• Bizans için 4-9. yy'lar arasında Anadolu "Natolia" diye biliniyordu. Bu sözcük taşra anlamına geliyordu. Çünkü henüz tam anlamıyla Ekümenlik sayılmıyordu, hala yer yer Paganist inançlar vardı. 9.yy'dan sonra bunların tamamı ortadan kaldırılınca Natolia'nın başına (A) takısını getirdiler. Grekçede bu ek olumsuzluk ifade ediyordu. Böylece Natolia artık taşra olmaktan çıktı, Bizans oldu, Anatolia oldu.
  • 100 syf.
    ·2 günde
    Uzun bir süredir 1000kitap’ta kitap incelemesi yapmıyordum. Bu durumun nedeni belki yaz mevsiminin ve dolayısıyla sıcak havanın getirdiği rehavet, belki de okuduğum bazı kitapların incelenmesinin bir miktar zor olmasıdır. Fakat bugün incelemesiz geçen birkaç hafta veya aylık döneme nokta koyma kararı aldım ve Dionysios Byzantios’un "Boğaziçi’nde Bir Gezinti" adlı eserinin incelemesini siteye yüklüyorum.

    Yazarımız Dionysios Byzantios muhtemelen İS 1. veya 2. yüzyılda yaşamış ve hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığımız bir Romalı’dır. Kendisi eserinde, günümüzde İstanbul olarak bildiğimiz ve birçoğumuzun da içinde yaşadığı şehrin kıyı kesimlerini incelemektedir. Boğaz’ın Avrupa ve Anadolu yakalarını ve Haliç’in kıyılarını koy koy incelemiştir. Bu kitabı okumak, okurun şu tarz sorularınıza cevap verebilir: “Hangi bölgede ne kadar kuvvetli bir akıntı var?”, “Semtin/Bölgenin isminin kökeni nedir?”, “İlgili bölgede/semtte hangi tarihi olaylar vuku bulmuştur?”, “Hangi sahil balık tutmak için daha elverişlidir?”, “Denizde seyahat edilirken hangi kıyı şeritleri daha güvenli, hangileri daha risklidir?”, “İstanbul Boğazı’nın en geniş ve en dar yerleri nerelerdir?”, “Günümüzde Sarayburnu, Üsküdar, Kadıköy veya Haliç ismi ile bildiğimiz bölgelerin Antik Çağ’daki isimleri nelerdir?”

    Bu eseri herkese önermiyorum. Sadece İstanbul’un tarihi ve coğrafyası, mitoloji gibi alanlarla ilgilenen, Antik Çağ ile ilgili bilgi almak isteyen okurlara öneriyorum. Çünkü bu saydığım alanlar ile ilgilenmeyen okurlar için bu eseri okumak çok güç ve sıkıcı olabilir. Bu alanlar ile ilgiliyseniz çok kısa bir sürede, büyük bir keyifle okuyabileceğiniz bir kitap “Boğaziçi’nde Bir Gezinti”. Çevirmen Mehmet Fatih Yavuz’un ve Yapı Kredi Yayınları’nın da hakkını birkaç cümleyle vermek istiyorum. Çevirmenin kaynakçası ve dipnot kullanımı gerçekten çok profesyonel. Bu eserdeki kaynakçadan yola çıkarak, okuma listeme birkaç tane daha kitap ekledim. İncelememin sonuna gelirken, Yapı Kredi Yayınları’na da bu denli önemli bir eseri yayımladıkları için teşekkür ediyorum. İyi okumalar dilerim.
  • 159 syf.
    ·Puan vermedi
    Yazar bu eserinde, kökeni Anadolu toprakları olan birçok mitolojik hikayeye yer vermiştir. Birçok şehir ve bölgenin isminin de kaynağı olarak bu hikayelere atıflar bulunmaktadır..
  • 304 syf.
    ·10 günde·Beğendi·8/10
    Şamanlığın inanç ve geleneklerimiz üzerinde ne kadar etkisi bulunduğunu uzun bir süredir merak etmekteydim. Şimdiye kadar internet ortamında karşıma çıkan bilgiler batıl inanç ve kullanmış olduğumuz isimler üzerinde yoğunlaşmaktaydı. Daha sağlıklı bilgiye ulaşmak amacıyla konusunda uzman bir yazardan Fuzuli Bayat’tan Şamanlığın ne olduğunu, ayrıca inanç ve geleneklerimiz üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu öğrenmek ve ilk incelemeyi yaparak kitabın okurlarla tanışmasına aracılık etmek istedim.

    Fuzuli Bayat, Azerbaycan doğumlu bir akademisyen. Dede Korkut Ansiklopedisi hazırlama kurulunda da görev almış, Mitoloji, Türk Şaman metinleri ve Oğuz Kağan Destanı gibi konularda 12 adet kitabı yayınlanmış bir profesör.

