1000Kitap Logosu
öyle.
Ne oldu sana?. Du bist weg und ich kann es nicht verstehen. Es i,st vorbei, ich wollte nie, dass du gehst. Du warst derjenige, den ich damals brauchte.Ich weiß nicht mal, ob du heute noch lebst. Adım adım geldim ama sen benim yanimda da değildin.
Duyduğu üzüntü tahammül sınırını göz bebeklerine taşımış, acıdan gözlerinin renkli hareleri donmuş, bedeni kapkatı kesilmişti. Öyle ızdırapla dolu ve taşkındı ki gözleri bakanları ağlatır ama asla ağlayamazdı. Hayatı bakışlarının ardına kara bir perde koymuş, baktığı her şeyi gölge olarak görmeye başlamıştı. Gerçekliğin bedendeki yansıması ruhsa eğer aslolan madde değil işaret ettiğiydi, gölgesi.. Kara perdelerden sızan son ve soluk ışık parıltılarıyla gölgesine bakıp onun kadar gerçek olmayı diledi. -M
SABAH NAMAZI UYKUDAN DAHA HAYIRLIDIR ...
🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲 1. Sabah namazını kılan, Allah'ın garantisindedir Sabah namazı, günün ilk imtihanı, ilk ibadetidir. Dolayısıyla güne iyi başlayıp ilk imtihanı başarmalısınız ki, diğer imtihan ve tehlikelere karşı daha güçlü ve donanımlı olasınız. Nitekim Peygamberimiz (a.s.m.), "Kim sabah namazını kılarsa, Allah'ın garantisi altındadır." (Kütüb-i Sitte, 17/541) buyurarak bu gerçeği belirtmiyor mu? Sabah namazını kılarak, güne "Allah'ın garantisi" altında başlayan bir mü'min, artık ertesi güne kadar karşılaşacağı mücadele ve tehlikelerde büyük bir güven ve güç sahibidir. Bir insan güne nasıl başlarsa, genellikle geceye kadar öyle devam eder. Güne iyi başlayan, nefis ve şeytana karşı giriştiği savaşta zafer kazanan bir mü'min yatıncaya kadar başarılı olacaktır. 2. Sabah namazının sünneti bile dünyadan hayırlı Sabah namazı o kadar önemlidir ki, onun sünneti bile teheccüd namazından sonra en kuvvetli sünnettir. Hadiste, "Sizi atlılar kovalayacak bile olsa sabah namazının iki rekât sünnetini terk etmeyin.", "O, dünyanın tamamından hayırlıdır." buyrulmuştur. (Kütüb-i Sitte, 8/424) Acaba sabah namazına engel gibi gösterilen hangi bahane, bir insanı düşmanların kovalamasından daha tehlikeli ve dünyanın tümünden daha değerli olabilir? Namaza bahane gösterdiğimiz hangi sıkıntı, hangi tehlike, bizi düşmanların kovalaması kadar korkunç olabilir? Bu durumda bile sabah namazını kılmamız emrediliyor. Çünkü, her şeyin sahibi Allah'tır. Onun emri yapıldıktan sonra hiçbir tehlike bize zarar veremez. Verse bile, görünüşte dünyamız yıkılmış, ama ahiretimiz kurtulmuş olur. - Faniyi verip bakîyi kazanan zarar eder mi? 3. Hz. Ömer (ra) yaralıyken bile sabah namazını kıldı Peygamberimizin (a.s.m.) güzide sahabeleri namaza öylesine önem verirlerdi ki, onun uğrunda hiçbir engel tanımaz, savaş, yaralanma, ölüm bile vız gelirdi. Dünyada iken cennetle müjdelenenlerden Hz. Ömer (r.a.), kanlı bir suikaste uğramıştı. Yarasından kanlar akarken sabah namazını kılmış, namazı terk etmeyi aklından bile geçirmemişti. Yine Hendek Savaşında yaralanan Sa'd bin Rebi (r.a.) için mescidin içinde çadır kurulmuş, kanları akarken orada namazını kılmış ve bu hal üzere vefat etmişti. Şu müthiş olaya bakın: Peygamberimiz (a.s.m.) ve ashabı Zâturrikâ' Gazvesine çıkmışlardı. Bir yerde mola verildi ve Peygamberimiz Abbâd bin Bişr (r.a.) ile Ammar bin Yasir'i (r.a.) bir geçidin