• 1 Fareler ve insanlar / John Steinbeck
    2 Bin dokuz yüz seksen dört George Orwell
    3 Hayvan çiftliği / George Orwell
    4 Kürk mantolu Madonna / Sabahattin Ali
    5 Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali
    6 Suç ve ceza / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    7 İnce Memed / Kemal Yaşar
    8 Şeker portakalı / José Mauro de Vasconcelos
    9 Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Ahmet Hamdi Tanpınar
    10 Huzursuzluk / Ömer Zülfü Livaneli
    11 Dönüşüm / Franz Kafka
    12 Sefiller / Victor Hugo
    13 Çalıkuşu / Reşat Nuri Güntekin
    14 Yalnızız / Peyami Safa
    15 Olasılıksız / Adam Fawer , Adam Fawer
    16 Fesleğen / Hikmet Anıl Öztekin
    17 Yeraltından notlar / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    18 Eyvallah / Hikmet Anıl Öztekin
    19 Huzur / Ahmet Hamdi Tanpınar
    20 Uçurtma avcısı / Khaled Hosseini
    21 Gün olur asra bedel / Cengiz Aytmatov
    22 Acımak / Reşat Nuri Güntekin
    23 Bilinmeyen bir kadının mektubu / Stefan Zweig
    24 Aşk-ı Memnu / Halid Ziya Uşaklıgil
    25 Bin muhteşem güneş / Khaled Hosseini ;
    26 Genç Werther'in acıları Goethe , J .
    27 Hasret / Canan Tan
    28 İnsan ne ile yaşar / Lev Nikolayeviç Tolstoy
    29 Kötü çocuk / Büşra Küçük
    30 Olağanüstü bir gece / Stefan Zweig
    31 Yüzyıllık yalnızlık / Garcia Marquez
    32 Karamazov kardeşler / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    33 Küçük Prens / Antoine Saint-Exupéry ,de
    34 Bir bilim adamının romanı / Oğuz Atay
    35 Yaban / Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    36 Dava / Franz Kafka
    37 Beyaz geceler / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    38 Sol ayağım / Christy Brown
    39 Tutunamayanlar / Oğuz Atay
    40 Bülbülü öldürmek / Harper Lee
    41 Dokuzuncu hariciye koğuşu / Peyami Safa
    42 Aşk ve gurur / Jane Austen
    43 Mutluluk / Ömer Zülfü Livaneli
    44 Fatih - Harbiye / Peyami Safa
    45 İçimizdeki şeytan / Sabahattin Ali
    46 Yaprak dökümü / Reşat Nuri Güntekin
    47 Kumarbaz / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    48 Budala / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    49 Mor salkımlı ev : anı / Halide Edib Adıvar
    50 Şizofren / John Katzenbach
    51 Bir kedi, bir adam, bir ölüm / Ömer Zülfü Livaneli
    52 Kırlangıç çığlığı / Ahmet Ümit
    53 Sözde kızlar / Peyami Safa
    54 Fahrenheit 451 / Ray Bradbury
    55 Körlük : roman / Josê Saramago
    56 OZ / Adam Fawer
    57 Ruh adam / Hüseyin Nihal Atsız
    58 Yaralı / Kahraman Tazeoğlu
    59 Beyoğlu’nun en güzel abisi / Ahmet Ümit
    60 Bir tereddüdün romanı / Peyami Safa
    61 Devlet / M.Ö. 428-347. Platon
    62 Milena'ya mektuplar / Franz Kafka
    63 Bukre : bazı aşklar aşka ihanettir / Kahraman Tazeoğlu
    64 Cesur yeni dünya / Aldous Huxley
    65 Kırmızı saçlı kadın : roman / Orhan Pamuk
    66 Da Vinci şifresi / Dan Brown
    67 Dorian Gray'in portresi / Oscar Wilde
    68 Gazap üzümleri / John Steinbeck
    69 Matmazel Noraliya'nın koltuğu / Peyami Safa
    70 Notre-Dame'ın kamburu / Victor Hugo
    71 Amok koşucusu / Stefan Zweig
    72 Başlangıç / Dan Brown
    73 Fi / Akilah Azra Kohen
    74 Toprak ana / Cengiz Aytmatov
    75 Anayurt oteli / Yusuf Atılgan
    76 Anna Karenina / Tolstoy
    77 Babalar ve oğullar / İvan Sergeyeviç Turgenyev
    78 Beyaz diş / Jack London
    79 Bozkurtlar / Hüseyin Nihal Atsız
    80 Böğürtlen kışı / Sarah Jio
    81 Güneşi uyandıralım : roman / José Mauro de Vasconcelos
    82 Ölüm hükmü / Elçin İlyasoğlu Efendiyev
    83 Sineklerin tanrısı / William Golding
    84 Türk milli kültürü. / İbrahim Kafesoğlu
    85 Yabancı : roman / Albert Camus
    86 Psikopat / Mihri Mavi
    87 Yeniden insan insana / Doğan Cüceloğlu
    88 Aeden / Akilah Azra Kohen
    89 Aşk / Elif Şafak
    90 Ateşten gömlek / Halide Edib Adıvar
    91 İnsancıklar / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    92 Mai ve Siyah / Halid Ziya Uşaklıgil
    93 Nar ağacı / Nazan Bekiroğlu
    94 Yedi güzel adam / Cahit Zarifoğlu
    95 Börü : yeniden dirilişin ve intikamın kitabı / Çağlayan Yılmaz
    96 Bu ülke / Cemil Meriç
    97 Bulantı / Jean-Paul Sartre
    98 Korku / Stefan Zweig
    99 Son ada / Ömer Zülfü Livaneli
    100 Veba : roman / Albert Camus
  • 80 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Zweig’in her öyküsü , trajik bir şekilde veyahut intihar ile son buluyor..

