• Zavallı yoksulların, zenginler uğruna birbirlerini öldürmeleri ne kadar da iğrenç bir şeydi!
    Emile Zola
    Sayfa 413 - Oda yayınları 2010 baskısı
  • 312 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    "SPOİLER İÇERİR :)"
    18 ocak günü Esma Mahfuz’un Youtube’a yüklediği bir video da şu sözleri söylemesi üzerine mısır devriminin kıvılcımını yaratmış oldu:
    “Dört mısırlı kendisini yaktı… İnsanlar biraz utanın! Ben, kız başıma, Tahrir Meydan’ına gideceğimi, tek başıma duracağımı, bayrak taşıyacağımı söylüyorum… Bu videoyu size basit bir mesaj vermek için yaptım: 25 Ocak’ta Tahrir Meydan’ına gidiyoruz… Evlerinizde kalırsanız, size yapılanları hak edersiniz, ülkeniz ve halkınız nezdinde suçlu olursunuz. Sokaklara çıkın, cep telefonuyla mesaj gönderin, internette mesajlar yazın, insanları haberdar edin.”
    Sözlerinde geçtiği üzere kendini yakan 4 mısırlı aslında Tunus Devriminin başlangıcını yaratan olay olan seyyar satıcı Muhammed’in rüşvet ödemeye yanaşmayarak kendisini hükümet binasının önünde yakmasına ve bunun medya, iletişim ağları dolayısıyla küresel anlamda yayılımının bir başka ülkede göstergesidir. Muhammed’in kendini yakması sosyal ağlar ile zaten ekonomik anlamda sıkıntı içinde olan insanların birbiriyle etkileşim kurarak ortak bir bağ kurmaları ve bu siber uzamı, mekân uzamına taşıyarak, ülkenin simgesel bir alanı işgal edilerek özgür bir mekân haline getirildi. Muhammed’in bu yaptığı domino etkisi yaratacak ve Arap baharının yaşanmasını sağlayacaktır.
    Tunus’un yanı sıra aynı başlangıç niteliğini taşıyan İzlanda da yaşanan mutfak devrimi de daha sonra oluşacak toplumsal hareketlerdeki etkisi oldukça fazladır. Hükümetin finansal olarak bankalara verilen desteklerden dolayı ve bankaların farklı hareketlerle para kazanma isteğinin, bireye düşen milli gelir miktarı oldukça yüksek olan İzlanda da gittikçe kötüleşen bir ekonomiye dönüşmesini sağlamıştır. İnsanlar internetten üzerinden yeniden iletişim içerisine girerek ortak bir zihin ağı oluşturmuşlar ve yeniden bir mekânsal uzamı işgal ederek tencere tavalara vurarak sitemlerini ortaya koymuşlardır. Tunus ta ve İzlanda da yaşanılan bu etkin olma durumu internet dolayımıyla dünyanın pek çok yerinde yaşanılan iktidar dolaylı aşağılanma etkisi ve ekonomik sıkıntılar, kapitalizmin öne çıkardığı finansal hakimiyetler, eşitsizlikler gibi sorunlar yaşayan bireyleri etkileyerek iktidarın düşman olduğu özgür internet ortamında var olmaya başlamışlardır ve özerk bireysel şekilde kendi farkındalıklarını ortaya koymuşlardır. Fikir paylaşımlarıyla birlikte bireyler iktidarın yarattığı korkuyu da paylaşarak aşarlar ve zaten içlerinde oluşan öfkeyi dışa vurmayı diğer insanlarında etkisiyle ortaya koyarak risk alma eylemini hissederek toplumsal hareketi eyleme geçirmeyi göze alarak ortaya çıkarırlar.
    İzlanda ve Tunus bir ilk tetikleyici gibidir. İki ülke de ve sonradan oluşacak devrimlerin ülkelerinde medyanın devlet elinde olmasıyla kendi anlatma güçlerini de kendi sosyal medyalarında kurdukları platformlardan oluşturmuşlardır. Devletin bastırıcı güçlerinin etkisi devletin koruyucu gücü olan polisin şiddetinin medya da oluşturduğu gücü etkileme ve kendi muhabirleri olmasıyla kendi açılarından bunu hem kendi ülkelerinde hem de dünya ya sunarak iktidarın kendi gücünü etkileme bir baskı oluşturulmasını hem iç yollardan hem de dış yollardan başarmış olmuşlardır, internet sayesinde.
    İzlanda da internetin ve onun üzerinden oluşan platformlarla devletin kendi yapısını değiştirme de daha büyük etkileri vardır. Temsili demokrasi göstergesini ve devletin yurttaş hakkını savunmadan önce finansal kuvvetlerin güçlerini önceleyici politikalarını ve aslında daha başka belirsiz olan istekleriyle etkisi yüksek olmakla birlikte özerk olunabilecek olan internet ortamında halkın oluşturacağı kimilerinin wiki-anayasa diyecek bir anayasa ortaya koyacaklardır. İnternet ortamından insanlar her bireyin kendinden sorumlu olduğu otonom olduğu bir ortamda söz hakkı olmasıyla belki de en çok istenen hayali kurulan demokrasiyi dünya da hâkim olmasını sağlayacak bir adım atmış olacaklardır. Tabii İzlanda’nın nüfus azlığı bu anayasanın oluşturulmasında kolaylık sağlamıştır.
    En başta da belirttiğim gibi mısır devrimi ve Arap hâkimiyetindeki bölgelerin Tunus etkisiyle domino şeklinde ardı ardına yaşanan toplumsal hareketler çıkışı kitle iletişim araçlarıyla örgütleşme ortaklaşma şeklinde olmuştur. Mısır devrimi tetikleyici etkisi olan kadın en beklenmeyecek katılımı da sağlayan ’kadın’ bu İslami toplumlardan beklenmeyecek bir durumken internetin verdiği ortamda özgürleşmeyle eşitsizlikleri ortadan kaldırmasının da etkisi vardır.
