• 343 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Sevgili kikirikler herkeşe selam olsun .. İncelemeyi kısa tutmaya çalışıcam ama kitabın yazım sebebi dolayısıyla edebiyatımızın İKİ AMİRAL GEMİSİNİ karşı karşıya getirmek durumundayım .. Kim bu isimler ? YAŞAR KEMAL ve KEMAL TAHİR .. İki ismin EŞKİYALIĞA bakışı olacak incelememizin katığı.. O yüzden kelli hoşgeldin beş gittin muhabbeti yapamıyoruz bugün her zaman yaptığımız gibi .. İlla isteriz derseniz, şu kadarını bilin ki , -4 derecenin hasıl olduğu Ankara ayazında ekmek almamak için yoğun çatışmalar esnasında siperde kaleme alıyorum işbu satırları.. Kalkıp hakkaten dağa çıkasım var isyan bayrağını çekip, "ekmek anneminse dağlar bizimdir" diyerek =)) En sonunda ANGARALI DADALOĞLU yaratacaklar kendi elleriyle .. =))

    Sayın canikolar ve sevgili cevizkabukları ... 1950ler ve sonrasında edebiyatımızda şaha kalkan köy edebiyatı akımı ile köyün ve köylümüzün halinin anlatıldığı eserler kalem alınmaya başladı .. Bu böyle olunca, kaleme alınan eserlerin içerisinde yeryer eşkiyalar da boy gösterir oldular .. Okuyan okumayan herkes , İnce Memed'in bir eşkiya romanı olduğunu biliyor misal..Ulan şimdi İnce Memed için spoiler verdin falan diyecek olan varsa lokasyon bildirsin.. Füzeler rampada !! Neyse efenim ... İşte bu kitap İnce Memed ve o dönemde yükselişe geçen ," yiğit -mert ve iyiliksever eşkiya" modeline karşı bir ANTİ-TEZ olarak kaleme alınmış.. Bu o derece böyle ki , Kemal Tahir daha kitabın başında şu alıntıyı getirip koyuyor önünüze ÇÖT diye..

    “Ahlak düzeni sağlam OLMAYAN ve soyguncularıyla başa ÇIKAMAYAN bir toplum, - ruhunda artakalmış barbarlık duygusunun da baskısıyla -soyguncularına karşı HAYRANLIK duyar.” - Andre MAUROIS İngiltere Tarihi -

    Şimdi İnce Memed ve Yaşar Kemal fanları sinirlenip yıkmasınlar ortalığı .. Kitap eşkiya kavramının bir eleştirisi dediğim gibi ..Yaşar Kemal ve İnce Memed de nasibini ister istemez alıyor haliyle.. Şimdi kısaca toparlamaya çalışarak, konu başlıklarını ve görüşleri ele alacağız ..Ama öncesinde kitaptan kısaca bahsedeyim ki kafalar karışmasın , hamur sulanmasın bebişler ..

    Pekmezsever kankitsular ,bu roman esasen eşkiyanın son kullanım tarihinin , yani raf ömrünün dolduğu günlerde geçmekte .. Köyler arasında süre gelen çekişmelerin içerisine yerleştirilen eskinin eşkiyalarının çevirdiği dümenler ve son derece cabbar ceval olaylar süregeliyor kitapta.. Biliyorsunuz ben spoilerdan yana değilim pek .. Yani size kalkıp "Ali yazıyor, Veli bozuyor, Zöhre bacı kan ağlıyor." diyerekten romanı anlatacak değilim .. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki kurgu MUH TE ŞEM!! Oyun içinde oyun denir ya hani ..Kitabın sonlarına doğru Kemal Tahir' i ayakta alkışlayası geliyor insanın .. Kitapta ,kabaca ele alacak olursak 2 kısım var .. Birinci kısım eşkiyalık yapan Uzun İskender ve yoldaşları .. İkinci kısım ise EN AZ onlar kadar yoldan çıkmış ve kötülüğün simgesi olmuş köy eşrafı ile Çerçi Süleymanağa.. Bu iki zümrenin birbirlerine ettiklerini şeytan hakkaten gerçek dünyada görse secdeye falan varır .. O derece diyeyim sen anla sevgili monçiçi .. Yani ben okurken cidden şu tribi yaşayıp, KİME VURACAĞINI , KİME KIZACAĞINI ŞAŞIRAN FATİH TERİME DÖNDÜM! =))
    https://www.youtube.com/watch?v=daRZVb8b_MA
    (30. saniyeden sonra KÜHEYLAN MODU ile beraber gönül gözü açılıyor!GARANTİ !! KESİN BİLGİ YAYALIM !! ) =))
    Bkz: OLACAK O KADAR TOKATLARI EFSANEDİR...