    Kitapta birbirinden bağımsız 5 öykü mevcut. 5 öyküden 3’ünün baş karakterleri intihar ederek yaşamlarına son veriyor .
    Zweig’in birçok yapıtında ana tema olan ölüm ve intihar aslında Zweig’in iç dünyasınının ne kadar kasvetli ,derin bir çaresizlik ve tükenmişlik hissi ile dolu olduğunu bizlere sunuyor .

    Ne acıki Zweig ve eşi de yaşamlarına intihar ederek son verdiler. Öykülerinde onu okudular ve farkedemediler , çığlığı duyulmadı .. Ve bir şubat günü öldü..
  • “Hayii, hayii” kelamıyla başladı bir milletin tarih sahnesi...

    Dengbêjlik yasaklı bir dilin çığlığı, tarihi, varoluş mücadelesidir. Bir milletin özü ve Kürdistan'ın yüreğidir. Dersim'de, Geliyê Zilan'da, Serhad yaylalarında yankılanır bütün canlılığıyla. Ondan öğreniriz biz Rizgan'ın Nurê'ye olan aşkını, Ferzende Beg'in cesaretini, Şeyh Şahabeddin ve Seyyid Ali'nin özgürlük mücadelesini, Kekê Xiyaseddin'i, İbo Beg'i, Filîtê Quto'yu, Mem û Zîn'i, Cembelî û Binevş'i. Ve daha nicelerini...

    Deng; ses değildir sadece. Acı, keder, aşk ve direniş barındıran sedadır. Başı dik bir şekilde idam sehpasına giden Şeyh Said'in mirası, “karşınızda diz çökmedim, bu da size dert olsun” diyen Seyit Rıza’nın haykırışıdır. Sözün gücünün, gücün sözünden üstünlüğüdür. Fırat ve Dicle'nin kan ağlaması, küllerinden doğan Simurg’un kanat çırpışıdır. Kutsal Cudi'ye inen Nuh'un ayak sesleri, İbrahim'in ateşe atıldığında dudaklarından dökülen duasıdır. İnsanlığın beşiği olan Mezopotamya’nın çilesi, uygarlıkların Bereketli Hilal'i ele geçirmek için çarpışan kılıçların sesi, sular altında kalan Hasan Keyf'in sessizliği ve Göbekli Tepe'nin “tarih benim" demesidir...

    Bêj; söz, söylemek ve söylem. Asırlarca yokluğu iddia edenlere varlığı beyan etmektir. Ben varım demektir. Mühürlemiş ağızların korkusuzca, zalime olan direnişidir. Evdalê Zeynikê'nin turnası ile dertleşmesi, Dengbêj Reso'nun zehirli olan kahvesine susmaktır. Dengbêj Şakiro'nun “Kürtlere kırgınım. Kürtler değerlerine, dengbêjlerine sahip çıkmıyor. Türklere bir bakın Bir Aşık Veysel’leri vardı, ona sahip çıkıldı. Bütün dünyaya onu tanıttılar. Bir Reso’muz vardı. Hepimizin ustası. Tek başına öldü. Şimdi söyle bakalım seninle nasıl konuşayım ve gönlümü nasıl açayım?” diyip kırgınlığını ifade etmesidir.


