• "ABD' de yayımlanan haber dergisi Newsweek 'tüm zamanların en iyi 100 kitabı' listesini yayımladı.Liste, aralarında İngiliz Daily Telegraph ve The Guardian gazeteleri ile ABD'li talk show sunucusu Oprah Winfrey'nin Kitap Kulübü'nün de bulunduğu 10 farklı en iyi kitap listesinin tercihlerine dayanarak oluşturuldu
    1.Savaş ve Barış / Lev Tolstoy
    2.1984 / George Orwell
    3.Ulysses / James Joyce
    4.Lolita / Vladimir Nabokov
    5.Ses ve Öfke / William Faulkner
    6.Görünmez Adam / Ralph Ellison
    7.Deniz Feneri / Virginia Woolf
    8.İlyada ve Odysseia / Homeros
    9.Gurur ve Önyargı / Jane Austen
    10.İlahi Komedya / Dante Alighieri
    11.Canterbury Hikayeleri / Geoffrey Chaucer
    12.Gulliver'in Gezileri / Jonathan Swift
    13.Middlemarch / George Elliot
    14.Ruhum Yeniden Doğacak / Chinua Achebe
    15.Çavdar Tarlasında Çocuklar (Gönülçelen) / J.D.Salinger
    16.Rüzgar Gibi Geçti / Margaret Mitchell
    17.Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez
    18.Muhteşem Gatsby / F.Scott Fitzgerald
    19.Madde 22 / Joseph Heller
    20.Sevgili / Toni Morrison
    21.Gazap Üzümleri / John Steinbeck
    22.Geceyarısı Çocukları / Salman Rüşdi
    23.Cesur Yeni Dünya / Aldous Huxley
    24.Mrs. Dalloway / Virginia Woolf
    25.Native Son / Richard Wright
    26.Amerika'da Demokrasi / Alexis de Tocqueville
    27.Türlerin Kökeni / Charles Darwin
    28.Heredot Tarihi / Heredot
    29.Toplum Sözleşmesi / Jean-Jacques Rousseau
    30.Kapital / Karl Marx
    31.Prens / Niccolo Machiavelli
    32.İtiraflar / St. Augustine
    33.Leviathan / Thomas Hobbes
    34.Pelopponnes Savaşlarının Tarihi / Tukididis
    35.Yüzüklerin Efendisi / J.R.R. Tolkien
    36.Winnie The Pooh / A.A Milne
    37.Aslan, Cadı ve Dolap / C.S Lewis
    38.Hindistan'a Bir Geçit / E.M. Forster
    39.Yolda / Jack Kerouac
    40.Bülbülü Öldürmek / Harper Lee
    41.İncil
    42.Otomatik Portakal / Anhtony Burgess
    43.Ağustos Işığı / William Faulkner
    44.Siyah İnsanların Ruhları / W.E.B.Du Bois
    45.Engin Sargossa Denizi / Jean Rhys
    46.Madam Bovary / Gustave Flaubert
    47.Kayıp Cennet / John Milton
    48.Anna Karenina / Leo Tolstoy
    49.Hamlet / William Shakespeare
    50.Kral Lear / William Shakespeare
    51.Othello / William Shakespeare
    52.Soneler / William Shakespeare
    53.Çimen Yaprakları / Walt Whitman
    54.Huckleberry Finn'in Maceraları / Mark Twain
    55.Kim / Rudyard Kipling
    56.Frankestein / Mary Shelley
    57.Süleyman'ın Şarkısı / Toni Morrison
    58.Guguk Kuşu / Ken Kesey
    59.Çanlar Kimin İçin Çalıyor / Ernest Hemingway
    60.Mezbaha 5 / Kurt Vonnegut
    61.Hayvan Çiftliği / George Orwell
    62.Sineklerin Tanrısı / William Golding
    63.Soğukkanlılıkla / Truman Capote
    64.Altın Defter / Doris Lessing
    65.Kayıp Zamanın İzinde / Marcel Proust
    66.Büyük Uyku / Raymond Chandler
    67.Döşeğimde Ölürken / William Faulkner
    68.Güneş de Doğar / Ernest Hemingway
    69.Ben, Claudius / Robert Graves
    70.Yalnız Bir Avcıdır Yürek / Carson Mc Cullers
    71.Oğullar ve Sevgililer / D.H. Lawrence
    72.Kralın Adamları / Robert Penn Warren
    73.Git Onu Dağda Anlat / James Baldwin
    74.Charlotte'un Sevgi Ağı / E.B. White
    75.Karanlığın Yüreği / Joseph Conrad
    76.Gece / Elie Wiesel
    77.Tavşan Kaç / John Updike
    78.masumiyet Çağı / Edith Warton
    79.Portnoy'un Feryadı / Philip Roth
    80.Bir Amerikan Trajedisi / Theodore Dreiser
    81.The Day of the Locust / Nathanael West
    82.Yengeç Dönencesi / Henry Miller
    83.Malta Şahini / Dashiell Hammett
    84.Kuzey Işıkları Üçlemesi / Philip Pullman
    85.Death Comes for the Archbishop / Willa Cather
    86.Düşlerin Yorumu / Sigmund Freud
    87.Henry Adams'ın Eğitimi / Henry Adams
    88.Mao'dan Sözler / Mao Zedong
    89.Dinsel Deneyim Çeşitleri / William James
    90.Brideshead Revisited / Evelyn Waugh
    91.Sessiz Bahar / Rachel Carson
    92.İstihdam, Kazanç ve Para Genel Teorisi / John Manyard Keynes
    93.Lord Jim / Joseph Conrad
    94.Goodbye to All That / Robert Graves
    95.The Affluent Society / John Kenneth Galbraith
    96.Söğüt Ağaçlarındaki Rüzgar / Kenneth Grahame
    97.Malcolm X'in Otobiyografisi / Alex Haley ve Malcolm X
    98.Eminent Victorians / Lytton Strachey
    99.Renklerden Mor / Alice Walker
    100.İkinci Dünya Savaşı / Winston Churchill
  • “In God we trust! ” yani “Allah’a güvenip dayanırız biz!”. (Tanrıya Güveniriz)

