• Ankara ya deniz gelir de sen bana gelmezsin🎶🎵🎶🎶🎧🎧🤐😄
  • Ankara ya deniz gelir de
    sen bana gelmezsin
    Adana kar beyaz olur
    sen benim olmazsın
    gel desem gelmezsin
    Aşk nedir bilmezsin
    seni ayrılık alır
    geriye aşk kalır

    kışlar bahara döner
    sen bana dönmezsin
    talihim beni sever
    sen beni sevmezsin
    gel desem gelmezsin
    aşk nedir bilmezsin
    Seni ayrılık alır
    geriye Aşk kalır
  • Ankara'ya deniz gelir de sen bana gelmezsin
    Adana kar beyaz olur, sen benim olmazsın
    Gel desem gelmezsin, aşk nedir bilmezsin
    Seni ayrılık alır, geriye aşk kalır
  • Ömrüm boyunca, ikinci el eşya satan bir dükkanın vitrinine bakar gibi baktım hayatıma. .
  • Yağmurlara açık bir sokağın kaldırımlarında ayak izlerimin bıraktığı buğu
    Gökyüzünde bedenimin çizdiği çığlık
    Gide gele yalnızlığa, gide gele ölüme ve acıya yoruldum artık
    Su olsaydım donardım, hiç değilse kendi sınırlarımın bilincine varmak için
    Ateşleri ayrı, külleri ayrı yerlerde saklardım
    Ömrüm eksilere, artılara teşne
    Parmak hesabıyla bilgisayarların nasılsa aynı sonuca vardığı bir işlemde
    Bir çocuğun unuttuğu şeyleri sanki bir başka çocuk anımsıyor boyuna
    Aklımda ne yaz günleri, ne de zeytin ağaçları kaldı
    Ellerimle kürek çeker gibi yürüyorsam ve bunu gören Mersinli olduğuma yoruyorsa
    Dünya bir deniz diyorum, insanlar kaya parçası
    Mersin bir deniz feneri olur olsa olsa
    Toprakla gökyüzü arasında, yerçekiminden kaçanları uyaracak
    Ömrüm, benim ömrüm hangi mezar taşına sığacak
    Keşke bir mermerci olsaydım Müftü Köprüsü’nün orada, kendi yazıtımı denize, gökyüzüne bakarak kazısaydım
    Bu dünyada o kadar çok şey yaşadım ki, bana hiçbir şey yaşamamışım gibi geliyor
    Her hücrem yüzlerce anıyı bir barajın kapaklarını açması gibi bırakacak
    Yağmurların yağdığı bir Ankara akşamı
    Mersin’in görüntüleri olur olmaz bir yerde Ankara’nın görüntülerine karışıyor
    İkisini de sevdiğimi geç anladım
    Mersin’de doğduğumu nasıl biliyorsam, adım gibi biliyorum Ankara’da öleceğimi
    Her insanın gerçek kenti anılarının kentidir
    Nüfus müdürlüklerini asıl insanın belleğine kurmalı

    Annemin bile Mersin deyince hala gözleri dolar
    Babam yaşasaydı Fedai Mustafa’yı sokak ortasında nasıl kovaladığını anlatırdı, o Toto Kazım’ın barında şarap içer, iki dirhem bir çekirdek
    Kentim benim, kentim benim kentim!
    Her sokağı gökyüzüne açılan

    Kaya ağabeyi kimse tanımaz, tam yirmi beş yıl Kanada’da kalmış bir adam
    Geldi, gelir gelmez bana Mersin’i anlattı, iyi mi
    Bütün güzel insanları Mersin’de toplamak gibi bir gücüm olsaydı
    Denizi sabah akşam turuncuya boyardım, varsın gökyüzü aynı rengiyle kalsın
    Kaya ağabey benim amcamın oğlu, Pavase’nin Güney Denizlerinde anlattığı amca oğlunun hık demiş burnundan düşmüş
    Bir kentin yüzü uzaktan bakınca bir insanın yüzüne benzer
    Acı çeken, sarsak, çizgi çizgi
    Kendi yüzümü aynada görünce çığlık çığlığa sokaklara dökülmediysem bunda Mersin’in payı var
    Bu şiir de bir gün elbet yorar beni
    İlk yağmur damlası düşünce tufan kopacağını anlarım ve çekip giderim

    İşin kolayına kaçıp, herkesin bir Mersin’i vardır derim, kurtulamam
    Herkesin bir burcu, bir adresi, bir adı... ne bileyim ben, bende olan ya da olmayan yığınla şeyi
    Ama herkesin Mahmudiye mahallesinde 8 nolu bir evde bırakılmış bir çocukluğu yok, olması da gerekmez
    Ama bütün çocukların bir uçurtması vardır nasılsa
    Gökyüzü ta ufuk çizgisine kadar geçmiş boynuma
    Boğuluyorum ve bundan yakınacak, dövünecek değilim şimdi
    Bin acı birikse ancak bir şiir doğurur
    Anne niye bir tek Ahmet Erhan olarak doğurdun beni?
    Hücre hücre olsaydım, köpük köpük, çizgi çizgi
    Dünya kadar Mersinim olurdu, dünya kadar düşüncem, sevgilim, umudum, umutsuzluğum, gözüm, kulağım, elim
    Paris’teki ağabeyimle el sıkışırken, bir elim Ankara’da onun için şiir yazardı
    Adını bile anmaya korktuğum ağabey, nasılsın, sana bu şiirde bir yer vermemek olmazdı
    Defter çökerdi ya da kendi kendini dürerdi bir çarşaf gibi
    O çarşafta özlem var bunu bil, o çarşafta dinmeyen gözyaşlarının buğusu
    Akranlarımla oynamayı sevmezdim ben çocukken, bunun bir açıklaması olmalı
    Şimdi de en yakın dostlarım benden en az on yaş büyük ya da ufak
    Konuşamıyorum, kimseyle barışamıyorum, aynadaki yüzümle bile
    Ve ancak her sabah cam kırıklarından onu yeniden yarattıktan sokağa çıkabiliyorum
    Neden bilmem biri enseme vurmuş gibi dönüp ardıma bakarak, günler geceler boyu oturdum Mersin için bu şiiri yazdım
    Ne ben tilkiyim, ne de Mersin kürkçü dükkanı
    Ölüme mi yaklaşıyorum, yoksa bir an durup da ufuk çizgisine bakma isteği mi bu?
    Artık ne olacaksa olsun, dindi türkü, atlastaki Mersin haritasını bıçakla oyup çıkardım
    Ve odamın duvarına astım
    Sustu ölüm. Sustu yaşam. Bir yorgunluk.
    Beni anlamasanız da olur artık
    Sekiz şubat bindokuzyüzellisekiz . Ölüm nedeni: Bilinmiyor. Ülkesi: Akdeniz.
    Kova burcundan bir çocuk
    Taammüden intihardan sanık...

    Ahmet Erhan