    Deng (ses) ve Bêj (söz) kelimelerinden oluşan Dengbêj, iki dudağının arasından çıkan kelama ruh vererek canlandıran kişidir. O kelamı, kılama çevirir. O'na ne bir saz ne de bir def eşlik eder. Marifet de odur elbet, halkının alınyazısı gelir gözlerinin önüne bir iç çeker ve Allah’ın, çektiği ızdırapları dile getirmesi için bahşettiği ses ile hüzün sanatını ortaya koyar. Gözleri Kawa'nın Newroz ateşi ile parlar, yüreğinde Qazî Mihemmed’in bitmek bilmeyen yası vardır. Her nefes alışında Halepçe'nin elma kokusunu duyar, bedeni Mîr Bedirxan’a saplanan ihanet hançeri ile acı çeker ve düşüncesinde dört parçaya ayrılmış bir coğrafya yatar.

    Günümüzde yüzlerce dile ayrılan ses ilk insanlarda sadece, bizim ses kirliliği olarak algılayacağımız bir bağırıştan ibaretti. İnsanlığın gelişmesi ile şekillenen ses yavaş yavaş bir iletişim aracına dönüştü. Artık insanlar ses ile birbirlerini anlıyordu. Zaman denilen evrimin içerisinde gün geçtikçe gelişiyordu. Farklı dillere ve şekillere ayrılan ses son olarak bir kutsallığa bürünerek müziğe dönüştü.

    Müzik her ne kadar bireysel olarak görünse de Birey-Toplum ilişkisinden dolayı bulunduğu milleti temsil eder. Toplumları tanımanın en iyi yöntemi onların müziklerini incelemektir. Çünkü milletlerin için de bulundukları savaş, barış, ölüm vb. her olay kesinlikle müziği etkilemiştir. Ayten Kaplan'ın da dediği gibi “Üreten ve dinleyen o kültür içindeki insanlardır. Besteler, o kültürdeki insanların davranışlarının yansımasıdır. O kültürün ana ilkeleri ve beklentileri kavranmadıkça bestecinin niçin bu beste biçimini kullandığı, üretiliş felsefesi bilinmedikçe de müzik eserinin değeri ve yeri belirlenemeyecektir.”

    Halkların kültürleri incelendiğinde kültürlerin her zaman birbirlerinden etkilendiği ve benzerlikleri görülür. Bu benzerlik halkların ticari ilişkilerinden veya göç etmelerinden kaynaklanır. Fakat yeryüzünde öyle bir gelenek vardır ki Kürdistan’da yüz yıllardır yok edilmeye çalışılsa da haykırışı hiç dinmemiş ve Kürdistan’nın dağlarında saklı bir hazine olmuştur. Bu gelenek sesteki kutsallığın doruk noktasına ulaştığı kadim Dengbêjlik geleneğidir.
  • Öfkelerim kadar küçük bu gece çığlığı
    Düşlerim kadar büyük
    Duygularım kadar karmaşık nasıl anlatsam
    Çıksam şimdi çöl suskunu sokaklara
    Dallara yürüyen sular gibi çıldırsam
    Baharı muştulamak adına kapılar çalsam
    Hangi ana böler ki uykuların
    Özgürlüğü yeryüzüne bayrak yapsam

    Adnan Yücel
  • 127 syf.
    ·1 günde
    27 Kasım 2019 Çarşamba
    18:11

    "Toplumun kadına hazırladığı yazgı genel olarak evliliktir. Kadınların çoğu evlidir, evlenip ayrılmış ya da dul kalmıştır. Evlenmeye hazırlanmakta ya da evlenmediği için dertlenmektedir."

    Evlilik Çağı, Simone de Beauvoir

    Merhaba!

    Güngör Dilmen'in Kurban oyunu ve bazı meseleler hakkında konuşmak için tekrar buradayım. Bu okuduğum 5. Kitabı, bu kez Anadolu Kadını diyeceğiz.

    Güngör Dilmen'e göre "bütün mitoslarda dram vardır. Tarih olayları için de aynı şey söylenebilir. Önemli tarih olayları dramatiktir. Tarih bir yorum bilim... Sözün kısası psikoloji"

    Bu oyunun dramı Anadolu kadınının bin yıl süren sessiz çığlığı karşısında Zehra'nın psikolojik durumudur.

