• "Bir defasında oğulları İsrail ordusu tarafından şüpheli bir biçimde öldürülmüş bir aileye başsağlığı ziyaretindeydim. Onlarla oturuken (belki de biraz duyarsız bir şekilde) orada toplanmış olanlara Tel Aviv'de aynı şekilde oğlunu kaybetmiş bir ailenin Filistinliler hakkında ne diyor olabileceğini hayal etmelerini istedim. Birçok kişi öfke ve acılardan dolayı anlatmak istediğime kulak asmadı. Ama bir adam bana dönüp "Keşke ben de senin yaptığın gibi gidip tüm İsraillilere başsağlığı dileyebilseydim" dedi. "Sen buraya gelebiliyorsun ama benim bir aileyi ziyaret etmek için Tel Aviv'e gitme izni almam mümkün değil."
    Kelly James Clark
    Sayfa 134 - İbrahim'in Musevi Çocukları, Yahudilik Evrensel İnsan Haklarını Öğretir mi?, Rabbi Arik Ascherman
  • Olmanın bilgisi kitaplarda vardır ama kendisi olanla hemhâl olmadan ele geçmez. Hâl sirayet eder demişler. Derdin ne ise , ona sahip olanlarla beraber ol ki derman bulasın. Eşkiya olmak istiyorsan evliya eşiğinde tüketme ömrünü...
  • kadınların ağladıklarına sık sık şahit olabilirsiniz ama gerçekte ne için ağladıklarını sadece kendileri bilir.
    Tarık Tufan
    Sayfa 128 - profil kitap
  • 280 syf.
    ·2 günde
    Savaş ne lanet birşey...
    Özellikle kadınlar, çocuklar ve yaşlılar için..!
    Bi de savaş suçu diye bi şey var.
    Bu yaşıma kadar hiç anlam veremediğim.
    Savaş esnasında karşısındakinin kafasını kaleşnikof ile tara, el bombası at, bazuka ile tüm bedenini havaya uçur.. Ölüm serbest... Çünkü savaş var... Normal...

    Yeter ki karşındakini fosfor, kimyasal, nükleer bomba ile öldürme. Çünkü bu savaş suçu...Saçmalık... Baştan sona saçmalık. Sonuçta ölüm ölüm ölüm var..!

    Bi kişiye tecavüz etmek affedilebilir bi suç, savaşta olur böyle şeyler..
    Ama toplu tecavüz savaş suçu...
    Hay sizin adalet anlayışınızın içine.......!

    Bosna.. Ne zaman ki bu soydaşlarımızdan istemeyerekte olsa elimizi çekmek, o topraklardan ayrılmak zorunda kaldık. O gün bugündür geride bıraktıklarımızın yaşamlarından hiç eksik olmadı savaş, acı ve gözyaşı.

    Leyla 'nın hikayesi ise belki sadece onlardan birinin belki de hepsinin ortak hikayesi.
    Okudukça insanın içini ürperten.. Savaşa sebep olanlara lanet ettiren..

    Bosna' da yokluk, acı, sefalet içinde soykırıma maruz kalan soydaşlarımıza Türkiyem sahip çıktı. Ve o soydaşlarımızın gözünü seveyim.
    Onlar bi tane. Onlar hak, hukuk, hatır gönül bilen çalışkan insanlar.

    Sözde savaş var diye şimdi ülkelerinden kaçıp gelen milyonlara ne demeli peki...? Her yer onlar ile dolu.. Her yer.. Ama her yer.. Milyarlarca harcanan dolar...! Verilen onlarca şehit..

    Neyse susmak en iyisi galiba..
    Herkese İyi Okumalar.
  • 416 syf.
    İki kişinin yazdığı kitaplara karşı nedense önyargılıyım. Sanki yazarken anlaşmazlık yaşadıklarını varsayıyor ve sonuçta ortaya çıkan kitaba bu durumun yansıyacağını düşünüyorum. Ben yazar olsam başka biriyle ortak kitap yazmazdım mesela. Aklıma gelen dahiyane fikri (itiraz etmeyin, hayal sonuçta) birinin tartışmaya başlaması sinir bozucu olsa gerek. Neyse efendim, sonuçta beraber yazmaya karar vermişler ve yazma sürecinde pek de eğlendiklerini söylüyorlar. "Aslında kavga etmiş de olabilirler nerden bileceğiz ki, kavga ettik diyemezler ya" diye itiraz etse de iç sesim, yine de gerçekten eğlenmiş olabilirler diye geçiriyorum aklımdan (biliyorum ne düşündüğünüzü, ben de böyleyim işte). Okurken oldukça eğlendim ve nedense gözümün önüne, biri diğerine fikrini söylerken iki yazarımızın da kahkahalarla güldükleri geldi hep. Böyle eğlenceli bir kitap, birbiriyle geçinememiş iki kişinin elinden çıkmaz diyerek ikna ettim iç sesimi.

