• Mihrdad, İran'da ailesi içinde dilden düşmeyen ve kadın adı duydu mu alnından kulak memelerine kadar kızaran gözü kapalı çocuklardandı. Fransız öğrenciler alay ediyorlardı onunla. Kadından, danstan, eğlenceden, spordan, sevişmelerinden söz ettikleri vakit Mihrdad saygısızlık olmasın diye onların dediklerini tasdik ederdi hep. Oysa kendi hayatındaki olaylardan onların aşk maceralarına bir şey eklemezdi. Çünkü anasının kuzusu, korkak, kederli, mahzun yetişmişti. Namahrem bir kadınla hiç konuşmamıştı. Babası ve annesi kulağını bin yıl önceki nasihatlerle doldurmuşlardı. Sonra da oğulları yoldan çıkmasın diye amcasının kızı Dırahşende'yi onunla nişanlamış, nişan törenini yapmışlardı.
  • - " (…) Ne derler… Annem onun… O annemin… Aman!..
    Bunlar çirkin sözler.
    Ben bunları ağzıma alamam.
    Peki ama bu adam bana niçin öyle kötü kötü bakıyor?
    Ben annemin kızıyım değil mi?”
  • Sen yemeğimin tuzu, yüreğimin buzu, anasının en güzel kızı… Sen kalbimde en tatlı sızı, sen bütün varlığımın sevimli hırsızı… Sen sevdikçe sevilesi, övdükçe övülesi, öptükçe öpülesi, aşık oldukça olunacak aşkımsın...Balım.
  • Selahattin Bey oldukça güzel olan bu kızı evvela kendisi ile bir ayarda bir mahluk gibi değil, güzel bir kedi, bir kuzu gibi sevdi. Lakin derhal anladı ki, bu kızcağız kendisini hiç de küçük, basit görmemekte, bir müsavat [eşitlik] istemektedir.Gene pek az zaman içinde tespit etti ki bu güzel kedinin çok
    sivri tırnakları, bu kuzunun sert boynuzları vardır. Şahinde, Selahattin Bey'den adamcağızın hiç aklına getirmediği bir şeyi kendisine akran [yaşıt] muamelesi etmesini istiyordu. Tabii [her zamanki gibi] derhal bir sürü tatsızlıklar, hatta bir hayli acılar başgösterdi. Selahattin Bey'in bu esnada en az işine yarayan şeyler, mantık ve akıl gibi bazen pek gülünç ve aciz oluveren büyük isimli vasıtalardı. Kapalı büyüyen ve bu şekilde bütün tabii [doğal] arzu ve ihtiyaçlarını içinde hapsetmeye mecbur olan genç kız, gayet tabii olarak, sinirli ve manen bozuk bir mahluktu. Anası onu gezmeye götürürken bir saat saçlarını düzeltmeye uğraştığı
    halde, ne anasının, ve babasının aklına bu kafanın içi ile de bir parça meşgul olmak düşüncesi gelmemişti. Onlar işportaya konan bir elma gibi onu süsleyip temizlemişler, parlatmışlar, sonra yağlı bir müşteriye okutmuşlardı. Kız yetiştirmekten de gaye bu değil miydi?
  • Güzel bir kız ile çekingen ama kalbi sevgi dolu bir gencin hikâyesini dinlemeye ne dersiniz? İşte bu hikâyemiz güzeller güzeli bir kız olan Gülperi ve mahallenin en efendi çocuğu Rıza’nın hikâyesi…
    Bir varmış, bir yokmuş… Çok uzaklarda değil İstanbul’un içinde, sokakta çocukların hala oynayabildiği eski zamanların birinde, komşuların birbirini sevdiği-saydığı mahallelerinin birinde, mahallenin göz bebeği Rıza adında bir çocuk yaşarmış. Rıza çok akıllı ve efendi bir çocukmuş, kimseye zararı dokunmaz, çalışır ve ekmek parasını kazanırmış. Gönlü de kendi de güzel olan Rıza, annesi ile birlikte küçük bir evde mutlu-mesut yaşar, gidermiş. Babasını yaşı küçükken kaybedince ailenin tek erkeği olarak tüm yük onun omuzlarına binmiş. Bu sebeple erken yaşta çalışmak ve ekmek parası kazanmak zorunda kalmış. Okumak Rıza’nın içinde büyük bir tutku olsa da, okuluna devam edememiş. Yaşı büyüdükçe de kendine denkleştirdiği paralar ile bir minibüs almış ve minibüsçülüğe başlamış.
