• Sen nerden bilirsin
    Ben mutsuzluktayım , sen mutlulukta
    Anlatsam hangi kelime yeter
    Sen Anla ki halim darda
    Kaç gündür yüzüne ,sesine hasret
    Kaderin yaptığına hayret
    Dön dön ha gayret
    Evladımızla kavuşmaya hasret
    Yaşıyorsun ya büna da şükür
    Ben zifiri karanlıkta sen mutlülükta
    AKLIM FİKRİM SENDE
    3 oda sırdaşım olmuş
    Sen bugün de , bu gece de firarda
  • KUL PADİŞAHSIZ OLMAZ

    Kul padişahsız olmaz, padişah kulsuz değil,
    Padişahı kim bildi, kul etmese yort savul.

    Sultân hemişe sultân, kul hemişe kul idi,
    O kadim padişahtı usûl içinde usûl.

    Tanrı kâdim, kul kâdim, ayrılmadım bir adım,
    Gör kul kim, Tanrı kimdir, anla ey sahip kabul.

    Bize birlik sarayın, doğru beşaret ayın,
    Geç ikilik fikrinden, bırak benliği ya kul.

    Gör şimdi gizli seyri, seyir içinde sırrı,
    Kul bilmez bu tedbiri, kime değdi bu nüzül.

    Söyle söyle kamusun, ne kan ne de madensin,
    Sûreti pür mânisin, padişahı sende bul.

    Gel şimdi hicabın aç, senden ayrıl sana kaç,
    Sende bulasın mirâc, sana gelir cümle yol.

    Nere vardın ey âkil, bir ağızdan cümle dil,
    Cüziyatı müselsel haber verir aklı kül.

    Yunus bak neredesin, ne yerde, ne gökdesin,
    Bekle edep perdesin, gel şimdi gel tapu kıl.

    Yunus Emre Hazretleri
  • 240 syf.
    ·Beğendi·9/10
    "LEYLİM" bir insan sevdiğine en güzel nasıl seslenebilir? Hem onun adından uzaklaşmadan hem de kendi kalbini katarak nasıl çağırabilir ki? Bir Ahmed Arif'in Leylim'i olmak nasıl bir duygu? Peki ya, Leylim'in Arif'i olamamak? Böyle diyordu Leyla Erbil'e, Leyla'sına Leylim, Sevgili Canım, Canım Leylâm, Ömrüm diye başladı mektuplarında böylesine içten böylesine yürekten, böylesine sıcak, böylesine samimi bir dille.

    Bıkmadı usanmadı canı Leylim'ine yazmaktan ne kadar zor durumda olsa da. "kahrolası boşluğunda, ben garip, ben duyan, ben yirmi dört saatte, yirmi dört bin parça olan, ne yapardım?" dediğinde Ahmed Arif o boşluğu ben hissettim buz gibi ve karanlık içimde sanki. Yapma Leyla, Ahmed Arif böyle söylerken yokluğunla onu bin parçaya ayırma :(

    Her mektubun sonunda gözlerinden öptü sevdiğinin. Yanlış hatırlamıyorsam bir mektubunda yazmıştı gözlerinden öpmeyeceğim birine yazmam diye. Ah! Bu nasıl bir duyarlılık, güzelliktir böyle?
    "Gözlerinden öperim cânım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.
    Yarı parçan" sen en tatliş şair cümlesi olabilirsin mesela.