    Zehra üzerine kuma getirilecek olan ilk eştir, iki çocuk sahibi ve çocuk doğurmaktan başka ev içinde ne anlama geldiğini sorgulayan bu sorgulamayı da kocasına hissettiren bir Anadolu kadınıdır. Kurban meselesi ise; yeni gelen bir gelinin eve adımını atmadan önce kesilen koçu temsil ediyor. Kesilen bu koç yeni gelen gelinle birlikte eve huzur ve bereket getireceğine olan bir inancın kurbanı olarak rol oynar. Bakınız Afyon yöresinde bu gelenek mevcut kütüphane kaynağında Evlenme biçimleri ile ilgili bir yazıda geçiyor. Okumak isteyenler için.
    http://afyon.ktb.gov.tr

    Türkiye'de mevcut olan geleneksel evlilik türlerinin birkaçına bakalım mı?


    • Taygeldi Evliliği:

    "Çocuklu dul bir erkekle, çocuklu dul bir kadının, çocuklarının bve kendilerinin evlenmeleriyle ortaya çıkan evlilik olayı" olarak tanımlanır." Bu evliliklere Batı'da rastlanmıyor. İslam memleketlerine has bir evlilik türüdür.

    • Levirat Evliliği

    Abinin ölmesi üzerine erkek kardeşin yengesi ile evlenmesi ile gerçekleşen evlilik türüdür. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinde yaygındır. Bu evlilikte erkek daha önceden evli ise imam nikahı ile yengesini kuma olarak alır, abisinin çocuklarından başka kendi çocukları olursa resmi nikahlı eşinin üzerine kaydederek çocukları aile nüfusuna katar.


    • Berder evliliği:

    Evlenecek iki erkeğin, evlilik çağındaki kız kardeşlerini birbirleriyle değiştirme biçiminde gerçekleşir.

    Kurban oyununa devam edelim. Erkeğini bir başka kadınla paylaşmak zorunda bırakılan Zehra, tüm toplumun da onayladığı bu durumu aklı, duyguları ve doğal iç güdüsü ile kabul etmemektedir. Zehra imam nikahlı eştir. Ve üzerine kuma olarak gelen Gülsüm'ün ise resmi nikahı var burada biraz da ikinci eşi alabilmek için resmi nikah kıydıran Gülsüm'ün abisi bunu kadının hakkı için değil de olası bir boşanma durumunu maddiyata çevirebilir diye bu ülkede hak, hukuk var artık resmi nikah isteriz söyleminde bulunur. Gülsüm oyunda hiç konuşmaz sadece kuma görevi görüyor abisi kaça, kime satarsa ona varmak zorunda bırakılan bir çocuk gelindir.

    Oyunun ikinci bölümü Zehra'nın düşü ile geçer. Geleneksel Anadolu kadını olan Zehra'nın nasıl yenik düşeceğini görür düşünde, bir kenara itilmişliği, eskimişliğin yüzüne vurulacağını hisseder ve uyandığında bu durumu kabullenmeyen toplumun; töre, gelenek, yasa, düzen ... ne varsa hepsini yok sayan boyun eğmeyen bir yapıya bürünerek güçlü bir izlenim bırakacaktır.

    Kuma Gülsüm evli çocuklu ve yaşı orta denebilecek Zehra'nın tersi bir görüntü çizer. Gülsüm genç, taze ve bakiredir.

    Yazar Gülsüm için soyut ifadeler kullanır:

    Gözleri menekşe
    Lepiska saçları
    Beli zambak demeti.

    Damat Mahmut'tan Değirmenli araziyi kapmak için abi Mirza Gülsüm'ün onbeşinde genç bir kız oluşunu ve bakireliğini kullanarak Mahmut'un arzularına canlı tutmaya çalışır ki Mahmut kadın bedenine sahip olabilmek adına gözü köreltip tüm istekleri yerine getirir. Yazar bu sahnede kadın bedeni üzerinden süren bu ahlaksız pazarlığın altını çizmektedir.

    Halbuki Gülsüm'ün bedenini dışarıda bırakıp onun kim olduğuna bakarsak Gülsüm'ü ara satırlarda şöyle gizler yazar: "ağasının buyruğundan, kocasının buyruğuna geçecek bir toy, bir ürkek kızcağızdır. Gülsüm sevme ve sevilme kaderini abisine bırakmış bir Anadolu kızıdır. Evli orta halli bir adama para karşılığı ikinci eş olarak sunulan bir Anadolu kızını temsil eder.