    Mısır devriminde insanlar Mahfuz’un videolarının paylaşımıyla gittikçe yayılmış ve insanlar Tahrir meydanında toplanmaya başlamıştır. İnternette kendilerine bir yer edinmişlerdir ve oradan devletin yarattığı korkuyu öfkeye dönüştürerek paylaşmışlardır. Adeta “devrimler tweet atılıyordu”. İnternetin ulaşamadığı ortamlarda etkileşim kesilmiyor ve daha eski iletişim araçlarıyla yeniden etkileşim sağlanıyordur. Dünya’nın ve küresel etkisinin bana göre en büyük örneğini Mısır hükümetinin toplumsal hareketin dinmesi için internetin fişini çekmesi olmuştur. Bu olayla birlikte eylem dünya dan yardım görmeye başlamıştır. İletişim platformlarının çok çeşitli olması ve hackerlar, Anonymous gibi eylemci ağlar yardımıyla teknolojik aletlerin başka yönleriyle çevrimiçi ağ kurma yöntemleri sağlandı. Mısır’a özel twitter ek bir uygulama oluşturdu. Bu şekilde ve yine eski iletişim araçları ile insanlar etkileşimi sürdürmeye devam etti. Hükümet istediğini başaramadığı gibi 5 gün süresince internetin kapalı olması büyük ekonomik kayıplara yol açtı.
    Mısır devriminin bir başka özelliği devrim içinde devrimi içermesidir. Kadınların etkin oluşu mekansal uzamda etkisini eşitlik olarak sağlamasa siber uzam da kadınlar eşitti ve hak talep ediyorlardı. İşgal edilen alanlarda kadınlara karşı polislerin yaptığı şiddeti eşitlik içinde görerek etki eden kimse olmamıştı mavi sütyenli kadın dövülerek ve soyularak meydan da öylece bırakıldığında.. Yine de kısmen de olsa etkisini oluşturdu ve bu toplumsal hareketlerin zihinsel ağlar oluşturmadaki insanların bilinçlenmesinde katkı sağladı.
    Yine ekonomik nedenlerin ve iktidarın aşağılaması temsili demokrasi yaratması etkisiyle ve insanların internette oluşturduğu etkileşimli ağlarla; Mısır’daki etkisiyle destek alarak bir devrim daha oluşuma geldi: İndignadas ,İspanya’da… “democracia ya real” (gerçek demokrasi şimdi ) adında facebook’ta bir grup kurularak buradan tartışmalara girildi. “Bu grup, farklı kentlerde özerk düğümleri olan merkezsiz bir ağa dayanıyordu.” Bu devrim yaratma çabalarının ortak noktasında oluşturulan meclislere rağmen bir lider oluşmaması. Herkesin kendi bireyselinde bir söz hakkı sahip olmasıdır. Oluşturulan meclislerde bir eşitlik halinde herkes kendi söz hakkına sahiptir. Bu meclislerde yaratılan ortamlar da insanlar günümüz gözler önüne serilen meclislerden farklı olarak hem herkes söz sahibiydi hem de sırf gürültü kirliliği oluşması yönünde tedbirle yeni bir işret dili oluşturma yönüne bile gidilmişti. İnsanlar ayaklanıyordu çünkü kafalarında yaratılan bilinç ağının doğru olmadığını biliyorlardı. Yeni bir anlamlar dünyası yaratıyorlardır. Her bireyin etkin olabileceği bir sistem. Liberland ülkesinde olduğu gibi her şey internet üzerinden olabilecek bir etkileşim bir doların bile nereye gideceği hakkında şeffaflıkla yönetilecek bir ülke. Teknolojinin verdiği yetkinlikle internet üzerinden yurttaşın gerçek demokrasiyle söz hakkına sahip olduğu bir yöneyim yapısı isteniyordu, belki de. Bu toplumsal hareketlerin belirsiz isteksiz kalışlarının sebebi buydu belki de.
    Diğer bir örnek olarak Amerika da gerçekleşen sadece ülkenin değil, dünyanın kalbinin attığı finansallığın merkezi Wall Street’e karşıdır. Bankaların insanları evinden etmesi, yüzde birlik kesimin tüm geliri elinde tutarken halkın yüzde doksan dokuzunun ekonomik sıkıntı içerisinde olması ve hükümetin buna rağmen hala yüzde birlik kısma yarayan yasalar çıkarması üzerine oluşturulan bir toplumsal harekettir,’#occupy wall street’.
    Dünya çapında gerçekleştirilen eylemlere tanık olan Amerikalı bireyler İspanya da oluşan meclise katılıp yeni akıl yürütmelere tanık olarak ve “küresel değişim içi birlik” için oluşturulacak fikirlere tanıklık ederek Amerika da oluşacak olaylara kıvılcım tutuşturulmuş oldu. Küresel umut ağları Amerika’ya doğru uzandı. Tahrir’in ve İspanya’nın yarattığı örnekler doğrultusunda internette çeşitli sosyal medya oluşumlarında Wall street’i işgal etme kamp kurma çağrıları yapıldı. Occupy için farklılık internette herkesin kendi hikayesi üzerinden paylaşımda bulunması olabilir. Tumblr sosyal paylaşım ağının ön plana çıkmasıyla ortak oluşturulan grupta yüzde doksan dokuzdan olan her birey kendi hikayesini anlatarak harekette pay sahibi oldu.
    Sonunda işgal edilen mekansal uzam internette oluşan özerklik alanın devamının somutlaştırılmasıdır. İnternetteki akışlar uzamı ve mekanların uzamının birleşimiyle yeni melez bir uzam oluşturuluyordu her harekette. Önce internet ortamında kendilerine yer edindiler orada internet sitelerini oluşturdular daha sonra simgesel alanlarda mekanları işgal ettiler, özerklik mekanı yaratıldı. Zaman biçiminde de yenilenme oldu; gündelik hayatta sistemin verdiği düzenleme de hareket etme zamanlamaya uyma ortadan kalkarak özerkleşen mekanda bireysel zaman biçimleri oluşturmuşlardır. İletişim ağlarıyla küresel olarak hareketler destek aldı.
    Kimdi bu toplumsal hareket içinde bulunanlar? Genel olarak hareketler incelendiğinde 20-40 yaş arası internette etkin olmakla birlikte üniversite mezunu ve işsiz kalan insanları görmekteyiz. Bilinçlilerdir ve çaresizlikle öfkeliler bu bilinci zihinsel ağlarla diğer insanları ulaştırmak onlarda da bu anlam dünyasını yaratmaya çalışmışlardır.
    Verilen örneklerdeki hareketlerin sonuçlarının olumlu olması ya da olmamasının önemi yoktur birbirinin etkisiyle ortaya çıkan bu hareketler süreci temsil etmişlerdir ve kendi yarattıkları tarihleriyle anılarak bilinç kıvılcımı uyandırmışlardır.
    Castells’in ağlar oluşturan toplumsal hareketler için gördüğü ortak noktalar:
    • Birçok biçimde ağlar oluşturulmuştur.