    Bununla beraber inceden bir alevi kültürü , efenime söyleyeyim dedelik kavramı ve saz tıngırdatan ozan-derviş tanımı da sorgulananlar arasında yerini almış .. Kitap bu açıdan bakıldığında , bireyler ve olgular açısından son derece muhteşem psikolojik ve sosyolojik gözlemler de barındırıyor .. "Hep iyiler kazanıyor , yetti artık canıma!" diyenlerdensen gel beni dinle şekerim .. Biliyorsun TAHİN PEKMEZ ,TUCO SEKMEZ !! =)) "YAŞASIN KÖTÜLÜK" mottomuz , "İFRİTLİKTİR YOLUMUZ" !! Al oku !! Hatta İnce Memed okuyanlar , okumayı düşünenler bu kitaba da muhakkak bir göz atın..
    İnceleme burada bitiyor .. Bundan sonrasında 2 kitabı ve 2 bakışı karşılaştıracağız .. İsteyen ayrılabilir .. Oyun bozmamak , neşe kaçırmamakla beraber spoilerlı alana dahil olmak isteyenler devam etsinler.. Ha dersen ki, "Yauw Tuco nedir allaanseen bu RAHMET tribi ? " O da sana kitabın sonunda sürpriz olsun caniko !! =))
    --------------------------------------------------
    Arkadaşım kime denir eşkiya ? Hukuki açıdan açıklaması şu : “Mal zapt etmek, öç almak, suikastta bulunmak yahut memleketin dahili emniyetini bozmak için mesken, çiftlik, ağıl, köy, değirmen gibi mahalleri basarak veya yakarak yahut tahrip ederek veya adam öldürerek veya yollarda ve kırlarda soygunculuk yaparak veya adam kaldırarak ve bu fiillerden dolayı mevkuf iken firar ederek silahla dolaşmak suretiyle emniyet ve asayişi münferiden ve toplu olarak tehdit ve ihlal etmektir” Yani ? NURSUZLAR bacım afedersin!!! =)) Yaşar Kemal'in aksine ,Kemal Tahir için eşkiyalığı HIRSIZLIKTAN ayırt etmenin hiçbir yolu yok bu kitaba göre.. Yaşar Kemal içinse eşkiyalık olgusu, devletin olmadığı yerde asayişi sağlayan birimler manasında İnce Memed'e bakıldığı zaman .. Yani bir nevi bozkırlı Robin Hood'luk .. Soylu bir asi..Bozulan nizamı ve işleyişi rayına oturtan , çarkların arasına elini sokup ezilen köylüye arka çıkan , çalandan çırpandan alıp fakir fukaraya veren .. (ulan FAKFUKFON aklıma geliyor zohahahahah =)) delirecem şimdi !neyse sulandırmadan devam!) Kemal Tahir buna da itiraz ediyor yazdığı kitabında ve diyor ki , Yahu arkadaş gez Anadolu'yu .. Gez de sor bir .. Dolaş bakalım acaba zenginden alıp fakire veren bir eşkiya modeli yaşamış mı bugüne dek .. İki farklı isim iki farklı görüş .. İkisine de kısmen katılmamak elde değil ..Bununla beraber Yaşar Kemal ile yapılan bir röportajda kendisi Kurtuluş Savaşımıza katılan eşkiyaları örnek gösteriyor ki o da haklı ! Ortada kabak gibi duran ve kayıtlara geçen isimler var .. Ege’de Yörük Ali Efe, Demirci Efe, Antep bölgesinde Karayılan, Toroslar’da Gizik Duran falan .. Bu kitaba göre eşkiyalığın bunca dillere destan olmasının sebebi , onun tanımıyla elinde saz ordan oraya koşturan zibidiler ve serseriler olarak tanımladığı ozanlar .. Kitapta o tayfayı da ele alıyor ve Uzun İskenderin sofrasında saz şairini şöyle tanımladıktan sonra : "Afyonu avuçla yutar, şarabı, bulursa, tenekeyle içer, sazı da yaman vurur bir besmelesiz."

