• ---2007 yılında Davutoğlu'nun başlattığı 'sıfır sorun' politikası gibi 2010 yılından beri uygulanan ve bölgesel güç olmayı hedefleyen Sünni mezhepçi dış politika da başarısızlıkla sonuçlandı. Sünni merkezli politikalar nedeniyle Türkiye'nin Ortadoğu'da çok az dostu ve siyasi etkisi kaldı
  • "Konu İsrail olunca, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar tek bir ağızdan konuşurlar."
  • 412 syf.
    Merhabalar öncelikle 1k sakinleri!

    Öncelikle Dış politikanin ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Dış politika: bir devletin, ulusal çıkarlarının biçimlendirdiği amaçlara ulaşmak için diğer devletlerle ve uluslararası kurumlarla olan diplomatik siyasal, ekonomi ve hukuki ilişkileri kapsayan politikaların tümüdür.

    Bu kitap bazı üniversitelerimizde ders kitabı olarak okutulmaktadır. William Hale kitabı yazma sebebinin Türkiyenin orta güçlükle ki bir devlet oluşu ve bu konu hakkında araştırmanın yetersiz oluşu nedeniyle ele aldığını söylemektedir.

    *Osmanlı son dönemdeki gerileyişi ve titizlikle yürütülen diplomasi , güç dengesi siyaseti
    *Osmanlı'nın 1 Dünya savaşına katılma süreci
    *Türkiye kuruluşu ve dönemine uygun siyaseti
    *İkinci Dünya Savaşı ve Tarafsız Türkiye
    *Soğuk Savaş ve Türkiye
    İlk evre( 1945-63) Küba krizi karşılık
    Jüpiter füzesi
    #46918614
    Ve bu evre de iç siyaset dinamiği olan etkiler / 27 Mayıs 1960 darbesi
    Menderesin Kruşcev ile yakınlaşması
    #47285311
    Soğuk Savaş ikinci evre (1960/90)
    Değişen Küresel boyutlar, iç çekişmeler
    -1971 darbesi
    -1974 Kıbrıs Barış harekatı
    Ortadoğu /İsrail / İran devrimi

    *Soğuk Savaş sonrası Dış politika
    Özal Başbakanlık ve Cumhurbaşkanligi dönemi dış siyaset de daha da vizyon ve risk alma dönemi olarak adledilebilir.

    * Özal dan sonra Koalisyon dönemleri ve iç dinamiği nedeniyle dış politika da yetersizlik dönemleri.

    *Kafkasya, Orta Asya, Ortadoğu politikaları ve iç politika dinamiklerin dış politikaya etkisi

    Dış politikada ülkemizde belirlenen siyasetlerin nedeni
    Ülkemizde Tansu çiller ve Erbakan koalisyonun dışında bir dış politika kamuoyunun ilgisini bile çekmiyordu.

    Ferenc Vali: Sıradan bir Türk vatandaşının dış politika konularıyla fazla ilgilenmediğini ve şahane "Milli duyguları ya da dini hisleri harekata geçiren sorunlara ilgi gösterdiklerini ileri sürmüştür. (S/355)
    Kibris, Kosova, Bosna , Ermenistan-Azerbaycan gibi .

    Dış politika ülkelerin gelecekleri için önemlidir. Ve o koltuğa erişmiş insanlar veya partilerin siyaseti gelecek nabızlı olmak durumundadır.
    Ve her zaman bir denge olmak durumundadır dış politikanın ve bunun dersini almamız gerekir . Hem kamuoyunu hem de siyasetin mercileri olarak .
    Şimdi kendi insanlarımız dış siyasette atıp kesmeli naralara alışkın oldukları için bu kitabı okumalarını tavsiye ederim . Çünkü çoğu zaman ne için nara attıklarını bilmiyorlar.
    Örneğin radikal İslamiyeti benimseyen Erbakan bile İsrail ile olan ekonomik boyutlu anlaşmaların dışına çıkamıyordu.
    Türkiyenin israil ile yakınlaşması, hem ABD eksenli desteklenmesine hemde, Suriye veya Ermeni lobilerinin Amerika da etkisini azaltabiliyordu.
    Veya İslamiyeti sadece taslak olarak kullanılacaģı bilen Abdülhamid.
    Yani dış politikanın gereklikleri bildiğinizden farklı oluyor.
    Bu nedenle bu kitabı tavsiye ediyorum
    Dili çok ağır değil ve önemli konulara değeniyor. Ve bütün bilgileri kaynaklar ile belirtilmiştir.

