• Uzun boylu, lekesiz üniformasının içinde sırım gibi duruyordu. Uzun bir yolculuktan sonra pejmürde ve pasaklı olan bizimle ne büyük bir tezat oluşturuyordu! Sol eliy­le sağ dirseğini kavramış, tasasız bir rahatlık havasına bürün­müştü. Sağ eli havadaydı ve işaret parmağıyla, rahat bir endam­la sağı veya solu gösteriyordu. Bir insanın işaret parmağının, ba­zen sağı bazen solu, ama çoğunlukla solu gösteren bu küçük hareketinin arkasındaki şeytanca anlam konusunda, hiçbirimizin en küçük bir fikri bile yoktu.

    Sıra bana gelmişti. Birisi sağa gönderilmenin çalışma anlamı­na geldiğini, buna karşın sonuçta özel bir kampa gönderilecek olan hasta ve iş yapamaz durumda olanların sola gönderildiğini fısıldadı. Daha sonra da birçok kere yapacağım gibi, işi oluruna bıraktım. Sırt çantam beni biraz sola yatırdı, ancak dik yürüme­ye çalıştım. SS subayı beni tepeden tırnağa süzdü, duraksar gibi oldu, daha sonra ellerini omuzlarıma koydu. Zeki görünmek için elimden geleni yaptım, SS subayı beni yavaş yavaş sağa çevirdi, böylece sağa yöneldim.

    O akşam bize parmak oyununun anlamını anlattılar. Bu, ya­şamamız ya da yaşamamamız konusundaki ilk karar, ilk seçim anlamına geliyordu. Bizimle gelenlerin yaklaşık yüzde 90’ı gibi büyük bir çoğunluk için bu, ölüm anlamına geliyordu. Bu karar, sonraki birkaç saat içinde uygulanmıştı. Sola gönderilenler istasyondan doğruca krematoryuma gidiyordu. Orada çalışan birisi­nin anlattığı kadarıyla, bu binanın kapılarında çeşitli Avrupa dil­lerinde “banyo” yazıyormuş. Binaya girerken her tutukluya bir parça sabun veriliyormuş ve daha sonra... bereket versin ki daha sonra olanları anlatmam gerekmiyor. Bu tüyler ürpertici işlem konusunda birçok şey yazıldı.
    Gaz odasından kurtulan ve gelenlerin çok küçük bir kısmını oluşturan bizler, gerçeği akşam öğrendik. Bir süredir orada bu­lunan tutsaklara, meslektaşım ve arkadaşım P’nin nereye gönde­rilmiş olabileceğini sordum.

    “Sol tarafa mı gönderildi?”

    “Evet,” diye cevap verdim.

    “O zaman onu orada görebilirsin,” dedi birisi.

    "Nerede?” Bir el, Polonya'nın gri gökyüzüne alev saçan, bir­kaç yüz metre ötedeki bir bacayı gösterdi. Bacadan uğursuz bir duman bulutu yükseliyordu.

    “işte arkadaşın orada, cennete yükseliyor," diye cevap verdi birisi.
    Viktor E. Frankl
    Sayfa 26 - Okuyan Us Yayınları, 3.Basım Aralık 2009, İstanbul