• Üç satır yazacağım
    Üç satırda sen! …
    Bırak gözlerimi
    Dört yana bakacağım
    Dört yanda sen! …
    Bırak yüreğimi
    Bin kere seveceğim
    Bin kerede sen!

    Seni yüreğimden atabilsem atamıyorum,
    Seni gözlerimden silebilsem silemiyorum
    Sensizlik acısını çekemiyorum,
    Dönersen diye koştum camlara
    Ama yoksun yine yok..

    Keşke yürek acımasa her ayrılıktan sonra,
    kanamasa her ayrılıkta!
    Gözyaşları akmasa ve durabilse insan yüce dağlar gibi.
    Hayatın kahpeliğini anladığı her dem!
    Hiç üzülmese hiç acı çekmese.
    Hiç buğulanmasa gözler, hiç sevmese insan.
    Akmasa gözlerden yaş yerine kan.
    Ama hayat bu! Ne acısız oluyor, ne sevgisiz.
    Ne de kanayan yüreksiz!

    Yüzümde geçmişten kalma anıların yorgunluğu..
    Ve Vakitler dolmuş benden habersiz
    Gitmek gerektiğini bilen bir zihniyeti kabullenemiyor yüreğim…

    Bırak ellerimi
    Üç satır yazacağım
    Üç satırda sen! …
    Bırak gözlerimi
    Dört yana bakacağım
    Dört yanda sen! …
    Bırak yüreğimi
    Bin kere seveceğim
    Bin kerede sen!

    Şu anda hiç bir şey mümkün değil.
    Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzak
    ve her şeyden mahrumum ben.
    Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.

    Inan ki! Kırılmış bir ayna gibi
    Paramparça, kırık dökük aşkımız
    çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü
    Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü
    Büyük aşkımız
  • 384 syf.
    ·732 günde·10/10
    Okuduğum distopik romanlar arasında en etkileyicisi diyebilirim. Kitap Amerika`da kurulan yeni bir sistemle yönetilen ülkeden bahsediyor. Bu ülkede herkes belirli katı kurallar çerçevesinde yaşamak zorunda ve bu kuralların en çok etkilendiği insanlar ise kadınlar. Dünya da çocuk doğum oranları inanılmaz derecede düşük ve toplumlar yok olmaya doğru gidiyor. Bu yüzden kadınlar artık kendi hayatları konusunda karar verme hakkına sahip değil, onlar toplumun ortak mülkiyyeti. İsimleri bile yok. Tabi ki bütün kadınlar böyle değil. Zalim yöneticilere göre bu kadınlar ayrıcalıklı olanlar. Yemek, ev, sağlık ihtiyacı karşılanan bu "şanslı" kadınların tek görevi zengin ailelere çocuk doğurmak. Ama bir kere değil, düzenli olarak. İnsanda femism duygusunu kabartan ve eşitlikçi bir toplumun önemini vurgulayan harika, tek solukta okunacak bir kitap. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
  • 416 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Yazarın ikinci kitabı bu okuduğum. Yazarın anlatım tarzını, yazı dilini beğeniyorum. Leydiler, Dükler, Lordlar, Düşesler benim sevdiklerim....
    Alexandra genç yaşta annesini kaybedince nişanlısından ayrılır. Çünkü iki kız kardeşi ve babasına bakması gerektiğini hisseder.
    Şimdi evde kalmış bir kızdır. Ama iki kız kardeşi de büyümüştür. Babası ise ayyaşın ve kumarbazın teki olduğu için maddi açıdan çok zorlanırlar. Alexandra da geçimlerini sağlayabilmek için terzilik yapmaya başlar. Alexandra'ya 50 li yaşlarında olan bir talip çıkar. Alexandra sırf kız kardeşlerine ve babasına maddi yönden yardım edecek diye evlenmeye düşünür. Bu müstakbel damat sosyetede ki bir davete onları da götürür. Bu davette Dük Stephan ile karşılaşır Ve dük Ona o gece iki kere yardım eder. Ve bu balo Alexandra'nın hayatını değiştirir. Dük Alexandra'nın peşini bırakmaz ama Alexandra'yı ikna etmesi o kadar kolay değildir. İyi okumalar...
  • O anda yer yarılsa büyük bir zevkle, gözünü bile kırpmadan içine girerdi kuşkusuz; ama olan olmuştu bir kere... geri döndürme imkanı yoktu.
  • Bizim memleketteki hürriyet Angola'daki kadar,
    Tefekkür ve zikir zerre miskal.
    Tapınaklara; sinagoglara, camiilere doluşmuş
    Ve hepsi Allah'ın nazarıyla lütuflanmış.