    kendisine şu dizleri söyletiyor..
    “Kapılara karşı çıkın Er İskender Ağam geldi
    Kırk davullu düğün kurun Er İskender Ağam geldi
    Elde mavzer dilde süphan Yiğitliği ayan beyan
    Osmanlıyı bile soyan Er İskender Ağam geldi.
    Susayı tutmuş üç kişi Kitap yazmaz böyle işi
    Şu dağların müfettişi Er İskender Ağam geldi”

    (Yalnız KuP KuP BoY mahlasıyla rubailer yazan biri olarak şu kısmı belki 100 kere açıp okudum.. Rubailerimi bu kıvama getirmem lazım tez zamanda.. MÖHTEŞ!!! )

    Bu açıdan bakıldığında Kemal Tahir' e "kısmen" hak vermemek elde değil .. Kısmen diyorum çünkü her saz şairi ve ozan bu tanıma dahil olamaz benim nazarımda.. Zaten Yaşar Kemal'in kendisi , saz çalmıyor da olsa bir modern ozan.. Adam ağıtları toplamış .. Destancılık yapıp köy köy anlatmış.. Yetmemiş kaleme almış ve İnce Memed'i yazdıktan sonra toplumda öylesine büyük bir sevgi ile karşılanmış ve kabul görmüş ki, İnce Memed benim diyen tonla adam türemiş piyasada o günlerde .. Bunu kendi ağzıyla da anlatıyor zaten Yaşar Kemal anılarında..

    Eşkiyanın köy yerinde kabul görmesinin sebebi Kemal Tahir'e göre KORKU.. Bu kavramla beraber devlet olgusunu da kendi fikrine göre tanımlıyor .. Ve devlet düzeninin sağlam olduğu bir toplumda eşkiyalık barınamaz diyor .. Ona göre devletin iradesinin çatallandığı mecralarda eşkiyalık olabillir ve eşkiyalar savaş gibi iradenin zayıfladığı durumlarda boy gösterip , at koşturabilirler ..

    Buna karşılık Yaşar Kemal ,eşkiyayı var eden olgunun KORKU ile beraber harmanlanmış bir SAYGIdan varolduğunu savunuyor ve eşkiyanın ,bozulan düzene bir Anakin Skywalker edasıyla "GÜCE DENGE" getirircesine el attığını belirtiyor İnce Memed'de.. Yani işin içinde SEVGİ de var .. Napam kardeşim .. STAR WARS suz olmaz bu işler !! =))

    Velhasıl kelam daha mercek altına alınacak pek çok konu var ama çok uzatıp sizi de sıkmak istemiyorum .. Tekrar ediyorum ! Kemal Tahir romanlarına , özellikle bu kitabına muhakkak bir şans verin .. ÖZELLİKLE SİZ İNCE MEMED OKUMUŞ VE OKUYACAK OLANLAR ...
  • “İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimiz…”

    Dünya bir garip han, bir hoyrat mekan,
    İnsan bir garip varlık kabına sığmayan…
    Hayat bir yudum su, bir anlık rüya…
    Ömür bir kısa yol tekrarı olmayan…

    Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın oğul.

    “Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin.”

    Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun, bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sırlar vardır. Sırlar ki, ebedi muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken cennetin kapılarını aralayasın oğul.