girişine nöbetçi tayin etti. Bu iki zat geçidin ağzına gelince Ammar yattı, Abbâd ise namaz kılmaya başladı. Onları izleyen bir müşrik, namaz kılan Abbâd'ın silüetini görünce derhal bir ok attı ve ok eliyle koymuşçasına hedefini buldu. Ancak Hz. Abbâd, oku eliyle çıkarıp namaz kılmaya devam etti. Müşrik onun namaz kılmaya devam ettiğini görünce okun isabet etmediğini sanarak tekrar ok attı. Derken üçüncü kez ok attı. Çünkü Abbâd namaz kılmaya devam ediyordu. Bir müddet sonra arkadaşı uyandı. Müşrik onların iki kişi olduklarını görünce kaçtı. Ammar, arkadaşından akan kanları görünce: "Sübhanellah! Sana ilk oku atınca beni niye uyandırmadın?" diye sordu. Abbâd'ın verdiği cevaba dikkat edin kardeşlerim: "Öyle bir sure okuyordum ki, kesmek istemedim." (Kütüb-i Sitte, 10/199) Bu nasıl imandır, bu ne muhteşem teslimiyettir ki, vücuduna saplanan okları, bir iğneden farksız görüyor? İşte sahabenin dünyasında namazdan daha önemli bir ibadet, ondan daha değerli bir davranış yoktu. Onun uğruna canlarını, mallarını, her şeylerini feda etmekten çekinmezlerdi. 4. Sabah namazının vakti güneş doğunca çıkar Her namaz vakti, mühim bir inkılâp başı olduğu gibi, Allah'ın büyük bir tasarrufunun aynası ve o tasarruf içindeki İlâhî ihsanın mazharıdır. Sabah namazının vakti de, çok mühim mesajları hatırlatmaktadır. Bu husus Sözler isimli eserde şöyle anlatılır: Fecir zamanı, tulûa kadar, evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı mâdere düştüğü âvânına, hem semâvât ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki şuûnât-ı İlâhiyeyi ihtar eder." (Sözler, Dokuzuncu Söz, Dördüncü Nükte) Demek ki, Sabah namazı vaktinin girmesinden güneşin doğuşuna kadar geçen zaman, ilkbahar zamanına, hem insanın anne karnına düştüğü ana, hem göklerin ve yerin altı günde yaratılmasından birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki İlâhî şuunatı ihtar eder.. Görüldüğü gibi, sabah namazının vakti, "insan, dünya ve kâinat" ile ilgili çok önemli anları hatırlatmaktadır ki, bunlar hem mühim bir inkılâp başı, hem mühim bir tasarrufun ve İlâhî ihsanın mazharıdırlar. Her namaz vakti gibi, sabah namazının vakti de çok mühimdir. Ne var ki, bazı Müslümanlar, sabah namazının vaktini bilmiyor ve önemsemiyor. Sanıyorlar ki, sabah namazı öğleye kadar kılınabilir. Oysa bu yanlıştır. Sabah namazının vakti, imsak vaktinde başlar, güneş doğunca biter. Takvimlerde yazan imsak vakti, sabah namazının başladığı ilk vakittir. Fakat faziletli olan, sabah namazını güneş doğmadan otuz-kırk dakika önce kılmaktır. Yine takvimlerde "güneş" diye belirtilen vakit, güneşin doğduğu ve sabah namazının vaktinin çıktığı anı gösterir. Demek ki, sabah namazını mutlaka güneş doğmadan önce kılmak gerekir. Güneş doğduktan sonra sabah namazının ancak kazası kılınır. Bazı kimseler, "Güneş doğduktan sonra kılarsak borcumuzu öderiz, ama sevabı olmaz." diye düşünüyorlar. Bunun gerçekle bir ilgisi yoktur. Nasıl ki, yatsı ezanı okunduğunda akşam namazının vakti çıkar; güneş doğunca da sabah namazının vakti çıkmış olur. Bu yüzden mutlaka güneş doğmadan önce kalkıp kılmak gerekir. Böyle olmasaydı, niçin Peygamberimiz (a.s.m.) ve arkasından gelen milyarlarca Müslüman, asırlardır sabahın karanlığında caminin yolunu tutuyor ?