    "İnsan, konuşan hayvandır" diyordu Aristo,
    Eşitlik adalet ve ideler
    Gecenin bu - kasem ederim ki üç kere kara olduğu vakitte-
    Kapkara, yalnızca kara karıncanın dolandığı kara taşın üzerindeki kadar sessiz bir anda,
    Biliyorum kimse tarafından anlaşılmayacak ama
    Hissi kable'l vuku ile zuhur etmiş yıpranmış fikirleri fısıldıyor.

    İhtar olmuş;
    Ameliyle zemmedilmiş
    Ameliyle nehyedilmiş ve ademliğe;
    Firak ile mücazatlandırılmış
    Yalnızlığa medrese-i Yusuf'ta mahkum bir Kürt;
    "Tenêtî karxazelek bû" diyerek dilhun ediyor.
    Bir İngiliz tüm memleket meselelerini bir cümleye sığdırıyor;
    " All animals are equal but some animals are equal than others."

    Bizim memlekette çiçek bile hüzün kokar;
    Bir çiçeğe " gece aydınlatan" ismini veremeyiz de
    "Öksüz otu" deriz.
    "Küstümotu, gelinküstü örneğin.
    Bir hastalığı bir çiçekle güzelleştirmesini de biliriz;
    Çiçek bozuğu yahut gül hastalığı.
    Birini uğurlama çiçeğimiz bile vardır;
    Vargit çiçeği.
    Mezopotamya çiçekleri kırgındır
    Dalları hiç hırpalanmadığı halde.
    Ve insan yalnız insandır;
    İnsan, konuşan hayvan değil.
  • Nasıl başlasam bilemiyorum. Bir film izledim ve içimde yıllar önceden itibaren birikmiş Vincent merakım şimdi an itibaren parmaklarımdan dökülmek için can atıyor.
    Sanıyorum 13-14 yaşlarımdayken sıkı takipçisi olduğum Doctor Who adlı dizide Vincent ve onun hayatıyla tanıştım. Daha öncesinde Yıldızlı Gece Tablosunu görmüş ve fazlasıyla etkilenmiştim. Ancak bir tablonun ardındaki koskoca merak uyandıran hayattan bi haberdim. Neyse Doctor yine geçmişe bir yolculuk yapıyordu yanındaki Amy ile… Ve Vincent’ın yaşadığı yere ve onun yaşadığı döneme gidiyorlardı.


    (İzlemek isteyenler için şuraya iliştireyim. https://dizipub.co/...sezon-10-bolum-izle/ )
    Bu bölüm beni çok etkilemişti ve Vincent’a aşık olmuştum. Sonra tablolarına baktım. Her resmi içimde tarifi zor bir şey uyandırıyordu, hala da o şeyi tarif edemiyorum…

