• 144 syf.
    ·Puan vermedi
    Hangi ulus eğitime bizim kadar bel bağlamış, medet ummuştur ki? İsterseniz bir araştırın; tek bir örnek bulamazsınız. Neden böyle? Yoksulluğu, yoksunluğu, geri kalmışlığı, cehaleti, hukuksuzluğu ve bin türlü belayı alt edecek başka bir kuvvet var mı? Toplumsal sorunları ancak eğitimli insanların çözeceğine inanmışız Okulları ve öğretmenleri nerdeyse kutsamışız. Ancak eğitim, ne yazık ki beklediğimiz faydayı sağlamıyor sağlayamıyor. Çok boyutlu bir mesele bu. Uzatmayayım da toplumbilimci Z. Bauman'a geleyim. Hiç kuşkusuz çağımızın büyük ve dürüst fikir adamlarından biridir. Bauman, yeni dünyanın üstündeki cafcaflı örtüyü kaldırır ve altındaki çirkinliği gösterir. Azgın, zalim ve açgözlü küresel kapitalizm insanın çanına ot tıkamaktadır. Üstelik bunu yaparken ne utanır ne sıkılır ne de yorulur, hatta göstere göstere yapar. Çünkü ipler onun elindedir. Avrupa, Amerika ve dünyanın geri kalanı bir kriz yaşamaktadır; kriz en çok da eğitimi vurmuştur. Paran yoksa okul da yok! Hâliyle iş güç yok, aile yok, ahlâk yok, insanlık yok. Bilim ve teknik bu kadar ilerledi ama dürüstlük ve ahlak yerinde sayıyor. İnsanî olmayan koşullarda insan kalınabilir mi? Bu kitabı okumanızı istirham ediyorum.
  • 128 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Timaios yüzyıllardır Platon’un en önemli yapıtı sayılmıştır. Ayrıca Platon’un diğer kitaplarından oldukça farklıydı. Evren’in yaratılmasından tutun da insanların ve tanrıların nasıl ve neden yaratıldığından bahsediyor. Milattan önce 360 yıllarında yazılmış olmasının yanında ortaya attığı tezler oldukça düşündürücü. Bu nedenle üzerinde oturup uzunca düşünülmesi gereken bir kitap. Yazdığı şeylerin bazıları sürrealist olsa da içlerinden bugün de geçerliliğini koruyan bilgiler var. İnsanın kendini nasıl geliştirmesi gerektiğine dair öğretici bilgiler de içinde yer almakta. Bunlardan birini şu alıntıyla göstermek istiyorum:
    “Biz toprağın değil, göğün bitkisiyiz. Tanrı başımızla kökümüzü, ruhun önce oluşturulduğu yere asmış, böylece bütün gücümüzü göğe doğru yükseltmiştir. Onun için, bir insan kendini tümüyle tutkularına, isteklerine verir, bütün gücüyle onları doyurmaya uğraşırsa, bütün düşünceleri ister istemez ölümlü olur; kendisinde, olabildiğince, ölümlü yanından başka bir şey kalmaz, çünkü yalnızca o yanını geliştirmiştir. Ama bir insan kendisini salt bilgi uğruna gerçek bilgeliğe verir ve yetileri arasında en çok, ölümsüz ve yüce şeyleri düşünmek yetisini ilerletir, gerçeğe ermeyi başarırsa insanoğlunun ölümsüzlüğe ermesine hiçbir engel kalmaz; bu insan, her zaman kendisindeki yüce yanı dikkatle korursa, içindeki onu hep iyi bir durumda bulundurduğundan, üstün bir mutluluğa kavuşacaktır. “
    Kitabı sahaftan 2₺ ye almıştım. Verdiğim fiyattan daha fazlasını verdi bana, çok mutlu oldum.
  • Bana öyle geliyor ki insan her şeye alışıyor...
    Ama bazı hayalleri unutmak gerek...🍁

    | Antoine de Saint-Exupéry
  • Dolayısıyla doğal insan, içgüdüsel olarak kendini sever ama asla kendini yeğlemez. Sadece toplum içinde öğrenilir kendini yeğlemek. İnsan kendini sevmeyi yeniden öğrenebilmek için uzun mu uzun bir yol tepmelidir.
  • İçimde adını bir türlü koyamadığım bir sıkıntı,dolduramadığım bir boşluk var.Nedenini soranan bilmiyodum diyorum çünkü bu bir yalan değil. Gerçekten bende bilmiyorum. Ne istiyorum ne yapmalıyım bilmiyorum. Aklımı başka şeylerle meşgul etmek icimdeki boşluğu bir nebze olsun doldurmak istiyorum. Ama beni heyecanlandıran kafamı meşgul edecek bir şey bulamıyorum. Bulsam bile o işe isteğim çok çabuk kayboluyor. Çevremden uzaklaşıyorum sürekli düşünüyorum. Düşündükçe kendi içime batıyorum daha çok boğuluyorum. Düşündüğüm şeylerin hayatımın içinden çıkamıyorum. Çevremde insan görmek istemiyorum ama bir taraftanda seven insan desteği arıyorum yanımda. Kimseye katlanamıyorum ve herkes bana sahte geliyor. Ne yapmam gerektiğini kendimi nasıl avutmam gerektiğini bilmiyorum.
  • Bilmeceyi çözdüğüm bir günden merhaba,

