Mehmet, bir alıntı ekledi.
08 Nis 21:27 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hemen dön bana:
senin yokluğunda,
korkarım, seni hiç
böyle ölesiye özlemedim
ve görmek istediğim her şeyi
düşlemeden görüyorum.
Kıskanç değilim artık,
ama çağırıyorum seni.

Vedalaşmaların İlmini Yaptım Ben, Osip Mandelştam (Sayfa 47 - Sözcükler Yayınları)Vedalaşmaların İlmini Yaptım Ben, Osip Mandelştam (Sayfa 47 - Sözcükler Yayınları)

Sen Özlemedim Sanarsın Ama Bilmesin
Ben Her Gün Sana Ağlarım
Seni İsterim
Her Gün Senin İçin Ölürüm
D.B

Madem ki hatırlayacağız...
Depremin şokunu üzerimden attıktan sonra yazmıştım bunları. Yazdıktan sonrasını hatırlıyorum, kalemi bıraktıktan sonra ne o çadır basit bir çadırdı, ne de oradakiler. Zaten kimse de yoktu. Üzerinden altı yıl geçmiş. Madem zorla da olsa hatırlayacağız, seneyi değiştirip tekrar paylaşmak düşer bana da.

"İnsan, ''Pardon ama yanlışlıkla özledim'' de diyemiyor ki.

Bir diyebilse... Bir cesaret edip hatırlayabilse özlediklerini çok şey değişecek.

Ama diyemiyor.

''Pardon da, yanlışlıkla özledim. Bir ölüp çıkacaktım'' diyebilmeyi çok isterdik, eminim.

Bir hatırlayıp çıkacağım, söz.

Bugün, kısacık (kısalığına şu an vakıf olduğum) altı yıl geçmiş depremin üzerinden. Nasıl bir yılsa, dönüp dolaşıp altıncı keredir konuverdi yine.
Kimilerinin kaybettiklerine,
Kimilerinin hatırından zoraki sildiklerine,
Kimilerinin ''o gün'' enkaza dönen beklentilerine... Umutlarına, nefretlerine, aşklarına, geçmiş ve geleceklerine...
Rastgele kondu ''o gün''. Hiçbirimizden müsaade istemeden...

Hoş gelmiş. Biz de bir ölüp çıkacaktık zaten.

Öğlen saatlerinde hatırıma düştü ''o gün''. O andan şimdiye ve bugün de muhtemeldir ki devam edecek olan bir ölüm provasıdır almış başını gidiyor. Garip olan, özlediğimi hissediyor olmam. Neyi özlediğimi tam olarak kestiremiyorum.
O korkuyu, başka canlara bir şey oluyor mu kaygısını, hiç tanışmadığın gözlerle yardım/feryat karışımı bakışmaları, koşuşturacak gayretin olduğu ama istikametin olmadığı sokakları, durmadan sarsılan ve sarsan yerleri, dualara emanet ettiğin geride kalmışları, sağ görebilmek için sağ kalmamayı adak ettiğin kimseleri, anlam veremediğin için korkmayı aklına getiremediğin şok anlarını...
Özlem duyuyor gibiyim. Tuhaf ama özlem işte.

...

Yazmak bile istemediğim şeyler de var gayet tabi. Özlemediğim...
Ölü bedenlerin üst üste yığılmak zorunda kalındığı o cansız anları özlemedim.
''Bari bu sağ kurtulsun'' beklentisiyle küçük bedenlerin sedyelerdeki anlarını özlemedim.
Önünden şok hâlimle koşarken yardım dileyen onlarca insanın altında kaldıkları beton bloklarına bakıp hiçbir şey yapamadığım anları hiç özlemedim.
İki evladı sağında ve solunda cansız yatarken, ''Batuhan'ım nerede?'' diye sorup duran annenin ruh hâlini özlemedim.
Kardeşinin toprağa bulanmış ölüsüne örtüyü kaldırıp kaldırıp bakan küçük çocuğun anlam veremeyen bakışlarını özlemedim.
Ne olacağına dair bir soru sorulmasın diye suskunluğu uzattığımız anları da özlemedim.

...

