• Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,
    Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?
    Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
    Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
    Akşam - akşam, kara sevdam ağırır
    Aman, aman hey...
  • "Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,
    Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?
    Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
    Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
    Akşam - akşam, kara sevdam ağırır
    Aman, aman hey..."
  • Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,
    Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki ?
    Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
    Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
    Akşam - akşam, kara sevdam ağırır
    Aman, aman hey...
  • https://youtu.be/FR42Nb2qyP8


    Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı...
    Gördüler
    Yedi cihan,
    İn, cin Kaf dağının ardındakiler,
    Kıtlık da kıran da olsa
    Gördüler analar neler doğurur
    Aman aman hey...
    Dünyalar vardır elvan,
    Bir su damlasında, bir kıl ucunda,
    Meyvalar vardır, meyvalar,
    Ağacı, omcası yok,
    Sana vurgun, sana dost.
    Beride Kabil'in murdar baltası
    Ve kan değirmenleri,
    Kader kahpesi.
    Beride borazancıları o puşt ölümün,
    Hazır ırzını vermeğe
    Yiğitler vuruldukça.
    Timsah kısmı çünkü yavrusunu yer
    Akarsu duruldukça.
    Cadı, yalan hamurunu dağ - dağ yoğurur
    Aman aman hey!
    Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,
    Macera değil.
    Yaşamak, sade "yaşamak"
    Yosun, solucan harcıdır.
    Öyle açar ki murat.
    Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da
    Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,
    Daha burcu - burcudur.
    Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı
    Macera değil
    Sardığım toprağımın altın sabrıdır.
    O sert, erkek hüznüdür lahza başında
    Cıgara değil.
    Ve sevgilim uykusunda bağrır
    Aman aman hey...
    Meltemin bir tadı, ustura ağzı
    Biri, kız memesi, tılsım,
    Yağmurun bir damlası süzülmüş küfür,
    Bir damlası, aşk.
    Senin uykuların hayın,
    Düşlerin kardeş.
    Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?
    Gece, samanyollarında rüzgar çıkıncaya dek,
    Mısralarım kardeş - kardeş çağırır
    Aman Aman hey...
    Serabın bir sonu vardır,
    Ufkun, sıradağın sonu.
    Uçarın, kaçarın bir sonu vardır
    Senin sonun yok.
    Mandaların, kavakların pazarı olur,
    Senin pazarın olamaz.
    Sensiz nar çatlamaz, bebek ıııı demez.
    Beni böyle şair, divane etmez,
    Kızımın çatal göğsü.
    Senin yüzün suyu hürmetinedir
    Buğdalara, cevizlere yürüyen
    Kara toprağın ak südü...
    Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,
    Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?
    Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
    Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
    Akşam akşam, kara sevdam ağarır
    Aman, aman hey.
    Ahmed Arif
  • Kalbim feryad ile dedi:
    Yâ Rab!
    Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem, ihtiyarem.
    Bî-ihtiyarem, el-aman gûyem, afv cûyem, meded hâhem zidergâhet İlahî!
    Birden nur-u iman, feyz-i Kur'an, lütf-u Rahman imdadıma yetiştiler.
    O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevirdiler.
    Lisanım
    ﺣَﺴْﺒُﻨَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﻮَﻛِﻴﻞُ

    söyledi.
    Kalbim
    ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﻘُﻞْ ﺣَﺴْﺒِﻰَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﺖُ ﻭَﻫُﻮَ ﺭَﺏُّ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ

    âyetini okudu.
    Aklım dahi ızdırabından ve dehşetinden feryad eden nefsime hitaben dedi:
    Bırak bîçare feryadı, beladan kıl tevekkül.
    Zira feryad; bela-ender hata-ender beladır bil.
    Bela vereni buldunsa eğer; safa-ender, vefa-ender, atâ-ender beladır bil.
    Madem öyle, bırak şekvayı şükret, çün belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül.
    Ger bulmazsan, bütün dünya cefa-ender, fena-ender, heba-ender beladır bil.
    Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçücük bir beladan gel tevekkül kıl.
    Tevekkül ile bela yüzünde gül, tâ o da gülsün; o güldükçe küçülür, eder tebeddül.
    Hem üstadlarımdan Mevlâna Celaleddin'in nefsine dediği gibi dedim:
    ﺍُﻭ ﮔُﻔْﺖْ ﺍَﻟَﺴْﺖُ ﻭ ﺗُﻮ ﮔُﻔْﺘِﻰ ﺑَﻠٰﻰ ﺷُﻜْﺮِ ﺑَﻠٰﻰ ﭼِﻴﺴْﺖْ ﻛَﺸِﻴﺪَﻥْ ﺑَﻠﺎَ ٭ ﺳِﺮِّ ﺑَﻠﺎَ ﭼِﻴﺴْﺖْ ﻛِﻪ ﻳَﻌْﻨِﻰ ﻣَﻨَﻢْ ﺣَﻠْﻘَﻪ ﺯَﻥِ ﺩَﺭْﮔَﻪِ ﻓَﻘْﺮُ ﻭ ﻓَﻨَﺎ
    O vakit nefsim dahi: "Evet evet.. acz ve tevekkül ile, fakr ve iltica ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır.
    "Elhamdülillahi alâ nuri'l-iman ve'l-İslâm" dedi.
    Meşhur Hikem-i Atâiye'nin şu fıkrası:
    ﻣَﺎﺫَﺍ ﻭَﺟَﺪَ ﻣَﻦْ ﻓَﻘَﺪَﻩُ ٭ ﻭَ ﻣَﺎﺫَﺍ ﻓَﻘَﺪَ ﻣَﻦْ ﻭَﺟَﺪَﻩُ

    Yani: "Cenab-ı Hakk'ı bulan, neyi kaybeder?
    Ve Onu kaybeden, neyi kazanır?"
    Yani: "Onu bulan herşey'i bulur; Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur." ne derece âlî bir hakikat olduğunu gördüm ve ﻃُﻮﺑٰﻰ ﻟِﻠْﻐُﺮَﺑَٓﺎﺀِhadîsinin sırrını anladım, şükrettim.
    İşte kardeşlerim, karanlıklı bu gurbetler, çendan nur-u imanla nurlandılar; fakat yine bende bir derece hükümlerini icra ettiler ve şöyle bir düşünceyi verdiler: "Madem ben garibim ve gurbetteyim ve gurbete gideceğim; acaba şu misafirhanedeki vazifem bitmiş midir?
    Tâ ki sizleri ve Sözler'i tevkil etsem ve bütün bütün alâkamı kessem." fikri hatırıma geldi.
    Onun için sizden sormuştum ki: "Acaba yazılan Sözler kâfi midir, noksanı var mı?
    Yani: Vazifem bitmiş midir?
    Tâ ki rahat-ı kalble kendimi nurlu, zevkli hakikî bir gurbete atıp, dünyayı unutup, Mevlâna Celaleddin'in dediği gibi
    ﺩَﺍﻧِﻰ ﺳَﻤَﺎﻉِ ﭼِﻪ ﺑُﻮَﺩْ ﺑِﻰ ﺧُﻮﺩْ ﺷُﺪَﻥْ ﺯِﻫَﺴْﺘِﻰ

    ﺍَﻧْﺪَﺭْ ﻓَﻨَﺎﻯِ ﻣُﻄْﻠَﻖْ ﺫَﻭْﻕِ ﺑَﻘَﺎ ﭼَﺸِﻴﺪَﻥْ

    deyip, ulvî bir gurbeti arayabilir miyim?" diye sizi o sualler ile tasdi' etmiştim.
    ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ

    Said
    Tarihçe-i Hayat - 175
  • ...
    Serabın bir sonu vardır,
    Ufkun, sıradağın sonu.
    Uçarın, kaçarın bir sonu vardır
    Senin sonun yok.
    Mandaların, kavakların pazarı olur,
    Senin pazarın olamaz.
    Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.
    Beni böyle şair, divane etmez,
    Kızımın çatal göğsü.
    Senin yüzün suyu hürmetinedir
    Buğdaylara, cevizlere yürüyen
    Kara toprağın ak südü...