    Rıza, tüm mahallenin çok sevdiği bir çocukmuş. Onun ne kadar çalışkan olduğunu herkes bilirmiş. Evde yaşlı ve yatalak olan anasına bakmak için canını dişine takar; çalışır, kazanırmış. Akşam olunca hemen anasının yanına dönen Rıza, bütün gece annesine güzel masallar okur, onunla sohbet edermiş.
    Rıza hayatından memnunmuş memnun olmasına fakat hayatında hiç kız arkadaşı olmamış. Bu sebeple kızlarla nasıl konuşulacağını, ne denileceğini bile bilmezmiş. Birkaç kez mahalleli ön ayak olduysa da Rıza gönül işlerine pek sıcak bakmazmış. Onun için varsa yoksa annesi imiş.
    Günlerden bir gün, Rıza yine minibüsü ile yolcu taşıyor, parasını kazanıyormuş. Minibüsü ile durakta yolcu beklerken minibüsünün önünden geçen kız birden dikkatini çekmiş. Kız sanki bir peri gibiymiş. O kadar güzel, o kadar zarifmiş ki Rıza kalbinin çarpmasını kulaklarında duyabiliyormuş. Peri kızına benzeyen bu kızı bulmalıyım diye geçirmiş içinden.
    Rıza işini bitirip her zamanki gibi mahallesine dönmüş. Esnafla sohbet etmiş ve evine girmiş. Annesi yine yatakta onun gelmesini bekliyormuş. Fakat o da ne! Evin içinde bir kız varmış. Üstelik Rıza’nın bugün gördüğü peri kızı gibi güzel kız!
    Rıza o an heyecandan kalbi duracak sanmış. Bu kız kimmiş, evin içinde ne işi varmış, beyninden bir sürü soru geçse de değil bunları sormak bir kelime dahi edemiyormuş. Kızın güzelliğine bakakalmış. Kız gülümseyerek ayağa kalkmış. Peri kıyafeti gibi bir kıyafet varmış üzerinde.
    Ayperi: ‘Merhaba, benim adım Ayperi. Ben bir günlüğüne senin isteklerini yerine getirmek için görevlendirildim.’
    Rıza hala şok olmuş bir şekilde bu güzel kıza bakıyormuş. Neler olduğunu anlayamıyormuş.
    Anne: ‘Senin gibi bir perinin bizim evimizde ne işi var güzel kızım?’
    Ay peri: ‘Teyzeciğim, ben kalbi güzel insanların evine arada sırada uğrar, onların isteklerini ve gönlünden geçenleri yerine getiririm. Sizin oğlunuz o kadar güzel bir çocuk ki, onun kalbinin güzelliği benim burada olmamı sağladı.’
    Rıza, karşısında duran bu kızın gerçekten bir peri olduğunu anlamış. Önce üzülmüş, çünkü bir peri ise gidecekmiş ve bir daha ne zaman geleceği belli değilmiş.
    Ay peri: ‘Artık her ay diğer kalbi güzel insanlara uğradığım gibi size de uğrayacağım.’ Demiş.
    Rıza karşısında duran perinin her ay gelecek olmasına çok sevinmiş. Bu sırada Ayperi elindeki asa ile evde gözüne çarpan eksikleri gidermiş, evi yenilemiş ve aileye dönmüş:
    Ay peri: ‘Benden istediğiniz başka neler varsa söyleyebilirsiniz.’
    Annesi biraz çekinerek periye dönmüş:
    Anne: ‘Güzel peri kızım. Benim tek derdim de tasam da oğlumdur. Bu kalbi güzel çocuğumun hala gönlünde bir güzel yoktur. Ben bugün var yarın yokum. Onu emanet edeceğim bir güzel kız olsa, gözüm arkada gitmese…’
    Ay peri kadına bakmış ve sormuş:
    Ay peri: ‘Nasıl bir kız istersin teyzeciğim?’
    Anne: ‘Senin gibi iyi kalpli ve senin gibi güzel olsun yeter kızım, başka bir şey istemem’ demiş.
    Ay peri hemen kendine tıpatıp benzeyen bir kız bulmuş ve eve getirmiş. Rıza kızı gördüğünde şok olmuş. Çünkü bu kız Ayperi’nin aynısıymış. Kızın adı da Gülperiymiş.
    Rıza ve Gülperi hemen ertesi gün evlenmişler. İkisi de o kadar mutlu olmuşlar ki, onların mutluluğu mahallenin mutluluğu ve neşesi olmuş. Ayperi de her ay bu genç çifti ziyaret edip eksiklerini giderirmiş. Böylece Rıza hayatı boyunca yaptığı iyiliklerin ve iyi kalbinin karşılığını görmüş…