Bugün ''o gün'' işte.
Kimse acınmak, başını okşatmak için hatırlamıyor.
Bildiğim bir şey varsa, yazamıyorum ve kronolojik mi yoksa alfabetik mi anlatıp üzülsem, kestiremiyorum.

Bizimle birlikte sarsılan, incinen, empati kuran, dualar eden, hatırlayan ve hatırlatanların günü olsun bugün.

Bugün, altı yıl öncesine dönüp yapabildiğimiz kadar üşüyeceğiz yine. Tıpkı, bizim adımıza soğukta üstlerini çıkartıp destek olan tribün grubu gibi.
Yapabilirsek, kardan tümsekler yapıp yastıklarımızın yokluğunu aratmayacağız, 'o gün' yaptığımız gibi.
Başarabilirsek, ölenle ölünmez sözünü darmadağın edip bal gibi de öleceğiz.
Üstesinden gelebilirsek, bizlere yardım için hiçbir zahmetten kaçınmayan bu ülkedekilerin hatırına, yardım kutularına gurur kırıcı mesajlar bırakanları affedeceğiz.
Eğer güç yetirebilirsek, sayısını netleştiremediğimiz ölenlerin adına ''Buradayız!'' diyeceğiz.
Zor gelmezse, hiç tanımadığımız insanların evlerinde bir gece geçirmenin sıkıntısını yaşayacak, o günlerin rabıtasını yapacağız.
Ter basmazsa, bizlere yardım için Japonya'dan gelip enkaz altında hayatını kaybeden Atsushi Miyazaki'yi, ona has selamıyla edeple selamlayacağız.
Sivil toplum kuruluşlarını, acil yardım için canla başla gayret edenleri minnetle hatırlayacağız.
Yutkunabilirsek, mevsimleri 'ilkbahar, yaz, sonbahar, Van' diye sıralayacağız.
Eğer kabul görürse, bugün iç acılar toplamını Van diye hesaplayacağız.

...

Demem o ki, pardon ama, yanlışlıkla çok özledim."

Pardon, Yanlışlıkla Özledim | @huseyinhakan
İnsan, ''Pardon ama yanlışlıkla özledim'' de diyemiyor ki.

Bir diyebilse... Bir cesaret edip hatırlayabilse özlediklerini çok şey değişecek. 

Ama diyemiyor.

''Pardon da, yanlışlıkla özledim. Bir ölüp çıkacaktım'' diyebilmeyi çok isterdik, eminim.

Bir hatırlayıp çıkacağım, söz.

Bugün, kısacık (kısalığına şu an vakıf olduğum) altı yıl geçmiş depremin üzerinden. Nasıl bir yılsa, dönüp dolaşıp altıncı keredir konuverdi yine.
Kimilerinin kaybettiklerine,
Kimilerinin hatırından zoraki sildiklerine,
Kimilerinin ''o gün'' enkaza dönen beklentilerine... Umutlarına, nefretlerine, aşklarına, geçmiş ve geleceklerine...
Rastgele kondu ''o gün''. Hiçbirimizden müsaade istemeden...

Hoş gelmiş. Biz de bir ölüp çıkacaktık zaten.

Öğlen saatlerinde hatırıma düştü ''o gün''. O andan şimdiye ve bugün de muhtemeldir ki devam edecek olan bir ölüm provasıdır almış başını gidiyor. Garip olan, özlediğimi hissediyor olmam. Neyi özlediğimi tam olarak kestiremiyorum.
O korkuyu, başka canlara bir şey oluyor mu kaygısını, hiç tanışmadığın gözlerle yardım/feryat karışımı bakışmaları, koşuşturacak gayretin olduğu ama istikametin olmadığı sokakları, durmadan sarsılan ve sarsan yerleri, dualara emanet ettiğin geride kalmışları, sağ görebilmek için sağ kalmamayı adak ettiğin kimseleri, anlam veremediğin için korkmayı aklına getiremediğin şok anlarını... 
Özlem duyuyor gibiyim. Tuhaf ama özlem işte.

...