    "ABD, parasının üstündeki bu ifadeyle demek istemektedir ki, ben insanları, dünyayı, sömürdüklerimi iki şeyle aldatırım: PARA, TANRI."
    Yaşar Nuri Öztürk
    Sayfa 15 - Yeni Boyut, 78.Baskı, İnsanlığı Kemiren İhanet
  • Güçlü banker ve sanayici aileler J.P. Morgan ve John D. Rockefeller etrafında, ABD'nin sanayisini ve zenginliğini ele geçirmeye çalışıyorlardı.

    Morgan ve Rockefeller, güçlerini benzersiz şekilde artırırken, hile, şiddet, dolandırıcılık ve rüşvet -kasıtlı finansal panikler yaratmak- gibi yöntemlerden faydalanıyorlardı. Yarattıkları her panikle birlikte kendilerine ve en yakın müttefiklerine, mali piyasalar ve banka kredileri konusunda inanılmaz bir güç ve kontrol kazanıyorlardı. Finansal gücün az sayıda zengin ailenin elinde toplanıyor olması, Amerikan plütokrasisi ya da daha açık bir ifadeyle Amerikan oligarşisini yaratıyordu.
  • 256 syf.
    ·9 günde·Beğendi·9/10
    Bilimkurgu-Çizgiroman ve Manga Etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Bilimkurgu’nun ilk örneklerinden olan Mary Shelley‘nin Frankenstein’ı ile inceleme yolculuğumuza başlıyoruz. #28996895

    Bu kitabı okumadan önce, Netflix üzerinden yayınlanan The Frankenstein Chronicles dizisini izlemenizi tavsiye ediyorum. Dizi de Londra’nın o dönemine dönecek, yer altına inecek ve Mary Shelley ‘nin kitabı yazdıktan sonra, nelerle karşılaştığına biraz da olsa şahit olacaksınız. Kitap o dönem de sükse yaratmış ve bir kadın yazar olan Mary Shelley’nin kitabı nasıl yazdığı hep tartışılmıştı. Dizi de Canavarımıza tanıklık etmiyoruz, o dönemde yapılan deney ve havayı kokluyor ve izlerken işlenen cinayetlere kitabın ön ayak olup olmadığına tanıklık ediyoruz. İnsanların kitabı okurken ki hayretli bakış ve merakları kesinlikle ilgi çekici. Diziyi mutlaka izleyin, kitabı okumak için merakınız daha da artacaktır.

    Ön Bilgi: Kitabın ismi, yılların dizi ve filmleri, Frankenstein’ı bize direkt olarak canavar olarak tanıtmıştır. İlk önce bu algıyı ortadan kaldırmak lazım. Bu kitap bilimkurgu’nun ötesinde, tam bir edebiyat sunmaktadır. İthaki detaylı bir önsöz, ve sonsöz ile bizlere zevkli bir ekstra kazandırmış. Yazarın kronolojik geçmişi de bulunmakta. İthaki’nin Bilimkurgu klasikleri, kitap üzerinde ülkemizde yapılan en iyi işlerden bir tanesi diyebilirim.