    • Kent uzamını işgal ederek bir hareket haline gelmiştir.
    • Özerklik uzamı ağlar oluşturan toplumsal hareketlerin yeni uzamsal biçimidir.
    • Hareketler hem yerel hem de küreseldir.
    • Zamandışı bir zaman yaratırlar
    • Hareketlerin doğuşu hissedilen tiksintinin zirveye ulaşmasıyla ilişkili bir öfke kıvılcımıyla tetiklenmiştir.
    • Hareketler viraldir. Bu viral durumuyla umutlar tetiklenir.
    • Öfkenin umuda dönüşmesi özerklik uzamında düşünüp, kafa yormayla sağlanır.
    • Çok biçimli ağlarla birliktelik yaratılmıştır.
    • Ağların yataylığı -yani hem kent hem internet uzamındaki yatay ağlar- işbirliği ve dayanışmayı desteklerken resmi liderlik anlayışını baltalamaktadır.
    • Özdüşünümsel hareketlerdir. Meclislerin düşünüp taşınma kısmında görülür aynı zamanda internet ortamındaki birçok forum ve sosyal ağ gruplarındaki tartışmalarda da görülür.
    • Şiddet dışı hareketlerdir. Barışçıl sivil itaatsizliklerdir.
    • Bu hareketler nadiren programa dayalı hareketlerdir. Çok sayıda talepleri vardır.
    • Toplumun değerlerini değiştirmeyi amaçlayan toplumsal hareketlerdir.
    • Temel anlamda siyasidirler.
    Hareketlerden görüldüğü üzere toplumsal hareketlerde internet ve kablosuz iletişimin rolü kritik önemdedir. Toplumsal hareketler bunlara bağlı ortaya çıkmaz; özgül toplumlardaki çatışmalar ve çelişkilerden doğar fakat yine de iletişimin hareketlerdeki önemini vurgulamak gerekir. İnsanların eyleme geçmesi ancak öfkelerini paylaşıp birlikteliği hissederek ortaya çıkabilir. Bu paylaşım dijital iletişim ağlarının öncelemesiyle kent uzamının temas içeren haline getirir.
    İnternet artık devletin hakimiyetinden çıkarak özgürleşme alanına girmektir. İnsanlar tam anlamıyla bireyselleşir. Sadece bu gibi olaylar değil her yönde toplumsal ağlar oluşturulur. Ekonomi, sağlık gibi her türden olabilecek faaliyetin gerçekleştiği platformlar oluşturuluyor internet üzerinden. Zaman ve mekân aşılarak her yönden bir küreselleşme sağlanıyor. İnsanlar kendi kriterlerine uygun olarak kendi öz sunumuyla aynı olanlarla etkileşim kuruyor, ağlar oluşturuyorlar.
    Bunlar sayesinde artık insanlar yaşadıkları olumsuz durumlar içinde bunalıma girmek yerine birleşerek umut ve isyan ağlarını yayıyor ve mekansal uzamda kendine yer ediniyor. Kadın yapılan eşitsizliğe paylaşarak ağlar oluşturarak daha çabuk tepki koyabiliyor. Ekonomik sıkıntı yaşamak ve bununa ilgili ağlar oluşturarak bunu sebep verene karşı koymak daha etkin hale geliyor. İnsanlar ağ toplumunda özgürlük ve özerlik yaşamaktadır.
  • SBKP (B) MK PLENUMU’UNDA SUNULAN RAPOR VE KAPANIŞ KONUŞMASI, 3-5 MART 1937, J.V. STALİN
    Eserler, Cilt 14,', Şubat 1934-Nisan 1945
    Plenuma sunulan raporlardan ve tartışmalardan burada üç temel olguyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.
    Birincisi, yabancı devletlerin ajanları tarafından yürütülen Troçkistlerin oldukça önemli bir rol oynadıkları, zarar verici, bölücü eylemlerle casusluk faaliyetleri, gerek ekonomik örgütlerimiz, gerekse de idari ve parti örgütlerimiz olmak üzere bütün örgütlerimize en azından bütününe yakınına, şu ya da bu ölçüde zarar vermiştir.
    İkincisi, içlerinde Troçkistlerin de bulunduğu yabancı devletlerin ajanları sadece alt örgütlerimize sızmakla kalmamış, aynı zamanda bazı sorumlu görevlere gelmişlerdir.
    Üçüncüsü, gerek merkezde, gerekse de kırsal kesimde bazı yönetici yoldaşlarımız, bu zarar verici, saptırıcı unsurların, bu casus ve katillerin sadece gerçek yüzünü görmemekle kalmamış, aynı zamanda bu yabancı ülke ajanlarının, şu ya da bu sorumlu görevlere gelmelerine bizzat katkıda bulunacak kadar kayıtsız, körü körüne itimat eden ve naif kişiler olduklarını göstermişlerdir. Sunulan raporlardan ve tartışmalardan çıkan tartışmasız üç
    sonuç budur işte.
    I. POLİTİK KAYITSIZLIK
    Her türlü parti ve Sovyet düşman akımla mücadele deneyine sahip yönetici yoldaşlarımızın, bu konuda halk düşmanlarının gerçek yüzünü göremeyecek, kuzu postuna bürünmüş kurtları tanıyamayacak, yüzlerinden maskeyi indiremeyecek naiflik ve körlük içinde bulunmaları nasıl açıklanmalıdır?
    SSCB sınırlan içinde yabancı ülkelerin ajanlarının yıkıcılık, bölücülük ve casusluk faaliyetlerinin bizim için beklenmedik bir şey olduğu, daha önce hiç karşılaşmadığımız bir şey olduğu iddia edilebilir mi? Hayır edilemez. Son on yıl içinde Şahti-dönemiyle başlayan, zararlı faaliyetlerin, ekonominin çeşitli dallarında kendini göstermesi ve resmi belgelerle saptanmış olması bunun kanıtıdır.
    Son dönemlerde ülkemizde, faşizmin Troçkist-Zinovyevist ajanlarının zararlı faaliyetleri, casusluk ve terör eylemlerine yönelik tehlike işaretleri ve uyarıcı belirtilerinin hiç mi hiç olmadığı iddia edilebilir mi? Hayır iddia edilemez. Bu tür işaretler vardı ve Bolşevikler bu işaretleri görmezden gelme hakkına sahip değildir.
