Jack London'ın fırtınalı yaşamıyla karşılaştırıldığında benim yaşamim, baharda ağaç tepesinde oturup cevizin olgunlaşmasını bekleyen sincabınki kadar sakindi. En azından bir süredir öyleydi. Biyografi böyle bir şeydir zaten. Sakin bir yaşam sürerek yaşamını tamamlamış olaan Kavasako belediye kütüphane görevlisinin biyografisini kim, neden okusun ki? Diğer bir deyişle, herkes katlanabildiği kadarının bedelini ister.
"Kaybetmek için doğmuşum" diyordu Ray Charles, "ve şimdi de seni kaybediyorum." Bu şarkıyı dinleyince gerçekten de üzüldüm. Ağlayacak denli hem de. Bazen oluyor böyle. Ufacık bir şey yüreğimin en yumuşak yerine dokunuyor.
Ben, kendim olarak, kaçınılmaz biçimde, son derece doğal bir şekilde var oluyorum o kadar. Bu apaçık bir gerçek olduğundan bir başkası beni nasıl ele alırsa alsın bunu pek de kale almıyorum. Birisinin beni nasıl değerlendirdiği, benimle ilgisi olmayan bir konu. Bu benim sorunum değil, onların sorunu.