• -Muavin seslendi yol ayırımında inecek olanlar toparlansın diye .

    Babam toparlanın birşey unutmayın diyerek otobüsünün oturduğumuz koltukların üst bölmesinde eşyaların  koyulduğu yerden  eşyalarımızı çıkartıp  annemin ve benim elime tutuşturuyordu kalanlarıda kendisi kucağında topladı .

    Otobüsten indik bizden başka inecek yoktu annem babam ben .

    İner inmez bir traktör gördüm yanında sakallı bir adam üstünde eskimiş kıyafetler tozlu vede yamalı  ( Annemden biliyordum pamuk toplamaya gittiği dönemler de geldiğinde üstü hep toz çamur olurdu tarla işlerinin toz ve çamur barındırdığı belliydi TERİ de var tabi bu işin ) babam elindekileri traktör ün arkasında bir yerlere koydu o amca ile sarılmaya başladılar böyle kenetlenir gibi. O an içim kaynamaya başladı .
    Muavin bagajlarımızı  otobüsden  indirmiş  , bagajlar yol kenarında  annem e hoş geldin abla denildi eli öpüldü sonra bana gel bakalım amcam koca adam olmuşsun sen deyip şapur şupur öpülmeye maruz kaldım .

    Bağullar kucaklandı traktör e istif edildi 
    Traktör ün arkasına iki tekerleğin arasındaki boşluğa tahtadan oturmak için bir şey yapmışlar adını bilmiyorum .
    Bir tarafda bağullar bir tarafda annemin kucağında ben amcam direksiyonda babam yanında  yavaş yavaş yola koyulduk

    Gidiyoruz köyümüze doğru annem ve babamın doğup büyüdüğü yetiştiği ve ailemizin geldiği benim doğduğum topraklara .

    Köy yolunda bu sefer annem çevreyi tanıtmaya başladı .
    Bak oğlum bu tarlalarda buğday var arpa var patates var fig var lahana var ve şeker pancarı var .
    Bildiklerimi o an gözlerimde canlandırmaya başladım pancar ve fiğ neydi acaba hadi diğerlerini anladımda

    Bak inek bak dana bak söğütlü tarla bak eskiden burda taş değirmen vardı derken köye  giriş yaptık .

    Beş metre kadar mesafeli karşılıklı evler var durduğumuz yerde  evlerin önünde oyulmuş taşlar  evler çamurdan yapılmış (sonradan öğrendim kerpiç derlermiş ) herkes bir heyecanlı  abim gelmiş ablam gelmiş diye herkes bir birine sarılıyor hoş geldin cümleleri havalarda uçuyor  beni gören  en küçük mü bu diye sarılıyor öpüyor yada el öptürüyor .
    Hadi bakalım bi çay koyulsun çayın yanına birşeyler hazırlansın denildi

    Eşyalar evlerden birine koyuldu  girdik içeri. Yaşlı bir adam köşede oturmuş elinde uzunca bir tespih  kim geldi diye soruyor .

    O yaşlı adam dedem miş babamın babası
    Şaşırdım  anlatılırdı hep evimize akrabalar geldikçe  meğer dedemin gözlerinden rahatsızlığı varmış görmüyor muş .

    Babamın geldiğini öğrenen dedem hemen yerinden kalktı  bir yerlerden destek alarak sarılmak için babamı arıyor elleri ama herkesin bir anda gözleri sulandı. Ben şaşkın  sarıldı  koklaştılar . Annem aynı şekilde 
    Sıra bana gelmişti  nasıl olduysa bir anda dedemin kucağında buldum kendimi sıkı sıkı sarılmış oğlum oğlum diyor  sanki böyle gençliğinde babamı kucağına almış seviyor gibi hissediyordu ben öyle hissettim .

    Yer sofrası kuruldu   İki odayada  haşlanmış yumurta yağ bal kaymak yoğurt çökelek peynir evde ne varsa seferber edilmiş  sofraya
    Sofradaki ekmek çeşitlerini biliyordum. Çünkü annem hazır ekmek alıp masraf olmasın diye ekmeği kendisi yapardı o konuda bilgiliyim
    Tandır ekmegi , lavaş ekmeği , Somun ekmeği , birde  golot denilen  bir ekmek çeşidimiz var .

