• Amentü (1974)
    İnsan
    eşref-i mahlûkattır derdi babam
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak
    bu söz yüreğime kadar alçaldı
    damar kesildi, kandır akacak
    ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı
    aşk için karnıma ve göğsüme
    ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
    aşk ve ölüm bana yeniden
    su ve ateş ve toprak
    yeniden yorumlandı.
  • ..Tutun ve yüzleştirin hayatları
    biri kör batakların çırpınışında kutsal
    biri serkeş ama oldukça da haklı..
  • ..bense
    anlamış değilim böyle maceralardan
    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur..
  • 317 syf.
    ·9 günde·8/10
    Yaklaşık bir ay evvel "Müslümanlar Teröristtir.." söylemi ile tanıdım İsmet Özel'i. Bir konuşmada söylediği ve açıkladığı bu sözler hem ilgimi çekti hemde küçük çapta bir ön yargıya sebebiyet verdi.. Nihayet bitirdiğim bu kitabı ile kedisine olan tüm şüphelerim bertaraf oldu. Hatta yavaştan onun fikirlerini benimsemeye bile başlamış olabilirim :) İncelemeye evvela İsmet Beyin seslendirdiği "Amentü" şiirini paylaşarak başlamak istedim:

    Sene 1974, İnsan eşref-i mahlukattır derdi babam...
    https://youtu.be/wiW2xwh57oA
    -Uzun zamandır bir şairin kendi şiirini bu derece güzel okuduğunu ne görmüştüm ne de duymuştum. Kitabı gibi şaşırttı beni...

    Kitap öncelikle esrarengiz ismi ile karşılıyor bizleri. Bu sözüyle hem ilgi çekiyor hem de oldukça güzel bir mesaj veriyor. İnsanoğlu kusursuz bir nizamdır bu nizama uygun davranışlar yaraşır. Uygunsuz her türlü fiiliyatı taş olarak kabul edebiliriz. Ben daha fazla açmadan bunun ince detayını üstada bırakayım. Esrarengiz bulduğum ikinci unsur ise her anlattığı konuya koyduğu başlıklardı. Sadece İsmet Özel'in yaptığı bu başlıklar ile bir kitap yazılırdı desek yeridir. Bunu Muhammed İkbal'in Kulluk Kitabı'nda da görmüştüm.. O başlık altında yazdığı metinlerin ne derece değerli olduğuna değinmeme bile gerek yok diye düşünüyorum.

    Velhasıl kelam, İsmet Özel'i bir başkasından değil buyrun kendisinden dinleyin.. Eminim pişman olmayacağınız bir deneyim olacak..
  • İnsan 
    eşref-i mahlûkattır derdi babam 
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı 
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman 
    bu söz asıl anlamını kavradı 
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından 
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı 
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak 
    bu söz yüreğime kadar alçaldı 
    damar kesildi, kandır akacak 
    ama kan kesilince damardan sıcak 
    sımsıcak kelimeler boşandı 
    aşk için karnıma ve göğsüme 
    ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden 
    aşk ve ölüm bana yeniden 
    su ve ateş ve toprak 
    yeniden yorumlandı.

    Dilce susup 
    bedence konuşulan bir çağda 
    biliyorum kolay anlaşılmayacak 
    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın 
    yanık yağda boğulan yapıların arasında 
    delirmek hakkını elde bulundurmak 
    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için 
    bana deha değil 
    belgeler gerekli 
    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza 
    gençken 
    peşpeşe kaç gece yıllarca 
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım 
    bilmezdim neden bazı saatler 
    alaturka vakitlere ayarlı 
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar 
    yazgı desem 
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma 
    Tokat 
    aklıma bile gelmezdi 
    babam onbeşli olmasa.

    Meyan kökü kazarmış babam kırlarda 
    ben o yaşta koltuğumda kitaplar 
    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı 
    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları 
    kafamda yasak düşünceler, Gide mesela. 
    Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm 
    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana 
    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar 
    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı 
    oysa hergün 
    merkep kiralayıp da kazılan kökleri 
    Forbes firmasına satan babamdı.

    Budur 
    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku 
    işte şehirleri bayındır gösteren yalan 
    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan 
    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla 
    güç bela kurduğum cümle işte bu; 
    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan 
    tenimin olanca ağırlığı yok oldu. 
    Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak 
    bile bir bir çınlayan 
    ihtilal haberidir 
    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu 
    nisan ayları gelince vücudu hafifletir 
    şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah 
    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur 
    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim 
    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak 
    biraz ağlayabilmek için 
    fotoğraflar çektirir 
    babam 
    seferberlikte mekkâredir.

    İnsanın 
    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda 
    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak 
    belki ruhların gölgesi 
    düşer de marşlara 
    mümkün olur babamı 
    varlık sancısıyla çağırmak: 
    Ezan sesi duyulmuyor 
    Haç dikilmiş minbere 
    Kâfir Yunan bayrak asmış 
    Camilere, her yere

    Öyle ise gel kardeşim 
    Hep verelim elele 
    Patlatalım bombaları 
    Çanlar sussun her yerde

    Çanlar sustu ve fakat 
    binlerce yılın yabancısı bir ses 
    değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur 
    polistir babam 
    Cumhuriyetin bir kuludur 
    bense 
    anlamış değilim böyle maceralardan 
    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur 
    yalnız 
    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan 
    nüfus cüzdanımda tuhaf 
    ekmek damgası durur 
    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu 
    etin ıslak tadına doğru 
    yavaş yavaş uyanmak 
    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp 
    hırsız cenazelerine bine bine 
    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme 
    korkak dualarından cibinlikler kurarak 
    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz 
    nakışsız yaşamakları 
    silâhlanmak sanarak 
    çıkardım 
    boğaza tıkanan lokmanın hartasını 
    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için 
    halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak 
    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış 
    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa 
    fly Pan-Am 
    drink Coca-Cola

    Tutun ve yüzleştirin hayatları 
    biri kör batakların çırpınışında kutsal 
    biri serkeş ama oldukça da haklı. 
    Ölümler 
    ölümlere ulanmakta ustadır 
    hayatsa bir başka hayata karşı.

    Orada 
    aşk ve çocuk 
    birbirine katışmaz 
    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı 
    kendi tehlikesi peşinden gider insan 
    putların dahi damarından 
    aktığı güne kadar 
    sürdürür yorucu kovalamacayı.

    Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan? 
    Nerde, hangi yöremizde zihnin 
    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi 
    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan 
    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi? 
    Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim 
    takvim yapraklarının arasını dolduran 
    nedir o katı şey 
    ki gücü 
    gönlün dağdağasını durultacak? 
    Hayat 
    dört şeyle kaimdir, derdi babam 
    su ve ateş ve toprak. 
    Ve rüzgâr. 
    ona kendimi sonradan ben ekledim 
    pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu 
    ham yüreğin pütürlerini geçtim 
    gövdemi alemlere zerkederek 
    varoldum kayrasıyla Varedenin 
    eşref-i mahlûkat 
    nedir bildim.