    Bir bilsen kimlere tasa, kedersin ,
    Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?
    Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
    Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
    Akşam - akşam, kara sevdam ağırır
    Aman, âmân hey...
  • Sensiz nar çatlamaz. Bebek gıı demez. Beni böyle şair, divane etmez. Kızımın çerkez göğsü. Senin yüzün suyun hürmetinedir. Koca toprağın ak sütü. Bir bilsen, kimlere tasa, kedersin. Duyar mısın, utanıp, şaşar mısın ki? Bir bilsen, kardeşlerim ne can çocuklar. Ve bilsen, nasıl vurur beni bu duvar. Akşam akşam, kara sevdan ağırır, aman aman hey.
    Ahmed Arif
    Sayfa 51 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • 245 syf.
    ·40 günde·Puan vermedi
    Bakmayın İslamcı Gençliğin el kitabı dendiğine, zira Üstadın kendisi de kitabın başında bu ifadenin galatı meşhur olduğunu dolayısıyla İslami mücadele ve mücahade veren gençlerin İslamcı diye adlandırılmasının pek de uygun olmadığını ifade ediyor.
    İslamcı kelimesinden ben de aşırı derecede tiksiniyorum açıkcası, İslamcı da neymiş? Allah Azze ve Cellenin bize verdiği ismin üzerine ne isim ne de sıfat geçiririm, o yüzden her ne kadar İsmet Özel'in fikri yapısını takip edip çoğu meselede onu tasdik etsem vedahi Türk tanımına da katılsam da mutlak manada ne Türk ne de Kürt ne de bilmem hangi sıfatı Müslüman tesmiyesinin önüne geçiremem/geçiremeyiz aziz kardeşlerim.

    İsim üzerindeki şüpheleri bertaraf ettikten sonra Kemalistlerin azılı düşmanı, merhum Mısıroğlu'nun bu kitabını İslami Mücahedeye namzet gencin neden okuması gerektiğine gelirsek:
    Piyasada dolaşan, davasını kendisine prestij kılan, en ufak sarsıntıda gemiden ayrılan, gömlek çıkaran adamların sürüyle olduğu ortamda elinde baltasıyla azılı kemalistlerin kafalarındaki put tasavvuruna vura vura, bir yandan da Müslümanlara avaz avaz bağırarak o haşim yapısıyla uyuşmuş idraklerini çöze çöze bir ömür sürmüş bu adamın doğrusuyla, yanlışıyla, zaman zaman kastı aşan ifadeleriyle beraber okumayacak, dava şuurundan faydalanmayacak da gidip ne fikri ne de fikir öfkesi olmayan tavizkâr adamların hamasetleriyle mi yoğuracağız şu gençlik yıllarımızı. Müslüman genç bu kadar menfilik, aleyhte propoganda, eğitim sisteminin zerk ettiği zehre rağmen 'sisteme karşı' 'sistemin içinden' mücadele edecekse bu adamlar vasıtasıyla sırtlayacak meselelerin meselesini.
    Sonra piyasadaki laiklere yaklaşan, onlara yaranmaya çalışan, aman ne derler diye sürekli tetikte olan adamlarla mı yapılacak İslam inkılabı? Onlar olsa olsa sistemin kendilerini kullandığı kuklalar olurlar da haberleri olmaz.
    Merhumun siyasi görüşlerine katılmıyorum, malum iktidar laiklik ve muhafazakar kemalizme her geçen gün kan pompalarken yeterince eleştiremeyişini de Başkan Erdoğan'a sevgisine bağlıyorum.Sevgi insanı kör eder çünkü. Neyse velhasılı kelâm kitabı okuyun ve okutun daha yazacak çok şeyim var ama ben azını söyleyeyim sizden dağın görünmeyen kısmına yönelin. Allah'a emanet olun inşaAllah.
  • 312 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Selamlar ola sizlere köy yerinde su kuyruğuna girmiş Düriyeler ve kahvehane müdavimi çiki çiki Memişler .. Nassınız iyisiniz işşşallah ! Ben çok iyiyim ..Sizler de iyi olasınız .. Kış geliyor .. Aman dikkat ! Gördüğünüz üzere sizlere bugün köy yerinden seslenmeyi uygun buldum .. Neden diyecek olursan okumaya devam et diyeceğim .. Pek tabii her incelemede olduğu gibi bu incelememizi de sponsorlar vasıtasıyla yapmaktayız .. Nedir onlar diyecek olanlar vardır aranızda .. Olur olur .. İlk defa denk gelmiştir .. Efenim 5 kutu "KT" , yanında Peyman "KAVRULMUŞ TUZLU FISTIH" ve backgrounda çakılı loop a alınmış Davaro OST..
    https://www.youtube.com/watch?v=IfYp1cPtukE (MÖHTEŞ!)