    Kahvaltı yapıldı derken hadi dediler yağmur lar başlamadan  sap saman işini halledelim
    Üst baş değişti  arar acele traktör ün arkasına römork bağlandı  gidilecek yerde kullanılacak olan alet edevat römork A koyuldu.
    Amcam  babam ben gidiyoruz

    Geniş bir arazide durduk  hazırlık yapılıyor
    Otlar felan var büyük yeşil bir makina  (patoz makinasıymış mesela buğday ı kesip biçtikden sonra o makinaya atıyorlar  çarpışma sonucu buğdayın başakdan ayrılması sağlanıyor eleklerden geçip buğday bir  tarafa geri kalan saman olarak adlandırılan kısım başka bir tarafa ayırmayı sağlayan tarım ekipmanı )
    Babam amcam başladılar patoz u çalıştırıp içine  daha önce biçtikleri buğdayları içerisine atmaya .
    Ben  kemlenmiş ( yani otlar ile yapılmış ip  biçilen ürünleri  balyalamak için kullanılan ip )
    İstiflenmiş ürünlerin üstünde oturmuş  babam ile amcamı izliyorum   
    Birisi daha geldi  teyzemin oğluymuş hızlıca sarıldılar babamla geldi beni öptü bir hışımla başladı oda çalışmaya   Gecenin ilerleyen saatlerine kadar olay bu şekilde  devam etti
    Ve ben yorgunlukdan uyuyup kalmışım yapacak birşey olmadığı için  .

    Gözümü açıldığında yer  yatağında yatıyordum eve gelinmiş sabah  olmuş   .
    İlçenin cuma günleri pazarı kurulurmuş herkes genel olarak CUMA namazından sonra pazar alışverişi yapıp  buluşma noktası ilçe kahvesinde olurmuş .

    Pazarda   İhtiyaç olan herşeyi bulmak mümkün
    Gıda tekstil  baklagil büyük baş küçük baş hayvan ilk defa duyduğum camuş da dahil olmak üzere .

    İlçede herkes çayı kıtlama içiyor çocuklar sadece oralet .


    Eve döndük alınanlar  poşetlerle eve götürüldü daha sonra tandır evine gidin herkes orda  denildi
    Babam tuttu elimden girdik içeri sohbetler başladı
    Yapılan sohbet sadece ekme ve biçme üzerine
    Önceki seneler de hangi tarlaya ne ekilmiş biçilmiş
    Derken sohbet babama döndü sen ne yaptın gurbette çoluk çocukdan uzak
    Kolay olmadı yabancı ülke yabancı dil hava sıcak çok şükür sağ Salim gittim geldim
    Artık gitmeyeceğim kesin dönüş yaptım cümlesini duyunca anladım ki BABAM artık bizimle ve bizim yanımızda  ertesi gün Trabzon'a  gidileceğini tarım ekipmanları alınacağının kararları alındı herkes yavaş yavaş yatalım moduna girdi

    Sabah bir kadının isyankar bağırışına uyandım
    Hoştt valannn seyirt kurtar beni feryatları habu guduk dan nedir çektiğim diye  hayıflanan bir teyze .
    Dışarı çıktığımda  gördüğüm sahne aynen şu şekilde köpek değil di o çünkü Kocaman   Bir Kangal ırkı .
    Köyde macera ve heyecan dolu sahneler başlamıştı bende monotonlukdan sıkılmıştım biraz macera olması güzel olur tabikide

    Bu kaza zede teyzem  bizim köpek küçükken sürekli taş terlik atarmış yazık köpekde bu kadına kin güdmüş o teyze ne zaman bizim evlerin bölgesinden geçse köpek sadece teyzeyi yere yatırıp çıkıp üzerinde hır hır hır diye beklermiş ısırmak yok hırpalamak yok sanki bana ettiklerini hatırlıyor musun diye sürekli aynı davranışı sergilermiş .

    Gözüme birşey ilişti mavi renkte kollu ve ağızlı. (Tulumba su kuyusundan kolu aşşağı yukarı hareket ettirdikçe su çıkartır )

    Annem büyük bir aleminyum leğen kucaklamış tulumbanın oraya geliyor elinde toz deterjan torbası  kolunun altında kıyafetler

    Annem çamaşır yıkayacağı alanı olusturdu
    Banada gel sende su çıkar da çamasır yıkayayım dedi 
    İşde  böyle  yapacaksın su çıkacak diye gösterdi 
    Annem sistemi gösterdide benim gücüm o kuyudan o suyu çıkarmaya yetmiyorki
    Bir iki denedim baktım olmuyor artık bütün vucudumun ağırlığını vermeye başladım  o kuyudan o suyu çıkarmayı başardım 🙈

    Köydeki çocuklar beni öyle görünce gülüşmeye başladı
    Kimisi teyzemin oğluymuş kimişi uzak akraba çocuğu kimide köyümüzün çocuğu