    Ülkemiz uydu konumuna geçip, bölgesel siyasette etkin rol revizyonu olan bir politika gütmelidir.

    Sabit ve tutarlı bir dış politika izlemek ve uygulamak oldukça zordur.Hele dengelerin sürekli bozulduğu ülkemizin bulunduğu coğrafyada. Kısa dönem avantajlar veya dezavantajlar bunların uzun dönem sonuçları arasında bağlantı kurmak, bunların diğer milletler üzerindeki etkisini değerlendirmek ve kararları hızlı ve etkili bir şekilde vermek ve başarısız olma riskide yüksektir.(Alıntı)

    Dış politika da herşeyden önce milli çıkarlar çerçevesinde belirli ve sabit amaçlar saptanmalı, bu amaçları gerçekleştirecek stratejiler geliştirilmeli ve bu stratejileri geliştirmek için taktikler üretilmeli ve süreç devamlı şekilde yeniden gözden geçirilmeli ve yorumlanması gerekir..

    Ülkemiz için dış politika veya halkımız için pek bir değeri olmuyor. Ama ülkenin geleceği ve bölgedeki etkinliği için çok önemlidir. Ne kadar anlaşılması kolay insanlar olsa da Türk heyeti , bu iş Trump dediği gibi Hollywood film seti değil .

    Bu tarz kitapların daha fazla okunması ümidiyle
    Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar.
  • 119 syf.
    ·2 günde
    Işık hızında yazılmış bir inceleme. Kendisini kıramadığım bir 'önceliğe'...

    Öncelikle kitap incelemesine geçmeden demek istiyorum ki, bu tür kitapların açık bilgi paylaşılma prensibinden yana değilim. Tendonlarım felç olmadan özet geçeceğim.

    Kitap konu başlıklarına ayrılmış bir şekilde alt küçük başlıklarla devam ettirilmiştir.

    Kitabın ana konusu 'İslam Devleti' adı altında IŞİD yapılanmasının tarihten bugüne filizlenip saldırılarını, desteğini, düzenli bir ordu sistemini, çatışma prensiplerini, yayın gücünü, teknolojik bir merkezi anlayışını, korkunun psikolojik baskısını, çevre ülkelere olan etkisini, iç savaştan yararlanıp hakimiyet alanını genişletmesi gibi tüm ayrıntısına ve perspektif bir bakış açısıyla sunmaktadır.

    Şimdi kısaca IŞİD'in kuruluşuna ve evrimine tanık olmanız için tendonlarım felç olmadan biraz değineceğim.

    IŞİD'in kurucu lideri: El-Zarkavi

    Not: Kitapta geçmemesine rağmen ben değinmek istiyorum.

    Zarkavi'yi kimseyle paylaşmak istemem bu yüzden kısaca ilk lider olduğunu bilmeniz istiyorum. 1979'da Sovyetlerin işgali ile bölgeye mücahit kisveti altında dünyanın dört bir yanından savaşçılar gelmiş ve Amerikan desteği ile Sovyetlere karşı savaşmışlardır. Bunların başında Ladin, Zarkavi ve Zevahiri gelmektedir. Bu üçlü arasındaki ilişki Taliban-El kaide ittifakı da sonradan sıkıca bağlanacaktır. Ancak Zarkavi bu iki dostunu sonradan feci bir şekilde yadırgayacaktır. Neyse, bunun nedeni günümüz IŞİD'in kafa kesme, vahşice katliamları, işkencelerinin sebebinin Zarkavi'den gediği barizdir.