    Üçüncü ve son bölümde gelini almaya gitneden evvel Mahmut Zehra'ya döndüğümüzde bizi karşılamak istemezsen anahtarı kapının altına koy odanda kal öğüdünü verip çekilir. Zehra'nın kızı Zeynep oyunda sessiz olan ikinci karakterdir Murat ise toplum gelenekleri kulağına fısıldanan bir çocuktur babasının Hz. İbrahim ve koyun hikayesini anlatmasına rağmen Tanrılar bizden niye armağan istesin? Diye sorabilen ve gökten inen Koç'un nasıl geldiğini sorgulayan bir erkek çocuktur. Koçu çok seven çocuklar düğün gününün sabahı kurban olarak kesilmesini istemedikleri koçu annelerinin de desteği ile " Azad" ederler.

    Düğün alayı yaklaşırken Zehra evin tüm kapı ve pencerelerini kapatır. Masum çocuklarının içeceğine afyon katarak gelinin gelmesini bekler bu arada çocuklarının da kendisi gibi bir kadere sahip olmamaları gerektiği yönünde su isyanını duyarız.

    "Erkeklik öyle aşağılandı ki Karacaören'de, öyle örneksiz kaldı ki Zeynebim kadın olmamalı. Muradım,
    Kurbanlık koça acıyan Muradım
    erkek olmamalı.
    Gelişmemiş iki yıldız gibi kalmalı onlar
    Tanrının mavi bağrında."

    Bu satırlardan Zehra'nın ne yapacağını öğrenmiş oluyoruz. Zehra topluma karşı gelecek, ona zamanla alışırsın erkeğini hepten kaybetmek yerine katlanma gerekir diye ona nasihat veren tüm köy kadınlarına karşı gelecek. Rüyasında kurguladığı öğüt veren kadının da dediği gibi:
    "Bugün bir şeyler olacak öyleyse. Bin, bin yıldır Anadolu kadınının sustuğu çığlık belki senin yüreğinden fışkırır."

    Bin yıllık sessiz çığlığı bir fırtına ile harekete geçirecek, Anadolu kadının yazgısına boyun eğmek yerine, bir kadının eve gelişi üzerine kesilen koçu kurban etmek yerine İbrahim'in İsmail'i koçla değiştirmesi gibi bir yol izlemeyecek kuma için kesilen koçu azad edip kendi ve çocuklarını kurban olacak sunacak erkek egemenliğine, tolumun kokuşmuş yapısına, din altında sömürülen kadın bedenine tepki olarak kendi trajedisini yaratarak kurban edecek önce çocuklarını sonra kendisini bin yıllık sessiz çığlığı göklere ulaşacak olan bir kurban töreni ile sonlandıracak Zehra....


    Oyunun inceleme kısmı sona erdi biraz dini nikah, kumalık üzerine konuşalım.

    Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olan ve hain bir bombalı paketle öldürülen alanında kadınların öncülüğünü yapan Cumhuriyet kadını Bahriye Üçok'un imam nikahı hakkında dediklerine bakalım:

    "İslam hukukuna göre evlenme, yakın kan hısımlığı bulunmayan iki ayrı cins arasında ve iki erkek ya da bir erkek iki kadın tanık önünde yapılan bir akittir ve hiçbir dini yanı yoktur."

    "İslâm'da nikah sırasında bir imamın bulundurulması, dua okuması, nikahı imamın aktetmesi gibi bir yöntem de mevcut değildir."
    (Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu kitabı sayfa 258)

    Sonradan çoğalan bu geleneğe Onur Ünlü'de yönetmenliğini yaptığı "İtirazım Var" filminde değiniyor: İmam rolünde olan Serdar Keskin kızının ona seni ev arkadaşımla tanıştıracam demesi üzerine tamam yarın getir tanışalım der ertesi gün kızı yanında bir erkekle gelir İmam tepki gösterecekken kız "ama baba bı imam nikahı kıydık bile der" bu söz üzerine baba şunları söyleyecektir. "

    -İmam nikahıymış..
    İmam nikahını ne sanıyorsunuz siz
    İmam nikahının hiçbir hükmü yoktur
    İmam nikahı size nefsinize uyma hakkı vermez
    İmam nikahıymış. So... İmam nikahiniza"

    Bir süre geçer İmam ilk kez rakı içer sarhosken kızının kapısına dayanır ve bu konu ile son olarak şunu der:

    Evliliğin şartı basit
    İcap-kabul
    Benimle evlenir misin? Diye sorasın
    Evet der bitti.
    İmam nikahıymış falanmış fasa fiso...

