anıl teke

anıl teke
@anilteke
-buraya altını çizdiğim cümleleri paylaşmaya geldim- Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı
Öğrenci
Lisans
Eskişehir
3 okur puanı
Ocak 2017 tarihinde katıldı
'Haklısınız albayım.'' Oturdu. ''Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: ''Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.''
İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Metis Yayınları
Şiir
Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
Sayfa 383 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları ''kişi''yi anlatırlar.
Sayfa 124 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Garsonun masaya bıraktığı portakal suyunu bir solukta içti. Susamıştı. Az önce yediği sucuklu yumurtadan olacaktı. Lokantadaki garsondan sucuklu yumurta isteyince, “- Pastırmamız çok iyidir efendim. İsterseniz pastırmalı yaptırayım,” diyen adama dik dik, “Sucuklu istiyorum,” demişti. Buradaki garson öyle değildi. Konuşmaya yeltenmiyordu. Ayrılırlarken masanın ucuna fazladan bıraktığı parayı alıyor, arkalarından, “güle güle” bile demiyordu. Dese, Güler'le beş sefer de bu aynı yerde değil, gene buna benzer, gireni çıkanı bol bir başka pastanede buluşurlardı.Buraya her gelişinde adamın işinden atılmamış olmasına şaşardı. Atılsın, yerine sulu, yılışık, gerçek bir garson gelsin de Güler'le hep bu masada buluşmasınlar istiyordu. Alışmaktan korkuyordu. Böyle giderse bu masa sevgilerin kutsal yeri olacaktı. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.
Sayfa 69 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Reklam