    Zarkavi ilk kez Irak'ta iki askerin kafasının kesildiği görüntü ile ortaya çıkmıştı. Bu hadise ile en çok aranan militanlar başında gelmiş ve başına 10 milyon dolar ödül konulmuştu. Zarkavi çok acımasız, ki askeri kimliğinden dolayı sert biriydi. İleriki dönemde Zevahiri ve Ladin'i pasif bularak El-kaide'den ayrılıp Tevhid-i Cihad yani sizlerin IŞİD dediğiniz örgütü kurmuştur. Bu kadar yeter, kopmayayım...

    Birinci Körfez Savaşı

    Bu savaşın önemli noktası Saddam Hüseyin'in başta olduğu baas rejiminin etkisi olmuştur. Baas partisinin aşırı Sunni politikası bölgede istikrarsızlaşmaya ve Irak'ın en büyük etnik kökenlerinden olan Şiileri yok saymıştır. Bu sebeple çevre ülkelerden toprak ve yer altı kaynaklarına gözünü diken Saddam Hüseyin, 1990 yılında Kuveyt'i ele geçirir. Bu hadise üzerine Birleşik Devletler'den yardım talep eden Kuveyt, Amerikan birliklerin bölgeye gelişiyle uzun süreli bir etnik savaşın fitilini atmış olur.


    11 Eylül 2001

    Küresel bir güç olan Birleşik Devletleri'in tarihinde en büyük terör saldırısı olarak geçen bu olay ile Amerika Ortadoğu'ya tabiri caizse büyük bir çıkarma yapmış ve güç gösterisinde bulunmuştur. Sabah altı sularında 19 militan Boston, Newark ve Washington'dan kalkıp San Francisco ve Los Angeles'a giden dört yolcu uçağını kaçırarak New York'taki İkiz Kuleler'e ve Virginia'daki ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'a intihar saldırısı düzenlemiştir. Uçaklardan biri yolcuların müdahalesi ile düşürülmüş ve hedefine uğramadan etkisiz hale gelmiştir. Bu hadise üzerine dönemin başkanı Pusht, "bizimle olanlar bizimle, olmayanlar düşmandır, teröristtir" diyerek dünya ülkelerine göz dağı vermiştir.

    2002- Afganistan İşgali

    11 Eylül hadisesi üzerine devasa bir güç ile Afganistan'a (Bin Ladin gerekçesiyle) saldıran Amerika, yarım milyon insanı öldürmüş ve bir o kadar da insanı sakat bırakmıştır. Ancak bir netice alamamıştır. Çünkü Afgan halkı ne Büyük İskender'e, Ne Cengizhan'a, ne İngilizlere, ne Sovyetlere, ne de Amerika'ys boyun eğmiştir. Selam olsun onlara!...

    2003- Irak İşgali

    Afganistan işgalinden bir netice alamayan Pusht yönetimi, gözünü dünyanın petrol rezervleri bakımından en zengin ülkelerin başında gelen Irak'a girmiştir. Bu işgale en çok Şiiler değinmiştir, çünkü Sunni azınlığın kendilerini ezdigini düşünmüşlerdir. "Lebbeyk Ya Amerika" diye naralar atan halk, ebesinin şeyini sonradan girecek ve diyecek ki:" Keşke 1000 tane Saddam olsaydı da, Amerika olmasaydı" diyecekti. Bu arada tam idrak etmemiz için önemli birinin söylemini vermek istiyorum. Meşhur Saddam heykelini yıkan Hasan el Jaburi, yıllar sonra BBC'de şunları