    Çok guzel bir filmdir izleyin https://youtu.be/4uKqi1m22TU


    Neslin korunması gibi İslam'ın üstün tuttuğu değerler sebebiyle bir kadının birden çok erkekle aynı zamanda evlenemesine izin verilmemiştir. Ama yüce bir varlık olan Erkek için dört bir sınırdır Nisa suresi 103. Ayet ve Peygamber'e isnat edilen dörtten fazla hanımı olanlar dörtten fazlasını boşamasını emrettiğine dair rivayetler (Beyhakî, VII, 184 İbn Mace, Nikah) sebebiyle çok eşliliğin dört kadınla sınırlandırılması kabul görmüştür.

    İslam hukukuna göre evliliklerin yasal olduğu ülkelerde mesela Suriye'de aile defterinin ilk sayfasında koca yer alır sonraki sayfalarda 1.Karısı, 2.Karısı, 3.Karısı, 4.Karısı sayfaları ve ondan sonra onbeş yirmi çocuğu sıralayacak kadar boş sayfalar yer alır. Ben 3 yıldır Geçici koruma altına alınan Suriyeliler adına yürütülen bir projede çalışıyorum bu ayrıntıları oyunda ana temamızdan biri olan "Kumalık" üzerine değineceğiz diye veriyorum.

    Siz hiç şiddet mağduru kadınlarla konuştunuz mu?
    Çocuk gelinlere konuştunuz mu?
    Üstüne kuma alınan kadınlarla konuştunuz mu?
    birincinin ya da ikincinin ya da üçüncünün üzerine kuma olarak giden bir kadınla konuştunuz mu?

    Ben bunların hepsinden yüzlercesi ile konuştum. Oyunda geçen Anadolu kadının bin yıllık sessiz çığlığını bu kadınların gözünden en ince ayrıntısına kadar okudum.

    Siz hiç 28 yaşında torun sahibi olan bir kadın gördünüz mü? Kendisi 14 yaşında çocuk doğuran ve doğurduğu kız çocuğunun da 14 yaşında çocuk doğurması ile torun sahibi olan bir kadın.

    Bu coğrafyada sessiz çığlığa mahkum olan kadınlar yanlarında erkek varken çok nadir konuşur. Dini bir gelenek adı altında ergenlik dönemi başlangıcından itibaren evlendirilen kız çocuklarının Gülsüm'lerin sesini pek duymayız Güngör Dilmen Gülsüm'ü bu yüzden konusturmaz çünkü ona söz hakkı hiçbir zaman tanınmamıştır. Reşit olmadığı için onunla cinsel ilişkinin tecavüz sayılacağı için vereceği polis ifadesinde hep kendi rizamla birlikte oldum dedirtilen kişidir Gülsüm. Çünkü biliyor ki namus belası peşini bırakmayacak önce eşinin ailesi ilk ters hareketinde onu kurban edecek, o olmazsa bile ailesinin yanına döndüğü vakit namus davası diye iade edilecektir. Çünkü bedeli alınmıştır bu çocuk kadınların, ya da reşit kadınların bedeli bir avuç para, birkaç eşya, birkaç arazi. Genç, taze ve bakire olarak nitelendirilen kadının kişilik, duygu ve düşünceleri önemli değildir hepsi erkek evinde öğrenilir yeter ki o kadın bakire olsun geri kalan her şey örtülür. Sapkın zihniyeti annelerde kabullenip hayatlarını devam ettirmektedir, kızlarının bir çeyiz parçası olarak sunulmasını kendi annelerinden öğrenmişlerdir. Onlarda torunlarına öğretisinler diye kızlarını öğreteceklerdir.

    Dördüncü eş bu maddi zorluklara rağmen sık olmasa da karşılaştığım bir durum. Dördüncü esin çocuk yaşlarda olduğu durumlarda erkek orta yaşı geçmiş kalan üç esı de cinsel isteklerinin sapkınlık boyutunu tatmin edecek gençliği yitirmiş olmakta adam taze bir kurban için artık kesenin ağzını açmaktadır zaten ona hizmet edip para getiren çocukları büyümüş oluyor maddi sıkıntıya düşmeden yeni avına odaklanabilmektedir. Hani dört sınırı olmasa ne çeşit sapkınlıklarla karşılasacağız bilemiyorum ama bir kadin bana babasının 7 eşi oldugunu anlatmıştı o kadın da bir Türk'ün aldığı imam nikahlı ıkinci eşti.

    Değinmek istediğim son konu Medeni hukuk örtüsünde tek eşle geçinip imam nikahı uydurması ile kadın bedeninden faydalanan türk vatandaşı olan erkekler üzerine.