Yazmak bile istemediğim şeyler de var gayet tabi. Özlemediğim...
Ölü bedenlerin üst üste yığılmak zorunda kalındığı o cansız anları özlemedim.
''Bari bu sağ kurtulsun'' beklentisiyle küçük bedenlerin sedyelerdeki anlarını özlemedim.
Önünden şok hâlimle koşarken yardım dileyen onlarca insanın altında kaldıkları beton bloklarına bakıp hiçbir şey yapamadığım anları hiç özlemedim.
İki evladı sağında ve solunda cansız yatarken, ''Batuhan'ım nerede?'' diye sorup duran annenin ruh hâlini özlemedim.
Kardeşinin toprağa bulanmış ölüsüne örtüyü kaldırıp kaldırıp bakan küçük çocuğun anlam veremeyen bakışlarını özlemedim.
Ne olacağına dair bir soru sorulmasın diye suskunluğu uzattığımız anları da özlemedim.

...

Bugün ''o gün'' işte.
Kimse acınmak, başını okşatmak için hatırlamıyor.
Bildiğim bir şey varsa, yazamıyorum ve kronolojik mi yoksa alfabetik mi anlatıp üzülsem, kestiremiyorum.

Bizimle birlikte sarsılan, incinen, empati kuran, dualar eden, hatırlayan ve hatırlatanların günü olsun bugün.

Bugün, altı yıl öncesine dönüp yapabildiğimiz kadar üşüyeceğiz yine. Tıpkı, bizim adımıza soğukta üstlerini çıkartıp destek olan tribün grubu gibi.
Yapabilirsek, kardan tümsekler yapıp yastıklarımızın yokluğunu aratmayacağız, 'o gün' yaptığımız gibi.
Başarabilirsek, ölenle ölünmez sözünü darmadağın edip bal gibi de öleceğiz.
Üstesinden gelebilirsek, bizlere yardım için hiçbir zahmetten kaçınmayan bu ülkedekilerin hatırına, yardım kutularına gurur kırıcı mesajlar bırakanları affedeceğiz.
Eğer güç yetirebilirsek, sayısını netleştiremediğimiz ölenlerin adına ''Buradayız!'' diyeceğiz.
Zor gelmezse, hiç tanımadığımız insanların evlerinde bir gece geçirmenin sıkıntısını yaşayacak, o günlerin rabıtasını yapacağız.
Ter basmazsa, bizlere yardım için Japonya'dan gelip enkaz altında hayatını kaybeden Atsushi Miyazaki'yi, ona has selamıyla edeple selamlayacağız.
Sivil toplum kuruluşlarını, acil yardım için canla başla gayret edenleri minnetle hatırlayacağız.
Yutkunabilirsek, mevsimleri 'ilkbahar, yaz, sonbahar, Van' diye sıralayacağız.
Eğer kabul görürse, bugün iç acılar toplamını Van diye hesaplayacağız.

...

Demem o ki, pardon ama, yanlışlıkla çok özledim.

(1k, 22 Temmuz 2017)

Bir cemre gibiydin, Önce aklıma, sonra Yüreğime düştün... Ama bir türlü Ömrüme düşemedin, İşte bu yüzden, bir türlü ßahar gelmedi benim Ömrüme... Seni özlemedim ki hiç Seni düşündüğümde sol yanım sızlıyor sadece Nefesim kesiliyor boğuluyorum sanki Hiç çıkmadığın aklımda sana firar ediyor düşüncelerim... Seni haykırıyor çığlık çığlığa Sessizce Yüreğim..

Bir Ölüp Çıkacağım
İnsan, ''Pardon ama yanlışlıkla özledim'' de diyemiyor ki.

Bir diyebilse... Bir cesaret edip hatırlayabilse özlediklerini çok şey değişecek.

Ama diyemiyor.

''Pardon da, yanlışlıkla özledim. Bir ölüp çıkacaktım'' diyebilmeyi çok isterdik, eminim.

Bir hatırlayıp çıkacağım, söz.

Bugün, kısacık (kısalığına şu an vakıf olduğum) altı yıl geçmiş depremin üzerinden. Nasıl bir yılsa, dönüp dolaşıp altıncı keredir konuverdi yine.
Kimilerinin kaybettiklerine,
Kimilerinin hatırından zoraki sildiklerine,
Kimilerinin ''o gün'' enkaza dönen beklentilerine... Umutlarına, nefretlerine, aşklarına, geçmiş ve geleceklerine...
Rastgele kondu ''o gün''. Hiçbirimizden müsaade istemeden...