    Annem hadi gidin oynayın gezin burası bizim köyümüz arkadaş olun
    Dedenin tarlasına gidin vişne toplayıp yeyin dedi
    5-6 çocuk bir olduk gidiyoruz evlerden çok uzakda olmayan bir tarla buğday ekili etrafında kavak ağaçları ile çevrilmiş içinde 3-5 tane meyve ağacı var
    Ağaçlardan bir tanesi belli Kocaman bir vişne ağacı   Vişneler  yeşil erikden büyük kan kırmızı ve sulu sulu
    Önce ağaca çıkmadan boyumuzun yettiklerini kopartıp yemeye başladık ama nasıl güzel bir tadı var anlatamam size kokusu sulu sulu
    Baya yedik ceplerimize doldurduk artık olay oyun boyutuna girmeye başladı
    Kulaklarımıza küpe gibi takmaya bir birimize gülmeye başladık

    Oturduk ağaç dibinde bir birinize birşeyler soruyoruz  genelde köyde yeni olduğum için sorular bana doğru geliyordu
    Kimin oğlusun ?
    Adın ne ?
    Adını hiç duymadım !!
    Nereden geldin ?

    -ANTALYA 😊
    Orası neresi uzakmı ?
    -uzak
    Neyle geldiniz ?
    -Otobüsle
    Antalyamı güzel burasımı ?
    -ANTALYA
    NİYE NE VAR ANTALYADA ?

    -Deniz,orman,hayvanatbahçesi,okul,bakkal
    OFF GÜZELMİŞ !!!!!
    Derken aslında sadece ben onların sorularını olduğu gibi cevaplamıştım  niyetim hiç bir zaman ben bunları yaşıyorum  değildi olmadı olamaz olmamalıda zaten .

    Döndük evlerimize ben o Kocaman Kangal köpeğimizi çok sevmiştim
    Oda sanırım beni sürekli yanıma gelmek istiyordu
    Gittim yanına amcam bin üstüne taşır seni o dedi hatta benide taşır deyince cesaret aldım. Bindim
    Sanki oda gel beraber gezelim der gibi yürümeye başladı yavaş yavaş belliydi akıllı köpek şaşırtıcı ama baya gezdirdi beni sonra  bi kaç çocuk gördüm pahar dedikleri yerde inekler su içiyor çocuklarda  suda birşeyler yüzdürüyor
    Bir abi var kenarda elinde çakı yanında havuç gibi birşeyler var onları kesip soyuyor  gemi gibi yapıyor çocuklara veriyor  onlarda Kocaman mutlulukla suda yüzdürüyorlar
    O sanatkar abi ula uşak sen kimin oğlusun diye bana seslendi  söyledim babamı gel ula buraya sana birşey anlatayım dedi. Gittim gel otur dedi oturdum  bak dedi bunun adı pancar şeker pancarı şeker bundan yapılır  soydu bitane kesti ye bakayım dedi bende ısırdım tadı güzel di aslında sanki çay şekerini ekmeğin arasına doldurmuş severdim çünkü ekmeğin arasına şeker doldurup yemeyi 

    Sonra bak dedi iyi dinle  ,
    Sen doğduğun dönemde  birşey oldu  deden  sen doğduktan sonra  ananlara sormuş bu çocuğun adı nedir ne olacak
    Anan  Baran,Eren demiş deden de bir gürültü kopmuş ne baranı ne ereni asarım keserim diye ananı başladı köy meydanına doğru kovalamaya dedenin elinde balta ananın kucağında sen  kolu komşu etme emi etme amca derken zor ayırdık senin ismin Orda dedenin dediği gibi oldu orda ismin konuldu
    Ben bir yandan şeker pancarı yiyorum üstleri seyrek dişlerim ile bir yandan gözümde canlandırıyorum .
    Anladım ki abimden tecrübe ettiğim dayakları bir zamanlar dedem de evlatlarına sunmuş .
    Hatta fazlasını  belkide ilk geldiğimizde dedemin göz yaşları ondan dökülüyordu belkide beni kucakladığı zaman yapmış olduğu cahilliğini yaşıyordu kim bilir .

    Aslında biz köyümüze tatile değil amcamlar ve dayılara tarlayı hasat edip depolara doldurmak için gitmişiz  hasat yapıldıkdan sonrada satılınca paralarını ceplerine doldurmaya gitmişiz  bir de eksik kaldıkları yerleri tamamlamaya gitmişiz .
    Vel hasıl dönüş kararı alındı
    Ablamlar ve abim okula gittiği için onlar Antalyada kaldığı için. Hazırlıklar yapıldı vedalar edildi . Geri dönüş yoluna girdik biz

    4.Bölüm ü burda bitiriyorum .
    5.BÖLÜM  GERİ DÖNÜŞ YOLU
    O uzun yolda doğduğumuz topraklarda çekilen çileler.
  • Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
    kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
    ve taşı yonttuğumuzdan beri
    yıkan da, yaratan da biziz,
    yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.

    Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
    arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
    toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.

    Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
    Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?
    1
    Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
    günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
    çocukların avuçlarında yeşerecekler.