    Kirov yoldaşın haince katledilmesi, halk düşmanlarının ikiyüzlülüğüne ikiyüzlü faaliyetleri sırasında güven sağlamak, örgütlerimize girebilmek için yüzlerine Bolşevik maskesi, parti üyesi maskesi taktıklarına ilişkin ilk uyarıydı.
    “Leningrad Merkezi” gibi “Zinovyev-Kamenev” Davası da, Kirov yoldaşın haince katledilmesinden çıkarılacak dersleri güçlendirmişti.
    “Zinovyevist- Troçkist Blok” Davası, daha önceki davaların sunduğu dersleri genişletti ve Zinovyevcilerle Troçkistlerin, bütün düşman burjuva unsurları etraflarında topladıklarını, Alman gizli polisinin bir terörist casusluk ve bölme acentası haline dönüştüklerini Zinovyevcilerle Troçkistlerin örgütlerimize sızmalarının tek çaresinin, ikiyüzlülük ve kendini gizleme olduğunu, bu tür sızmalara karşı korunmak ve Zinovyevist­ Troçkist çeteyi tasfiye etmenin en emin yolunun uyanıklılık ve politik öngörü olduğunu açıkça gösterdi.
    SBKP(B) Merkez Komitesi, Kirov yoldaşın haince katledilmesi vesilesiyle 18 Ocak 1935’te gönderdiği bir genelgeyle, parti örgütlerini politik saflık ve dar kafalılara özgü tembelliğe karşı uyarmıştır. Genelge şöyledir:
    “Söz konusu olan, güçlendiğimiz oranda düşmanın uysal ve zararsız olacağı gibi yanlış bir varsayımdan hareket eden oportünist körü körüne inanmaya son vermektir. Bu varsayım temelden yanlıştır. Bu varsayım, sözcülerinin, bütün dünyaya, düşmanların giderek sosyalizme entegre olarak nihayetinde gerçek sosyalistler haline geleceklerini kanıtlamaya çalışan sağ sapmanın sonuçlarından biridir. Başarılar üzerine yan gelip yatmak, boş durmak Bolşeviklerin işi değildir. Bize gerekli olan körü körüne inanma değil, uyanıklık, gerçek, Bolşevik devrimci uyanıklılıktır. Düşmanın içinde bulunduğu durum umutsuzlaştıkça, Sovyet iktidarına karşı, mücadelede yokolmaya mahkum olanların tek çaresi olan ‘en aşırı araçlara’ başvuracağı düşünülmelidir. Bu unutulmamalı ve uyanık olunmalıdır.”
    Troçkist-Zinovyevist Blok’un casusluk faaliyetleri ve terör eylemleri vesilesiyle 29 Temmuz 1936’da gönderdiği genelgede SBKP(B) Merkez Komitesi, parti örgütlerini bir kez daha uyanık olmaya, halk düşmanlarını, ne kadar iyi maskelenmiş olurlarsa olsunlar, tanımayı öğrenmeye çağırmıştır. Genelge şöyledir:
    “Troçkist-Zinovyevist canavarların Sovyet iktidarına karşı mücadelede emekçilerin bütün kudurmuş ve amansız düşmanlarını casusları, provokatörleri, bölücüleri, beyaz muhafızları, Kulakları vs. etraflarında topladıklarının kanıtlandığı, bu unsurlarla Troçkistler ve Zinovyevciler arasındaki bütün sınırların kalktığı bugün, bütün parti örgütlerimiz, bütün parti üyelerimiz, her bölgede, her durumda komünistlerden uyanıklık beklendiğini kavramalıdırlar. Şimdiki koşullar altında her Bolşeviğin vazgeçilmez özelliği, ne kadar iyi maskelenmiş olursa olsun, parti düşmanlarını tanıma yeteneği olmak zorundadır.
    Demek ki işaretler ve uyarılar vardı.
    Bu işaretler ve uyarıların anlamı neydi?
    Bunların anlamı partinin örgütlenme çalışmalarındaki zaafını ortadan kaldırmak ve partiyi, içine tek bir ikiyüzlünün bile sızamadığı ele geçirilemez bir kale haline getirmek için bir çağrı olmasıydı.
    Bu işaretler ve uyarılar, partinin politik çalışmasının küçümsenmesine son vermek ve bu çalışmayı, olası en büyük ölçüde güçlendirme yönünde, politik uyanıklılığın güçlenmesi yönünde kesin bir dönüşüme uğratmak anlamına gelmekte. Peki olan neydi? Gerçekler, yoldaşlarımızın bu işaret ve uyarılara karşı sağırlardan daha ağır davrandığını göstermiştir.
    Bunu, parti dokümanlarının gözden geçirilmesi ve (parti dokümanlarının-ÇN.) değiş-tokuşu kampanyasının herkesçe bilinen gerçekleri canlı biçimde kanıtlamaktadır. Bu işaret ve uyarıların hak ettikleri etkiyi yaratmamaları neyle açıklanır?
    Sovyet düşmanı unsurlara karşı mücadele deneylerine, bir dizi tehlike işaretine, uyarıcı belirtilere rağmen, partili yoldaşlarımızın, halk düşmanlarının yıkıcılık, bölücülük ve casusluk faaliyetleri karşısında politik basiretsizlik göstermeleri neyle açıklanır?
    Belki de yoldaşları, eskisine göre daha kötü oldular, bugün daha az bilinçli ve daha az disiplinliler? Hayır, elbette de­ğil!
    Belki yoldaşlarımız yozlaşmaya başladılar? Hayır bu da doğru değil! Bu varsayım her türlü temelden yoksundur. Bütün bunların açıklaması ne? Boş durma, kayıtsızlık, körü körüne inanç, körlük nereden kaynaklanıyor?
    Ekonomik kampanyalarla uğraşan ve ekonomik inşa cephesinde elde edilen devasa başarılara kapılmış partili yoldaşlarımız, Bolşeviklerin unutma hakkına sahip olmadıkları bazı önemli gerçekleri unutmuşlardır; işte bütün bunların açıklaması budur. Bu yoldaşlar, SSCB’nin uluslararası durumuyla ilgili temel bir gerçeği unutmuşlar ve parti üyeliği arkasına gizlenen ve Bolşevik maskesi takan bugünkü yıkıcı, bölücü unsurlar, casuslar ve katillerle doğrudan ilgili iki önemli gerçeği fark etmemişlerdir.
    II. KAPİTALİST KUŞATMA
    Partili yoldaşlarımızın unuttukları ya da fark edemedikleri gerçekler nelerdir?