    Kadının çok eşliliği neslin devamı için yasaklanmıştı demiştik, kadının kocası öldüğünde kaynı ile evlendirilir. Kaynı da bir bombalama sırasında ölür ve kadın ayrı ayrı erkeklerden dört beş çocukla sınırdan geçip ülkemize sığınır kadının birden olmasa da çok eşliliği mevcut şuana kadar. Ülkemizde de hayırsever erkek çok bu kadın da otuzlu yaşlarda hala diri bir bedene sahip adam evli maddi durumu yerinde kadının zor durumundan faydalanıp bedenini sunması karşılığında başını sokacak bir eve sahip olur. Dini nikahı kiyarlar bu kıyılan üçüncü dini nikah adam cinsel isteklerini tatmin eder kadın hamile kalır ve adam bu sefer kadını boşamak ister üçüncü kez dul olan o kadın şuan bir yardım kuruluşunun sunduğu avukat desteği ile onu istismar eden türk vatandaşına dava açmış sonucunun ne olacağını bilemiyorum ama bunu biliyorum kadın bedenine istismar söz konusu olunca birden çok erkek o kadına sahiplenir vaziyette eşlerin ölmesine gerek yok kadının tekrar evlenmesi için fiziki olarak olmaması yeterli uyduruk bir imam nikahı tecavüzü meşru kılıyor nasıl olsa.

    Zorda kalan kadınların çaresizliğini kullanıp kadın bedenini istismar eden vatandaşlarımız türk anayasanı unuttu hak hukuk bilinci olmayan çoğu dul kadını, ailesi tarafından Türklere sunulması daha faydalı bulunan çoğu kız çocuğunu imam nikahı uydurması ile aldı işimize geldiği vakit dinin nimetlerini kullanır, işimize geldihiy vakit zorda kalan kadına adaletle yaklaşma duygusu ile onu sahipleniriz. Kadın bedeninin istismarının din, dil, ırk ayrımı yok...


    İki kuma gelmişti yanıma, ikisi de yetmiş yaşlarında kimseleri kalmamış bu dünyada birbirlerinden başka birinci eş benimle konuşan yirmi sene önce herif öldü dedi hem benim hem onun çocukları bizi bıraktı kimsemiz yok yatan dulluk maaşı ile geçiniriz (yardım olarak dul olanlara sığınmacı da olsa para yatırılır ve eş sayısı kaç taneyse bu maaştan yararlanır) bazen komşular yardım eder, ama lanet olsun bizi bu hale düşüren zamana.. her yere birlikte gideriz kumam o benim ama biz istemedik kuma olmayı kardeş gibi yaşayıp gidiyoruz hiç kavga falan da etmedik bizim birbirimizden başka kimsemiz yok ki!

    Bu kadar aslında kadınların prangaları söküp atmaları için kendilerinden başka kimseye ihtiyaçları yok en temel sorundan en büyük soruna kadar kendileri bilir sorunlarını ve kendileri bilmeli nasıl dindirmek zorunda oldukları o bin yıllık sessiz çığlıklarını.
  • 400 syf.
    Yazarın bir önceki okuduğum Aşkımız Eski Bir Roman kitabıyla karşılaştırılmayacak kadar sonu beklenmedik bir şekilde bitmesi ve olayın hazin bir örgüyle ilerlemesi kitabın en beğendiğim yanıydı. Kitabın kalın olması, hiçbir detayın tekrar etmiş olmaması da güzel bir filme dönüştürülebilecek ayrıntılara sahip olmasını sağlamış. Olay (yine bildiğimiz üç ana karakterle ) Başkomserimiz Nevzat ,Ali ve Zeynep üzerinden yıllar öncesinin kapanmamış bir taciz dosyası üzerinden ilerliyor.Katilin seri katil serüveninin de başladığı noktaya kadar okuyarak olayın görünen yüzünün arkasındaki çarpıcı ve ürkütücü gerçeklerle yüzleşene kadar kitabın son sayfalarına geldiğinizi farkedemiyorsunuz.
    Heycan verici ,sürükleyici bir polisiye kitabı.İyi okumalar...
  • 96 syf.
    Ferday-ı Garam dan sonra okuduğum ikinci Mehmet Rauf kitabı Kan Damlası. Dönemin ilk polisiye eser örneklerinden olması nedeniyle Türk Edebiyatında yeri vardır. Dil gayet sade, kitap oldukça akıcı... Zaten "Ne okusam" diye düşünürken, kendimi Kan Damlası 'nda sürükleniyor bulmamın nedeni de bu...