    Kitabın içeriği adından da anlaşılıyor. Kıyamet zamanı yaklaşıyor, birileri kıyamete engel olmaya çalışırken, birileri dünyanın sonu için fazla sabırsız. Kim o birileri derseniz melekler, şeytanlar, kahinler, cadı avcıları... Anlayacağınız herkes burada. Kıyametin sonunu bir de eğlenceli bir dille okuyoruz.

    Evet, eğlenceliydi ama iyi miydi? Pek sayılmaz, güzel zaman geçiriyorsunuz okurken, ancak pek akıcı olduğu söylenemez. Üstelik biraz da karmaşık geldi bana. Karmaşık ve dağınık. İç sesim dürtüyor beni burda, "o kadar yoğun dönemde okunur mu, tabi karmaşık gelir" diye. Haklı olabilir. Zamana yayarak okumak zorunda kaldığım için kişiler ve olayları hatırlamak zorlaştı. O nedenle okuyacaksanız benim gibi yapmayın, daha müsait bir zamanda okuduğunuzdan emin olun.

    Kitabı tavsiye eder miyim? Pek sayılmaz. Kötü olduğunu söylemiyorum ancak okuyacak çok daha iyi kitaplar varken bu kitapta çok oyalanmayın bence. İç sesimle aynı görüşteyiz, sanırım bu bir ilk.
  • Ne balığın yeri akvaryum ne kuşun yeri kafes...

    Herkesin bir vatanı var benimki sensin...

    Küçük bir mucize istiyorum. Senin yanımda olduğun ve benim sadece sana ait olduğum bir mucize. İkimiz için yazılmış ama ikimizin de okumadığı bir kitap, bize birbirimizi anlatan ama dinlemeye korktuğumuz bir şarkı ve hiç bakmadığımız ama içinde sadece ikimizin olduğu bir fotoğraf olsun istiyorum.

    Senin hikâyende kendime bir yer arıyorum. Belki de ikimiz için yeni bir hikâye yazmak istiyorum. Mutlu olsam da olmasam da bu benim hikâyem demek istiyorum. Bu dünyada tek bir hayat yaşayacaksak eğer ve sonunda biten bizim hikâyemiz olacaksa yaşadığımız hikâye de bize ait olmalı...

    Bir sokak arasında tuttun ellerimi, ki ben buna bile hazır değildim. Gözlerin gözlerimdeydi. “Ömrümü vereceğim kadın sen misin?” der gibi baktım. “Sen benim için yaratıldın” dedin gözlerinle. O sessizliğin içinde gözlerimizle konuştuğumuz ne varsa gökyüzüne not olup uçtu ve biz bir mucizeye inanıp sonsuz bir hikâye olmak istedik
  • " ben, dedi, bir şeye özlem duydum mu, ne yaparım bilir misin? bir daha hatırlamayacak kadar bıkıp da kurtulmak için yerim, yerim… ya da tiksintiyle hatırlamak için. bak bir zamanlar çocukken, kirazlara karşı anlatılmaz bir tutkum vardı. param olmadığı için azar azar alıyor, yiyor, yine istiyordum. günün birinde, kızdım mı, utandım mı, bilmiyorum; baktım ki kirazlar bana istediklerini yaptırıyorlar ve beni rezil ediyorlar, ne plan kurdum bilir misin? geceleyin yavaşça kalktım, babamın ceplerini yokladım, gümüş bir mecidiye bulup çaldım. sabah sabah da kalktım, bir bahçeye gidip bir sepet dolusu kiraz satın aldım. bir çukurun içine oturup başladım yemeye. yedim, yedim, şiştim, midem bulandı, kustum. kustum patron. o zamandan beri de kirazlardan kurtuldum; bir daha gözüme görünmelerini bile istemedim. özgür oldum. artık kirazlara bakıp şöyle diyordum: size ihtiyacım yok! şarap için aynı şeyi yaptım, sigara için de. hala içiyorum ama, istediğim anda ´harp´ diye bıçakla keser gibi kesiyorum. tutku bana egemen olamamıştır. yurdum için de aynı şey. hasret çektim, bıktım, kustum, kurtuldum."