    Sonra "Hal, yani şimdiki zaman seninle başlar" diyen bir adama "Yazma! Sevme! ne demek?" Hakikaten ne demek bu? Leyla farkında mısın öl diyorsun ona hatta öl deseydin daha iyiydi ama yazma, sevme demeyecektin, kelimeleriyle sana tutunan bu insana. Koparamazsın ki onu ne kendinden ne de her defasında seni anan ve anlatan tüm o sözcüklerinden. Biliyor musun? Ahmed Arif duysaydı beni, çok kızardı bu söylediklerime eminim, Leylim'e bunu söylemeye hakkın yok derdi. Seni incitecek ufacık bir kelimeye dahi katiyen izin vermezdi. Bu kadar "delin divanenken" o böyle diyordu ya sana, sen ona karşılık veremedin.
    "Hep, yaz diyorum ama hiç yazmıyorsun."
    "ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol."
    "İhtiyarlayacak olsam bile, seni bekleyeceğim."
    Üzdün Ahmed Arif'i o böyle bir şeyi her ne kadar kabul etmese de tam aksine senle yücelmiş sade. Beni de üzdün :/
    Gittin evlendin başka biri ile
    "Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek, sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur."
    Ağlanmaz mı bu cümlelerde sen söyle Leylim, bunu yazan kalem kırılmış mıdır bu cümlede?
    "Anlat bana. Senden bir şeyler ummak... Umutların en olmazı da bu belki."
    Offf umutsuzluk en sevmediğim şey benim. Bu cümle umutsuzken bile umutla göz kırpıyor buna. Ne ettin sen Ahmed Arif'e Leylim şair ettin, viran ettin, mafettin :((
    "Ne güzel şey, sana inanmak! Bunu bir anlatabilsem." dedin çok güzel anlattın o kadar güzel anlattın ki ben de ona inandım. Ama bilir misin Leylim'e senin gözünle asla bakamadım, bakamazdım zira ben sen gibi kalp ateşiyle bu şiirleri, mektupları yazamazdım.
    "Sana mahkûm kalmak güzel." dedin sen;
    "Kalbindeki yerim en güzel esaretim. Bilirim sonsuza kadar kalsam yüreğinde, sevginin sıcaklığı bu kadar güzelken, ordan hiç çıkmak istemem ki. Sensiz özgürlükse zindan bana. Tıpkı kanatsız bir kuşu, soğuk ve karanlık bir gökyüzüne terk etmek gibi." demiştim ben de, aynı anlamlarda farklı satırlarda buluştuk bak gördün mü seninle? :)
    "Hasret ile gözlerini öpeyim. Orası öyle ya, bu hasret böyle biter mi?"
    Bitmez, bitmedi
    "Canım Benim,
    Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."
    Bundan mıydı Leylim'e bu denli çok "Canım" demen mektuplarında?
    Araya gönderdiğin şiirler de iliştirilmişti kitapta:
    "Bilsinler!
    Sana nasıl yandığımı..." diyor Ahmed Arif.
    Bildik, bilmeyen kaldı mı daha, sanmam. Kalmasın da :)
    "Müthîş özledim seni." Sen müthişsin asıl biliyor musun? Hayır şair olarak zaten öylesin ama onu demiyorum ben insan olarak, kalbin işte çok müthiş diyorum. Bu zamanlarda kimse kimseyi müthiş özlemiyor. :/
    "Evrenin seninle ilgili olmayan hiçbir neni beni sarmıyor zaten."
    "Şiirse içimde uyur. Sen gibi, içimde büyür."
    Evren=sen, şiir=sen. Her şey sade sen, sen olmayan tüm nenler hiç. Bunu diyor Arif, anla be Leylim.

    "Ya, sensiz edebilmeğe mahkûm eder misin beni?"
    "korkuyorum, sen uzakken. Gitme!"
    "Söyle yittin mi? Söyle! Yitebilir misin?"

    Senin de suçun yok elinde değildi belki ama Leyla mahkum ettin onu, üzgünüm gittin belki de yittin :(
    Oysa seni sevdiğini haykırmıştı, sana rağmen defalarca
    "Seni seviyor, seviyor, seviyorum."
    "SEVİYORUM. Başkaca da yokum." demişti.

    "Kazağın sırtımı, canımı, sevdan evrenimi sarmışken böyle nasıl üşürüm?"
    Neden bilmem, ben üşüdüm bu satırlarında...

    "Seni öper, öper, öper, öperim."
    Senin yalnız senin diye mektupları bitirişlerin, yandırdı içimi benim.
    "Gözlerinden, gözlerinden öperim -Bir umudum sende- Anlıyor musun?"
    Anlaşılmak istedi hep sevenler anlamadı kimi zaman sevilenler ve en iyi şairler böyle yetişti inanır mısınız? En çok acı çekenlerdi zira gerçekten sevenler...

