Kalemi sevdiğim, bana göre sürekli eğlenceli hikayeleri kaleme alan yazarımız kitabı okudum sürece boyunca ana karakteri Öykü yüzünden beni epey kıvrandırdı.
İlk bir kaç bölümde Öykü'nün gudubetliyi beni sinirlendirdi.
Diğer bölümlerde Öykü'yü okudukça anlamaya çalıştım.
Hikayesi açıldıkça ağladım.
Küçük bir çocukken göremediği sevgisizlik ona bir çok sorunla baş etmesi gerektiğini öğretti.
Bir kez daha anladım ki bu hayatta sevgisizlik ve anlayışsızlık bütün felaketleri beraberinde getiriyor.
Konusuna gelince;
Öykü yaşadığı evdeki bir çok sorunu geride bırakmak için başka bir şehir ve başka bir durak bulur kendine.
Sosyal yaşamdan oldukça uzaktır.
Dostluk, aşk ve sevgi gibi kavramlar ona kendine dış dünyadan uzak tutmak için bir duvar ördürür.
Kendine çalıştığı yerdeki patronu sayesinde bir oda bulur.
Kendi kabuğunda kendi ayakları üzerinde durabilmek kendine yetebilmek onun için pahabiçilemez bir duygudur.
Yeni evine geldiğinde tanışmak zorunda kaldığı bir kaç arkadaş zamanla ve zor şartlar altında ailesi olmaya başlar.
Öykü tüm bunlara o kadar yabancıdır ki nasıl iletişim kurulacağını asla kestiremez.
Başlarda zorlandığı bu meselelere yavaş yavaş ayak uydurmaya bir şeyler paylaşmaya başlar.
Bunu başarabilmesinin tek nedeni ise başta Yağız, Derya ve Sıla'dır.
Bilmediği bir dünyaya adım atarken mutluluğun varlığını dahi sorgulayan bir insanken tüm bu insanlar sayesinde kaçmadan, saklanmadan, özgürce sevginin,dostluğun ve ailenin ne demek olduğunu yeniden yaşarken ve anlarken bulur kendini.
Öykü tıpkı çocukluğundaki gibi "Yıldız Işığı" oluşunu kocaman bir yürekle kabullenir.