    Hemen yasal uyarıyı yapayım da el ovuşturanları sevindirmeyelim .. Alkol içmeyin sevgili genç kardeşlerim .. Zaten kutusu 14 lira olmuş .. İsteseniz de içemezsiniz ya ..KOH KOH KOH !!! =)) AMAN diyeyim ben yine de ..

    Efenim ben söylemekten bıktım sizler de duymaktan bıktınız .. Biliyorum ! Ne okursanız okuyun ama okuduğunuz kitabın içinde yer alan olayların geçtiği dönemi muhakkak ama muhakkak araştırın .. Pek tabii ben böyle diyorum ama siz yine de okumayacak ya da araştırmayacaksınız .. İşte sizler bu yolu seçeceğiniz için ben sizler yerine okudum ve araştırdım .. Sizler için kaleme alayım dedim .. Bu kitabı , "Leblebi koydum tasa , el vurdum basa basa" zihniyetiyle okursanız soğan - sarımsak olur sonunuz .. Herkes kemerini bağladı .. Startı veriyorum ..

    Sevgili caniko .. Bu incelemeyi burlara kadar dayanıp okuduysan bil ki sen de bizdensin .. Sen de edebiyata gönül verenlerdensin .. Kendim yazmıyorum , edebiyattan da para kazanmıyorum ve edebiyattan anladığımı da iddaa etmiyorum ama okuduğum yazarlardan gözlemlediğime göre , edebiyat bir var olma biçimi .. Bir tutku ..Bugün yazarlık bir meslek ama her zaman böyle değildi .. Ne mi demek istiyorum ?

    Tıpkı Aziz Nesin (BABALARIN BABASI!) gibi , tıpkı Jack London gibi , tıpkı faşizme dur çekmiş Remarque gibi , tıpkı adı ölüm listelerine iliştirilen Eduardo Galeano gibi , tıpkı hayatı ellerinden alınan Wolfgang Borchert ya da Sabahattin Ali gibi farklı yollardan geçenler de var .. Bunlardan biri de Turgenyev ..İşbu Turgenyev , Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndaki görevinden dönemin en etkili eleştirmenlerinden biri sayılan Belinski 'nin gazlaması sonucunda istifa edince, "karadul kılıklı" anası Varvara Petrovna 'nın hışmına uğruyor .. Petrovna alttan giriyor , üstten çıkıyor , baktı ki baş edemicek oğluyla ; bir mektup yazıyor katranlısından .. Ve soruyor : "Sen" diyor , "demek yazar olmak istiyorsun.Peki bu kibar erkeklere yakışan bir meslek mi sence?" Hızını alamıyor ve devam ediyor : "Bir centilmen , kağıt karalayacağına , devlete hizmet ederek isim yapmalı." Yani diyor ki : Ey sen gavurlar gavuru sefil Turgenyev .. Yemedim yedirdim , içmedim içirdim .. Saçımı süpürge ettim .. Sütümü helal etmem sana ..Gelgelelim bizimki idealist .. Koymuş kafasına bir kere .. Lakin Varvara' ya da hak vermek lazım el frenini çekmek suretiyle .. Çünküm o dönem batıda durum bu ! YAZARLIK MESLEKTEN SAYILMIYOR kardeşim .. Sayılmadığı gibi soylulara , asillere de yakıştırılmıyor .. Misal o dönemin mihenk taşı , sofralardaki arabaşı(YOZGAT!) Lord Byron dahi safi bu sebepten dolayı şiirlerinin yayın hakkını çevresine , eşe dosta bağışlayan isimlerden ...