    Çocuklar ölebilir yarın,
    hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
    düşerek de değil kuyulara filân;
    çocuklar ölebilir yarın,
    çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
    çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
    arkalarında bir avuç kül bile değil,
    arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
    Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
    Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
    Bir deniz görüyorum
    ölü balıklarla örtülü bir deniz.
    Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
    yaşanmamış günlerimiz
    çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.
    2
    Bir şehir vardı.
    Yeller eser yerinde.
    Beş şehir vardı.
    Yeller eser yerinde.
    Yüz şehir vardı.
    Yeller eser yerinde.
    Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
    şair kalmayacak ki.

    Pencerende bir sokak bulvarlı.
    Odan sıcak.
    Ak yastıkta üzüm karası saçlar.
    Adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
    Penceren kalmayacak,
    ne bulvarlı sokak,
    ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
    ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
    Ölülere ağlanmayacak,
    ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
    Eller kalmayacak.
    Negatif resimcikler dalların altındaki
    yok olmuş olan dalların altındaki.
    Yok olmuş olan dalların üstünden
    o bulutlardır geçen.
    Güneye götürmeyin beni,
    ölmek istemiyorum...
    Ölmek istemiyorum,
    Kuzeye götürmeyin beni...
    Batıya götürmeyin beni,
    ölmek istemiyorum...
    Ölmek istemiyorum,
    Doğuya götürmeyin beni...
    Bırakmayın beni burda,
    götürün bir yerlere.
    Ölmek istemiyorum,
    ölmek istemiyorum.
    O bulutlardır geçen
    yok olmuş olan dalların üstünden.
    3
    Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
    kadın, erkek, çoluk çocuk.
    Ekmek hepimize yetmiyor,
    kitap da yetmiyor,
    ama keder
    dilediğin kadar,
    yorgunluk da göz alabildiğine.
    Hürriyet hepimize yetmiyor.
    Hürriyet hepimize yetebilir
    ve sevda kederi,
    hastalık kederi,
    ayrılık kederi,
    kocalmak kederinden
    gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
    Kitap hepimize yetebilir.
    Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
    Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
    avuçlarıyla birlikte,
    boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
    yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.

    Çağırı
    Tanrı ellerimizdir,
    Tanrı yüreğimiz, aklımız,
    her yerde var olan Tanrı,
    toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
    ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.

    İnsanlar sizi çağırıyorum :
    kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
    buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
    üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.

    Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
    günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
    çocukların avuçlarında yeşerecekler.
  • Merhaba:)Geçen ay sahafa uğradığımda bu kitapla karşılaştım az çok içeriğini biliyordum ama yine de aliyim ya dedim fikirlerini benimsemem ve kitaplarını felan biliyorum az çok genelde yazarın her neyse..Çok detaya girmiyorum burda laf uzamasın.Önyargili felan yaklaşmamaya çalıştım yine geçen hafta kitabı açtım iste daha kitabın başındayım ilk başlar iyi Allah ol der oluverir evren ve dünyanın yaratılışı vs iyi anlatılıyor cops pass yapılmış ifadeler hepimizin bildiği şeyler felan.. ama biraz daha gidince Çok yakında hemen ikinci bölümde ..Kitabı bırakıp gülme krizine girdim ya troll felan sandim dipnotta belki yaziyordur biseyler diye baktim yok ya adam ciddi ama baya sonra üzüldüm tabi işimiz içler acısı çünkü ve hala aramizda bilinen böyle yanlışları savunanlar var...Neyse yazıyım incelemeyi dert sayfam olmasın burası.

    KITAP INCELEMESI

    1)Kitapta dikkatimi çeken yer Mustafa İslamoğlu, Hz. Âdem’in babasının olduğunu iddia ederken, İnsan Suresi 2. ayeti de delil olarak öne sürmektedir. Söz konusu ayette baktığımızda,

    “Şüphesiz biz insanı, karışım hâlindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.” buyurulmaktadır dostlar

    İslamoğlu ayette geçen insan kelimesinin hem cins isim olarak bütün insanlığı hem de bizzat Hz. Âdem’i işaret etse bile durumun değişmeyeceğini, yani Hz. Âdem’in insan olduğu için doğal olarak aynı normal insanlar gibi bir rahimden doğduğunu iddia etmekte malesef haydaaaaaa...

    Bu ayetteki “insan”dan maksadın Hz. Âdem’in çocukları olduğu hususu bütün müfessirlerin ittifakla kabul ettiği bir hakikattir bildiğiniz gibi. Hz. Âdem’in babası insansa, ondan önceki de insandır. Bu silsileyi geriye kadar götürmek imkânsız.