O anda yalnızca sorunun bir tek onunla ilgili olmadığını, yani kiminle mutlu olacağı ve kimi sevdiği konusuyla ilgili olmadığını, şu anda sevdiği adamın kalbini kıracağını da anlamıştı. Hem de çok acımasız bir şekilde kıracağını... Ne için? Sevimli biri olduğu, onu sevdiği ve ona âşık olduğu için. Ama yapacak bir şey yoktu, öyle gerekiyordu, öyle olacaktı.
Aşk ve Özlü Sözlerim 1
Merhaba Sevgili. Belki de bu akşam seninle son kez buluşuyoruz. Beraber oturup bir kahve içeceğiz, ondan sonra ayrılacağız. İkimizin de hayattan bekledikleri ve yapmak istedikleri var. Beraber olmayı seçmiyoruz, seçemiyoruz. Çünkü yükümüz ağır. İkimizin birbirini sevmesi, ikimizi de fazlasıyla yoruyor. Çünkü çok seviyoruz ve ölçüyü kaçırıyoruz. Bu yüzden ayrılmalıyız. Yeni bir hayata yelken açmalıyız. Biliyorum ki, paylaştıklarımız bir yerde toplanacak. Anılarımızın her biri, birbirini defalarca meydana getirecek. Her bir anının içinde yeniden doğacağız. Çünkü birbirimizde yaşadıklarımızı, ne sen unutabiliyorsun ne de ben. İkimiz için de çember daralıyor. Başkalaşım içinde başka bir yolun yolcusu oluyoruz. Bundan sonra isimlerimiz belki umut belki de kader olur. Ama biliyorum ki, kaderi yeniden oluşturabiliriz. Sevgimiz sayesinde yıllar sonra bir araya gelsek bile, kalplerimizden bir zaman yaratabiliriz. İşte o zamanın içinde, ayrılığımız boyunca kaçırdığımız olayları yeniden yaşayabiliriz. Çünkü bu güç bize bağışlanıyor. Büyük ve derin sevgilerin her zaman bir geleceği oluyor. Sonuçta ikimizin yaşaması öyle bir hal alır ki, karşısında ne kader durabilir ne de ölüm. Sonsuzluk içinde çalkalanan bir haykırışa dönüşürüz. Sessizliğimiz ve yalnızlığımız bile kendisini aşar. Yola yol, umuda umut, aşka aşk oluruz. Sevmenin ne demek olduğunu bir kez daha anlarız. İşte o pişmanlık cümlesi dudaklarımızın arasından dökülür. Birbirimizin gözlerimizin içine bakıp: “Seni seviyorum.” deriz. Sonunda iyi ki geri dönmüşüz deriz. Birbirimizi iyi ki sevmişiz deriz.
Ve onunla karşılaştığım andan beri de biliyordum; olmaması gereken bir şeydi; ama olsun istiyordum. O da en az benim kadar, olmaması gerektiğini biliyordu. İkimizin de elinde değildi aslında; bugün benim çalışmamı yasakladığında söylediği gibi, her zaman olacak olan olurdu ve bunu asla engellemeyezdik. Şimdi de öyle olacaktı. #Maça kızı 8 #Bölüm 41
çok etkilendim..
Yağmurlu bir Kasım günü, Cebimde ıslanmış bir mektup, Zar zor toparlamışım kendimi, Sol yanım alev, alev, Seni bekliyorum okul bahçesinde, İçimde deli bir cesaretle, Hayatım boyunca unutamayacağım O ses yankılanıyor uzaklardan ve gittikçe yaklaşıyor, Merdivenlerde bir koşuşturmaca, Acı siren sesleriyle bir ambulans geliyor okulun bahçesine, Bilinmez bir korku kaplıyor içimi, Ve sedyede görüyorum seni rengin soluk bembeyaz, bir melek gibi, Koşuyorum hiç durmak sızın boş sokaklarda yağmura karışan göz yaşlarımla, mezarlıkta alıyorum soluğu Annemin başucunda, Bir yandan dua ediyorum, bir yandan kendime, kaderime kızı yorum, ben sevdiğim için mi ölüyor insanlar önce Annem şimdi sen, Sevmem bir daha kimseyi, Mezarlıkta biraz ağladıktan sonra eve gidiyorum, dua ediyorum sabaha dek, Ve ertesi sabah okulda alıyorum acı haberi küçük kalbin hayata dayanamayıp durmuş kalp krizi geçirmişsin ve melek olmuşsun. Şimdi yıllar geçti hala aynı mahalledeyim, evlendim çocuklarım oldu, hatta kızım bizim okulda okuyor o bahçede