    On iki sularında bisikletime atlayıp biraz kül rengi biraz mavi gökyüzünün altında pedallamaya başladım. Bizim köyden geçerken (Çengel) bir anda yağmur yağdığını fark ettim. Bu bir yaz yağmuruydu. Arkama baktım, yer kuruydu ama önümde belli bir alanda çiseliyordu. Allah'ım, mutluluktan çıldıracak gibi oldum. Popüler kültürün bir parçasıymışım gibi WhatsApp'a hikâye attım ama Türkçe konuşmadığım için hikâyelerime bakan ablam, halam, teyzem, yengem ve ender birkaç arkadaşım çok bir şey anlamadı. Halbuki yağmur yağıyordu... Alelade bir ana sığan harikulade doğa olayı beni düşündürdü. Rüzgar veya yağmur olmak gibi bir dileğim yok, yeniden doğup gelsem gene Burak olmak isterdim, çünkü ne rüzgar ne de yağmur onu sevebilir, benim hissettiklerimi hissedebilir. Bazan ben bile anlamlandıramıyorum yaşadıklarımı. Uzun yıllar önce hemen herkesin okuduğu bir kitabı okuyup, ulan Burak, işte ilişkilerin sonu, sanki nereye gittiğini bilmiyor muyuz? Her ilişki sonunda bir çıkmaza girmiyor mu? Hayır, azizim. Bu tasavvuru zihniyet olarak benimseyip yaşarsak, bunu ister istemez kabullenmiş oluruz. Mutlu olmak hadisesi çok karmaşık bir şey. Her şeyden önce bunu idrak etmeli... Her neyse, bisikletimi, tıraşlı bacaklarımı, taytımı, kaskımı, vites kutumu kirletmek pahasına suyun, çamurun içinden geçtim ve evimden yirmi iki kilometre uzaktaki köye kadar gittim. Dönerken bir adet muzlu pop kek ve metro aldım, toplamda üç lira ödedim. Keki yemek istemedim, çünkü eve dönünce pilav yiyecektim. Yedim de, elhamdulillah. Köy bakkalının önünde bana "helloooo abi" diyen çocuklar vardı. Küçük bir kız dikkatimi çekti. Yüzünde dünyanın ne kadar pis bir yer olduğundan habersiz olmanın saf tebessümü vardı. Onlarla İngilizce konuştum, bana el salladılar. Çok mutlu oldum. Yolda, müziği kapattım. Bir anda rüzgarın uğultusunu fark ettim. Yavaş gidince çok daha tatlı bir uğultu bu. Tam o sırada aklıma Haşim'in "denizlerden esen bu ince hava saçlarınla eğlensin" dizesi geldi. Tanrım! Bir akşamüstü, bir yaz vakti... Karalar gün içinde ısınıp alçak basınç konumuna geçiyor. Bundan ötürü denizden karaya rüzgar esiyor ama sonra ne oluyor, onun bitişine yakın her şey tersine dönecek (yanılıyor muyum acaba, coğrafya görmeyeli ne çok zaman olmuş). Evet, o dilber, Haşim'in tasvir ettiği dilber, ben o dilberle çok önceden tanışmışım. Şimdi de onu görmenin heyecanını yaşıyorum anlaşılan. Onu kaybetmek ne zor bir şey. Ama ben ona sahip olmak için diretirsem, yanlış yapmaz mıyım? Böyle bir mahlukun saadeti değil midir benim için mühim olan? Hülâsa, demek istediğim, Haşim'in özünü ettiği şu ince hava bir meltemdi! Bunu nasıl düşünemedim daha önce? İşte bugünkü en büyük keşfim bu benim! Meltem, bir meltem, hem de deniz meltemi! Bana bu yaşamda ilk ve son kez tecrübe edeceğim duyguları tecrübe ettiren, belki benim celladım olacak meltem... Ah, ne güzel şey onu hatırlamak!... Ah, ben ne isterim bu hayatta? Onun saadetinden başka? Duvarımda diplomam asılı Burak Duman, İngilizce Mütercim Tercümanlık, imzalayan Prof. Dr. Mahmut AK... Hayırlı olsun, belki mahkemeye gider adımı değiştiririm. Raif olsun adım. Mütercim Raif desinler bana! Çırağan Caddesinde her sabah dans ede ede okuluna giden o çocuğun neden sessiz sedasız yaşadığını soranlar olursa, işte kalem, işte cevap! Ah, ne gerek var bu kadar eleme... Varlığıyla mesudum! İlla kalemi alıp anlatmalı mı herkese? Hayır, ben onu hep seveceğim. Yine coştum. Annemle babam yemek yiyecekti az önce. Dedim ki birkaç dakika sessiz olabilir miyiz? Mühim bir kayıt alacağım... Evet, sustular. İki yaşlı insan, birbirlerine baktılar, benim yaşadığım duyguları düşünüp mutlu oldular... Bugün böyle olsun. Bu şarkıyı çalmak geldi içimden... İstanbul'a, sonbahar, Haliç'e, denizlerden esen kâh ince kâh sert havaya selam olsun...

    https://www.youtube.com/watch?v=ueKLFcnTFuo
  • Biliyorum,bir insana inanabilseydim,bir insanı sevebilseydim(bu insan kendim bile olsa)her şey değişecekti.
    Ama ya o insan yoktu ortalarda.
    Ya da o inanç - o günlerde.