kanat, mavi bir gökyüzü. Elbet dünyayı aşk kurtaracak!!

Bunu okuyup Ağrı'ya çıkmak var, Küp gölünde som maviyi görmek, Ağrı'nın başı dumanlı heybetiyle titremek var...
Dedirtir :)

Keyifle okuyun :)

( Bir yıl önce gördüm başı dumanlı Ağrı dağını. Dağ heyetini gizlemeye çalışırken bir camii etrafına toplanmış üç beş haneden oluşan bir köy de ilk gördüklerimden. Köyü sevdim (ismini hatırlayamasam da). Kitabı okurken de bu köy canlandı gözümde. https://www.instagram.com/p/BjJ-NXEgb60/ :) )

Whats in my library?, Modernleşen Türkiye'nin Tarihi'yi inceledi.
18 dk. · Kitabı okudu · 22 günde · 7/10 puan

Kitap önceleri ders kitabımdı tabi o zaman mecburiyet olunca okumak zor gelmişti. Yılar sonra tekrar, bu sefer meraktan aldım elime. Kapsamlı bir kitap bence çoğu olaya değinilmiş. Ama okurken Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamıyla ilgili hiçbir şeyin yazmaması beni şaşırtmıştı. Bazı olaylarda emin olamadım kitabın tarafsızlığından, bazılarında da olayı bilmiyordum şüphe duydum. Bu yüzden yazarın kaynaklarını ve benzer kitapları gözden geçireceğim daha ayrıntısını öğrenmek için. Çerçeve bir kitap isterseniz, bu kitap yeterli olur diye düşünüyorum.

Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
18 dk. · Kitabı okuyor

Varmak düşü yordu insanı. Varmak “bulmak” değildi oysa. Bulmak sancısı, olduğu yerin güzelliklerini bir bir örtmeye başlayınca yanıldığını anlamadı. Durup düşünmeden Adem telaşı ile oradan oraya savrulup durdu. Savrulurken ona verilen her şeyin manasına ya geç kaldı ya da yanından geçip gitti. Telaş sözcüğü erken yer etti gönlünde ve bilmedi ki telaşı öldürecek kalbini. Kalbi ölüce yaşar mı insan? Yaşadı. Kalbini öldürüp öyle yaşamayı, yetişmeyi, telaş etmeyi maharet belledi. Yetişmek, varmak, bulmak ve “en” olmak bu çağın düsturuydu ve zamana uymalıydı. Uymak modern insanın sosyal ödevi olduğundan beri aynı insan içinden çok dışını düşünmeyi, dışıyla var olmayı önemser oldu. Dış dünya istiyorsa doğru, içi istiyorsa yanlıştı. Toplum daima doğruyu yapıyordu. Çünkü toplum kendisinden çoktu. Uymak gerekti. Uydu. Dışlanmak ağır geldi ruhuna ve kalbiyle beraber ruhunu da öldürdü. Artık başkasının kalbi ve başkasının ruhuyla yaşamak onu sıradanlaştırırken o başkaları yanında rahat ediyor dışlanmıyordu. Uymak, istenilen yerde durmak, herkesleşmek acı vermiyor aksine belli muhitlerde yer ediniyordu. Alkışlanmak hoşuna gitti önce. Sonra bir bir manevi dünyasındaki içsel motifleri söküp atmaya diğerleri nasıl emrederse öyle devam etmeye başladı. Yanındakiler de insandı. Ne farkı vardı onun? Neden acı çeksin, karşı çıksın, dik dursun, kalbini önemsesindi ki! Bıraktı. Yoruldu. Yorulmak çekilmek de insaniydi ama beklemedi varmak istedi. Varınca bulacağım, ereceğim ve “en” olacağım sandı. Unuttuğu şey her kalbin robot olamayacağı bir gün olmadık bir yerde ruhunun iflas edeceğiydi...

Ayşe ÜNÜVAR

Edebice Dergisi - Sayı 11, Kolektif (Sayfa 59)Edebice Dergisi - Sayı 11, Kolektif (Sayfa 59)
., bir alıntı ekledi.
 21 dk.

Göklerin, yerin , dağların yüklenmekten çekindikleri sorumluluğu yüklenmiş insan.Eziliyor bunun altında . Ama O ... taşıyabileceğimizden fazlasını da yüklememiş omuzlarımıza..

Umut, Nuri Pakdil (Sayfa 70)Umut, Nuri Pakdil (Sayfa 70)
Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
23 dk. · Kitabı okuyor