    Sovyet iktidarının sadece dünyanın altıda birinde zafere ulaştığını, dünyanın geri kalan altıda beşinde kapitalist devletlerin egemen olduğunu bu yoldaşlarımız unutmuşlardır. Bu yoldaşlarımız, Sovyetler Birliği’nin kapitalist kuşatma altında bulunduğunu unutmuşlardır. Bizde kapitalist kuşatma üzerine gevezelik edilir sık sık, ama kapitalist kuşatmanın ne demek olduğu konusunda kimse fazla düşünmek istemez. Kapitalist kuşatma bu boş bir söz değil, son derece gerçek ve can sıkıcı bir olgudur. Kapitalist kuşatma, bir yanda toprakları üzerinde sosyalist düzeni kurmuş bir ülkenin, Sovyetler Birliği’nin varlığını, öte yandan ise bu ülkenin dışında, Sovyetler Birliği'ni çevrelemiş, ona saldırmak, ezmek, en azından iktidarını yıkmak ve onu güçsüzleştirmek için fırsat bekleyen birçok burjuva ülkesinin varlığı anlatmaktadır.
    Yoldaşlarımız bu temel gerçekliği unutmuşlardır. Fakat tam da bu gerçek, kapitalist çevreyle Sovyetler Birliği arasındaki karşılıklı ilişkilerin temelini belirlemektedir.
    Örneğin burjuva devletlerini ele alalım. Aynı tip devletler olarak bunlar arasında sadece iyi ilişkiler olduğuna naif insanlar inanabilirler. Bunu sadece naif insanlar düşünebilir. Gerçekte bu devletlerarasında ilişkiler iyi komşuluk ilişkilerinden çok uzaktır. Burjuva devletlerin birbirlerinin cephe gerisine casuslar, bozguncular, bölücüler ve zaman zaman da katiller yolladıkları ve bu unsurları, söz konusu devletin kurum ve işletmelerine sızma, oralarda kendi ağını yaygınlaştırma ve “gerektiğinde”, söz konusu devleti güçsüzleştirmek ve yıkmak için cephe gerisini yok etmekle görevlendirdikleri, iki kere ikinin dört ettiği kadar kesindir. Bugün durum budur. Geçmişte de durum aynıydı. Örneğin, I. Napolyon döneminde, Avrupa devletlerini alalım. O dönemde Fransa’da Rus, Alman, Avusturya, İngiliz kampından gönderilmiş casus ve bozguncu kaynıyordu. Buna karşın İngiltere, Alman devletleri, Avusturya ve Rusya'nın cephe gerisinde Fransız Kampından gönderilmiş az casus ve bozguncu yoktu. İngiltere ajanları, Napolyon'a iki kez suikast düzenlemişler ve birçok kez Fransa'da Vendee köylülerinin Napolyon Hükümetine karşı ayaklanmasını kışkırtmışlardı. Napolyon Hükümeti nasıl bir hükümetti? Bu hükümet Fransız Devrimi’ni boğan ve sadece devrimin büyük burjuvazi için yararlı olan sonuçlarım ayakta bırakan bir burjuva hükümetiydi. Napolyon Hükümeti’nin de komşularına borçlu kalmadığı ve hemen bozgunculuk önlemlerine başvurduğunu söylemeye bile gerek yok. Geçmişte, günümüzden 130 yıl önce durum böyleydi. Bugün I. Napolyon döneminden 130 yıl sonra durum yine böyledir. Bugün Fransa ve İngiltere’de Alman casusları ve bozguncuları, aynı şekilde Almanya’da da İngiliz-Fransız casus ve bozguncuları kol gezmektedir. Öte yandan, Amerika, Japon casus ve bozguncularıyla, Japonya da, Amerikalı casus ve bozguncularıyla kaynıyor.
    Burjuva devletlerarasındaki karşılıklı ilişkilerin yasası budur.
    Şu soru sorulmalıdır; burjuva devletler, bir sosyalist Sovyet devletine karşı, neden daha ılımlı davransınlar ve aynı tip devletler olarak burjuva devletlerine sundukları komşuluk ilişkilerinden daha iyi komşuluk ilişkileri sunsunlar? Neden bu devletler, Sovyetler Birliği cephe gerisine kendilerine daha yakın olan burjuva devletlerin cephe gerisine gönderdiklerinden daha az casus, zararlı unsur, bozguncu ve katil göndersinler? Bunu nasıl düşünebilirsiniz? Marksizmin bakış açısından, burjuva devletlerin, Sovyetler Birliği Cephe gerisine herhangi bir burjuva devletinin cephe gerisine gönderdiklerinden iki kat, üç kat daha fazla zararlı unsur, casus, bozguncu ve katil gönderdiklerini kabul etmek daha doğru değil mi?
    Kapitalist kuşatma sürdüğü müddetçe yabancı devletlerin ajanlarının cephe gerimize gönderdiği zararlı unsurların, casusların, bozguncuların ve katillerin var olmaya devam edeceği açık değil mi?
    Partili yoldaşlarımız bütün bunları unuttular ve unuttukları için de gafil avlandılar. O nedenle, Japon-Alman gizli polisinin Troçkist ajanlarının casusluk ve bozgunculuk faaliyetleri, bazı yoldaşlarımız için tamamen sürpriz olmuştur.
    III. BUGÜNKÜ TROÇKİZM
    Devamla. Troçkist ajanlara karşı mücadelede partili yoldaşlarımız, bugünkü Troçkizmin, diyelim ki 7-8 yıl önceki Troçkizm olmadığını, Troçkizmin ve Troçkistlerin bu süre içerisinde, Troçkizmin çehresini temelden değiştiren ciddi bir evrim geçirdiğini, bunun sonucunda, Troçkizme karşı mücadelenin, Troçkizme karşı mücadele yöntemlerinin de temelden değişmek zorunda olduğunu unutmuşlar, farketmemişlerdir. Partili yoldaşlarımız Troçkizmin işçi sınıfı içinde politik bir akım olmaktan çıktığını, Troçkizmin 7-8 yıl önce işçi sınıfı içinde politik bir akım olma niteliğinden çıkıp, yabancı devletlerin casusluk organlarının emriyle hareket eden zararlı unsurlar, bozguncular casuslar ve katillerden oluşan azgın ve ilkesiz bir çeteye dönüştüğünü fark etmemişlerdir.