    demişti:"Kendime sorarım, neden bu heykeli devirdim? Şimdi onu tekrar aynı yerine dikmek isterdim. Ama beni öldürürler... O günden sonra her şey kötüye gitti. Yozlaşma, iç çatışmalar, ölümler, yağmacılık. Saddam insanları öldürüyordu, fakat şimdiki hükümetle karşılaştırınca bu hiç bir şeymiş. Saddam gitti, bin Saddam geldi. Her ne vakit birileri 'Bağdat'ın düşüşü' diyecek olsa içim sızlıyor. Bush ve Blair kuşku uyandırmayacak şekilde yalancılar. Eğer bir suçlu olsaydım, her birini çıplak ellerimle öldürürdüm." Son pişmanlık neye yarar...
    Kitle imha silahları ha? Bakın o dönem Pusht bir gazetecinin Irak'ta kitle imha silahları bulundu mu sorusuna, "Haaha. Belki şu koltuğun altındadırlar kim bilir."

    Sonuç milyonlarca ölü, milyonlarca yaralı, mezhep çatışmaları, yüz binlerce Amerika piçi... Görebildikleri, ele geçirebildikleri herkese tecavüz ettiler. Kundaktaki bebeğin ağzına penis sokturacak ve boğacak kadar...

    Çok çok kullandığım ve sevdiğim bir görsel:

    https://hizliresim.com/5Nd8AM

    Konu dağılmasın!!

    Aşırı mezhepçi Zarkavi bu boşlukta Şiilerin desteğini dahi bütün Irak'ta ünlenir ve yayılır. Direniş başlar ve zayiatlar verilir. Ancak 2006'da Hibhib'de ölünce örgüt dağılır. Irak El-Kaidesi olarak kalır.

    2014-Musul

    Musul'da Sünniler'e yönelik Irak ordusunun keyfi infazları bölgedeki aşiretleri çatışmaya zorlar ve halkın orduya olan güveni yitirilir. IŞİD bundan öncede Anbar'da, Kerkük'te, Bağdat'da intihar saldırıları ve Şii türbelerini hedef alarak göz dağı verirdi. 2014 yılında 15 bin kişilik bir ordu ile şehre saldıran IŞİD, yaklaşık 60 bin bir sayıya sahip olan ve ağır zırhlı araçları olan Irak ordusuna üstünlük sağlamıştır. Takdir edilesi değil mi? Korku... Silahlarını, üniformalarını, her şeylerini bırakıp kaçtılar. Ancak IŞİD çoğunu esir aldı, infaz etti ve kafalarını kesti. Musul'a girerken halk tarafından sevinçle karşılandılar, kurtuluş olarak görüyorlardı halk.

    Bu hadise üzerine IŞİD lideri Bağdadi mimbere çıkarak hilafet ettiğini ve kendisine biat çağrısında bulundu. Bunun üzerine dünyanın dört bir yanından yabancı savaşçılar dahil katılımlar oldu. IŞİD resmen kuruldu.

    Not: IŞİD'i vahşiliğinden dolayı Zevahiri reddetmişti. Bu yüzden IŞİD birçok noktada El- Kaide'ye bağlı Nusra komutanlarının kafalarını kesmiş ve bölgeleri ele geçirmiştir. Çokça videoları mevcuttur.

    Musul'dan sonra yayın organı sorumlusu El-Adnani başkent Bağdat'ta yürümeleri Şii lider Sistani'nin cihat çağrısı, Amerika'nın müdahalesi ve Kürt güçlerin yardımı ile püskürtüldü.
    Kürtler ile anlaşma yaptığını kitapta anlatıyor. IŞİD başlarda Irak'ın Kuzeyine müdahil etmedi, anlaşma bozulunca Sincar dağını ele geçirdi. Hatta Erbil'e kadar geldiler. Ancak Amerika'nın ağır bombardımanı ile son anda engellendi.