    **(Bu iddianızla ilgili Ic sesime yeniliyorum Bu kafa nasil çalışmıyor merak ediyorum sevgili Islamoglu biri mi bu hale getirdi yoksa kendi çabanla mi böyle oldun?:)Bunlar nasıl hala görev yapıyor halka bakıyor anlamıyorum. Şeyma Subaşından farkınız yok sırf gündem olmak için mi boş yapıyorsunuz reklam yapıyorsunuz bu fikirlerle ? yargilamiyacam kınamıyorum.Diyanet sonra niye kötü Bu camia niye gelişmiyor insanlar niye tam dini yasayip aktaramiyor?Ayrıca Islamoğlu Youtubeda daha çok pot kırmış bu konuda onları izleyin

    Devam ediyorum Oysaki dostlar Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet, ilk yaratılışı anlaşılır beyanlarla vuzuha kavuşturmaktadir.Bu konuyla ilgili ayetler icin Buyrunuz;

    “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının…” (Nisa 1).

    “Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan (meniden) yarattı. Sonra sizi (erkekli dişili) eşler yaptı. … “
    (Fatır 11).

    “Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. Sonra onu az bir su (meni) hâlinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik. Sonra bu az suyu “alaka” hâline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir.” (Mü’minun 12-14).

    Kitabı okursam birgün yine incelemenin devamı gelir ama suanlik zamanımı vermeyi düşünmüyorum daha önemli kitaplara haksızlık olur.

    Ayrica Kankisi Caner Taslaman da aynı fikirlerde birbirlerini örnek alıyorlar.Onun da bahsini kitabında ederiz Evrimle ilgili o daha çok pot kırmış zira..


    Evrimciler şunu İddia ediyor ve İnanıyorlar:

    Bugünki bütün Canlı Türleri (İnsan dahil Hepsi) Sudan Karaya geçiş yapmış bir Canlıdan türemiş.. Hani diyorlar ya Maymun değil, tek bir Ata diye, işte o Canlı..

    Su'da yaşayan bu Canlı, sayısız defa, sayısız çağlar boyunca kendini karaya atmış..

    Ha bu arada Mutasyonları unutmayalım, alınıyorlar.. O zaman İnandırıcı olmuyormuş..

    Bu sayısız atışlar ve zamanlar sonucu da dolayısıyla (!) normal olarak (eh haliyle!) gelişerek (Evrimleşerek) dönüşerek dünyanın dört bi yanına dağılmış (Yoksa tek bir gölden, deniz kıyısından mı demeliyim Bilimsel olarak!) bugünki bütün Canlı Türleri (İnsan dahil hepsi) meydana gelmiş..

    Mucize'nin böylesi mi desem, İman'ın böylesi mi desem, Saçmalığın böylesi mi desem!..

    Ne desem de Din ve bu Teori arasındaki uzlaşılmaz Akılsızlığı dile getirebilsem!..

    Nasreddin Hoca (ks) yüzyıllar öncesinden Evrimcilere söylemiş sanki şu Hikmetli Kelamını: "Kazanın doğurduğuna inanıyorsun ya.." !

    Müslüman Evrimcilere Soru..

    Düşünüyorum da Yeyüzünde ilk filizlenen Tohumu soruyorum.. Siz bu Tohumu Canlı diye düşünun.. Evrim'e göre Mikro ve Makro Evrimlerle Türlere ayrılacak olan o ilk Tohum İlk Canlı.. Çünkü Evrim "Düşüncesi-Tasvvuruna" göre ya bu bir Tane olmalı ki ondan Türler oluşabilsin ya da bu bir tane ilk değil de bir çok muydu sorusu gelir; eğer bir çok iseler burada "Evrim" açısından bir Çelişki var, hani Evrim'i anlatmak için bir Resimlendirme var ya balık gibi bir canlıdan sürüngene ve iki ayaklıya ve insana dönüştüğü gösterilen.. Çoklu ise, birbirilerine Türleşecek geçiş Makul olan değildir ve Makro Evrim'e gerek olmaz.. Çünkü eğer bu resimlendirmedeki ilk Canlı yoksa, bu Varlık Zinciri Çokluğa dayanıyor olmalı Başlangıç olarak.. Bunda İnançsız Evrim Düşüncesi açısından temelde sorun var demektir, çünkü bu oluşum ancak "Mucize" ile açıklanabilir yani.. Yok eğer Tek bir Canlıdan olduğu İddiası varsa, yeryüzünün neresinden, kaç defada, hangi erekle bütün Canlılara Türleşme oldu soruları gelir.. Bu da ancak Mucize'ye dayanabilir, Doğal Koşullarla İmkansız.. "Mucize"ye İnanılmıyorsa muhakkak Doğal olmayan bir "İnanç" devreye girmesi gerekir İnsan Psikolojisi açısından.. Yani kişi Mucize'yi İnkar ediyor fakat ne kadar inkar edip "Doğal" dese de farkında olmadan bunun gerçekleştiğine İnanması ancak Mucize'ye İnanması demek.. Yani düşünun ki bir çocuk 9 ayda değil de 1 günde doğduğunu gözlerinizle görseniz, bunu sadece gördüğün için buna zira "Doğal" demen Mucize Kavramının Hakikatini değiştirmez..