    İşçi sınıfı içinde bir politik akım nedir? İşçi sınıfı içinde politik akım demek, belli bir politik fizyonomiye, kendi platformuna, kendi programına sahip, görüşlerini işçi sınıfından gizlemeyen, gizlemesi mümkün olmayan, tam tersine, işçi sınıfının önünde görüşlerinin açıkça ve dürüstçe propagandasını yapan bir grup ya da parti demektir; işçi sınıfına politik yüzünü göstermekten korkmayan, gerçek amaç ve görevlerini işçi sınıfının önünde açıkça ortaya sermekten korkmayan, tersine, işçi sınıfını kendi görüşleri doğrultusunda ikna etmek için açıkça ortaya çıkan bir grup ya da parti demektir. Geçtiğimiz yıllarda, 7-8 yıl önce Troçkizm, anti-Leninist, o nedenle temelden yanlış da olsa, işçi sınıfı içinde böyle bir politik akımdı.
    Bugünkü Troçkizmin, diyelim ki 1936 yılının Troçkizminin işçi sınıfı içinde bir akım olduğu söylenebilir mi? Hayır söylenemez. Neden? Çünkü bugünkü Troçkistler, işçi sınıfına gerçek yüzlerini göstermekten korkuyorlar, çünkü işçi sınıfına hedef ve görevlerini açmaya korkuyorlar, çünkü işçi sınıfından politik fizyonomilerini isteyerek gizliyorlar; çünkü gerçek amaçlarını öğrenirse işçi sınıfının kendilerini, ona yabancı insanlar olarak lanetleyip kendisinden uzaklaştırmasından korkuyorlar. Troçkistlerin bugünkü çalışmalarında temel yöntemin, görüşlerini işçi sınıfı içinde açıkça ve dürüstçe savunmak değil, görüşlerini gizlemek, hasımlarının görüşlerini kölece bir boyun eğiş ve dalkavuklukla övmek, kendi görüşlerine ise ikiyüzlü ve sinsi bir biçimde çamur atmak olması da bununla açıklanır.
    1936 Davasında Kamenev ve Zinovyev, anımsarsanız, herhangi bir politik platforma sahip olduklarını kesinlikle inkar etmişlerdi. Duruşmalarda politik platformlarını geliştirme olanağına kesinlikle sahiptiler. Ne var ki bunu yapmadılar ve politik platforma sahip olmadıklarım açıkladılar. Politik bir platformları olmadığını açıklarken her ikisi de, kuşkusuz, yalan söylüyordu. Bugün körler bile politik platformları olduğunu görüyor. Peki neden bir politik platforma sahip olduklarını inkar ettiler? Çünkü gerçek politik yüzlerini göstermekten korkuyorlardı, çünkü gerçek platformlarıyla, SSCB’de kapitalizmin restorasyonu platformuyla ortaya çıkmaktan korkuyorlardı; zira böyle bir platformun işçi sınıfı içinde nefret uyandıracağından korkuyorlardı.
    1937 Davasında ise, Pyatakov, Radek ve Sokolnikov başka bir yol izlediler. Troçkistlerle Zinovyevcilerin politik bir platformu olduğunu inkar etmediler. Belli bir politik platformu olduğunu kabul ettiler ve ifadelerini bunun üzerinde geliştirdiler. Fakat ifadelerini, işçi sınıfına, halka, Troçkist platformun desteklenmesi çağrısında bulunmak için değil, bu platformu halk düşmanı ve proletarya karşıtı bir platform olarak lanetlemek ve damgalamak için geliştirdiler. Kapitalizmin restorasyonu, Kollektif çiftliklerle Sovyet çiftliklerinin tasfiyesi, sömürü düzeninin yeniden kurulması, Sovyetler Birliği’ne karşı savaşı hızlandırmak için Almanya ve Japonya'nın faşist güçleriyle ittifak, savaş lehinde, barışçıl politika aleyhinde mücadele, Sovyetler Birliği’nin toprak bütünlüğünün parçalanması, bu arada Ukrayna’nın Almanlara, Uzak Doğu kıyı bölgesinin Japonlara verilmesi, düşman bir devletin saldırısı durumunda Sovyetler Birliği’nin askeri yenilgisini hazırlamak, ve bu hedeflere ulaşmak için zararlı faaliyetler yürütmek, yıkıcı eylemlere girişmek ve Sovyet iktidarı önderlerine karşı bireysel terör eylemleri yapmak, Japon-Alman faşist güçleri yararına casusluk faaliyeti yürütmek -bugünkü Troçkizmin Pyatakov, Radek ve Sokolnikov tarafından geliştirilmiş politik platformu işte budur. Troçkistlerin böyle bir platformu halktan, işçi sınıfından saklamak zorunda oldukları çok açık. Ve bu sadece işçi sınıfından değil, Troçkist taraftarlardan, hatta 30-40 kişiden oluşan bir avuç Troçkist, önderlikten bile saklanmıştır. Radek ve Pyatakov, platformun niteliği üzerine bilgi vermek amacıyla 30-40 Troçkistin katılacağı bir konferans toplanması için Troçki’den izin istediklerinde, Troçki bunu yasaklamış ve böyle bir “operasyon”un bölünmeye yol açabileceği gerekçesiyle, platformun gerçek niteliği üzerine bir avuç Troçkistin önünde konuşmanın bile amaca uygun olmadığını söylemiştir.
    Görüşlerini, platformlarını işçi sınıfından değil, aynı zamanda Troçkist taraftarlardan, hatta Troçkist önderlerden saklayan “politikacılar” -Troçkizmin bugünkü fizyonomisi budur.
    Bundan çıkan sonuç ise, bugünkü Troçkizmin artık işçi sınıfı içinde politik bir akım olarak tanımlanamayacağıdır.
    Bugünkü Troçkizm işçi sınıfı içinde politik bir akım değil, yabancı devletlerin casusluk organlarının hizmetinde çalışan zararlı unsurlar, bölücüler, casus ve katillerden oluşan ilkeden ve düşünceden yoksun bir çete, işçi sınıfının yeminli düşmanı olan bir çetedir.
    Bu, son 7-8 yıl içinde Troçkizmin geçirdiği evrimin tartışılmaz sonucudur.
    Geçmişteki Troçkizmle bugünkü Troçkizm arasındaki fark budur.
    Partili yoldaşlarımızın hatası, geçmişteki Troçkizmle bugünkü Troçkizm arasındaki belirleyici farkı görememelerinde yatmaktadır. Troçkistlerin uzun zamandan beri bir düşüncenin savunucusu olmaktan çıktıklarını çoktandır sadece Sovyet devletine ve Sovyet iktidarına zarar vermek için, casusluk ve vatana ihanet de dahil olmak üzere, her türlü iğrençliği, her türlü alçaklığı yapabilecek haydutlara dönüştüklerini fark etmediler. Bunu fark etmediler, dolayısıyla da, Troçkistlere karşı yeni tarz mücadeleyi kararlılıkla sürdürmek için zamanında değişiklik yapmayı beceremediler.