geziyor, seni son gördüğüm yerde, Annemi her ziyaretimde, senin yanında uğruyorum, her seferinde iki gülle gidiyorum mezara, biri sana biri Anneme iki beyaz gül, hayatıma giren iki meleğe. Birde o mektup var senden kalan, Sana vermek için beklediğim o ıslak mektup hala saklıyorum onu, Merak ediyorsundur ne yazıyor diye, Şöyle başlıyor; Bunları yazı yorum çünkü seninle konuşacak cesaretim yok, sana saçma gelebilir ama öyle işte, Annemi kaybettikten sonra fazla çevrem olmadı yalnız gezdim hep, sessiz yalnız bir çocuk oldum , bu yüzden okulda deli diyende oldu bir sürü şey zırvalayanda oldu, ama sen, sen başkaydın benim için, Annemin gülüşleri vardı sende, belki bu yüzden farklıydın, seni her gördüğümde boğazım düğümleniyor konuşamıyordum bu yüzden bu mektubu yazma kararı aldım bilmiyorum cesaret bulup da vere bilir miyim sana, ha birde ricam var senden tek sen okursan sevinirim, sana olan hislerime karşılık vermesen bile aşkıma saygı duymanı isterim... Sen hatırlar mısın bilmiyorum ama, benim hiç unutamadığım bir gün var. Hani okul gezisine çıkmıştık ya, sıcak bir haziran günüydü, okulların kapanmasına sayılı günler kala, hayatımda ilk defa uzun bir yolculuğa çıkacaktım çok korkuyordum. Cam kenarında oturuyordum, korkularım epilepsi nöbetlerimi tetiklemişti, kriz geçiriyordum ve sen yaklaştın o an, gözlerinden süzülen bir iki damla yaşa inat, güçlü gözüküyordun. Elini saçlarıma atıp kulağıma fısıldadın " ölmek için çok küçüksün lütfen yaşa" dedin . Boynuma , yüzüme kolonya sürüyordun. Öğretmenler dahi panik olmuşken, sen o minicik kalbinle, minnacık ellerimle bana şifa olmuştun. O gün aşık olmuştum sana, evet sana aşığım...... Yazıyordu o mektupta, bak ben hâlâ yaşıyorum, bak hâlâ ölmedim. O gün, o minik ellerini tutup sana şifa olamadım, " ölmek için çok küçüksün" diyemedim. Sanki sen doğa üstü güçlere sahiptin, sanki orada bütün gücünü bana verip beni hayata döndürdün, sanki bu yüzden, benim yüzümden yorgun düştün... Sen, sen öldün. Maalesef ben hâlâ yaşıyorum...
Arzuların yönlendirdiği, tutkularına esir olmuş birinin, sevgilisinden mümkün olduğunca en büyük tatmini almak isteyeceği açıktır. Ama bir hasta kendisine direnmeye şeyleri hoş bulurken kendisinden güçlü ya da eşit güçte olan şeylerden nefret eder. Bu yüzden aşık bir insan bilinçli olarak sevgilisinin ne üstünlüğüne ne de eşitliğine katlanabilir, her zaman onu aşağıya çekmeye ve daha güçsüz kılmaya çalışır. Cahil bilgiden, korkak cesurdan, güzel konuşamayan güzel konuşandan ve aptal zekiden aşağıdır. Böyle zihinsel kusurlar ve daha fazlası sevdiği kişide doğuştan varsa aşık bunlardan hoşnut kalır, kimilerini de kendisi oluşturur, yoksa geçici hazzından mahrum kalacaktır. Aşık bu yüzden kıskanç olmak zorundadır ve özellikle sevgilisinin (yetişkin) bir erkek olmasını sağlayacak kişilerle ilişkiye girmesine engel olur. Böylece sevgilisinin sağduyulu bir insan olmasını sağlayacak ilişkilerini engelleyerek ona en büyük zararı verir. Sağduyulu olmayı tanrısal felsefe sağlar ve aşık kendisini küçümseyeceğinden çekinerek sevgilisinin hiçbir şey bilmemesini ve dikkatini kendisine yöneltmesini sağlayacak şekilde düzenler. Sevgili de öyle yaparak ona hoş göründüğü halde kendisine büyük zararı verir. Demek ki düşünceye ilişkin konularda aşık iyi bir yol gösterici ve yoldaş olamaz.
Platon
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.