• Gel hele gel gel, kollarıma gelin ol
    Atarken şafaklar seher vakti yelim ol
    Gözlerim gözlerini sürelim ömrü sefa
    Atma yangınlara anla biraz serin ol
  • Ah şairim diyeceksin anla biraz
    Yaşanacak bu aşk da çığlık çığlığa!
    Ahmet Telli
    Everest Yayınları
  • Seninle varım, gidersen seninle yok olacagım.
    Anla biraz.
  • Barış Manço'nun Eşsiz Şarkılarıyla bize öğrettiği 15 Şey:
    1. Dönence ile her karanlığın ardından bir yerlerde güneşin doğacağını öğrendik.
    Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor.
    2. Dağlar Dağlar ile sevdiğimiz birisini kaybetmenin ne zor olduğunu ve son kez görebilmek için neler yapılabileceğini öğrendik.
    Dağlar, dağlar,

    Kurban olam, yol ver geçem,

    Sevdiğimi son bir olsun,

    Yakından Görem

    3. Barış söyler kendi bir ders alır mı? diyerek iğneyi kendisine de batıracak kadar açık sözlü olduğunu Sarı Çizmeli Mehmet Ağa ile öğrendik
    Yaz dostum,

    Barış söyler kendi bir ders alır mı?

    Su üstüne yazı yazsan kalır mı?

    4. Arkadaşım Eşek ile geldiği yeri, köyünü, hayvan dostlarını unutmayacak kadar da vefalı olduğunu öğrendik.
    5. Ayı ile hayvan dostlarımızı ve hayvanları hece hece bize öğreten öğretmenimiz olduğunu öğrendik.
    Oku bakayım AYI, Oku bakayım AYI

    6. Halil İbrahim Sofrası ile insanoğlunun bencilleşme evrimini de, hakkı olana hakkını vermeyi de onunla öğrendik
    Buyurun dostlar, buyurun Halil İbrahim sofrasına,

    Alnı açık gözü toklar buyursunlar baş köşeye,

    Kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeye...
    7. Müsadenizle Çocuklar sayesinde tekerlemeyi de, masalı da, dilimize hakim olmayı da ondan öğrendik.
    Kınalar yakalım elimize

    Hakim olalım dilimize,

    Aman dikkat belimize,

    Şimdi müsadenizle çocuklar...

    8. Domates, biber ve patlıcanın bir aşka nasıl engel olabileceğini de onun o güzel anlatımıyla öğrendik.
    Tam elini tutmak üzereyken, aşkımı itiraf edecekken,

    Sokaktan gelen o sesle yıkıldı dünyam,

    Domates, biber, patlıcan...

    9. Kol Düğmeleri ile ayrılığın, farklı kollarda bir araya gelemeyen kol düğmeleri gibi olduğunu öğrendik.
    İki küçük kol düğmesi, bütün bir aşk hikayesi,

    İki düğme iki ayrı kolda, bizim gibi ayrı yolda...

    10. Unutamadım ile unutamayacağımız aşklarımızı, bizim söyleyediklerimizi şarkılarında içimize işlediğini öğrendik.
    Gözlerimde yaş, kalbimde sızı, unutmadım seni

    Unutamadım, unutamadım ne olur anla beni...

    11. Bugün Bayram ile bayramların ne kadar önemli olduğunu çocuk yaşta ondan öğrendik, en güzel bayram şarkımız onun şarkısı oldu.
    Bugün bayram erken kalkın çocuklar,
    Giyelim en güzel giysileri,
    Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi...
    12. Anlıyor musun? ile aşkta kaldığımız ikilemleri de en güzel o anlattı, aşkı da, özlemi de bize o öğretti
    Ya dön bana artık duyuyor musun beni?

    Ya çık git dünyamdan anlıyorsun değil mi?

    13. Yeni Bir Gün Doğdu ile ölümü de yaşamı da 2 dakikalık şarkıda en güzel ve en net o anlattı bize...
    Gözlerim kurşun gibi ağır ağır açıldı bu sabah
    Merhaba dünya!!!
    Penceremdeki güvercin,tahta masam boş şişeler
    Can dostum çomar merhaba…

    14. Nane Limon Kabuğu ile, bize nezleden korunmak için nane - limon yapmayı da o öğretti
    Nane limon kabuğu bir güzel kaynasın aman,
    Ha ha ha ha ha içine hatmi çiçeği biraz çörek otu katasın
    aman,
    Ha ha ha ha ha hatta biraz tarçın bir tutam zencefil aman,
    Ha ha ha ha ha bin derde deva geliyor biraz daha sabret
    güzelim,
    Ha ha ha ha ha hapşu!
    Çok yaşa!
    Sende gör,
    Rahat ve iyi yaşa.
    15. Ve tabi ki Gülpembe ile ölümün nasıl acıttığını, insanı nasıl ıssız bıraktığını öğrendik. Barış Manço'nun gidişiyle de Gülpembe'nin bizim için Barış Ağabey olduğunu öğrendik. Özlemle...
    Güz yağmurlarıyla bir gün göçtün gittin, inanamadık Gülpembe,

    Bizim iller sensiz, bizim iller sessiz olamadı Gülpembe...
  • 68 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    “Kendimi sattım”cümlesinden sonra bu şiiri açtım:(
    ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI

    ...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
    yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
    göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn-
    cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
    Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
    keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
    bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
    yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
    engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
    hanım?


    Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı
    görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
    kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
    umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-
    meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-
    şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
    böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir
    anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
    başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-
    mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
    aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
    sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
    olur tükenmek değil de?


    Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
    boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz
    bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
    diyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
    tından?


    Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
    çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
    kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bi-
    lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
    Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
    görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
    nelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
    Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük
    avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
    binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik
    bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
    öğrendik böylece.

    Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım.
    Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
    Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık
    yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
    yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut
    karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
    ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
    içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?


    Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
    özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni
    oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım
    eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
    avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
    yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
    eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
    rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...


    Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
    eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
    dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
    ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
    gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin
    perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
    kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
    Ömür hanım?


    Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni
    konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben,
    kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
    reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım
    Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
    ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım
    toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş
    saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem
    hangi gözle?


    Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
    nuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
    Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
    mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
    bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
    yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
    anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
    işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
    nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
    olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor
    muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...



    Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun
    aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
    Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik
    sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
    iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o
    puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
    akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık
    izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
    kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
    bizi değişmek çirkinleştirir de.


    Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
    adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
    olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı
    yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
    şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
    ne yerinde ne yersiz...


    Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
    çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hü-
    nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
    kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duy-
    gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
    ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar
    küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
    cereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir
    ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
    içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
    bu ezbere yaşamla.


    Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...Sızar
    iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
    yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan...
    dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla
    nem, bir avuç ıslaklık...Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
    geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
    acıların anasıdır, de...


    Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler
    söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün ka-
    lıplarından. Beni duy ve anla.


    Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi
    yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun
    ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
    atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
    kurşuni-külrengi mi yoksa?


    Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil
    dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
    maktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü-
    rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
    aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim
    değil mi? Kim ne diyebilir ki?


    Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
    İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
    ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
    olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
    ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
    saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
    ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kı-
    rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
    ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.


    Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak
    yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir
    at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
    kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk,
    yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
    umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
    yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?



    Ankara, Güz/1983
  • Biraz daha kal da düşün yeniden
    Biraz anla bendeki bu hüzün neden
    Biraz anla, biraz dinle, biraz daha sev

    Kolay olmaz o kadar kolay değil
    Olursa bu bir olay
    İki insan
    Sevgiyle bir arada
    kolay değil 🎵🎶