Şu çarpıcı nokta bana gençlikle yaşlılık arasındaki farklardan biri olabilirmiş gibi geliyor: gençken, kendimiz için farklı gelecekler yaratırız; yaşlandığımızdaysa, başkaları için farklı geçmişler uydururuz.
Eğer insanların söylediklerinize dikkat etmesini istiyorsanız, sesinizi yükseltmeniz değil de alçaltmanız gerektiğine ilişkin bir şeyler okumuştum bir yerde.
Dua etti benim için, günahı göremediğimi sanıyordu, benim de diz çöküp dua etmemi istedi, çünkü günahı kelimeler olarak görenlerin gözünde kurtuluş da kelimelerdir yalnızca.
Ne babam ne de Ellen eve dõnmekten sõz etmediler. Hayır: İnsanların hatalarına sırtlanını donüp kaçtıkları zamanlardan çok önceydi bu olanlar. O boș kapının öte tarafında adeta bir makaleyi tartışırmıșçasına konuşan iki alçak ses vardı sadece; ben de o kapının dibinde duran bir çocuktum, çünkü orada olmaktan korkuyordum, ama oradan ayrılmaktan daha da çok korkuyordum.
Tanrı'ya ihtiyacım vardı; onu verdiler bana ve ben, onu aradığımı kavrayamadan aldım. Yüreğimde kök salamadığı için, bir süre bitkisel hayat yaşadı içimde ve sonra öldü. Bugün bana O'ndan söz edildiğinde, güzel bir eski sevgiliye rastlayan ihtiyar bir delikanlı gibi pişmanlıktan uzak bir neşeyle, "Elli yıl önce, o yanlış anlama, bizi ayıran o rastlantı olmasaydı, aramızda bir şeyler olabilirdi," derim.