    Vincent sanatının insanları etkilemesini istiyordu etkilemesini ve “ne kadar derin” demelerini. Resim yapmaya başladığından ölümüne kadar geçen 8 yılda tam 800 tablo yapmış ve o yaşarken sadece bir tanesi sadece BİR TANESİ satılmış. Bir insan takdir edilmek ister yaptığı işin değerli olduğunu hisseder ve bu yüzden çalışır. Yaptığı şey için takdir topladığında motive olur daha canlı çalışır, arzuyla, azimle. Ancak Vincent tam 8 yıl birçok ithama maruz kalarak resimlerini yapmaya devam etmiş. Belki istediği takdiri ve satışları yakalasaydı intihara kalkışmazdı. Çünkü istediği satışlar olsaydı kardeşini maddi anlamda yıprattığı düşüncesi onu buna itmeyecekti. Böyle bir şey olmayacaktı çünkü. Yaşarken üreten insanların değerini neden bilemiyoruz da öldükten sonra bu kadar kıymetini anlıyoruz? Bu çok büyük bir gaddarlık değil mi? Bu kadar derin ve hassas bir ruh neden anlaşılmadı? Neden dışlandı yaşadığı dönem…

    * “İnsanları sevmekten daha sanatsal bir şey olmadığını düşünüyorum” diyen bir insanın iç dünyasının ne kadar güzel olduğunu tahmin bile edemiyorum… Ruhu ay çiçekleriyle dolu bir insan nasıl oldu da intihar edebildi? Hayat insanı bazen farklı şeylere zorluyor, hayatla ölüm arasında seçim yapmaya bazen de…

    * “Ama yıldızlara bakmak beni hep hayallere daldırıyor.”

    Yıldızlar bu kadar güzelken insanlar neden başları eğik geziyor? Neden gökyüzüne bir kere bile bakmazlar gün içinde? Gözleri gökyüzünde olan bir insanın kötü şeyler düşünebileceğine asla inanmam. Doğanın güzelliğini fark etmiş bir insan yaşadığı her şeyde her yerde güzelliğe dair şeyler bulabilir… Hayat öyle temiz ve güzel ki bunu insanlardan başka hiçbir şey bozmuyor…

    “Sonra birden sessizleşti. Çirkin bir karga ona yaklaştığı için çok mutlu görünüyordu. Yemeğini yemesini umursamıyordu. Kendi kendime düşündüm ve bu adam ne kadar yalnız ki hırsız bir karga bile onu neşelendirebiliyor…”
    Yazdığım alıntılar filmden ve Vincent’ın Theo’ya (kardeşi) mektuplarından…
    Gelelim izlediğim ve beni bu yazıyı yazmama iten filme…

    Film önce gerçek aktörlerle çekilmiş ve Van Gogh tarzında çizilen 125 ressamın çizimleriyle birleştiren resimlerle eşleştirilmiş. Animasyon tadında bir film. Her sahnenin bir resim olduğunu düşünürsek tamamen resimlerden oluşan bir film. Müzikler gerçekten çok etkileyici, sahneler gerçekçi ve vurucu…
    Filmin konusu Vincent’ın abisine yazdığı son mektubun ulaştırılması… İşler işte burada başlıyor ve onun ölümüne dair dedektif edasıyla bir yolculuğa çıkıyoruz…

    Bu harika filmi izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyor ve okuduğunuz için teşekkür ediyorum…

    Film için yapılmış bu parçayı da şuraya bırakıyorum…https://youtu.be/vp5qJlr4go0
    Filmi izlemek için http://www.hdfilmcehennemi2.org/...sevgilerle-izle.html
    Filmin fragmanı için https://youtu.be/CGzKnyhYDQI


    “Ressamın hayatında ölüm en zor şey olmayabilir. Bu konuda pek bir şey bilmediğimi de belirtmeliyim. Ama her zaman yıldızları görmeyi düşlerim. Niçin gökteki yıldızlar bizim için erişilmez olsunlar? Belki bir yıldıza gidebilmek için ölümü göze alabiliriz. Ve Böylesi bir ölüm huzur içinde ölüme yürümek değil midir? Şimdi yatacağım, çünkü geç oldu. İyi geceler ve iyi şanslar dilerim. İçtenlikle. Sevgiler Vincent.”

    Herkese güzel bir gece diliyorum…
    Huzurla.
    Sevgiler İnci Küpeli Kız