    “Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil, her işin gereğini vaktinde yap!”

    Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.

    “Yolcu, buruk baş gerek

    Gözde daim yaş gerek
    Huy biraz yavaş gerek

    Yoksa yollar aşılmaz.”. diyen ne güzel söylemiştir. Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.

    Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. “Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.” İnsan ocaklar gibi yanmalı, yanmalı da kimselere gamını ilan etmemelidir. Gözünü ötelere dikesin oğul, hesabını idealine göre yapasın. Şunu da asla unutmayasın: “Her şeyin vakti tayin edilmiştir. Vaktinden önce öten horozun başı kesilir.”

    Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına talip olmakta kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaratan’ın kullarına ihsanıdır.

    “Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.”

    Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir, sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi Hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu namusu bilir.

    “Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir!”

    Anadolu; içinden kıvrım kıvrım ırmaklar akan, ağıtları alev alev ciğerler yakan… “Ana”larla dolu olan…

    Ana çile yumağıdır, oğul dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.

    “Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!”

    Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur.” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dair hedeflerin var oğul.

    Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.

    İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı,

    İyiliğe iyilik her kişinin kârı

    Kötülüğe iyilik de, er kişinin kârıymış oğul.

    Sen bizim rüyamız, sen bizim devâmız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun.

    Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun.


    Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye nasihati.
  • 239 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Yetmişli yıllara kadar Kozan’da özellikle cinayet ve kaza sonucu ölen insanlar için ağıtlar yakılır, sarı saman kâğıtlara basılan ve teksirle çoğaltılan bu ağıtlar Cuma çıkışı ve kalabalık yerlerde satılırdı.
    Babam Kozan’a gittikçe adına “destan” denilen bu ağıtlardan alır, bizler de okurduk.
    Bu kitap bana o günleri hatırlattı.
    Şükrü Elçin kitabının adını “Anadolu Ağıtları” koymuş olsa da bu kitaptan da anlaşılacağı gibi ağıtların ağırlıklı olarak Avşarlar ve Avşarların çokça yaşadığı Kozan civarına özgü olduğu anlaşılıyor.
  • 222 syf.
    ·5 günde
    Yaşar Kemal olur da efsaneleri yazmaz mı
    Hayatını konu edinen belgeseli izlediğimde, yaşadığı ortamı, sevdiklerini, nasıl yazdığını öğrendiğimde kitaplarının ne kadar çok onu yansıttığını anladım.
    Küçüklüğünden beri söylenen ağıtları ezberler, efsaneleri dinler not alırmış. Türk gelenek göreneklerini, toplumu çok iyi yansıtıyor bu edebi eserler. Hepsinden ayrı bir tat alıyorsun.
    Eski Türk filmleri de bu dramatik olaylardan esinleniyormuş bence:) Biraz daha abartarak belki.
    Velhasılıkelam, Yaşar Kemal okumaya devam Sırada Bir Ada Hikayesi dörtlemesi var.
    Yaşar Kemal ekleyin listenize mutlaka
  • 222 syf.
    Yaşar Kemal...
    Bir koca Yürek, bir koca Çukurova...
    Her yazdığında ayrı bir Anadolu, ayrı bir gerçeklik...

    Düzenlediği etkinlik sayesinde bana bir hayli, Yaşar Kemal aşılayan Li-3'e çok çok teşekkür ederim.

    Okuduğum kitaplara gececek olursam, etkinlik kapsamında okuduğum kitapların tümünden bahsetmek istiyorum. İlk kitabım;

    Tek Kanatlı Bir Kuş,
    Anadolu'da bir kasaba, kasaba ama kimseler buraya giremiyor, korkuyorlar girmeye. Posta Müdürü olarak o kasabaya atanan Remzi Efendi ve eşi Melek Hanım'ın bu kasabaya kadar gelişlerindeki maceraları anlatıyor. Türlü türlü insanlar, türlü türlü yaşanmışlıklar... Kısacık ama dolu dolu bir kitap.
    Kitaptan anladığım aslında, şimdi dahi bir çok yerleşim yerimiz o kasabaya benzer durumda...