‘Yalnızca öğüt verebilmek değil, öğüt alabilmek demek olan ‘tevâsi’ mevzuu ile ilgili Hazreti Ömer’in başından geçen çok güzel bir hadise vardır. Kendisinin Mü’minlerin Emiri olduğu dönemde bir görevi de hutbe vermekti. İnsanlara yapmaları gerekenler hususunda tavsiyelerde bulunup onlara dürüstlüğü hatırlatıyordu. Bir gün gezinti esnasında bir pencereden içeriyi gördü. İçeride içki içen ve sarhoş gibi görünen bir genç vardı. Hazreti Ömer’in celâli hepinizin malumu! Kapıyı yıkıp içeri girdi, genci yakasından kavrayıp şöyle söyledi; ‘Demek benim gözetimim altında iken içiyorsun!?’ Genç ise, ‘Ben bir haram işledim, sen ise üç.’ diye cevap verdi. Hazreti Ömer bu cevap karşısında şaşırıp kalmıştı. ‘Sen neden bahsediyorsun?’ deyince genç; ‘Evvela benim penceremden içeri baktın. Bir Müslümanın mahremiyetine hürmet etmen gerekirdi; içeri bakmamalıydın. İkincisi, benim içki içtiğim zannında bulundun. Bunu bilemezdin. Su veya süt içiyor da olabilirdim. Müslümanlar hakkında zanda bulunmamalıydın. Üçüncüsü, evime benim müsaadem olmadan girdin, bunu da yapmamalıydın. Davet edilmediğin sürece iman eden birinin evine girme. Üç haram fiilde bulundun!’ deyince, Hazreti Ömer özür dileyerek genci serbest bıraktı ve oradan ayrıldı.
Devlet reisiydi, ‘Bak bak, demek senin de ağzın var!’ ‘Gel bakalım benimle, ben sana ne yapacağımı bilirim’ diyebilirdi pekâlâ. Ama hayır. Sadece oradan ayrıldı. Aradan birkaç hafta geçti, Hazreti Ömer mescitte hutbe verdiği sırada aynı genç içeri girdi. Hazreti Ömer hutbeyi bitirince genci yanına çağırıp tenhada ona dedi ki; ‘O vakitten beri hakkında tek bir kötü söz sarf etmedim.’ Genç; ‘Ben de o vakitten beri ağzıma bir yudum içki koymadım.’ diye cevap verdi. İşte tevâsi böyle olur. Her ne kadar liderlik pozisyonunda olsa da dinlemeye istekli. İçmiş bir genç olsa bile, kimseyi görmezden gelmiyor. Alkol kokan bir gencin öğüdünü tutuyor Hazreti Ömer. Onlar tevâsav bi’l hakk ne demek tam manası ile bildiler.’’

Dirilt Kalbini, Nouman Ali Khan (Sayfa 69 - Timaş Yayınları, 2018.)Dirilt Kalbini, Nouman Ali Khan (Sayfa 69 - Timaş Yayınları, 2018.)
Ayşe Yılmaz, Karanlıktaki Kelebek'i inceledi.
29 dk. · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yazardan okuduğum ikinci kitap ve iyi ki okumuşum dedim.
Ana karakterimiz Zoe'nin geçmişte dikkatsizlik sonucu yaptığı bir kaza ve fazlasıyla ödediği bir bedel. Açıkçası o kazada ölenlerin ailelerinden biri olsaydım Zoe'yi affeder miydim bilmiyorum ama sonrasında yaşadıklarını okudukça çok fazla zorluk çektiğini düşünüyorum. Hatta bir kısımda Zoe yaşadıklarını şöyle dile getiriyor: "... başıma gelenlerin beni damgaladığını, o damganın asla silinmeyeceğini, beni normal bir yaşam sürme hakkı bulunmayan birine dönüştürdüğünü ve insanların benimle oyuncak gibi oynayabileceğini anlatıyordu."

Birçok farklı karakterin ağzıyla anlatılıyor. Açıkçası Sam'in kısımlarında sıkıldım yine de onun açısından sonu biraz belirsiz bitti diyebilirim. En sevdiğim kısımlarsa Richard'ın kısımlarıydı. O da hatalar yapmış olsa da pişmanlık duyması ve kitaptaki herkesten daha merhametli olması sevmem için yeterliydi.
Kitapta eksikliğini duyduğum şey ise Chris'in de kendi ağzından bir şeylerin yazılabileceğiydi. Bence önemli bir karakterdi ve ben onunla ilgili de bazı şeyleri bilmek isterdim.
Ama genel olarak kitabı çok çok beğendim ve tavsiye ederim.

Söylenecek Çok Şey Vardı Ama
"Sana sadece şu kadarını söylüyorum"
-" ".
-Bir adım attı ve bir daha arkasına bakmadı.
K.TATAROĞLU

Tuğba Karaca, bir alıntı ekledi.
32 dk.

Seni gerçekten seven, bir yolunu bulur ve sana kalır. Kendinden bile gider; ama sana hep gelir.

Affeder Mi İnsan Çok Severken?, Kaan DoğanAffeder Mi İnsan Çok Severken?, Kaan Doğan

Yürek sovurmu hiç? Üşürmü mesela...buz gibi hissedermi insan? Yönünün unuturmu kalbinin? UNUTUR...!!! Ben unuttum mesela..önce yürümeyi unuttum acılarım hayallerim dügümlerken bogazimda konuşmayı unuttum özlemeyi unuttum sevmeyi unutum sevdiğim şarkıları mesela hissetmeyi unuttum...özlemeyi unuttum...gözyaşlarımı silmeyi unuttum...sırf bu yüzden gecenin sesizligine sakladım onları ama hep inandım buz gibi hissettiğim Yüreğimin bir gün ısınacagına ve sonsuza kadar hiç üşümeyecegine inandım Düşünki sevgili geceyi ay siz ve yıldız sız düşün ...sabahı güneşsizi ve işiksız düşün sen ay ve yıldızı olmayan gecelerimi aydınlattın güneşi ve işigi olmayan sabahlarımı ısıttın yürümeyi ögrettin bana hayal kurmayı ögrettin hayallerine ortak ederken bogazımdaki tüm düğümleri çözüverdin...sen bana kalbimin yönünü gösterdin.. özlemin en güzelini yaşayın hasretin en Yücesini sevginin en anlamlısı ve seninle sevdiğim şarkıları...ne kadar uzak olursan ol sen bana hissetmeyi ögrettin yüreğini yüreğimde hissetmeyi...seninle yaşadığım her anın mutlulugu sardı tüm ruhumu...Bu yüzdendir sana mutlulugum dedigim AŞK işte sevgilim hiç bilmedigim hiç tanımadığım yepyeni bir şey ögrettin...sen bana aşkı ögrettin sevgilim...ve sen sevgili... maruz göruykusuz gözlerimi... seninle uyandıgım sabahları düşerken uyumayı unutmuşum ben...