    Suriye iç savaşında yararlanan IŞİD

    İç savaş yüzünden iki tarafında ağır tahribat aldığı dönemde IŞİD bölgeye hızlıca yayıldı. Başlarda muhaliflerin elindeki bölgeleri ele geçiren IŞİD, daha sonra rejim bölgesine de girerek ülkenin yarısından fazlasını ele geçirdi. Bunun üzerinde petrol satışları yapıyor, propagandası ile gücünü 70 bine çıkarmıştı. Bu sayede örgüt içindeki psikologlar, son teknoloji çekim ve efektler, yakışıklı militanların internet üzerinden genç kızları toplaması vs...

    En büyük kaybı veren ve yanlış politikalarla tahrip edilen bir ülke: Türkiye

    2011'de Arap baharının etkisi ile Suriye'de ayaklanmalar olurken, dönemin başbakanı RTE Esad'ı arayıp reform istemişti. Esad aradaki ilişkiye dayanarak kabul etmiş ve Türkiye'den yardım talep etmişti. Firar etmiş askerlerden oluşan bir çatı olan ÖSO ortaya çıkınca, Erdoğan komutanların ve danışmanların fikirlerini boşa sarıp tercihini bu oluşumdan yana kullanmıştır. Ne mi oldu?

    Milarca dolar ekonomik zarar, milyonlarca mülteci, bozulan demografik yapı, binlerce insan kaybı, binlerce uyuyan hücre, yobaz, radikal militanlar, güneyde oluşmaya çalışılan ve bir süper gücün koruması altında olan 60 binlik bir güç, Türk topraklarını "Kürdistan" olarak gösteren sistemdeki bir devlet mekanizması, yitirilen ve yerle bir olunan itibar, ortada bırakılmış, küçümsenmiş bir ülke... Nereden nereye.

    Murphy Kanunları şöyle der:"Aynı hata ikinci kez yapılmaz. İkinci kez yaparsanız, üçüncü kez de yaparsınız."

    Yazmazsam içim rahat etmez.

    "Amerika Birleşik Devletlerin ordusu, tecavüzcü koğuşlarında bile rastlayamayacağınız kadar çok orospu çocuğu sübyancılarla doludur." (Alein Kentigerna'm)
  • 405 syf.
    ·180 günde·Beğendi·8/10
    Petrol-Para-İktidar, William Engdahl'ın Türkiye'de 2008 yılında yayımlanan kitabı. İktidarın kaynağı kimdir? Halk mıdır yoksa para mı? Para olmadan iktidar olunabilir mi? Ya da iktidar olunsa da muktedir olunabilir mi? Paranın kaynağı nedir? Ya da bu kaynaktan mahrum olan bir iktidar, iktidar olabilir mi? Ve petrolün buradaki işlevi nedir? Gibi çeşitli soruların kafaya takılacağı ama soyut tartışmalardan çok somut olgular üzerinden petrol - para - iktidar inceleniyor.

    Her petrolü olan da muktedir olabiliyor mu? O da apayrı bir konu. Genelde yer altı kaynaklarına sahip devletler o kaynakları tam olarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanabiliyor mu?

    Bu kitapta Petrol - Para - İktidar üçgeninin , Anglo - Amerikan politikası ve yeni dünya düzenini sorguluyor.

    Kitap, petrolün tarihini anlatmıyor. Ondan daha da önemli olan savaşların ekonomik yükünü; 'petrol' ve bunun için yapılan mücadeleden kesitler sunuyor. Egemen güç ABD'nin bu gücünü sürdürebilmesi ve 'düşmanlarının' yolunu kesmek için gerekli olan 'enerji kaynağı' n da vananın başına geçmesinin görünür ve görünmeyen yüzünü anlatıyor.

    Coğrafya bir kaderdir. Onu doğru veya yanlış kullanmak o coğrafyada bulunan ülkelerin yöneticilerine bağlı değişir. Öncelikle Britanya (İngiltere)'nın ada devleti olması dolaysıyla edindiği coğrafi üstünlük, denizi iyi kullanması ile yeni yerler peşinde koşmasına yol açar. Yeni yerlerden elde edilen ganimetler doğrultusunda içerdeki kent soylular da buradan kısmetlerini alırlar. 2. Dünya Savaşından önce Avrupa'nın finans şehri 'London City' olur.