    Son olarak en sevdiğim alıntılardan
    "Ne güzel şey senden gayrisini tanımamak, takmamak!"
    "Ve seni, canımın gizlisindeki candan aziz sakınır, düşünürüm."
    "Zaten, senden gayrı güzel düşün olur mu ki."
    "Ne zaman bu düşüne kapılsam, aklıma hep senden açmak gelir."
    "Seni anlamak, seni sevmek mühim ve aziz bir iştir."
    ...

    Yazacak o kadar çok şey, söylenecek nice cümlelerim var da ellerim varmıyor devamını yazmaya ben susayım, siz daha da fazlasını anlayın olur mu?

    Kitapta küfürlü kısımlar vardı, keşke olmasaydı bunun dışında çok sevdim.
    Ahmed Arif Ve Leylim'ine ithafen bu incelemem. Okuyan ve hisseden güzel yüreğinize sağlık.
    Sevgilerimle,
    Şiirle kalın...
    Üzdüysem sizi affola.
    "Nasıl bitireyim, umutlu mu, sevdalı mı, yoksa ağlamaklı mı?"
    Benimki hepsinden biraz oldu işte :)

    NOT: Kitap linki aşağıda mevcuttur, okumak isterseniz oradan indirebilirsiniz :)
    Bu arada kitaptan epey alıntı yapmam rahatsız ettiyse üzgünüm gerçekten. Kendi cümlelerimle anlatsam da onları eklemem kitabın güzelliğini gerçekten görebilmeniz içindi o yüzden onlar olmadan benim satırlarım eksikti :)
  • Sende olmayan şeyleri korumak adına düzenin zabiti rolüne soyunmak ya da verilecek küçücük bir rütbe için altındaki herkesi yok saymak... İnsan doğası mı yoksa insanın içinden bulunup çıkarılan mı? Misal otobüste yanlış durakta düğmeye bastığında biri; otobüs durur, inen olmaz ve şoförü mağrur bir öfke kaplar. O an ayaktaki tüm yolcular korkuyla ve mahcubiyetle birbirine bakar. Oturanlarsa bu haklı davasında şoförden yana olduklarını göstermek için "cık cık cık" yaparlar. Buna "kural" diyorlar. Sormuyorlar, "Zaten her seferde, elli durağın kırkında durmaktasın be adam, ne olur bir tanesinde de fazladan dursan?" Her kim bilir düğmeye basılan anla inmekten vazgeçilen an arasında neler var. Kuralları krallar koyar, kralcılar uygular. Uymayanı iki durak arası ezmekten zevk alan birileri var.
    Barış İnce
    Sayfa 14 - Can Sanat Yayınları
  • Klostrofobi vardı sende, affet daha fazla içimde duramazdın.
    Kandıramazdım hem bunca inananı, diyemezdim yeryüzüne indirilen son kadın o diye.
    Hüdâ korusun ateş yakardı, hâşâ ben Hz. İbrahim değilim.
    Velhasıl beşeri Aşk karın doyurmuyordu hiç, ama tutsaydım Şems'in elini Mevlana dan Mevla ya geçirirdi beni.
    Kendimden geçtiğim geceler de yok olurdu, zerre i miktar üzülmezdim aksine nasip der gülerdim belki.
    Kılıç kalkan kuşanıp Sina çölünü geçerdim halife Yavuz'la, lakin sen çıkınca benden; Fatih'in karadan yürüttüğü gemilerin altına odun oldum.
    Tarih o yüzden bahsetmedi bizden, nerde hata yaptık ki kavuşamayan Leyla ve Mecnun bile bu kadar ünlü olmuşken.
    Anla biz kavuşamamayı dahi becerememişiz, siz olmuşuz.. size diyorum bayan yalan söylemeyi ilk nereden öğrendiniz.
    Denize düşüp sana sarıldığım için mi yoksa, etrafımı sardı bu kahpe bizans askerleri.
    Hem kaç kere daha öğreteceğim kendime, şedde iki defa okutur; adını defalarca kez okuma diye.
    Neyse bu vakitlerde şiir yazmak kötü şans getirirmiş, ne diyeyim bir seni getirmedi zaten şu vakitler..