Hoş gelmiş. Biz de bir ölüp çıkacaktık zaten.

Öğlen saatlerinde hatırıma düştü ''o gün''. O andan şimdiye ve bugün de muhtemeldir ki devam edecek olan bir ölüm provasıdır almış başını gidiyor. Garip olan, özlediğimi hissediyor olmam. Neyi özlediğimi tam olarak kestiremiyorum.
O korkuyu, başka canlara bir şey oluyor mu kaygısını, hiç tanışmadığın gözlerle yardım/feryat karışımı bakışmaları, koşuşturacak gayretin olduğu ama istikametin olmadığı sokakları, durmadan sarsılan ve sarsan yerleri, dualara emanet ettiğin geride kalmışları, sağ görebilmek için sağ kalmamayı adak ettiğin kimseleri, anlam veremediğin için korkmayı aklına getiremediğin şok anlarını...
Özlem duyuyor gibiyim. Tuhaf ama özlem işte.

...

Yazmak bile istemediğim şeyler de var gayet tabi. Özlemediğim...
Ölü bedenlerin üst üste yığılmak zorunda kalındığı o cansız anları özlemedim.
''Bari bu sağ kurtulsun'' beklentisiyle küçük bedenlerin sedyelerdeki anlarını özlemedim.
Önünden şok hâlimle koşarken yardım dileyen onlarca insanın altında kaldıkları beton bloklarına bakıp hiçbir şey yapamadığım anları hiç özlemedim.
İki evladı sağında ve solunda cansız yatarken, ''Batuhan'ım nerede?'' diye sorup duran annenin ruh hâlini özlemedim.
Kardeşinin toprağa bulanmış ölüsüne örtüyü kaldırıp kaldırıp bakan küçük çocuğun anlam veremeyen bakışlarını özlemedim.
Ne olacağına dair bir soru sorulmasın diye suskunluğu uzattığımız anları da özlemedim.

...

Bugün ''o gün'' işte.
Kimse acınmak, başını okşatmak için hatırlamıyor.
Bildiğim bir şey varsa, yazamıyorum ve kronolojik mi yoksa alfabetik mi anlatıp üzülsem, kestiremiyorum.

Bizimle birlikte sarsılan, incinen, empati kuran, dualar eden, hatırlayan ve hatırlatanların günü olsun bugün.

Bugün, altı yıl öncesine dönüp yapabildiğimiz kadar üşüyeceğiz yine. Tıpkı, bizim adımıza soğukta üstlerini çıkartıp destek olan tribün grubu gibi.
Yapabilirsek, kardan tümsekler yapıp yastıklarımızın yokluğunu aratmayacağız, 'o gün' yaptığımız gibi.
Başarabilirsek, ölenle ölünmez sözünü darmadağın edip bal gibi de öleceğiz.
Üstesinden gelebilirsek, bizlere yardım için hiçbir zahmetten kaçınmayan bu ülkedekilerin hatırına, yardım kutularına gurur kırıcı mesajlar bırakanları affedeceğiz.
Eğer güç yetirebilirsek, sayısını netleştiremediğimiz ölenlerin adına ''Buradayız!'' diyeceğiz.
Zor gelmezse, hiç tanımadığımız insanların evlerinde bir gece geçirmenin sıkıntısını yaşayacak, o günlerin rabıtasını yapacağız.
Ter basmazsa, bizlere yardım için Japonya'dan gelip enkaz altında hayatını kaybeden Atsushi Miyazaki'yi, ona has selamıyla edeple selamlayacağız.
Sivil toplum kuruluşlarını, acil yardım için canla başla gayret edenleri minnetle hatırlayacağız.
Yutkunabilirsek, mevsimleri 'ilkbahar, yaz, sonbahar, Van' diye sıralayacağız.
Eğer kabul görürse, bugün iç acılar toplamını Van diye hesaplayacağız.

...

Demem o ki, pardon ama, yanlışlıkla çok özledim.