    BURDA CIDDEN IYI AÇIKLANMIŞ OKUMANIZI TAVSIYE EDERIM

    https://www.ihsansenocak.com/...-sakli-buyuk-mechul/

    Iyi okumalar:)
  • 335 syf.
    ·Puan vermedi
    √ ‌Böyle Söyledi Zerdüşt ~ Friedrich NİETZSCHE √
    .
    Satır Çizgileri;
    .
    Sahiden, kirli bir ırmaktır insan. Kirli bir ırmağı içine alıp da bozulmadan kalmak için, zaten bir deniz olmak gerekir.
    .
    Severim ağır damlalar gibi olanların tümünü, onlar ki tek tek düşerler insanların üzerindeki kara buluttan: yıldırımın yaklaştığını haber verirler ve haberciler olarak yok olurlar.
    .
    Benlik hep kulak kesilir ve arar: karşılaştırır, zapt eder, fetheder, yıkar. Egemen olur Ben'e de egemendir.
    .
    Her bir erdem bir diğerini kıskanır ve kıskançlık korkunç bir şeydir. Erdemler de mahvolabilir kıskançlık yüzünden. Kıskançlık ateşinin ortasında kalan, sonunda kendine yöneltir zehirli iğnesini, tıpkı bir akrep gibi.
    .
    Oysa insanlar da ağaç gibidir. Ne kadar yükseğe ve aydınlığa çıkmak isterse, o kadar kuvvetle toprağın altına inmek ister kökleri, karanlığa, derinliğe kötülüğe.
    .
    Kötüler ne kadar zarar verirlerse versinler: iyilerin verdiği zarar en zararlı zarardır!
    .
    Kitap Yorumu;
    Irvin Yalom'un "Nietzsche Ağladığında" kitabıyla tanıştım kendisini. Bu kitaba gelecek olur isek inançsızlıkta nirvana durumu. Bazen küfre sokacak kadar gidiyor yani okurken Tövbe Tövbe ler le bitirdim desem sanırım yanlış olmaz. Ağır bir dil korkusu olmasın bence ağır değildi birde düşüncesini ve tarzını az çok biliyorsanız akıyor. Yanlız uyarmakta fayda var arayışta olan sorgulamaya meyili olan azıcık zayıflık çok farklı yönlere götürebilir o açıdan tehlikeli diye düşünüyorum şahsen. Ama hayatının sonunda var oluşu bence biliyor ama bu kadar savunduğu için sanki ses etmeden hayattan göçüyor diye düşünmeden edemiyorum çünkü bazı söylemleri o kadar ince ki bunu inançsız birinin bu denli ince söyleyebileceğine inanamıyorum açıkçası. Üst insanı aramakla geçiriyor gibi burda hayatında başlıklarda ama gelenlere ona inananlara da davranış ve düşünce aktarımı garip tanrı yok derken neyden kimden bir işaret bekleyebilir ki insan mesela dediğim gibi sorgulamada olan arkadaşların okumasını pek doğru bulmuyorum. Kitapta başlıklar şeklinde ilerliyor ve her başlık üzerine dair söylemleri var Zerdüşt'ün
  • Buraya yazdıklarımı okumayın hiçbiriniz . Size değil bu yazılar kusura bakmayın arada bir uğrar buraya birisi yaşayıp yaşamadığımı merak eder ben anlarım ona bu yazılar .

    Günaydın , gerçekten günaydın mı Gün, sorsakmı kendisine . . Pazar bugün çalışıyorsundur muhtemelen . Hep çalişiyorsun zaten o çok sevdiğin işin sana ömür boyu yetecek zannediyorsun değilmi . Kimseye ihtiyacın yok çünkü çok güçlüsün hayat sana kendi kendine yetmeyide öğretmiş başka kime gerek varki öyle değilmi . Değil işte öyle değil sofrada bir tabak , sehpada bir bardak tek bir fincan sayende. Gelde yalnızlığı bana değil o fincana sor . Tek bardağa sor . Tek sinema tek tiyatro biletine sor . Sen bu konuda benden iyisin en azından ikizler değil burcun obsesiflerin yoktur benim gibi . Manipüle etmezsin insanları iletişim kurarken . Daha aktif bir hayatın var . Sol yanın boş kalmaz umarım . Umarım çünkü sen boşluxx da kalma . Kafanla konuşma hiç . Yanında biri olmayınca ne deniz mavi ne ağaç yeşil nede kar beyaz . Bunlara o rengi veren insanın içinde ki renk miş . Bilemedim . Sen benim dünya ya bakan RENGARENKLİĞİMMİŞSİN .