    Biz yine Turgenyev' e dönelim cicim .. Turgenyev'in kararından vazgeçmemesi ile Varvara Petrovna para musluklarını kapatıyor ve Turgenyev için "İÇ SOĞUK SULARI GÖR GÖTÜM YOLLARI" turnesi start alıyor .. Şaşırmayınız ! Vaziyetler nazik o dönem... Bu kapatılan para muslukları ile gurbet ellerde Turgenyev neler yaşıyor varın siz gelin düşünün ey kukumanjerolar .. Bununla beraber devlet görevinde yer almayıp sanata yönelen , başka bir deyişle sanatı gelir kapısına dönüştüren ilk "soylu" isim büyük Rus şairi PUŞKİN .. Bu da ek bilgi olsun =P Ben daha ne edem gardaş !?!?!?

    Turgenyev'in anasından söz ederek devam edecek olursak , bu gaddar kadının normal yaşamdaki davranışlarının Turgenyev'in yaşamıyla beraber eserleri üzerinde de büyük etkisi oluyor .. Turgenyev'in şiddete dayalı eğitim ile çiftlikten firar etmesi ve annesinin , çiftlikte çalışan bir "ölü canın" köpeğinin çok havladığı sebebiyle ölüm emrinin işbu kadın tarafından verilmesi .. Köylüleri eserine hammadde yapan Turgenyev 'in satırlarındaki ilgiyi sadece annesine bağlamak da doğru olmaz pek tabii .. Daha öncesinden de köy hayatı ve köylülere ilgi duyan bir isim .. Öyle ki , yazdığı pek çok eser sonrasında trenle Orel'den Moskova' ya giderken yanına yaklaşan iki köylünün , " tüm köylüler adına" kendisine teşekkürlerini sunmalarını , "hayatının en onurlu anı" olarak değerlendiren isim de Turgenyev ... Bu olanlara mukabil gelişen toplumsal muhalefet ile Rus yazımında ve güncel siyasette köylülere daha fazla önem verilen bir dönem de gelip çatıyor o dönemlerde ve 1874 yazında binlerce öğrenci üniversite hayatıını bırakıp yabana yani kırsal kesimlerde yeni bir hayat kurmaya gidiyorlar ...Pekçoğu taşınmazlarını yani evlerini , bundan böyle ihtiyaçları olmayacağı gerekçesi ile elden çıkarıp köylüler gibi giyinip , köylüler gibi konuşmaya çalışıyor.. Onlara , yani bu öğrencilere göre köylüler "doğal sosyalistler" o dönem .. Kendilerini de Narodnik yani POPÜLİST olarak tanımlıyorlar...

    Tüm bunlar iyi güzel de .. O dönem şehir hayatını bırakıp gelen gençler, ne oradaki köy hayatına uyum sağlayabiliyorlar ne de oradaki köylüler onlara.. Yün yorganların yerini saman , sabah kahvaltısındaki 5 çeşitin yerini çökelek alınca neşe kaçıyor haliyle ... Yine de umutlu öğrenciler yılmıyorlar köylüyü yani mujikleri aydınlatmaya çalışarak.. Ve sürekli şu cevabı alarak : ÇAR OLMADAN NASIL YAŞARIZ BİZ ? Bilmem tanıdık geldi mi ?!?!?( "OSMANLI EVLATLARI" ELİME MUM DİKSİN !! =))) )

    Tüm bunlarla nereye varacaksın dersen şekerim cevabım şudur sana : Bükemler ile Übeydelerin - Abdullahların , YOZGAT İLE PARİS'in savaşıdır bu .. PARİS 'i YOZGAT' a GÖTÜREMEYİNCE , YOZGAT 'ı PARİS' e GÖTÜRMEYE KALKIŞAYAZMAKTIR .. Babalar ve Oğullar ,( ki bu da yanlış bir ceviridir .. Aslı BABALAR VE ÇOCUKLARDIR ) adı altında okuduğunuz bu roman işbu sözünü ettiğim iki kesimin kuşak farkından kaynaklanan savaşımının totalidir esasen .. İnceleme de sadece bu paragraftan ibarettir ..