    İkinci ve üçüncü kitabım;

    Ağrıdağı Efsanesi, Köroğlu-Karacaoğlan-Alageyik Efsaneleri,
    Efsaneler efsanesi, buram buram Anadolu, Çukurova efsanesi... Bildiğimiz, bir kere de olsa duyduğumuz efsanelerimiz dört efsanede, fakat Yaşar Kemal anlattı mı başka anlatıyor, sanki ilk kez duymuş gibi okudum. Karacaoğlan, övüncümüz, (bizim ilçe girişinde 'Karacaoğlan Diyarı Feke'ye Hoş Geldiniz' yazar.) türküleri dilden dile, ama bu sefer farklı, Yaşar Kemal farklı, toprağım farkı...

    Kitapları okurken en ufak bir yabancılık çekmedim tek kelimesine, her sayfada sanki karşımda annem var da onunla konuşuyorum.
    Bilin mi'ler
    Menevşeler
    Yarbuzlar
    Çobanaltanlar...
    Gayrılar
    Bireler, keleler...

    Ben bir yandan kitabı okuyorum, bir yandan annemi soru yağmuruna tuttum. Yok şu türküyü bilin mi ananey, bu türküyü bilin mi ananey?.. Annemle birlikte okudum desem yeridir yani.
    Türküleri sordukça da biraz ağlattım annemi,(kulakları çınlasın) söylediğim türküyü kendi de söylüyor, sonra başlıyor ağlamaya...

    Efsanelerimiz kadar bizim, Anadolu'nun ağıtları da çoktur. Annemden öğrendiğim bir tanesini eklemek istiyorum sona yaklaşırken...
    Mekanı cennet olsun, ben dört beş yaşlarında ancak varım zar zor hatırlıyorum, Hayriye Ebem* vardı. Evi de evimize haylice uzak. Bize gelirdi elinde deynek, yerli şeftali yerdik beraber. Geldiğini görür görmez üzüm bağına koşardım kucağıma alabildiğim kadar üzüm ceplerime de şeftali toplar gelirdim eve. Daha başka da hiçbir şey hatırlayamıyorum o günlere dair. İşte, uzatmayayım çok da lafı, o Hayriye Ebem'in kız kardeşi, bacısı diyeyim, Çobanboğan deriz, bizim köyle ilçe arası, bir yer orada pamuk hasatından dönerlerken kocasıyla trafik kazasında ölmüşler.
    Bunun üstüne de Hayriye Ebem'in annesi bir ağıt yakmış:
    Çobanboğan'ın arası
    Kanınan doldu deresi
    Abilerin hep geliyor
    Parayınan yok çarası

    Ağla hatın anam ağla
    Alı kaldır kara bağla
    Abılanı gelin ettin
    Fındığınan gönül eğle
    ...
    (*genel olarak yaşlıların tamamına ebe, dede deriz)

    Yürek yanınca, kederlenince ağızdan çıkan şiir olurmuş, ağıt olurmuş.. Nice, ağıtlar yakıldı, nice efsaneler yazıldı şu koca Anadolu'da...

    Okuyan canlar, çok çok teşekkür ederim...

    Kitapla kalın hep iyi kalın...
  • 255 syf.
    ·2 günde·8/10
    Çoğunlukla Avşar aşiretlerinin yaşadığı yörelere ait ağıtların bulunduğu bir eser. Ahmet Şükrü Esen'in uzun uğraşlar ve büyük emekler sonucu derlediği Halk Şiirleri arşivi içerisinden, Pertev Naili Boratov'un ağıtları seçip bir araya getirmesiyle oluşturduğu bir kitap. Kayseri'den Çukurova'ya Torosların Avşar diyarının etkileyici ağıtlarını bulabilirsiniz. Halk şiiri, bozlak, uzun hava, kısacası türkü sevenlerin beğenerek okuyacağını düşünüyorum.