    Beni soracak olmaZsan, merak etmezsen söyleyim nasılım diye "Güneş sabah mı batıyordu akşam mı doğuyordu" o aralardayım . Nasılmışım iyiyim dimi bir ikizler burcuna da bu yakışır zaten. Sende okuma bu yazıyı . Olurda bir merhaba yazısı yazacak olursun sakın yazma . Korkuyorum artık ben senden. Hemde çok . Şaşkaza girersin hayatıma ben birdaha kendimi bulamam olurya aman haa . Kendimsiz ne yaparım . Buraya birşeyler karalarım böyle saçma sapan rahatlarım ben . Son bir şey daha söyleyimmi sana ; Ben sana hazırladığım sözleri bir başkasına söylemek zorunda kalacağım ve o insanın bundan haberi olmayacak . Belki de mutlu olacak sana ait olan sözleri duydukça . Peki bir düşün o esnada benim içinde bulunduğum ruhsal çatışmayı. O kişiye yazık değilmi . Şunu unutma bunun vebalini öbür tarafta ikimiz vereceğiz . Sen şimdi diyorsun ki hadi lan ordan ben senin neyinim beni ilgilendirmez ama burda mesele benim senin neyin olduğum değil , senin benim neyim olduğun . Doğru seninde suçun yok bende ne kadar olduğunu sanada söylemeyeceğim .
  • 218 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba:)
    âlem bir deniz,
    sen bir gemi,
    aklın yelkeni,
    fikrin dümeni.
    kurtar kendini!
    göreyim seni..
    Bu kitap benim için çok özel hayatı öğrendiğim doğduğum nadide bir başyapıt.Tasavvuf dünyasına ilk giriş kapımdir.Fakülte kitabımı kitapyurdundan alirken önüme çıkmıştı iyiki de görmüşüm tanışmışım almışım nasıl mutluyum:)Oldukca sürekleyici kitabı okurken yaşadım diyebilirim. Kitabı hakikat aşkıyla yanan,akılla kavranmayacak konuları merak eden insanların zevkle okuyacağı kanaatindeyim.Dili oldukça sadece ve anlaşılır.20 yayınevinden belli sadelestirmesi yapilmis ben Ay yayinlarindan okumanizi tavsiye ederim bilhassa dipnotta kelime ve anlamlarin olmasi çok güzel olmuş.
    Eserin başkahramanları Raci isimli kalbindeki ve aklındaki şüpheleri gidermeye çalışan genç ve hakikati bulmakta ona yol gösteren Aynalı Dede adındaki meczup derviştir. Aynalı Baba deli bilinir ama velidir. Ayrıca eserde Raci'nin arkadaşları, Buda, Zerdüşt, Simurg, anka gibi çeşitli kahramanlar ve varlıklar da yer almaktadır.Burda Raci ismi semboliktir, özüne dönen, isteyen, ümit eden anlamındadır. Raci iyi bir aile terbiyesi almış,',dini ilimler ve fen ilimleri hakkında bilgi sahibi, zeki bir genç olmasına rağmen içindeki şüphe ve bunalım bir türlü geçmemektedir. Aslında Raci'nin bu hali günümüz insanının ruhundaki bunalıma da işaret etmektedir.raci'nin hayalleri ile bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğunu, aslında her şeyin bir suretten ibaret olmadığını insana varlığın aslını, hakkı ve hakikati göstermeye çalışan tüm bunları kimi zaman simgeler kimi zaman da alegori ile yapan okuyanın ufkunu genişleten cok yuce bir kitap benim icin.
    Eserde, yazar insanlığın en eski sorularına cevap aramaktadır. Ben kimim? Ben neyim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Ne için geldim?
    .....Ruh diye bir şey var mı?Bedenden ayrıldığında nasıl bir durumda olacak?...
    Hikâyeye baktığımızda , zahiren bakıldığında şüphecilikle boğuşan Racinin yolu bir gün mezarlığa düşer ve orada bir deliyle karşılaşır. Deli bu adama kahve ikram eder ve ney çalar. Ney sesiyle kendinden geçen Raci hayallere dalar. Raci, Aynalı Dede’ye ilk geldiğinde kahvesini yudumlayıp ney sesiyle birlikte bir ‘’hal’’ yaşar. Bu ona tasavvuftaki ilk makamın verilmesidir.Devaminda Raci Nefsin katmanlarını yaşıyor sırasıyla en son Hakikate ulaşıyor ve varlıklar değişiyor gördüğü gözle:)
    Boylelikle Artık Raci, beynini kemiren şüphe canavarından kurtulmuş ve hakikati bulmuştur
    Hakikat, insanın sonsuzluk denizinde bir damla oluşudur.Hakikati anlamak, varlıkla yokluğun aynı şey olduğunu bilmektir.bu kitabı okuduysanız şanslısınız, böyle bir anlatım , tasvirler , sürükleyicilik yok. Hele ki ruhun bedende sıkışması ve sanki su altında gibi duyması , öyle bulanık görmesi tasviri beni benden aldı, romanı okuduğunda kendinden bir parça görmeyen yoktur heralde çünkü ben kendimden çok parca gördüm.Günümüz modern insanın (daha doğrusu sorgulayan insanın) yol haritası kesinlikle.
    Evrenle bütünleşik olmanın, vahdet-i vücut'un ince çizgilerinde dolaştırır, insanı. o'nun yansımalarından olduğunu açıklamak içindir, her şey. kötü de, iyi de... o'ndan bir parçadır, sonuçta. mutlaka okunması gereken bir türk klasiğidir.

