• - "... Bir Müslüman’ın yaşantısının örneği Asr-ı Saadet’te gösterilmiştir. Bu şu demek anlamına da gelmiyor; orda bir örnek var, bu örnek çok katı, kireçleşmiş, taşlaşmış bir örnek. O halde ben bunun dışına çıkmam, çıkamam diye bir şey de söz konusu değil. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Modern sosyolojinin anlamakta beceriksizlik gösterdiği hususlardan birisi de bu. Deniyor ki modern sosyolojide; insan zihinsel olarak, hayat tarzı olarak değişen bir ıraya sahip. Öyle bir niteliği var, dünya değişiyor, içerisi değişiyor. Öyle ise bu değişen dünyanın ve değişen insanların karşısında değişmeyen bir Müslüman nasıl dayanıklılık gösterecek? Bu dayanıklılığı gösteremez, kırılır, ufalanıp gider diyor. Hâlbuki Müslüman’ın kendi içinde değişmesi kendi ilkelerine göre söz konusu olur. Aynen demin söylediğimiz gibi ona telkin edilmiş olan, onun için başkalarının öngördüğü bir dünyaya adapte olma değişimi değil. Öyle bir değişim olursa Kafka’nın güzel bir hikâyesi vardır Metafor diye, oradaki hamam böceğine dönüşürsün. Müslümanlar da o hamam böceğine dönüşürler. Ama kendi bünyen içinde, kendi hayat tarzın içinde elbette değişirsin. Elbette Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında yaşayan insanla ondan hemen sonra yaşayan Hz. Ebubekir (r.a), daha sonra Hz. Ömer (r.a) zamanında yaşayan insanların birbirlerine göre farklılıkları var. Hicaz’da yaşayan Müslümanlarla, Bağdat ahalisi ve Şam ahalisi arasında ve Mısır ahalisi arasında, Anadolu ve Hint ahalisi arasında, onların hayat tarzları arasında, hatta İslam’ı algılamaları arasında farklılıklar vardır. Buna İslam’ın cevazı var. İslam’ın temel ilkelerine muhalefet edilmedikçe onlara da muhalefet edilmesi söz konusu değil. Haramlar var, 3-5 tane haram. Bunların dışında her şey mubahtır. Aslolan da zaten ibahadır, mubah olan yani yapılabilir olandır. Allah’ın haram kılmadığı şeyi sen haram kılamazsın, ama takva olarak istenenden fazlasını yapmak gene farklı bir durum. Bunların hepsi birbiri ile ilişkili fakat aynı zamanda da ilişkisiz kavramlar. Hz. Ali’nin bir cümlesi var: “Allah beni dünyanın haramından men etti, ben onun helalinden de geçtim.”
    Bu, takvanın ifadesi. Helal nedir? Su içmek helaldir, yemek yemek helaldir mesela. Ama sen bu helallerden belli bir ölçüde vazgeçersen bu takvaya girer. Fetva olarak, şeriat olarak emredilmiş bir giyim kuşam tarzı var. Şeriat ne diyor? Erkeğin örtünmesi için göbek hizasından veya göbek üstünden diz kapağının altına kadar örtünebilirsin. Bu yeterli. Şu anda hepimiz Kırkpınar pehlivanları gibi ortaya çıksak bu şer’an caizdir. Ama dersen ki ben daha fazlasını yapacağım bu da takva ile alakalı, eğer o bilinç ile yapıyorsan, süslenmek için değil de bu amaçla. Cenab-ı Allah bana göbeğimden diz kapağıma kadar örtünmeyi öngörmüş ama sırtımı da örtsem herhalde daha uygun olur, göğsümü de örtsem daha iyi olur, başımı da örtsem daha iyi olur dersen, o niyetle yaparsan takvaya girer. Nitekim hanımların örtünmesi hususunda öngörülen bir giyim tarzı var. Yüz açık kalabilir, eller bileklerden aşağı, ayaklar bileklerden aşağı açık kalabilir deniyor. Ama kadın ben bunun daha fazlasını yapacağım, yüzümü de peçe ile örteceğim, bu niyetle bu bilinçle yapılırsa takva ile ilgilidir. Bunu şimdi modern insan anlayamadığı için itiraz ediyor, “bu ne umacı gibi” diyor. Onun mantığını kavrayamıyor. Haklı olarak veya haksız olarak kavrayamıyor. Onunla çünkü özdeşleşemiyor. O yaşama tarzının dünyasına giremiyor..."

    (Rasim Özdenören’le Düşünce ve Eylem üzerine, Kalem Dergisi)
  • Fahrettin bey Titriyordu:
    "Bu sıtma ne dehşetli hastalıkmış be."
    Baş ucuna çömelmiş olan Köse, "Öyledir komutanım" dedi,"..Anadolu'da pehlivan çok. Ama başpehlivan bu sıtmadır. Ondan sonra yoksulluk gelir. ..
    Turgut Özakman
    Sayfa 390 - Bilgi Yayınevi