    1.Dünya Savaşı öncesi Almanya'nın sanayi hamleleri hakkında bilgi verilirken, Avrupa'nın 'esas' gücü 'Britanya' ile kıyaslama yapılarak anlatılır. Bu sayede iki gücün o zamanki sanayi üretimleri hakkında bilgi verilirken, gelecek yıllar içinde ipuçları sağlanır. Almanya'yı Almanya yapan 1800'lü yılların sonundaki 'ekonomik' reformlar kitabın içinde anlatılırken, bunların özellikle bugün bilinmesinde yarar var. Devletlerin kalkınmışlık düzeylerinin bir geçmişi olduğu unutulmasın.

    Bir devlet her yere egemen olmak istiyorsa en önemli yol da denizlerden geçer. Britanya 1914 öncesinde denizlere hakimdi. Almanya ise sınırları içinde sanayi geliştirmekle uğraşırken askeri bir donanmaya sahip olmadığı için Britanya gibi emperyal olamaz. Bugün ABD nasıl tüm denizlerde savaş gemileri, üsler ve müttefiklere sahipse o devirde de Britanya benzer durumlara sahipti.

    Almanya'nın sanayi mallarını yeni yerlere pazarlamak için Berlin'den başlayıp Bağdat'a uzanacak demiryolu projesi kapsamında Osmanlı Devleti ile karşılıklı işbirliği içine girer. Bu işbirliğinden çekinen Britanya ise sömürge alanlarının güvenliği ve Almanya'nın daha da güçlenmesine engel olmak için yeni ittifaklar peşine koşar. Almanya'dan başlayıp Bağdat'a ve körfeze ulaşacak bir demiryolu projesi Balkan Savaşların da alt yapısı veya sebepleri arasında anlatılıyor. Balkan Savaşları ve sonrası 1.Dünya Savaşı'yla bölgede huzursuzluk çıkartılarak bu bağlantının da önü kesilmiş olur.

    1.Dünya Savaşından sonra Britanya, siyasi olarak galip çıksa da ekonomik bir yıkımla uğraşır. ABD ise Avrupa'nın kendi savaşına katılmayarak taraflara silah ve borç para sağlayıp, ticaretini geliştirir. ABD'nin elinde bulunan (ya da fazla mal, para) fazlalıkları savaş sonrası Avrupa'nın kalkınmasında (aynı durum 2.Dünya Savaşı'ndan sonrası içinde geçerli olur) geçerli olur.

    Kitap içinde sadece Ortadoğu tabir edilen bölge yok. Afrika'dan Amerika kıtasına kadar tüm coğrafyada yaşanan ve ABD'nin dünya hakimiyeti kurması için yaptığı çalışmalara da değiniliyor. Dün olanlar, bugün yaşananlar ve yarına ışık tutacak nitelikte yapılacaklar anlatılıyor. Örneğin, büyüyen bir ekonomi olan Çin'in en büyük sıkıntısı yeterli enerji kaynaklarına sahip olmaması. Çin onun için uğraşırken, ABD'de bunu engellemek için her şeyi yapıyor. Sadece Çin de değil. Rusya içinde veya karşısına rakip olarak çıkmaya niyetlenen her devlet için de aynı engellemeleri yapacak. Bu kitapta bu durum örneklerle anlatılıyor. Enerji önemli ve vananın başında bulunan ABD, istediği ülkeye istediği kadar enerji dağıtımı yaparak dünya üzerinde denetim sağlamaya çalışıyor.

    William Engdahl da yine çok güzel bir şekilde tarihsel gelişim ile olayları anlatarak gelecek zamana ışık tutmuş. Kitabın baskısı yok, sadece sahaflarda bulunabilir. Tavsiye ederim. 30 Mayıs - 10 Haziran 2019 tarihleri arasında kitabı okudum. 10 Haziran 2019 tarihinde ise inceleme yazısını siteye ekledim.