    Aynı biçimde işlenmiş cinayetler, maktullerin alınlarındaki kan damlası, ellerine sıkıştırılmış NUMARA 1, NUMARA 2...ibareleri yazılı kağıtlar doğal olarak cinayetlerin aynı kişi- kişilerce işlenmiş olduğunu gösteriyor. "Sıradaki kim" sorusu ev halkının günlerini korkuyla geçirmelerine sebep olurken, polis muavini Hayret incelemeye dahil olarak hayret verici bir çaba harcıyor. Pek tabii neticede katili ele geçiriyor. Ama bakın nasıl:

    Katil, Hayret'e birebir karşılaşmak isteğini söylüyor, "senden başka gelen olursa beni bulamazsın " diyerek. Buluşma yeri bir harabe...

    Kestiiiikkk... Burada şunu düşünüyorum; ya harabeye patlayıcı yerleştirmiştir, ya da daha korkunç bir tuzak hazırlamıştır, dallanıp budaklanıyor ihtimaller...

    Fakat o da ne?

    "...evvel pencereden yılanı gördüğü vakit, süratle bunun bir yılan olmayıp orada çatıya bağlanmış olan destek direğinin ucuna takılmış bir ip olduğunu ve böylece ipin görünmeyen bir el vasıtasıyla çekilip ana direkleri evvelce belirsiz bir surette testerelenmiş olduğu için kolayca yıkılacak binanın tepe aşağı olmasına çalıştığını anlamış ve bunun için kendini dışarı atmıştı."

    Plân sağlam. Testereyle evin direkleri kesilmiş. Emek var emek. Hayret kanar mı, kanmaz. Evin dışında da yakalama çabaları devam yani...

    Kurgu basit. Yine de şaşırmak için can attım kitap bitimine kadar. Anlayacağınız katil uşak olsaydı bari..

    Bir de polisle dehşet tanıklarının diyalogları var ki paylaşmadan geçemeyeceğim.

    1: Bu sabah saat sekiz sularında köyün karakolunda telefon zili şiddetle çınlıyordu. Muavin bey henüz uykuda olduğundan karşıki odada bulunan nöbetçi polis efendi telefona gelerek aleti kulağına götürdü ve gür bir sesle haykırırcasına sordu:
    - Alo, nedir o?
    Telefonda doğal olmayan, bir tesirle bozulmuş titrek bir ses hemen atıldı:
    - Pardon efendim, orası karakol değil midir?
    - Evet, ne istiyorsunuz?
    - Merkez memuru bey orada mıdır?
    - Hayır, daha uykudan kalkmadı.
    - Aman kendisini çabuk uyandırınız. Konuşmak, kendisine bir şey söylemek istiyorum. Oturduğum köşkte müthiş bir cinayet işlendi. Bir kadın öldürdüler... Çabuk gelmeli, meseleye el koymalı...

    Veee 2: Polis, sandalyesinden kalktı, karşıda zilin çaldığı memur odasına gitti. Telefonu kulağına tuttu:
    -Alo... Nedir o?
    Üç saniye meçhul, boğuk bir sükût ve bekleyiş. Telefonda şimdi bir ses... Fakat bir ses değil, bir feryat; boğazlanan bir adamın korkudan, can havlinden doğan yardım çığlığı, bir ölüm haline benzeyen korkulu, kâbuslu, feci bir nara...
    - Karakol değil mi orası?
    Polis sesin vahşetinden ürkerek:
    - Evet... Ne var, ne istiyorsunuz? O imdat çığlığı bu cevaptan biraz sükûn ve emniyet bulan bir eda ile:
    ' - Ha, etti. Ha... Aman polis efendi... Memur bey orada mı?
    -Burada, ne yapacaksınız?
    - Çabuk onu görmek istiyorum. Telefona çağırınız.
    - Kendisi uyuyor.
    - Aman kaldırınız... Hemen şimdi... Bir saniye kaybetmeyiniz... Polis bu acelecilikten bozularak sormaya mecbur oldu.
    - Canım ne var, ne oluyor söylesenize? Ses feci, heyecanlı bir hamle ile:
    - Size olmaz... Size olmaz diyorum. Haydi vakit kaybetmeyiniz, memur beyi çağırınız. Büyük bir tehlikedeyiz... Siz vazifenizi yapınız, o kadar...

    Bundan sonra "Alo...Nedir o?" nun telefona cevap şekli olabileceğini düşünsem de böyle bir durumda böyle bir diyalog olabilir mi? Tartışılır...

    Keyifli okumalar...