    Bu güzel kitaptan, hikmet dolu bir gazel :

    bu fena mülküne ibretle nazar kıl, ey can,
    gafleti eyle heba, hail değildir meydan.

    hani sultan süleyman, hani iskender han?
    sat hezar ömrü sürür ile geçir sen bir an.

    ne güle, bülbüle bakî a gözüm bağ-ı cihan,
    kime yâr oldu muradınca felek-i devr-i zaman..

    *ey can! yok olacak bu âleme ibretle bak. gafletten kurtul, meydan boş değildir.
    sultan süleyman ve iskender han neredeler?
    yüzbin senelik ömrü neşe içinde geçirsen de, aslında hepsi "bir an"dan ibarettir.
    A gözüm! cihan denen bu bahçe ne güle, ne bülbüle kalacaktır.
    zaten felek, kime isteğine göre yâr olmuştur..

    #Bu değerli eseri yazan Filipeli Ahmet Efendinin ruhlarına bir fatiha okumanızı talep ediyorum içimizden geliyorsa tabi:) Ve eserde katkısı olan müellif ve mutercimlere teşekkür etmeyi borç bilirim.#iyi okumalar selametle:)
    BU DEĞERLİ ESERİ MUTLAKA OKUYUN OKUTUN KÜTÜPHANENİNİZİ AYDINLATIR KALBINIZI RUHUNUZU BEYNINIZI DE:)
  • Oturdum sahilde bir banka müzik dinleyerek denizi izliyorum. Bir grup çocuk oturdu yan tarafıma. Aradan biraz zaman geçti bir kız sürüsü geldi. Çocukların önünden geçtiler benim tarafıma geliyorlar. O an müziği kapatmak istedim ve kızları dinledim.
    -"Ya kızım ortadaki çocuğa baksana meteor meteor. Onu tanıyorum. O çocuk besyo okuyor. fiziği çok iyi " dedi bir kız. Diğer arkadaşları da onu onayladı. Sonra benim yanımdaki banka geçtiler ve oturup çocuğu dikizledir. Ortada kalmıştım. En son dayanamadım gittim kızların yanına. "Hanımlar benim yerime siz geçin ben burda oturayım. Huzurumu bozdunuz" dedim. Kızlar da ay çok iyi olur ya dediler. Neyse yerleri değiştik.Biraz sonra bir baktım kızlar tuhaf tuhaf hareketler ediyor. Sırf o çocuğun dikkatini çekebilmek için. Hayır anlamadığım çocuğun atletik olması doğal çünkü besyo okuyor. Onu geçtim bu kadar salak olduklarını bari belli etmeseydiler. En sonunda bir kız çocuğa dedi ki "Şitttt! yakışıklı. Bize adını söylesene? " Çocuk ta baktı onlara kalktı ayağa kızın yanına geldi. "Sizin gibi kendini bilmez kızların benim adımı öğrenmesine gerek yok" dedi. Yanıma yaklaştı. "Seni rahatsız ettikleri için özür dilerim. Bu arada galiba Birileri halledebilirdik şarkısını dinliyorsun. Ben de severim. Adını öğrenebilir miyim?" dedi. Ben de önemli değil gibisinden cevap verdim. İsmimi söylemedim. Oradan kalkıp uzaklaştım. Velhasıl kelam deniz keyfim mahfoldu, bir kez daha hem cinsimden utandım. Bu kadar da olmaz dedim. Ama bir yandan da şaşırdım. O çocuk nasıl bildi dinlediğim şarkıyı diye düşündüm. Eğer dudak okuyabiliyosanız hiç de zor değil bilmek...