    V. GÖREVLERİMİZ
    ...
    Ekonomik başarıların sürekliliği ve sağlamlığının, tamamen partinin örgütsel ve politik çalışmasının başarılarına bağlı olduğu, bu koşul olmaksızın ekonomik başarıların temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konmalıdır.
    4) Kapitalist kuşatmanın, Sovyetler Birliği’nin uluslararası durumunu belirleyen temel olgu olduğu hiç unutulmamalı, her zaman anımsanmalıdır.
    Kapitalist kuşatma sürdükçe, yabancı devletlerin casusluk organlarının Sovyetler Birliği cephe gerisine zararlı unsurlar, bozguncular casuslar ve teröristler göndermeyi sürdüreceği düşünülmeli; bu düşünülmeli ve kapitalist kuşatmanın, zararlı unsurların gücünü ve önemini küçümseyen yoldaşlarla mücadele edilmelidir.
    Yoldaşlarımıza, ne kadar büyük olursa olsun hiç bir ekonomik başarının, kapitalist kuşatma olgusunu ve bu olgunun sonuçlarını dünya yüzünden kaldıramayacağı kavratılmalıdır.
    Yoldaşlarımıza, partili ve partisiz Bolşeviklere, yabancı casusluk organlarının, zararlı, bozguncu ve casusluk faaliyetlerinin amaç ve görevleriyle, pratik ve tekniğiyle tanışma olanağı verecek gerekli önlemler alınmalıdır.
    5) Yabancı casusluk organlarının bozguncu, zararlı ve casusluk faaliyetlerinin en aktif unsurları olan Troçkistlerin, işçi sınıfı içinde bir politik akım olma niteliklerini çoktan yitirdiklerinin, uzun zamandan beri işçi sınıfının çıkarlarıyla uyuşan herhangi bir düşünceye hizmet etmedikleri, yabancı casusluk organlarının hizmetinde çalışan zararlı unsurlar, bozguncular, casuslar ve katillerden oluşan, düşüncesiz ve ilkesiz bir çeteye dönüştüklerinin yoldaşlarımıza gösterilmesi gerekmektedir.
    Bugünkü Troçkizme karşı mücadelede artık eski yöntemlerin, tartışma yöntemlerinin değil, yeni yöntemlerin, kökünü kazıma ve ezme yöntemlerinin uygulanması gerektiği gösterilmelidir.
    6) Bugünkü zararlı unsurlarla Şahti-dönemindeki zararlı unsurlar arasındaki fark; Şahti-dönemi zararlılarının teknik geriliklerinden yararlanarak yoldaşlarımızı teknik alanda aldatırken, parti üyelik kartına sahip olan bugünkü zararlıların, parti üyeleri olarak kendilerine duyulan güven sayesinde, insanlarımızı politik kayıtsızlıklarından yararlanarak aldattıkları, yoldaşlarımıza anlatılmalıdır.
    ...
    O nedenle eski şiar, tekniğin kotarılması şiarı, Bolşevizmin kavranması kadroların politik eğitimi ve politik kayıtsızlığın tasfiye şiarıyla tamamlanmalıdır.
    7) Ülkemizde sınıf mücadelesinin, ileriye doğru attığımız her adımla, giderek sönmek zorunda olduğu, sınıf düşmanının, elde ettiğimiz her zaferle uysallaşacağı yolundaki sakat teori parçalanmalı ve bir yana atılmalıdır.
    Bu sadece sakat bir teori değil, aynı zamanda tehlikeli bir teoridir; çünkü insanlarımızı uyuşturmakta; tuzağa düşürmekte, bu arada sınıf düşmanına, Sovyet iktidarına karşı mücadele için güç toplama olanağı vermektedir.
    Tam tersine ne kadar ilerlersek, ne kadar başarılı olursak yenilmiş sömürücü sınıfların artıkları o kadar öfkeye kapılacak, o kadar çabuk daha sert mücadele biçimlerine geçecek, Sovyetler Birliği'ne karşı o kadar çok alçaklığa girişecek ve yok olmaya mahkum edilenlerin son çaresi olarak, en umutsuz mücadele yollarına başvuracaklardır.
    Sovyetler Birliği’nde yenilmiş sınıfların artıklarının yalnız olmadıkları gözönüne alınmalıdır. Bunlar, sınır ötesindeki düşmanlarımızın doğrudan desteğine sahiptirler. Sınıf mücadelesi alanının SSCB topraklarıyla sınırlı olduğunu düşünmek yanlış olur. Sınıf mücadelesinin bir ucu SSCB sınırlan içindeyse, öteki ucu da çevremizdeki burjuva devletlerine uzanmaktadır. Bu, yenilmiş sınıfların artıklarının bilmediği bir şey değildir. İşte bunu bildikleri için gelecekte de umutsuz saldırılarını sürdüreceklerdir.
    Bunu bize tarih öğretiyor. Bunu bize Leninizm öğretiyor. Bütün bunlar gözönünde tutulmalı ve uyanık olunmalıdır.
    8) Sürekli olarak zarar vermeyen, çalışmalarında hiç olmazsa zaman zaman başarılar kaydedenlerin zararlı unsurlar olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden bir diğer sakat teori de un ufak edilip bir kenara atılmalıdır.
    Bu tuhaf teori, yaratıcılarının saflığını gösterir. Hiç bir zararlı unsur, kısa süre içinde yüzünün açığa çıkmasını istemiyorsa sürekli zarar vermeyecektir. Tam tersine, gerçek zararlı unsur, çalışmalarında zaman zaman başarılar da kaydetmelidir, zira zararlı unsur olarak varlığını koruması, kendisine güven duyulmasını sağlaması ve zararlı faaliyetlerini devam ettirebilmesinin tek yolu budur.
    Bu sorunun çok açık olduğuna, daha fazla açıklama gerektirmediğine inanıyorum.
    9) Ekonomik planların sistemli bir şekilde gerçekleşmesinin zararlı faaliyetleri ve zararlı faaliyetlerin sonuçlarını ortadan kaldırdığını ifade eden üçüncü sakat teori de parçalanmalı ve bir kenara atılmalıdır.