    Hazırsanız, incelememize başlayalım…

    Çok büyük beklenti ile başladım, hızlıca konuya girmesini bekledim, hatta ve hatta bir ara boğuldum. Şimdi bu cümleyi okuduğunuzda nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Evet kesinlikle bunu yaşadım. Tam bu durumu yaşadığım anlarıma bizzat Semih şahit oldu :) Şaşkındım, kitap bir tülü içine almadı beni, her sayfa da bir şeyler bekliyorum ama olmuyor, bekle, bekle, bekle hiçbir şey olmuyor. Kitap ilerlemiyor sanki. Alt tarafı 256 sayfa diyorsunuz ama gitmiyor. O kadar çok tasvir ve çeşitlendirmeli anlatım var ki nerede bu canavar demeye başlıyorsunuz. Bu durum sadece bana olmuşta olabilir. Büyük beklenti ile başlamam normalde kitaplara ama bu sefer çıtayı baya yukarıda tuttum sanırım. Neyse ki tam bu durumu konuşurken 118. Sayfaya geldim ve kitap yağ gibi akmaya başladı. Neredeyse kitabın yarısı hiçbir şey yokmuş gibi gelmişti bana. Şunu unutmamak lazım, kitap 1818 yılında yayımlandı. O dönemin edebiyata bakış açısına çok hakim değilseniz, bu uzun tasvirleri anlamlandırmak biraz zor olacaktır. 2018’den değil de, tam da o dönemden kitaba bakmak ve başarısını anlamak lazım.

    Kitap akmaya başladı dedim. Evet öyle bir akmaya başladı ki bu sefer, her sayfayı soluksuz okumaya başladım. Öyle hızlı okuyordum ki, bir ara birkaç kupa kahvem boşa gitti buz gibi oldu. Şimdi kitabı bir kenara bırakıyorum ve neler yaşadık, neler hissettik, neler oldu ve olmadı, ne dersler aldık, ne fikirler edindik bunlara bir bakalım.

    Öncelikle her şeyin ötesinde Frankenstein bir canavar değil. Victor Frankenstein’ın yaratmış olduğu bir canlı. Bu canlı ile yaratıcısı arasında yaşananların akabinde gelişen olayların anlatıldığı bir öykü ile karşı karşıyayız. Burada tabi ki Tanrı’ya çok sağlam bir atıf var. Madem yarattın, neden bizi bıraktın ya da beni bıraktın? Neden bana sahip çıkmadın, kollamadın, doğru yolu göstermedin, neden içimi sevgi ile doldurmadın haykırışları var. Şimdi kendi dünyamıza dönelim ve insanların yüzyıllardır haykırışlarına kulak verelim.

    Tanrı’m – Allah’ım;
    Neden böyle , neden şöyle, neden ben zengin değilim, neden ben daha rahat bir hayat sürmüyorum, neden o araba benim değil, neden şu ev benim değil, neden benim kız arkadaşım o değil, neden ben bir rock star ya da popstar değilim, neden sesim kötü, neden burnum uzun, neden bacağım kısa, neden ben siyah tenliyim, neden o renkli gözlü, neden daha çok param yok, neden şu üniversiteye gitmiyorum, neden dualarıma karşılık vermiyorsun, neden beni cennete direkt almıyorsun, neden benim ailem böyle, neden daha iyi bir işe sahip değilim…! Tanrım neden bana sırtını döndün ve cevap vermiyorsun?!...

    Bir insan bu haykırışları yapabiliyor da, neden insanın başka başka uzuvlardan yaratmış olduğu bir canlı bu soruları sormasın, haykırışta bulunmasın? O da bunu yaratıcısına soruyor. Yaratıcısı ona sırtını dönüyor. Sırtını döndüğünde, yarattığı canlı, kendi içinde intikam yeminleri ediyor. Şimdi tekrar bizlere, yani insanlara dönelim.

    İnançlı olalım ya da olmayalım her zaman yaratıcıdan bir şeyler bekleriz. Kendi kendimize bir ışık, bir işaret, ufakta olsa bir kıvılcım göremediğimizde içten içe sorgularız. (Dini başka türlü yaşayan veya her türlü Tanrı’ya, Allah’a iman edenleri ayrı tutalım.) Bu sorgulama sonucunda kopmalar yaşarız, kopmaların sonucunda başka şeylere çok rahat meyilli oluruz. Bu Tanrı’yı adalet sistemi, Devlet, Para vsvsvsvs çoğaltabiliriz. Bunu demem de ki amaç, herkesin Tanrısı başkadır. Herkes Tanrı’yı göklerde aramıyor. Zaten insanların yarattığı tanrıların sayısı da bilinmiyor. Bu çeşitlilik esasına göre değerlendirelim. İnandığınız Tanrınıza artık inancınız kalmadı, her şey yalan geliyor, kendinizi aldatılmış, terk edilmiş, yalnız bırakılmış hissetmez misiniz? Büyük bir çoğunluk bu soruya evet yanıtı verecektir. İnsanların büyük bir bölümü inandığı Tanrı’ya sığınır ve onunla yaşama tutunur. Bu tutunma ortadan kalktığında ise tam bir kopuş, inançsızlık, intikam ortaya çıkar. Günümüzde bunların birçok örneği var. Dün, bugün ve yarın da olmaya devam edecektir.

