• 184 syf.
    ·10/10
    HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

    Bir şiir kitabına dair nasıl inceleme yapılır hiçbir fikrim yok. Ancak Ahmed Arif'e dair söyleyeceklerim var.

    Refik Durbaş'ın anılarından derlenen bir bölüm;

    ''Ahmed Arif günün birinde Ankara'da polisler tarafından yakalanır.Hakim karşısına çıkarılmak için Istanbul'a götürülmesi gerekmektedir.Zor zamanlardır.Şair, yakalandığı günü şu sözlerle ifade edecektir; "Serçe kadar canım vardı.Boğazımda kanama vardı.Hastaydım.Ekmek çiğneyemez, yemek yiyemezdim.Zaten zayıf bir çocuktum, büsbütün zayıflamışım.İşte böyle bir günde götürdüler beni..."
    İki komiser, dört de polis nezaretinde İstanbul'a gitmek üzere trene binerler.Ahmed Arif, yolculuk bitiminde çekeceği işkenceyi düşünmektedir.Bindikleri kompartımanda yaşlı bir teyze ile bir amca onlara eşlik etmektedir.Havadan sudan laf açılır, yol boyu sohbet edilir.Bir ara polisler uykuya dalınca yaşlı teyze Ahmed Arif'e yaklaşır ve şöyle der; "Oğlum nedir halin?"
    Ahmed Arif ne cevap vereceğini bilemez. Siyasiyim, sosyalistim, eylemciyim ya da oğrenciyim dese olmayacaktır. Çünkü tüm bu cevaplar yaşlı teyze için hiçbir şey ifade etmeyecektir. Şair, bunun gayet farkındadır. Ve birden aklına gelen en uygun cevabı verir yaşlı kadına; "Sevdadır bu teyze..."
    Bunun üzerine yaşlı kadının gözleri parlar, Ahmed Arif'e sarılıp öpmek ister. O an yaşadıklarını ve hissettiklerini uzun bir süre unutamaz.''

    Tam olarak buydu işte. Sevdaydı ondaki. Yine en iyi kendisi anlattı bunu;
    "Ne alnımızda bir ayıp
    Ne koltuk altında
    Saklı haçımız.
    Biz bu halkı sevdik
    Ve bu ülkeyi.
    İşte bağışlanmaz
    Korkunç suçumuz..."

    Kavgayla geçen bir hayat. Hayatın her dönemi zorluk, ekmek kavgası, memleket sevdası, direniş, cezaevi, işkence ve tabi ki şiir. Yaşadığı hayat, şiirlerinin temelini oluşturmuştur. Bu sebeple ;

    Öfkenin ve inceliklerin şairidir o,

    İsyancı ruhun ve başkaldırının sözcüsü,

    68 kuşağının Ahmed abisi,

    Dağların ve 'Daha deniz görmemişler'in şiirdeki karşılığı,

    Tüm ezilen halkların ve bireylerin bastırılmışlıklarina, ötekileştirilmişliklerine, yok edilişlerine sırtını değil yüzünü dönen,

    Dayak yiyen, işkence gören, her mahkeme öncesi çırılçıplak soyulan,

    1943'te Van'daki Muğlalı katliamı için yazdığı 'Otuzüç Kurşun' şiiri sebebiyle sorgulanan, dövülen ve tellerden aşağı atılıp ölüme terk edilen halk adamıdır.

    Bu yüzden onu dövenler, ona eziyet edenler, ölüme terk edenler, şiir yüzünden yillarını cezaevinde geçirmesine sebep olanların hepsi öldü, ölüyor ve ölecekler. Ama Ahmed Arif siirleriyle sonsuza dek yaşayacak.

    KİTABA DAİR...

    Ahmed Arif kitabin ilk asamasında adını 'Dört Yanım Puşt Zulası' koymak ister ancak bir dostunun uyarısı sonrası 'Hasretinden Prangalar Eskittim' koyar.

    Kitap birkaç bölümden oluşuyor;

    -İlk bölüm klasik şiirlerinden oluşan kısım,

    -İkinci bölüm Diyarbakır Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi (Adiloş Bebe, Ahmed Arif'in kız kardeşinin oğlu),

    -Üçüncü bölüm 1943'te Van'da 32 kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanması ile sonuçlanan Muğlalı katliamı ile ilgili yazdığı Otuzüç Kurşun,

    -Dördüncü bölüm ise Ahmed Arif'in vefatından sonra toplanan bazı şiirlerinden oluşmakta.

    Ayrıca kitabın sonunda Ahmed Arif'e ait kısa ama muazzam bir röportaj mevcut.