    Kitabı okumadan önce; Şamanlığın etkisinin, gidenin ardından su dökülmesi, tahtaya üç defa vurmak, ölünün ardından kırkıncı gün ruhunun kovulması, kurşun döktürmek, çaput bağlayıp dilek tutulması gibi bugün batıl inanç olarak kabul edilen davranışlardan ibaret olduğunu düşünüyordum.
    Kitabı okudukça, ilk önce “Şamanist” kelimesinden çok “Şamanlık” ifadesinin daha doğru olduğunu ve Şamanlığın din değil, dinle ilgili olduğunu öğreniyoruz.

    Şamanlık sadece Müslümanlığı değil, diğer dinleri de (Manihaizm, Budizm, Hristiyanlık, Musevilik, ) etkilemiş ve aynı şekilde bu dinlerden etkilenmiştir. Benim açımdan ilginç bir tesadüfle bir sonraki okuduğum kitap Büyük Umutlar (Charles Dickens)da, ölünün ardından kırkıncı gün ruhunun uzaklaşmasına rastladım.
    Bu karşılıklı etkileşimin sadece ritüel ve geleneklerle sınırlı olmadığını öğreniyoruz Fuzuli Bayat’tan. Anadolu sufizmi, Mevlevilik ve Bektaşilik üzerinde somut örneklerle Şaman öğelerine yer veriliyor kitapta.

    “Dünya yükünü üstünden atmanın çile çıkartmağa transformasyon edildiği Türk Halk Sufizmi, Şamanlıktan aldığı uzaklaşma veya uzaklaştırılma ritini İslami bir kisveye bürümüştür.”(riyazet ve çile) s. 47

    “Yeseviye, Bektaşiye, Mevleviye tarikatlarının sema/semah sürecindeki ritmik oyunları, kökeni açısından Şaman oyununun daha gelişmiş şeklidir. Alevi-Bektaşiler ve Mevleviler de semaya kalkmakla ruha ulaşırlardı…Sema merasimi zamanı hem Yesevi, hem de Anadolu erenleri kuş uçuşuna benzer hareketler etmekle İslam’dan önceki Şamanların oyun zamanı kuşa çevrilip göklere uçmalarını yansıtıyorlardı.” S. 219

    Nitekim Şaman teriminin de oynayan, zıplayan anlamında olduğu düşünüldüğünde inanç ve tarikatlar üzerindeki Şaman etkisi daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyor.

    Bunların dışında özellikle Şamanların koruyucu ruhu olan Emegeret’i, Türk kilimlerinde çok sık rastanan motif olarak hatırladığımda ve ülkemizde bir dönem sık kulanılan Perihan isminin Şaman ruhu anlamına geldiğini öğrendiğimde doğru kitabı bulduğumu anladım.

    İncelemeye 278. Sayfadaki şu alıntıyla son veriyorum. “Türk boyları her ne kadar Müslüman veya Hristiyan, yahut da Budist olmuş olsalar da, halk inanç ve geleneklerinin temelinde Şamanist olarak kalmışlardır. Batıl inanç olarak adlandırılarak takip edilmesine, iklim ve doğa koşullarının farklılığına ve yaşadıkları ülkelerdeki kültür ve inanç sistemlerine rağmen Şamanlık canlılığını bütün zamanlarda koruyabilmiştir.”
  • 144 syf.
    İlk baskısını 1941'de yapmış olan bu kitabın yazarı Osman Turan, değerli ve yazdıkları kaynak kabul edilen bir tarihçidir. Bu kitapta "On İki Hayvanlı" olarak bilinen ve 12 yıllık döngüdeki her yıl için bir hayvan isminin verildiği takvimi incelemiştir. Örnek olarak; ben 1992 yılı doğumluyum, bu takvime göre bu yıl biçin (maymun) yılıdır. Bu takvim Çin'de, Hindistan'da ve hatta Hindiçin'de dahi kullanılmıştır ve özellikle Moğol akınları ile uzak köşelere de yayılmıştır. Fakat kökeni yüksek ihtimalle Türklere aittir. Kitapta bu hipotezin sebepleri uzunca ve akademik bir dil ile anlatılmıştır. Anadolu Türklerinde, Selçuklu Devleti zamanındaki bazı belgeler bu takvime göre tarihlenmiştir. Aynı zamanda Hun, Göktürk isimleriyle bildiğimiz devletlerin belgelerinde de bu takvim kullanılmıştır. Kitabın dili 1941 Türkçesi'dir, sadeleştirilmemiştir. İlgilenenler için birinci sınıf kaynaktır.