    Kitabın bence ana konusu şu “İnsan ne dilediğine ve ne yarattığına (icat ettiğine) dikkat etmeli.” Eylemlerimizin sonucun da ortaya çıkan gerçeği kabul edemeyeceksek, asla o olaya el sürmemeli ve dokunmamalıyız. Eğer yaptığımız bir şey birini canının yanmasına ve hayatına mal olacaksa bundan uzak durmalıyız. Atom bombasını ele alalım. Ortada tamamen bilimsel bir keşif amacı güdülürken, birden Almanlardan daha büyük bir silaha sahip olma fikri ve koşuşturmacası hatta zorlaması ortaya çıktı. İş o kadar zorlandı ki, üretilen gücün farkında bile olunamadı. Atom bombası bulundu bulunmasına ama sonucunda ne oldu? Bir bakalım ne olmuş: Atılan bomba 600 metre yukarıda patlamış, ilk atıldığında 70 bin kişi hayatını kaybetmişti. Devamında ki iki ay boyunca, yağan asitler 70 ile 80 bin kişi, takip eden beş yıl boyunca da 60 ile 70 bin arasında kişiyi öldürmüştü. Ayrıntılarında ise bilinen ya da bilinmeyen bir çok olay meydana gelmiştir. Ülkeye, Dünyaya ve İnsanlığa verdiği zarar ise devasa boyutlardaydı. Bir atom bombası sadece kayıtlara göre en az 250 bin kişinin ölümüne neden olmuştu. Peki Atom bombasının mucidi bunun olacağını biliyor muydu? Bu sonuçtan nasıl bir mutluluk duyardı? Bu sonuçtan mutluluk duyan tek taraf, güç gösterisi yapan Amerikan Siyasetçileri idi. Yıllar, yıllar sonra ilk defa bir Amerikan başkanı, Barack Obama Hiroşima’ya gitmişti ama bir kez aforoz edilmişlerdi. Hiçbir anlamı yoktu. Paragrafın başlangıcına geri dönelim ve şunu tekrar edelim: “İnsan ne dilediğine ve ne yarattığına (icat ettiğine) dikkat etmeli.”

    Tekrar kitabımıza dönecek olursak, sayfa 118’den itibaren çok güzel bir yazım dili ile karşılaştım. Öncesi de güzeldi elbet ama benim merakım o kısımlarda değildi. Bir canavarın, hayatı öğrenme ve anlama biçimini okudum. Bir bebeğin büyüdüğü gibi, adım adım bilgi büyümesi yaşamasını okudum. Bunların akabinde, öğrenen, uygulayan ama görünüşü yüzünden toplumdan dışlanan, buna rağmen tekrar deneyen ve yılmayan bir yaratık ile karşı karşıya kaldım. Mary Shelley ilk etapta çok dolandırsa da sonradan yağ gibi akan bir roman yazmış. Yazdığı bu kitap, 200 yıl sonra bile hala okunuyor ise, sadece insanların abartması ile değil, kendi değeri bunu hak ettiği içindir. İlk önce kitaba biraz zaman tanırsanız, hayal ettiğinizden daha da başka bir eserle karşılaşacaksınız.

    İncelememin sonuna gelirken, İthaki Yayınevi’ne tekrardan teşekkür ediyorum. Hem Bilimkurgu Klasikleri dizisini vazgeçmeden devam ettirdikleri, hem çok başarılı çeviriler ile bize sundukları, hem de kitaplar hakkın da çok güzel ön ve sonsözler hazırladıkları için. Editör ekibine de ayrıca teşekkür ediyorum. Belki bir tane olduysa oldu, onun dışında hiç harf veya yazım hatasına rastlamadım. Genel olarak İthaki’de bu durumla karşılaşmıyorum zaten.

    Diyeceğim o ki, ne dilediğimize dikkat edelim. İnsanlar yüzyıllardır ne dilediklerine pek dikkat etmediler. Onun sonucu Tanrı rolüne büründüler. Kainatın yaratanı inanışlara göre değişse de, inancı her türlü kendi isteğine göre kullanan ve değiştiren, güncelleyen(!) insan, bu dünya da kendisine her gün farklı bir Tanrı rolü biçmekle meşgul.

    Sadece insan olabildiğimiz ve birbirimizi anladığımız ve çizgimizi aşmadığımız günlere diyorum. Bir canavar yaratmaya da ihtiyacımız yok, milyarlarca iki ayaklı canavar var zaten.

    Kitabı herkese öneriyor, bilimkurgu etkinliğimize kesinlikle uğramanızı bekliyoruz. #28996895