    Bu teori sadece şu hedefi güdebilir: Sadece kendi alanlarını gözönüne alan fonksiyonerlerimizin kendini beğenmişliğini okşama, onları sakinleştirme ve zararlı faaliyetlere karşı mücadelelerini güçsüzleştirme.
    ...
    Dördüncüsü: zararlı unsurlar zararlı faaliyetlerini en geniş biçimiyle genel olarak barış dönemlerinde değil, savaş öncesi dönemlerde, ya da bizzat savaş esnasında uygularlar. Varsayalım ki “ekonomik planların sistemli bir biçimde gerçekleşmesi”ni ifade eden bu sakat teoriyle uyutulduk ve zararlı unsurlara dokunmadık. Bu sakat teorinin sahipleri, bu zararlı unsurları ekonomimizin bağrında “ekonomik planların sistemli bir biçimde gerçekleşmesi”, sakat teorisinin kanatları altında rahat bırakırsak, herhangi bir savaş durumunda devletimize ne büyük zararlar verebileceklerini düşünebiliyorlar mı acaba?
    “Ekonomik planların sistemli bir biçimde gerçekleştirilmesi” teorisinin sadece zararlı unsurlara yarayan bir teori olduğu açık değil midir?
    10) Zararlı unsurları tasfiye etmek için Stahanov hareketinin ana aracı olduğunu ifade eden dördüncü teori de parçalanmalı ve bir kenara atılmalıdır.
    Sözkonusu teorinin amacı! Stahanovcular ve Stahanov Hareketi üzerine gevezelik ederek, farkettirmeden zararlı unsurları darbelerden korumaktır.
    ...
    11) Troçkist yıkıcıların artık yedekleri kalmadığını, son kadrolarını kullandığını ifade eden beşinci sakat teori de parçalanmalı ve bir yana atılmalıdır.
    Bu doğru değil yoldaşlar, Böyle bir teoriyi sadece naif insanlar düşünebilir. Troçkist zararlılar yedeklere sahiptir. Troçkizmin yedeklerini herşeyden önce, SSCB’de yenilmiş sömürücü sınıfların artıkları oluşturur. Ayrıca, Sovyetler Birliği’ne karşı düşmanca tavır içinde olan SSCB sınırları dışındaki bir dizi grup ve örgütler de Troçkizmin yedekleridir.
    Örneğin, üçte ikisi casuslar ve bozgunculardan oluşan karşı devrimci Troçkist IV. Enternasyonali ele alalım. Bu yedek sayılmaz mı yoksa? Bu casus enternasyonalinin, Troçkistlerin casusluk ve zararlı faaliyetleri için kadro devşireceği açık değil mi?
    Ya da, baş casus Troçki’ye Norveç’de sığınarak temin eden ve Sovyetler Birliği’ne karşı her türlü alçaklığı yapmasına yardımcı olan Şeflo alçağının grubunu ele alalım. Bu grup yedek sayılmaz mı yoksa? Bu karşı devrimci grubun Troçkist casuslara ve zararlılara bundan sonra da hizmet sunacağından kim kuşku duyabilir?
    Ya da bir başka grubu, Şeflo gibi bir alçağın grubunu Fransa'daki Souvarine’in grubunu ele alalım. Bu bir yedek, değil mi? Bu alçaklar grubunun, Troçkistleri, Sovyetler Birliği’ne karşı giriştikleri, casusluk ve zararlı faaliyetlerinde destekleyeceğinden kim kuşku duyabilir?
    Ve kendilerini tümüyle faşizme adayan Almanya’daki bütün bu efendiler, bütün bu Ruth Fischer’ler, Maslow’lar, Urbahn’lar, Troçkistlerin casusluk ve zararlı faaliyetleri için yedek değil midir yoksa?
    Ya da örneğin başlarında ünlü lümpen Eastman’ın bulunduğu Amerika’daki yazarlar çetesi; SSCB işçi sınıfını karalamakla geçinen bütün bu kalem korsanları Troçkizmin yedeği değil midir acaba?
    Hayır Troçkizmin son kadrolarını kullandığını söyleyen bu sakat teori bir yana atılmalıdır.
    12) Son olarak, biz Bolşeviklerin çoğunluğu oluşturduğu, zararlı unsurların ise azınlıkta kaldıkları için; biz Bolşeviklerin onlarca milyon insanın desteğine sahip olduğu, Troçkist zararlıların ise tek tük ya da düzinelerle insanın desteğine sahip olduğu gerekçesiyle, biz Bolşeviklerin bir avuç zararlı unsuru dikkate almaması gerektiğini söyleyen bir sakat teorinin de parçalanması ve bir kenara atılması gerekmektedir.
    Bu, yanlıştır yoldaşlar. Bu tuhaftan da öte teori, zararlı unsurlara karşı mücadelede beceriksizlikleri nedeniyle çalışmalarında fiyaskoya uğramış bazı yönetici yoldaşlarımızı teselli etmek, uyanıklıklarını yoketmek ve rahatça uyumalarını sağlamak için bulunmuştur.
    Troçkist zararlıların tek tük insanlar tarafından, Bolşeviklerin ise onlarca milyon insan tarafından desteklendiği doğrudur. Fakat bundan, zararlı unsurların davamıza ciddi zararlar veremeyecekleri sonucu çıkmaz. Fesat çıkarmak ve zarar vermek için çok sayıda insana ihtiyaç yoktur. Bir Dinyeper Elektrik Santralı yapmak için onbinlerce işçi harekete geçirilmek zorundadır, ama aynı santralı havaya uçurmak için belki bir kaç düzine insan yeter, daha fazla değil. Savaşta bir muharebeyi kazanmak için belki bir kaç kızıl kolorduya gereksinme duyulur. Ne var ki cephede kazanılmış bu zaferi yerle bir etmek için, ordu karargahında, hatta bir bölükte bir kaç casusun varlığı ve bunların harekat planlarını temin edip düşmana vermesi yeterlidir. Büyük bir demiryolu köprüsü kurmak için binlerce insan gerekir. Ama aynı köprüyü havaya uçurmak için bir kaç kişi yeterlidir. Böyle düzinelerce yüzlerce örnek verilebilir.
    Dolayısıyla bizim çoğunlukta oluşumuz, Troçkist zararlıların ise azınlıkta oluşu teselli nedeni olmamalıdır. Ulaşılması gereken nokta, saflarımızda hiç Troçkist zararlı unsurun kalmamasıdır.
    JOSEF STALİN