• Evet bi kitabın daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Öncelikle bu kitabı tavsiye eden arkadaşa çok teşekkür.

    Şimdiye kadar okuduğum polisiye romanlar içinde en güzel olanıydı. Belki yakın tarihe ilgi duyduğum için belki de ajanlı majanlı, bol cinayetli, kan vahşet, işkence dolu şeylere özel ilgi duyduğum için bu kitabı çok sevdim. Ve inanın baştan sonra insanı hiç ama hiç sıkmıyor her bi anı heyecan. Özellikle 487. Sayfa ve sonrası

    Her neyse kitap bi harika mutlaka okuyun. Kitabı okurken tek istediğim şey keşke bende bi ajan olaydım be. O kadar oku et dur gir KPSS memleketinden farklı bi yere atan, sonra tayin olmak için o kadar uğraş dur, zar zor memleketine en son tayin ol gel.

    Ajan olaydım hiç uğraşır mıydım bu işlerle. MİT içinde ajan olmak varken gel sen devlet baba'da memur ol.

    Hoş benden de ajan majan olmazdı ya..!

    Bakalım sizde kitabı bitirdikten son keşke ajan olaydım mı diyeceksiniz?

    Yoksa ajanların başına gelen, mutlak son olan ölümü görünce, ben gibi :

    "amann iyi ki ajan majan" değilim mi diyeceksiniz...?


    Herkese iyi okumalar.
  • Amann ben bu insanları bir daha nerede görecem diye düşünerek yaptığınız en rezil şey nedir?
  • Yazarin okudugum ilk kitabiydi ve cok guzel cay esliginde muhabbete daldik bugun:)bu kitap hani bir arkadasla cay esliginde ordan burdan derken saatlerce sohbete dalip bazen huzunlenip bazen kahkahalara gomulur bazende icinizden birsey kopar ya hani o tadi verdi bana.Hacanneye sarilip onun ruhunu isitmayi,tarihi hoscakal lokantasinda sucuklu yumurta yemeyi,Melahat abla'ya amann bosver takma sen gelini gel yumurta yiyelim demeyi,siradan anlar fotografcisinin yalnizliginda bir fotografini cekmesini rica etmek istedimgunumu iyi gecirmemi sagladigi icin tesekkur ederim yeni dostum
  • Devler , cüceler, peri padişahları ve onların güzeller güzeli kızları, üç başlı ejderhalar, çıngıraklı ,zehirli yılanlar, pireler, filler sultanı, kırmızı sakallı topal karınca…

    Masallar niçin yazıldılar? Sadece çocukları eğitmek için mi? Hayır.

    Masallar eski zamanlardan beri insanların zulümlere karşı seslenişi olmuştur. İnsanlar simgeler dünyasının güvenli kapıları ardından masallar aracılığıyla düzene karşı çıkmışlar, benliklerini savunmuşlar, kendinden sonra gelecek olanlara öğütler vermişler, ezen kişiyi masalda bir yaratığa dönüştürüp ona cezalar vermişler, hatta direnişlerin , devrimlerin simgesi olmuşlardır. Masallar dünyanın her yerinden zulüm gören insanların öcünün aktarımıdır. Çoğu zaman da anonimdir. Yaşar Kemal bunu çok iyi bilen , benimseyen bir yazar. Bunu kitabında açıkça ve ustalıkla işlemiş.

    Kitap Komünist Manifestonun meşru şekli haline gelmiş adeta. Çok güzel metaforlarla , örneklerle anlatmış nasıl sömürüldüğümüzü, asimile olduğumuzu, kendimizi kaybettiğimizi ve yöneten aklı…

    “Yeryüzünün bütün karıncaları birleşin.” Onlar birleşmeden önce karıncaların nasıl ayrıldıklarına bir göz atalım.
    Filler karıncaları önce güçleriyle korkuttular, cüsseleriyle , ölümle korkuttular. Korku karıncaların ellerinden önce özgürlüklerini aldı. Ardından filler karıncaları kendilerine benzetmeye çalıştılar. Sabahtan akşama kadar aynı sesleri onlara tekrar ettirdiler. “Biz filiz.” Tekrarların beynimizde ne gibi etkiler bıraktığını, siyasetçilerin ve reklam firmaların tekrarlardan nasıl yararlandığını bir kez daha hatırlattı bana bu kısım.

    Ardından fil okulları açıldı, karıncalara karınca dili unutturuldu. Fil gibi karıncalar ortaya çıktı. Tıpkı bizim Avrupa’nın bilimi hariç her türlü özelliğine özenmemiz gibi. İçi boş , özgün değil , özenti olan , yaratmayan , üretmeyen, hazır sevici bir kitle ortaya çıkarıldı. “Özgün “ kelimesi sadece sözlüklerde ve birkaç sohbette geçer oldu , belki anlamı bile bilinmeden.
    Filler karıncaların elinden her şeyi aldı. Onlara ölüme sürükledi. Kendi emeğiyle topladıkları yiyecekler onlara açlıktan ölmemelerini sağlayacak miktarda verilince minnet etmeyi öğrendiler karıncalar. Çünkü emeğini çaldıranlar , kendi emeklerini başkasının verdiği bir lütuf olarak görürler. Minnet ederler bu da bir nevi avunuş şeklidir. Bu minnet duygusu da sorgusuz sualsiz biat etmeye dönüşür.

    Bitti mi ? Tabii ki hayır.

    Ayrıştırma politikası tüm hızıyla devreye girdi. Karıncaları birbirleri arasında ayırıp , onların asla bir araya gelemeyeceğini garanti altına aldılar. Türkler, Kürtler, Sünniler, Aleviler, Lazlar, Çerkezler… Sahi biz neden yıllarca ayırdık birbirimizi. Yoksa biz de Filler Sultanına uyan karıncalar mıyız? İnsankarıncalar…
    En sonda umutlarını aldılar karıncaların elinden , hoop, diye. Bir güzel mideye indirdiler umutları. Biz asla filleri yenemeyiz diyen ulaklar ortaya çıktı bir anda. Biz insankarıncalarda umut nerde? Çevremde gördüğüm hep bir boş vermişlik, “Amann, böyle gelmiş , böyle gider!” sözleri. “Dünyayı sen mi değiştireceksin.” Saçmaları. Siz insanfiller misiniz acaba biz karıncaların umutlarına tüküren ? Yoksa biz insankarıncalar mıyız kendi umutlarına kendileri tüküren ? Tarafını seç nasıl olsa iki ucu … değnek…

    Yaşar Kemal her şeye rağmen umudumuzu kaybetmememizi söylüyor , kitabın sonunda. Benim de içim sonbaharda yapraklarını dökmek yerine yemyeşil oluyor, yeniden açıyor. Ne güzel metaforlar, şiirler kurulu umut üstüne. Kullansak ya azıcık! Çünkü umutsuz insan hareketi bırakıp, var olan düzende yeni şartlar oluşturmaya bakar. Yaşamaya –en aşağı bir şekilde- çalışır. Ve en kötü olan yanı da buna şükreder. Tatlı komşu Ayşe teyze bile yapar bunu…

    Biz hep “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler!” buna inanalım.
    Roman biter bitmez içimden geçen bir şarkının bir sözünü ve şarkıyı da buraya bırakayım.
    “Yare ulaşmadan düşersen eğer, yarına sesinin yankısı kalır.” Yankılarda değil, gür seslerde buluşalım.
    https://www.youtube.com/watch?v=o3QGBG569aY
  • her şey inceldiği yerden kopar.
  • Amann nasıl olsa biriyle evleneceksin, benle evlensen nolur sanki.